Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/195 E. 2026/1091 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/195
Karar No
2026/1091
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/195 - 2026/1091 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2025/195 KARAR NO : 2026/1091

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 05.11.2024 NUMARASI : 2022/74 Esas 2024/614 Karar

DAVACI : VEKİLİ :

DAVALI : VEKİLİ :

DAVANIN KONUSU : Tazminat (Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) KARAR TARİHİ : 15.06.2026 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 06.07.2026

İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI Davacı vekili dava dilekçesinde;15.06.2016 tarihinde, davalı sigorta şirketi tarafından Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası sigortalanmış çekici ve buna bağlı römork sürücüsünün karıştığı kaza neticesinde araç içerisinde yolcu olarak bulunan davacının yaralandığını, geçici ve sürekli iş göremezliğinin oluştuğunu, kazanın meydana gelmesinde davacının kusuru olmadığını, dava öncesinde davalı sigorta şirketine yapılan başvuru sonucu davalı sigorta şirketi tarafından 61.868,00.-TL ödeme yapıldığını ancak yapılan ödemenin davacının zararını karşılamadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10,00.-TL geçici iş göremezlik tazminatı, 20,00.-TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 10,00.-TL tedavi gideri, 10,00.-TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 50,00.-TL maddi tazminatın davalı sigorta şirketi tarafından ödeme yapıldığı tarihten itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsilini istemiş, 17.01.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile geçici iş göremezlik tazminatını 24.603,13 TL, bakıcı giderini 4.026,65 TL, tedavi giderini 7.620,00 TL, sürekli iş göremezlik tazminatını ise 179.882,37 TL olarak belirlemiş, davalının istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararından sonra talep artırım dilekçesi olduğunu beyan ettiği dilekçe ile sürekli iş göremezlik tazminatını 68.249,60 TL daha artırarak 248.131,97 TL'ye çıkartmıştır. Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava öncesi başvuru şartı yerine getirilmediğinden öncelikle davanın usulden reddi gerektiğini, davacıya 24.07.2017 tarihinde 61.868,00.-TL ödeme yapıldığını ve davalı şirketin sorumluluğunun sona erdiğini, davacının maluliyetinin tespit edilmesi gerektiğini, hesaplamanın 1,8 teknik faiz kullanılarak ve TRH-2010 Yaşam Tablosu esas alınarak yapılması ve davacının gelirinin resmi belgelerle ispatlanamaması halinde hesaplamada asgari ücretin esas alınması gerektiğini, davalı şirketin geçici iş göremezlik ve tedavi giderine ilişkin sorumluluğu olmadığını, davacının kaza nedeni ile elde ettiği gelir ve tazminatların mahsup edilmesi gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte dava tarihinden itibaren yasal faiz talep edilebileceğini ileri sürerek davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk derece mahkemesi tarafından daha önce verilen 13.05.2019 tarihli, 2017/522 Esas 2019/463 Karar sayılı kararın, davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine, Dairemiz 16.12.2021 tarih, 2019/2035 E. 2021/2445 K. Sayılı kararı ile eksik inceleme nedeniyle davalı lehine kaldırılması üzerine mahkemece yeniden yapılan yargılamada ilk derece mahkemesince; davanın sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatı, tedavi gideri ve bakıcı gideri alacağına ilişkin olduğu, daha önce verilen 13.05.2019 tarih 2017/522 Esas 2019/463 Karar sayılı karara davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu, kararı inceleyen Ankara BAM 26. Hukuk Dairesi'nin 2019/2035 E. 2021/2445 K. Sayılı kararı ile; maluliyet raporunun karar vermeye elverişli olmadığından kararı kaldırması üzerine Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulundan alınan raporda; davacının tüm vücut engellilik oranının % 18 olduğu, tıbbi iyileşme süresinin 9 aya kadar uzayabileceği, başka birisinin sürekli veya geçici bakımına muhtaç durumda olmadığı görüş ve kanaatine varıldığının bildirildiği, davacının itirazı üzerine alınan 04.01.2024 tarihli Adli Tıp İkinci Üst Kurulu raporu ile de; davacının tüm vücut engellilik oranının % 18 olduğu, tıbbi iyileşme süresinin 9 aya kadar uzayabileceği, başka birisinin sürekli veya geçici bakımına muhtaç durumda olmadığı görüş ve kanaatine varıldığının bildirildiği, rapor yeterli görülerek aktüer bilirkişiden alınan raporda;...'