Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/5 E. 2026/1197 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/5
Karar No
2026/1197
Karar Tarihi

T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2024/5 Esas 2026/1197 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2024/5 KARAR NO : 2026/1197

TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR

İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 20/09/2023 NUMARASI : 2022/586 Esas 2023/584 Karar

DAVA : Menfi Tespit DAVA TARİHİ : 16/08/2022 KARAR TARİHİ : 24/09/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 09/10/2026

Taraflar arasındaki menfi tespit istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... tarafından müvekkili aleyhine toplam 361.760,87 TL alacağın tahsili talebiyle icra takibi başlatıldığını, daha sonra davalı bankanın temlik sözleşmesi düzenleyerek alacağın 342.960,40 TL'lik kısmını diğer davalıya temlik ettiğini, müvekkilinin kefalet sözleşmesinde imzasının bulunduğu tarihte eşinin rızasının alınmadığını, kefaletin geçersiz olduğunu, geçersiz kefalete dayalı olarak icra takibi yapıldığını belirterek müvekkilinin icra takibi nedeniyle davalılara borçlu olmadığının tespitine, icra takibinin müvekkil yönünden iptaline, %20 oranında kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı banka vekilinin cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ile dava dışı asıl borçlu arasında genel kredi sözleşmeleri imzalandığını, davacının sözleşmelerde müteselsil kefil olduğunu, kredi borcunun ödenmemesi üzerine borçlular hakkında icra takibi başlatıldığını, 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletlerin geçerli olması için eş rızasına gerek bulunmadığını, asıl borçluya kullandırılan kredinin bu kapsamda sübvansiyonlu sabit faizli kredi olduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir. Diğer davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının kefaletinin geçersizliğini ileri sürmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, davacının eşinin ancak bu davayı açabileceğini, temlik işlemine ilişkin dosya borçlularından da muvafakat alındığını, kullandırılan kredinin kefalete ilişkin eş rızası gerekmeyen sübvansiyonlu sabit faizli kredi olduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; dava konusu krediler için düzenlenen genel kredi sözleşmelerinin 19.11.2014 ve 03.11.2017 tarihli olmaları nedeniyle 28.03.2013 tarihli TBK'nun 584/3. maddesinin uygulama kapsamında bulunduğu, kredilerin faiz destekli tarımsal kredi olarak kullanıldığı, bu kredilerin kefillerinden eş muvafakati alınmayacağı hususunun kanunla düzenlenmiş bulunduğu, temlik sözleşmesinin 4. maddesinde de temlikten önceki işlemler nedeniyle geçmişe dönük ve sonrası için bankanın sorumluluğuna başvurulamayacağı maddelerinin yer aldığı, bilirkişi raporunun hükme esas alındığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı bankaca kullandırılan kredinin 5570 sayılı Kanun kapsamında verilen kredi olmadığını, icra dosyası incelendiğinde takibe konu kredi oran şubesine ait ... hesap no.lu ... kredi no.lu 25.12.2019 sözleşme tarihli 330.000,00 TL kredi olduğunu, davalı bankanın sunmuş olduğu 75.000 TL'lik kredi kullandırım dekontu 2014 yılına ait olup, davaya konu kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan bir kredi olmadığını, bu sebepledir ki kredinin diğer kefili olan ...'nun eşi ...'nun muvafakatinin alındığını, eş muvafakati zorunlu olmasa idi diğer kefilin eşinden de alınmayacağını, öncelikle söz konusu kanunun amacı düşük faizli krediler verilerek üretimde kalkınmanın sağlanması olduğunu, ancak 2019 yılında özel bankalar tarafından kullandırılan tarımsal kredi faiz oranları celp edilerek karşılaştırma yapıldığında faiz oranı ve geri ödeme koşullarının birbirine benzer olduğu görüleceğini, bu kanun kapsamında verilen kredilerde şahıslara yönelik %50-%100 arasında bir faiz indirimi yapılması gerektiğini, ancak 2019 yılında kullanılan kredi faiz oranları uzman bilirkişilerce incelendiğinde görüleceği üzere faiz oranlarında bu kapsamda indirim yapılmadığının anlaşılacağını, kredi sözleşmesinin imzalandığı 25.12.2019 tarihte emsal olması açısından ... , ... ve ...'a müzekkere yazılarak 25.12.2019 tarihinde geçerli tarımsal kredi faiz oranlarının celbi ile davaya konu kredi sözleşmesinin uzman bilirkişilerce karşılaştırılarak rapor düzenlenmesini talep etmelerine rağmen mahkemece bu konuda bir araştırma yapılmadığını, bir kredinin tarımsal kredi olması tek başına 5570 sayılı Kanun kapsamında olduğu anlamına gelmediğini, işbu davanın tek gerekçesi eş muvafakati hususu olmadığını, cevaba cevap dilekçemizde ayrıntılı açıkladığı üzere, Ankara 47. Noterliği'nin 24/05/2021 tarih, ... yevmiye numaralı alacak temlik sözleşmesi ile Ankara 2. İcra Müd. 2020/10224 sayılı icra dosyasına konu borcun 342.960,40 TL kısmı diğer davalıya temlik edildiğini, işbu temlik karşılığında diğer davalı ...'