ın yaralanması nedeniyle SGK tarafından karşılanmayan geçici iş gücü kaybı tazminatının 11.966,59 TL, SGK tarafından karşılanmayan tedavi gideri tazminatının 7.620,00 TL, bakiye sürekli iş gücü kaybı tazminatının 29.206.75 TL olduğunun belirtildiği rapora itiraz üzerine alınan 02.05.2024 tarihli aktüer raporunda; geçici iş göremezlik tazminatının 11.966,59.-TL olarak hesaplandığı, bakiye sürekli iş göremezlik tazminatının -usuli kazanılmış haklara göre yapılacak hesaplamanın takdiri mahkemeye ait olmak üzere ilk karar tarihi verilerinin esas alınması halinde 57.205,64.-TL; rapor tarihi verilerinin esas alınması halinde 853.922,97.-TL ( davalı sigorta şirketi tarafından 24.07.2017 tarihinde ödemesi yapılan 61.868,00 TL'nin güncelleştirilmiş tutarı olan 105.340,01 TL düşülerek) olarak hesaplandığı, davacının bakıcı ihtiyacı olmadığı tespit edilmekle bakıcı giderine ilişkin hesaplama yapılmadığı, dosya içerisindeki 07.01.2019 tarihli Bilirkişi Raporu ile; davacının tedavi gideri alacağının 7.620,00.-TL olarak hesaplandığı, hususlarının belirlendiği görülüğü, mahkemece yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre; olay tarihi olan 15.06.2016 tarihinde mülkiyeti dava dışı ...'ye ait olan ve davalı sigorta şirketinden Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası poliçesi ile sigortalı olan aracın tek taraflı yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazası nedeniyle alınan kusur raporuna göre; davacı yolcu ...’ın kazada herhangi bir kusurunun bulunmadığının belirlendiği, alınan maluliyet raporuna göre davacının dava konusu trafik kazasına bağlı çalışma ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının % 18 olduğu, tıbbi iyileşme süresinin 9 aya kadar uzayabileceği, başka birisinin sürekli veya geçici bakımına muhtaç durumda olmadığının belirlendiği, aktüer bilirkişi tarafından yapılan hesaplamaya göre davaya konu trafik kazası nedeniyle; başka birisinin sürekli veya geçici bir süreliğine bakımına muhtaç durumda olmadığı için bakıcı giderine ilişkin hesaplama yapılmadığı, davacının geçici işgöremezlikten doğan zararının 11.966,59.-TL, sürekli iş göremezlikten doğan zararının 853.922,97.-TL, tedavi giderinin 7.620,00.-TL olarak hesaplandığı, kaza tarihi itibarıyla poliçe teminat limitinin 310.000,00-TL olduğu, davacının 14.10.2024 tarihli ıslah dilekçesi ile sürekli iş göremezlik tazminatı talebini 310.000,00-TL'ye artırdığı, davalı sigorta şirketi tarafından 24.07.2017 tarihinde ödemesi yapılan 61.868,00 TL'de dikkate alınarak, aktüer bilirkişi raporu hükme esasa alınarak, davalı sigorta şirketinin 2918 sayılı KTK'nın 91 ve 85.maddeleri gereğince ZMMS poliçesi kapsamında sorumluluğu nedeniyle davanın kabulüne karar vermek gerektiği gerekçesiyle; "Davanın kabulü ile; 248.131,97-TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 11.966,59-TL geçici iş göremezlik tazminatı, 7.620,00-TL tedavi gideri olmak üzere toplam 267.718,56-TL maddi tazminatın 24.07.2017 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine, “ karar verilmiş hüküm davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; maluliyet durumunun Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre belirlenmesi gerektiğini, AYM iptal kararları ve AB Uyum Yasalarının uyuşmazlıklarda uygulanması gerektiğini, maluliyetin düşük belirlendiğini, hesaplamanın da uygun olmadığını, tazminattan hakkaniyet indirimi yapılmayacağını, Türkiye'de yaşam süresinin daha uzun olduğunu, ticari faiz uygulanması gerektiğini belirterek kararı istinaf etmiştir. Davalı vekili istinaf Başvuru dilekçesinde; dava konusu olayın 15.06.2016 tarihinde meydana geldiğini ve ıslah tarihinde 8 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu zamanaşımı itirazlarının da bulunduğunu, zamanaşımının uygulanması gerektiğini, ayrıca daha önce verilen kararın sadece davalı lehine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26 Hukuk Dairesi tarafından kaldırıldığını, bu nedenle daha önce hesaplanan tazminatın %18 maluliyet oranı çerçevesinde oranlaması gerekirken güncel verilere göre hesaplama yapılmasının hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, bu şekilde usuli kazanılmış haklarının da ihlal edildiğini, bunun yanı sıra ödeme tarihine göre ödemenin yeterli olup olmadığının denetlenmemiş olmasının da hatalı olduğunu, ödeme zararı karşıladığından davanın reddi gerektiğini, aksi durumda ise ilk karardaki tazminatın oranlanarak tazminatın belirlenmesi talep ettiklerini, ayrıca TRH 2010 Yaşam tablosu ve porgresif rantın esas alınmasının da hatalı olduğunu, teknik faiz uygulanmak suretiyle hesaplamanın yapılması gerektiğini, AYM kararlarının geriye yürümeyeceğini, belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Mahkemece verilen kararda kamu düzenine aykırılıklar gözetilerek, istinaf edenin sıfatına göre ve istinaf sebepleri ile sınırlı olarak, ayrıca ilk derece mahkemesi tarafından verilen karar, kaldırma kararı üzerine verildiğinden, daha önce verilen kararın ise sadece davalı tarafından istinaf edilmiş olması nedeniyle davalı lehine oluşan usuli kazanılmış haklar gözetilerek HMK'nın 355. maddesi gereğince yapılan inceleme neticesinde; Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemidir. İlk derece mahkemesi tarafından daha önce verilen kararın, davalı tarafından istinaf edilmesi üzerine, davalı lehine kararın kaldırılması sonrasında, mahkemece yeniden yapılan yargılamada davacının hesaplanan miktar üzerinden davasını ıslah edebileceği kabul edilerek, kaldırma kararı sonrasında yapılan ıslah esas alınarak davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davacı, 15.06.2016 tarihinde davacının yolcu olarak bulunduğu aracın tek taraflı kazası neticesinde yaralandığını ve cismani zarara uğradığını, zararları kapsamında sigorta şirketi tarafından daha önce 61.868,00 TL ödeme yapılmış ise de, ödemenin yetersiz olduğunu belirterek, geçici iş göremezlik, sürekli iş görmezlik zararları ile tedavi ve bakıcı giderlerini talep etmiş, İlk derece mahkemesi tarafından, Hacettepe Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığından "Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine" göre alınan raporda, davacının maluliyet oranın %51 olduğu, 18 ay geçici iş göremez kaldığı ve 4 ay bakıcı ihtiyacı olduğunun belirlenmesi üzerine, kusur ve maluliyet oranına, sürekli iş göremezlik, geçici iş göremezlik, bakıcı gideri ve tedavi giderine ilişkin alınan rapor sonrasında, 13.05.2019 tarihli 2017/522 E. 2019/463 K. Sayılı kararı ile davacının ıslah dilekçesi de nazara alınarak, davacı lehine 179.882,37 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 24.603,13 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 7.620,00 TL tedavi gideri ve 4.026,65 TL bakıcı gideri olmak üzere 216.132,15 TL maddi tazminatın, yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş iken, ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın davalının istinaf başvurusu üzerine kaldırılması sonrasında Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulundan ve raporlar arasındaki çelişki nedeniyle Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulundan alınan ve "Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Raporlar Hakkındaki Yönetmelik" hükümlerine göre tanzim edilen raporlarda, davacının vücut özür oranın %18 olduğu, iyileşme süresinin 9 ayı bulacağı, sürekli ve geçici başkasının bakımına ihtiyaç duyulmayacağının rapor ediliği, dosya kapsamından görülmüştür. İlk derce mahkemesi tarafından daha önce %51 maluliyet oranı, 18 ay geçici iş göremezlik süresi ve 4 ay bakıcı ihtiyacı üzerinden verilen kararın, davalı lehine Dairemizce kaldırılması sonrasında, özür oranı %18, geçici iş göremezlik süresi 9 ay olarak tespit edilen ve bakıcı ihtiyacı olmadığı belirlenen davacı (ilk kararı istinaf etmemiş olmasına rağmen), aktüer hesap bilirkişisinden alınan 08.10.2024 tarihli alternatifli olarak hesaplama içeren raporda, öncelikle davacıya yapılan ödeme tarihi itibariyle ödemenin yeterli olup olmadığı değerlendirilerek, ödemenin yeterli olmadığının tespit edilmesi sonrasında, ilk derece mahkemesi tarafından daha önce verilen karara esas alınan rapor tarihindeki (13.05.2019) verilere göre yapılan hesaplamada, sürekli iş göremezlik tazminatının 57.205,64 TL olarak hesaplandığı, ayrıca rapor tarihe (08.10.2024) göre hesaplanan sürekli iş göremezlik tazminatının da 853.922,97.-TL olarak hesaplandığı, geçici iş göremezlik tazminatının 11.966,59.-TL , bakıcı gideri olmaması nedeniyle hesaplama yapılmadığının belirtilmesi sonrasında, davacı vekili 08.10.2024 tarihli veriler çerçevesinde yeniden hesaplanan tazminat üzerinden davadan önce sakatlık teminatı kapsamında yapılan ödeme sonrasında bakiye limit üzerinden sürekli iş göremezlik tazminatını 248.131,97 TL artırdığı; ilk derece mahkemesi ise daha önce verilen kararın sadece davalı tarafından istinaf etmiş olmasının yargılamaya etkisi değerlendirilmeksizin, ayrıca geçici ve sürekli iş göremezlik zararlarının karşılanacağı sakatlık teminat limiti (310.000-61.868) 248.132,00 TL kaldığı halde, davanın kabulüne karar verildiği belirtilerek, ilk kararda 179.882,37 TL olan sürekli iş göremezlik tazminatını 248.131,97 TL olarak, ilk kararda 24.603,13 TL olan geçici iş göremezlik miktarını da azaltarak 11.966,59 TL olarak, tedavi giderini ilk kararı ile aynı miktarda, ilk kararda