ın tüm kredi borcunu ödediğini, davalı banka kayıtları incelendiğinde görüleceği üzere borca konu tüm kredi takip hesaplarının kapatıldığını, dolayısıyla davalı bankanın hiçbir alacağının kalmadığını, ancak davalı banka toplam alacağın 342.960,40 TL kısmını diğer davalıya temlik ettiğini, sunulan 11.08.2022 tarihli hesaba göre toplam dosya borcu 550.086,95 TL iken yine aynı tarihte yapılan hesaba göre temlik alacaklısının alacağı 490.946,55 TL olduğunu, dolayısıyla arada 59.140,4 TL gibi bir fark çıktığını, icra dosyasının o tarihte kapanması için ya müvekkilinin 550.086,95 TL ödeme yapması ya da aradaki fark olan 59.140,4 TL'den bankanın vazgeçmesi gerektiğini, davalı banka tüm alacağını tahsil etmiş tüm kredi hesapları kapatılmış olsa da icra dosyası üzerinde hala 59.140,4 TL alacaklı göründüğünü, bu konuda icra dosyasında yapılan herhangi bir bildirim mevcut olmadığını, işbu meblağ yönünden müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibi nedeniyle, kefalet geçersiz bulunduğundan borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Davacı yan genel kredi sözleşmesindeki kefaletine ilişkin eş rızasının bulunmadığını, kefaletin geçersiz olduğunu, bu nedenle takip nedeniyle borçlu olmadığını iddia etmiş, davalı yan ise davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Taraflar arasında davacı ile dava dışı ... arasında 13/11/2014 tarihli 250.000,00 TL limitli, 03/11/2017 tarihli 350.000,00 TL limitli, 30/12/2019 tarihli 330.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmeleri imzalandığı, sözleşmelerde davacının müteselsil kefil sıfatıyla isim ve imzasının bulunduğu, kefalete ilişkin eş rızasının alınmadığı, dava dışı asıl borçlunun kredi borcunu ödemediği iddiasıyla davalı bankanın kredi hesabını kat ederek kredi alacağının tahsili amacıyla davacı ve dava dışı borçlular aleyhine icra takibi başlattığı, icra takibi sırasında davalı banka tarafından diğer davalıya alacağın 342.960,40 TL'lik kısmının temlik edildiği hususlarında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, davacının davalı banka ile dava dışı ... arasında akdedilen genel kredi sözleşmelerinde yer alan kefaletinin sözleşme tarihlerinde yürürlükte bulunan TBK'nun 583 vd. maddelerindeki şekil koşullarına uygun olup olmadığı, dava dışı asıl borçluya kullandırılan kredinin TBK'nun 584/son maddesinde düzenlenen istisnalardan olup olmadığı ve bu kapsamda kefalete ilişkin eş rızası bulunup bulunmadığı, davacı aleyhine müteselsil kefil sıfatıyla davalı banka tarafından başlatılan ve bir kısım alacağı diğer davalıya temlik edilen icra takibi nedeniyle dava tarihi itibarıyla davalıya borçlu olup olmadığı hususlarından kaynaklanmaktadır. Davacı vekilinin istinaf itirazlarına gelindiğinde; davacı yan dava dilekçesinde kefalete ilişkin eş rızası bulunmadığı nedeniyle davalı banka tarafından aleyhine açılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespitini talep ve dava etmiştir. Davacı vekilince sunulan cevaba cevap dilekçesinde davalı bankanın takibe konu alacağının 342.960,40 TL'lik kısmını temlik etmesini, kayıtlarında alacağının tamamının tahsil edildiği belirtilmesine rağmen bu durumu icra dosyasına bildirmediğini, davalı bankaya borcunun bulunmadığını ileri sürmüştür. Dava değeri gözetildiğinde işbu dava basit yargılama usulüne tabidir. Basit yargılama usulünde dilekçeler aşaması dava ve cevap dilekçesinden ibaret olup, yazılı yargılama usulünde bulunan cevaba cevap ve ikinci cevap aşaması bulunmamaktadır. Yazılı yargılama usulünde ön inceleme aşamasından önce cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesinde ileri sürülen iddia ve savunmalar, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına tabi değil ise de, basit yargılamada anılan dilekçe aşamaları bulunmadığından işbu uyuşmazlığın dava dilekçesinde yer alan iddia çerçevesinde çözümlenmesi gerekecektir. Bu durumda, dava değeri gözetilerek işbu davanın basit yargılama usulüne tabi olduğu, uyuşmazlığın dava dilekçesinde yer alan iddia çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği, basit yargılama