hüküm altına alınan bakıcı giderine ise değinmeksizin karar verildiği, ilk karar ve talebe göre reddi gereken hususlara da karar verilmediği, ilk karardaki usuli kazanılmış haklar gözetilmediği gibi, sakatlık teminatı bakiye limiti 248.132,00 TL olduğu halde sürekli iş göremezlik tazminatı ve geçici iş görmezlik tazminatı olarak toplam 260.098,56 TL'ye hükmedilerek, bakiye limitin de gözetilmeden karar verildiği görülmüştür. İlk derece mahkemesi kararında talep çerçevesinde hüküm kurma açısından açıklanan hatalar mevcut ise de, söz konusu hataların yorumlanması ve değerlendirilmesi açısından, davada öncelikle çözülmesi gereken uyuşmazlık, ilk derece mahkemesi tarafından daha önce verilen ilk kararın davacı tarafından istinaf edilmemiş olması durumunda, söz konusu kararın davalı lehine usuli kazanılmış hak oluşturup oluşturmayacağı, usuli kazanılmış hak oluşturacak ise, usuli kazanılmış hakkın daha önce hüküm altına alınan tazminat miktarı ile mi sınırlı olduğu, özellikle aktüer hesaplama ile zararın belirlenmesi yoluna gidilen davalarda, aktüer hesaplamaya esas veriler açısından da usulü kazanılmış hakkın söz konusu olup olmayacağına ilişkindir. Bu kapsamda, uyuşmazlığın, "usulü kazanılmış hak" ve "kanun yolları açısından mahkemeye erişim hakkı" ilkelerine göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Usulü kazanılmış (müktesep) hak kavramı, Türk hukukuna Yargıtay içtihatları ile girmiş, hakkın kapsamı ve genel hatları da yine içtihatlar ile belirlenmiştir. 09.06.1960 Tarih 21/9 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı ile “Bir mahkemenin Temyiz Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verme mükellefiyeti meydana gelir ve bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen esaslara aykırı bulunması, “usule uygun sayılmaz ve bozma sebebidir; meğerki bu aykırılık sadece bozma kararında gösterilen bir usul kaidesine ilişkin bulunsun ve son kararın neticesini değiştirecek bir mahiyet arz etmesin. Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince muamele yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisi lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usulî müktesep hak yahut usule ait müktesep hak denilmektedir.” denilmek suretiyle tanımlanan usuli kazanılmış, sonrasında çıkan içtihatlarla sınırları belirlenerek, temyiz incelemesi sonrasında verilen kararlarda karşı tarafın temyize başvurmaması halinde temyiz eden kişi aleyhine hüküm bozulmaması (aleyhe bozma yasağı) yanı sıra bozma kararı sonrasında verilecek kararlarında temyiz eden aleyhine olamayacağı (aleyhe hüküm verme yasağı) kabul edilmiştir. İstinaf Kanun yolu açısından "usuli kazanılmış hakka" bakıldığında ise; bilindiği üzere ülkemizde iki dereceli yargı sistemi uygulanmakta iken 2004 yılında kabul edilen 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un yürürlüğe girmesi ve 6100 sayılı Kanun ile istinaf kanun yolu hükümlerinin düzenlenmesi, bu düzenlemeye uygun olarak 20.07.2016 tarihinde bölge adliye mahkemelerinin faaliyete başlaması ile üç dereceli yargı sistemine geçilmiş bulunmaktadır. Bir davanın talepler ve ileri sürülen sebeplerle sınırlı olarak bir üst derece yargı yerince yeniden görülmesini, gerekiyorsa yeniden hükme bağlanmasını amaçlayan kanun yoluna istinaf denir. İstinaf ile ilgili dar ve geniş istinaf sistemi olmak üzere iki sistem öngörülmüş olup ülkemizde dar anlamda istinaf sistemi kabul edilmiştir. Geniş anlamda istinaf sisteminde ilk derece yargılamasındaki gibi yeniden inceleme yapılmakta, maddi mesele, ortaya çıkan değişiklikler herhangi bir sınırlamaya tâbi olmaksızın ileri sürülen yeni delil ve olaylar yeniden ele alınarak incelenmektedir. Dar anlamda istinaf sisteminde ise ilk yargılamadaki her şey yenilenmemekte, ilk yargılama baştan sona aynen tekrarlanmayarak maddi olay incelemesi yapılmakta ve kural olarak özellikle ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen hususlar incelenmemektedir. Yani dar anlamda istinaf sisteminde verilen kararın ileri sürülen hususlar çerçevesinde maddi ve hukuki denetimi yapılmaktadır (Hukuk Genel Kurulu, 28.01.2026 tarihli ve 2025/12-171 Esas, 2026/28 Karar) Dar anlamada istinaf yolunun kabul edilmiş olması nedeniyle (istinaf yoluna gidilmesi ilk derece yargılamasının devamı niteliğinde olmaması, kamu düzeni hariç sadece istinaf edenin sıfatı ve istinaf sebepleri ile sınırlı inceleme yapılacak olması) denetim mahkemesi olan istinaf mahkemelerinin inceleme kapsamı nazara alındığında Yargıtay kararları açısından usul hukukunda yer bulan usuli kazanılmış hak, aleyhe bozma (kaldırma) yasağı ve aleyhe hüküm verme yasağının "istinaf kanun yolu" açısından da, istinaf incelemesi sırasında ve istinaf incelemesi sonrasında yeniden kurulacak hüküm açısından nazara alınacağı Dairemiz ve Yargı ekseriyeti tarafından kabul edilmektedir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2026/10-153 E 2026/325 K. "İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen kararın tebliğ edildiği ancak davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunda bulunmadığı, davacılar vekilinin ise bu karara yönelik sadece vekâlet ücretine ilişkin istinaf sebebi ileri sürdüğü, Bölge Adliye Mahkemesince de davanın esasına ilişkin değil de sadece vekâlet ücreti yönünden hüküm kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verildiği dikkate alındığında, İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı istinaf başvurusunda bulunmayan davalı Kurumun Bölge Adliye Mahkemesinin kararını temyiz etmesi üzerine Özel Dairece işin esasına ilişkin temyiz incelemesi yapılması mümkün değildir." denilerek, dar anlamda istinaf incelemesinin bir sonucu olarak, istinaf kanun yoluna başvurulmasında usuli kazanılmış hakların korunacağını ve istinaf yargılamasının, ilk derece yargılamasının devamı olmadığını ortaya koymuştur. (Yargıtay HGK 2025/10-758 E. 2026/297 K "...usuli kazanılmış hak kavramı, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Hemen belirtmek gerek ki, gerek mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (1086 sayılı Kanun), gerek HMK'da usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. ") Kanun yollarında usuli kazanılmış hak hakkın korunmasının nedenleri arasında kabul edilebilecek diğer durumlar ise "hukuki belirlilik" ve "meşru beklentinin" zedelenmemesidir. Mahkemece verilen kararın, karar tarihindeki hukuk normlarına göre hatalı olduğunu düşünen tarafın, meşru beklentisi hukuk normlarının doğru şekilde uygulanması ile davalı açısından; sorumluluğun azaltılması ya da kaldırılması, davacı açısından ise sorumluluğun belirlenmesi ya da artırılması olup, kanun yoluna müracaat neticesinde verilecek kararın sadece hukuki hatanın tespiti sonucu doğurması halinde "meşru beklentinin" karşılanması sonucunu da doğurmayacaktır ki bu durumda usuli kazanılmış hakların korunduğundan söz etmek mümkün olmadığı gibi, Kanun yolları açısından, mahkemeye etkili erişim hakkının sağlandığından da söz etmek mümkün olmayacaktır. Tazminat davasında, davalının hakkında verilen kararda, hata yapılmamış olsaydı daha az tazminat ile sorumlu olacağı durumda, bu karara karşı kanun yoluna gitmesinde muradı (meşru beklentisi) sadece hatanın tespiti değil, tespit edilen hatanın düzeltilmesi ile sorumlu olacağı miktarın buna göre belirlenmesidir. Kanun yoluna başvurmadan sonra istinaf eden aleyhine gelişen durumlar esas alınarak, yeniden tazminat belirlenerek, tazminat miktarının bu nedenle artması sonucu, ilk kararda verilen miktarla sınırlı sorumluluğa karar verilmesi, özellikle vekalet ücretinin hüküm tarihine göre arttığı ve yeni yargılama giderlerinin ilave edildiği durumda, usuli kazanılmış hakların korunduğu sonucunu doğurmayacağı gibi, kanun yoluna gitmeyi anlamsız ve gereksiz kılan bir yaklaşım oluşturabileceğinden kanun yolları açısından mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu da doğurabilecektir. (zira ilk karardaki hata, kanun yolu ile tespit edilse dahi ilk karardan sonra artan asgari ücret nedeniyle aynı miktarla sorumlu olunacak bir durum da, artan yargılama gideri ve vekalet ücreti tarafın kanun yoluna gitmesini gereksiz kılacağı gibi, bu şekilde bir değerlendirme yapılması halinde HMK'nın 30. maddesi gereğince, tazminatın hataya rağmen ilk karardan sonra gelişen durum nedeniyle ilk kararı aşacağının belirlendiği durumlarda kararın bozulmasına ya da kaldırılmasına karar verilmesi de sonuca etkili olmayacaktır.) Bu açıklamalardan sonra, ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın, taraflardan sadece birisi tarafından istinaf edilmiş olması halinde kanun yoluna başvuran yönünden usuli kazanılmış hakların korunması hukukun gereği olup, usuli kazanılmış hakkın korunması açısından ise, sadece hatanın tespitine yönelik bir uygulamanın, kanun yoluna müracaatta belirlilik ve meşru beklenti zedelenmesine sebep olacağı gözetildiğinde, hesaplamaya esas alınan veriler açısından da usuli kazanılmış hakkın korunacak şeklide hesaplama yapılması, kanun yoluna başvurmayı, istinaf eden açısından daha anlamı ve gerekli kılacaktır. Somut olayda, ilk derece mahkemesinin daha önce verilen 13.05.2019 tarihli 2017/522 E. 2019/463 K. Sayılı kararında, davacının kaza neticesinde %51 maluliyeti, 18 ay geçici