usulünde cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi aşamalarının bulunmadığı gözetilerek mahkemece basit yargılama usulünde bulunmayan cevaba cevap dilekçesinde yer alan ve dava dilekçesinde yer almayan iddia gözetilmeden dava dilekçesindeki iddia çerçevesinde yargılama yapılarak hüküm oluşturulması isabetlidir. Öte yandan, yukarıda açıklandığı üzere davalı banka ile dava dışı asıl borçlu ... arasında 13/11/2014, 03/11/2017 ve 30/12/2019 tarihli genel kredi sözleşmeleri imzalanmış olup, davacının bu sözleşmelerde müteselsil kefil sıfatıyla isim ve imzası bulunmaktadır. Davacının kefalet tarihleri itibariyle kefaletinin geçerli olup olmadığı, TBK'nun 583 vd. madde hükümleri gözetilerek değerlendirilecektir. Buna göre, kefalet sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmayacağı gibi kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini, kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. Öte yandan, eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça ancak diğerinin yazılı rızası ile kefil olabilir. Bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması gerekir. Eş rızasının aranmadığı istisnai durum ise, TBK'nun 584/son maddesinde düzenlenmiştir. Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında somut olaya gelindiğinde, davacı yan, işbu davada genel kredi sözleşmelerinde yer alan kefalet yazılarına ve imzasına yönelik bir inkarı bulunmamaktadır. İşbu davanın dayanağı kefalete ilişkin eş rızasının alınmaması nedeniyle kefaletlerin geçersizliğine yöneliktir. TBK'nun 584/son maddesi "Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz." hükmünü içermektedir. Davalı banka cevap dilekçesinde ve aşamalarda dava dışı asıl borçluya kullandırılan kredinin 5570 sayılı Kanun kapsamında kullandırılan kredi niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür. Yargılama aşamasında banka kayıtları üzerinde yerinde yapılan inceleme ile alınan bilirkişi raporunda, dava dışı asıl borçluya davalı banka tarafından zirai krediler kullandırıldığı tespit edilmiş ise de, raporda bu kredinin 5570 sayılı Kanun kapsamında kullandırılan kredi niteliğinde olup olmadığına ilişkin bir tespite yer verilmemiştir. 22/07/2020 tarih ve 7251 Sayılı Hukuk Muhakameleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 35. maddesi ile yapılan değişik HMK'nun 353/1.a-6 maddesi "Mahkemece uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması" hükmünü içermektedir. Dava dışı asıl borçluya kullandırılan kredinin niteliği tespit edilerek bu kapsamda davacının kefaletinin TBK'nun 584/son maddesindeki istisna hükmüne tabi olup olmadığının belirlenmesi için bankacı bilirkişiden kredinin niteliğinin tespiti ile bu kredinin TBK'nun 584/son maddesinde belirtilen 5570 sayılı Kanuna tabi kredi olup olmadığı hususunda rapor alınması uyuşmazlığın esasına ilişkin toplanması gereken delil niteliğindedir. Mahkemece ise, bu delil toplanmadan dava dışı asıl borçluya kullandırılan kredinin TBK'nun 584/son maddesindeki istisna kapsamında bulunduğu değerlendirilerek hüküm kurulmuştur. Hal böyle olunca, mahkemece yapılması gereken iş, dosyanın yargılama aşamasında rapor düzenleyen bankacı bilirkişiye tevdi edilerek bilirkişiden banka kayıtlarında yapılacak inceleme ile dava dışı asıl borçluya kullandırılan kredinin 5570 sayılı Kanuna tabi kredilerden olup olmadığının tespitine ilişkin rapor alınıp, kredinin niteliği buna göre tespit edilerek davacının kefaletinde eş rızasının gerekip gerekmediği tespit edilmek suretiyle tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmesinden ibarettir. Tüm bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;

1- Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜNE, 2-Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 20/09/2023 tarih ve 2022/586 Esas 2023/584 Karar sayılı kararının HMK'nun 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 4-Davacı tarafından yatırılan 269,85 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 5-Davacının istinaf aşamasında yapmış olduğu yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılama sonunda dikkate alınmasına, 6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/(1)-a.6 maddesi uyarıca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 24/09/2026

Başkan - ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi - ... ... ... ... ...

Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/5, K. 2026/1197, T. 24.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-5-e-2026-1197-k-7821f82d2fe6