iş göremez kaldığı, 4 ay bakıcı ihtiyacı olduğu kabul edilerek 179.882,37 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 24.603,13 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 4.026,65 TL bakıcı gideri ve 7.620,00 TL tedavi gideri zararı olduğu kabul edilerek, davanın esası hakkında karar verilmiş, bu karara karşı davacı istinaf yoluna başvurmamış, sadece davalı maluliyet raporunun karar vermeye elverişli olmadığını ve hükmedilen kadar tazminatın haksız olduğunu belirterek kararı istinaf etmiştir. Davalının kararı istinaf etmekle beklentisi, sadece hatanın tespit edilmesi değil, hatanın düzeltilmesi ile birlikte davanın reddi ya da hükmedilenin altında bir tazminata karar verilmesidir. Bu beklenti "meşru beklenti" olup, karar sonrası artan asgari ücretin ya da gelirdeki artışların nazara alınarak, usuli kazanılmış hakkın sadece tazminat miktarı ile sınırlı tutulacağının kabul edildiği durumda, kanun yoluna müracaatta belirliliği kaldırılacağı gibi, meşru beklentinin korunduğu sonucu da doğurmayacaktır. Eldeki davada görüleceği üzere hatalı %51 maluliyete göre hesaplanan tazminat miktarı, şayet %18 maluliyete göre hesaplandığında ilk kararda daha az olacağı bir durumda, kaldırma kararı sonrasında %18 maluliyet oranına göre hesaplama yapılarak, tazminatın %51 maluliyeti de aşar şekilde hesaplanarak ilk karardaki miktarı aşmamak üzere karar verilmesi, davalı açısından kanun yoluna başvurmasını anlamsız ve gereksiz kılacaktır. Zira, istinaf etmekte haklılığı tespit edilen davalı, maluliyet oranları arasındaki farka rağmen aynı miktarda tazminatla sorumlu tutulmakla birlikte, kanun yoluna gittiği için (haklı olduğu halde) artan yargılama giderleri ve vekalet ücreti ile adeta cezalandırılmış olacaktır. Bu itibarla; İlk derece mahkemesi tarafından, hükme esas alınan 08.10.2024 tarihli raporda; daha önce verilen karara karşı sadece davalının kanun yoluna müracaat ettiği kabul edilerek 13.05.2019 tarihi itibariyle yapılan hesaplamada davacının bakiye sürekli iş göremezlik tazminatı 57.205,54 TL olarak hesaplandığından, yapılan hesaplama da denetime ve karar vermeye elverişli olduğundan, sürekli iş göremezlik tazminatı yönünden buradaki hesaplamaya göre talebin kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, istinaf kaldırma kararından sonra alınan rapor tarihindeki hesaplamaya göre karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. 2- HMK'nın 176. Maddesinde "(1) Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir. (2) Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir." denilmiş olup, HMK'nın 177. Maddesinde, "(1) Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. (2) (Ek:22/7/2020-7251/18 md.) Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz. (3) Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa, bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir. " denilerek, Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından ya da Yargıtay bozma kararından sonra kararın ıslah edilebileceği düzenlenerek, kanun gerekçesinde "Maddeyle, Kanunun ıslahın zamanı ve şeklini düzenleyen 177 nci maddesine ikinci fıkra ilave edilmekte ve ıslahın kanun yolu incelemesinden sonra hangi şartlarda yapılabileceğine ilişkin hüküm getirilmektedir. Mevcut metinde ıslahın “tahkikatın sona ermesine kadar” yapılabileceği hüküm altına alınmıştır. Ancak ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılması veya temyiz incelemesi sonucunda bozulmasından sonra ilk derece mahkemesince tahkikata yönelik bir işlemin yapılması durumunda, ıslahın caiz olup olmadığı hususu, birinci fıkrada yer alan “tahkikatın sona ermesine kadar” ibaresi sebebiyle doktrin ve uygulamada ciddi şekilde tartışılmıştır. Bu kapsamda, Yargıtay’ın bozma ilamından sonra ıslahın yapılamayacağına ilişkin 4/2/1948 tarihli ve 10/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının, Kanunun 177 nci maddesi hükmü karşısındaki durumu Yüksek Mahkemece tartışılmış ve 6/5/2016 tarihli ve 1/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla, mevcut düzenlemeler itibariyle 1948 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının geçerli olduğuna karar verilmiştir. Düzenlemeyle, iş yükünün azaltılması ve usul ekonomisi ilkesinin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla; Yargıtay tarafından bozulan veya bölge adliye mahkemesi tarafından kaldırılan hükme ilişkin olarak, ilk derece mahkemesince tahkikata ilişkin bir işlem yapılması durumunda, tahkikat sona erinceye kadar ıslahın yapılabileceği hüküm altına alınmaktadır. Ancak bu durum tarafların aynı davada ancak bir kez ıslah yoluna başvurabileceği kuralını değiştirmeyecektir. Bununla birlikte maddeye eklenen ikinci fıkranın son cümlesine göre, bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum, ıslah hakkının kullanılmasıyla ortadan kaldırılamayacaktır. Bu ifadeyle kastedilen, Yargıtay’ın bozma kararından sonra ilk derece mahkemesinde yapılan yargılamada dikkate alınması gereken ve kanun hükümleriyle düzenlenmemiş olan usuli kazanılmış hak ve aleyhe hüküm verme yasağı gibi kurumlarıdır. Bu kapsamda Yargıtay’ın bozma kararına uyulması sonucunda, ilk derece mahkemesinin hüküm fıkralarından biriyle ilgili olarak usuli kazanılmış hak oluşmuşsa bu hakkı bertaraf edecek şekilde ıslah yapılamayacağı hüküm altına alınmaktadır. Örneğin ilk derece mahkemesinin anapara ve faizin tahsiline ilişkin kararına karşı istinaf yoluna başvurulmuş, bu başvuru reddedilmiş, ret kararı aleyhine temyiz yoluna müracaat edilmiş, karar sadece faizin yanlış oran uygulanarak hesaplanması noktasından bozulmuş ve ilk derece mahkemesince bozmaya uyulmuş ise bozmaya uyulmasından sonra yapılacak tahkikatta anapara miktarını artıracak şekilde ıslah yapılamayacaktır." denilerek, HMK'nın 177. Maddesindeki kanun yolundan sonra yapılacak ıslahın, HMK'nın 176. maddesinde belirtilen davada bir kez ıslah kuralının istisnası olmadığı, ayrıca usuli kazanılmış hakların ıslah ile aşılmayacağı belirtilmiştir. Somut olayda, ilk derece mahkemesi tarafından verilen ilk karar, davacı tarafından istinaf edilmemiş ve alacak miktarı davada belirlenmiştir. Dava, ister belirsiz alacak davası olsun, ister kısmi dava olsun, davalının oluşan usuli kazanılmış hakkı çerçevesinde dava değerinin ilk kararda belirlenen üzerinde olduğundan bahisle ıslah edilmeyeceğinden, davacının, davalının istinaf başvurusu üzerine verilen kaldırılan karardan sonra yaptığı ıslah talebi yapılmamış sayılarak, usuli kazanılmış hakları gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, usuli kazanılmış hakları gözetmeksizin davanın esası hakkında karar verilmiş olması da hatalıdır. 3-Davacı, bakıcı gideri zararı olduğundan bahisle tazminat talep etmiş olup, Dairemiz kaldırma kararından sonra alınan raporda davacının bakıma muhtaç olmadığı tespit edilmiştir. Mahkemece, davacının bakıcı gideri zararı olmadığını gerekçede belirtmiş, hüküm fıkrasında olumlu olumsuz bir karar verilmeksizin, dava tam kabul edilmiş gibi (bakıcı giderine ilişkin bir karar verilmeden) hüküm oluşturulmuştur. Yine davacı 24.603,13 TL geçici iş göremezlik tazminatı talep ettiği halde yargılama neticesinde 11.966,59 TL geçici iş göremezlik zararından davalı sorumlu tutulduğu halde, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmemiştir. Bu şekilde verilen karar HMK'nın 26. ve 297. maddesine uygun olmadığından, doğru görülmemiştir. 4-Kabule göre de, kaza tarihi ile davalının ZMMS kapsamında sorumlu olduğu limit, Sakatlık teminatı kapsamında 310.000,00 TL, Tedavi ve Sağlık Gideri Teminatında 310.000,00 TL olup, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından, geçici iş göremezlik zararları ile sürekli iş görmezlik zararları sakatlık teminatı kapsamında karşılanacak zararlardır. Somut olayda, davalının, davadan önce yapılan ödemeden sonra bakiye sakatlık teminatı 248,132,00 TL olup, geçici iş görmezlik ve sürekli iş göremezlik tazminatı açsından, bu limitin üzerinde sigorta şirketinin sorumluluğuna karar verilmiş olması da doğru görülmemiştir. 5-Davacı vekili tarafından, hükme esas alınan maluliyet raporuna esas alınan Yönetmeliği uygun yönetmelik olmadığını, maluliyetin düşük belirlendiğini, hesaplamanın hatalı olduğunu, davacının daha uzun yaşama süresi olması gerektiğini, faizin avans faizi olması gerektiğini ileri sürerek kararı istinaf etmiş ise de, hükme esas alınan maluliyet/özür raporunun Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından, TBK'nın 54. maddesinde düzenlenen çalışma gücünün azalmasına ya da yitirilmesinde esas alınan yönetmelik hükümlerine göre tanzim edilmiş olmasına, ayrıca Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulundan alınan rapor ile raporlar arasındaki çelişkinin giderilmiş olmasına, davalının sorumluluğun belirlenmesinde, ilk kararı davacının istinaf etmemiş olması nedeniyle usuli kazanılmış hakların korunacak olmasına, bu çerçevede davacının ilk kararda hükmedilen yasal faize yönelik istinaf başvurusunun olmaması karşısında, kaldırma kararı sonrasında da tazminatın yasal faiz ile hüküm altına alınmasında isabetsilik olmamasına, hesaplamada TRH2010 Yaşam Tablosunun uygulanmış olmasına göre davacının tüm istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Buna göre; yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkemece yapılan yargılamada eksiklik bulunmamasına, yapılan hata nedeniyle yeniden yargılamaya ihtiyaç duyulmamasına göre ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın esası hakkında yeniden hüküm tesisine, buna göre, ilk derece mahkemesince daha önce verilen kararı, sadece davalının istinaf etmiş olmasına göre, Dairemiz kaldırma kararı öncesinde alınan raporda %51 maluliyeti, 18 ay geçici iş göremezliği ve 4 ay bakıcı ihtiyacı olduğu belirlenen davacının, kaldırma kararı sonrasın %18 vücut özür oranı olduğu ve iyileşme süresi 9 ay olarak tespit edilen ve bakıma muhtaç olmadı belirlenen davalının, kaldırma kararı sonrasında, davalının usuli kazanılmış hakları korunarak tanzim edilen aktüer raporunda, bakiye sürekli iş göremezlik tazminatı 57.205,64 TL, geçici iş göremezlik tazminatı 11.966,59 TL olarak hesaplandığından, kaldırma kararı öncesinde uzman doktordan alınan raporda tedavi gideri 7.620,00 TL olarak hesaplandığından, alınan raporlar yeterli görülerek, davacının, açıklanan raporda belirtilen miktarlar üzerinden, talebinin kısmen kabulü ile fazlaya ilişkin sürekli iş göremezlik ve geçici iş görmezlik tazminatı ile kanıtlanmayan bakıcı giderine yönelik talebinin reddine karar verilerek, ilk derece mahkemesi kararında kesinleşen yönler korunarak aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle, I-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, II-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, HMK'nın 353/1-b-2.maddesi uyarınca esas hakkında YENİDEN KARAR VERİLMESİNE, Buna göre; 1-Davanın kısmen kabulü ile; 57.205,64 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 11.966,59-TL geçici iş göremezlik tazminatı, 7.620,00-TL tedavi gideri olmak üzere toplam 76.792,23-TL maddi tazminatın 24.07.2017 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak davacı tarafa VERİLMESİNE, Fazlaya ilişkin istemin REDDİNE, 2-Alınması gereken 5.245,68 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 31,40 TL peşin harcın ve ıslah harcı olarak yatırılan 972‬,00 TL olmak üzere toplam 1.003,4‬0 TL harcın mahsubu ile bakiye 4.242,28‬ TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 3-Davacı tarafından yatırılan 1.003,4‬0 TL peşin ve ıslah harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4-a)Davacı kendisini vekil ile temsil ettirmiş bulunduğundan AAÜT uyarınca belirlenen 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, b)Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, AAÜT'ye göre reddedilen miktar üzerinden hesap ve takdir edilen 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalıya verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan 4.680,9‬0 TL ( ilk yargılama gideri, bilirkişi ücreti, posta gideri olmak üzere) yargılama giderinin, davada ilk yapılan ıslah nazara alınarak davada ret ve kabul oranı gözetilerek 1.663,13 TL davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin giderin davacı üzerinde bırakılmasına 6-Davalı tarafından yapılan 150,00 TL posta tebligat gideri, 121,30 TL ilk karara yönelik istinaf başvuru harcı olmak üzere toplam 271,30 TL yargılama giderinin, davada ret ve kabul oranına göre 174,91 TL'nin davacıdan alınarak, davalıya verilmesine, fazlaya ilişkin giderin davalı üzerine bırakılmasına, 7-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde iadesine, III-İSTİNAF HARÇ VE YARGILAMA GİDERLERİ YÖNÜNDEN; 1-İstinaf başvurusu reddedilen davacıdan alınması gereken 732,00 TL istinaf karar ilam harcından peşin alınan 427,60 TL'nin mahsubu ile bakiye 304,40 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 2-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 3-İstinaf başvurusu kabul edilen, davalı tarafından yatırılan istinaf karar ve ilam harcının isteği halinde davalıya iadesine, 4-Davalı tarafından yapılan 1.169,40 TL istinaf başvuru harcı ve 340,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 1.509,40 TL istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-HMK'nın 333.maddesi gereğince kullanılmayan istinaf gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 6- Kararın taraflara tebliğine, Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nın 361.maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki (2) haftalık süre içerisinde Yargıtay'da TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere 15.06.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Başkan

Üye

Üye

Katip

* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2025/195, K. 2026/1091, T. 15.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-195-e-2026-1091-k-1b16701a1661