Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1437 E. 2026/1524 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1437
Karar No
2026/1524
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

44. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I

DOSYA NO: 2024/1437

KARAR NO : 2026/1524

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İstanbul 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi

TARİHİ: 15/05/2024

NUMARASI : 2020/362 E. - 2024/141 K.

DAVANIN KONUSU: Marka (Marka İtibarının Kaybı Nedeniyle Tazminat İstemli)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 01/10/2026

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Tarafların İddia ve Savunmaları:

DAVA: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ... ("...")'nın ticari faaliyetine 1946 yılında İtalya'da başladığı ve kısa sürede ... şirketler grubu olarak tüm kıtalarda ve 27 ülkede şirket kurduğu, yoğun üretim, pazarlama ve tanıtım faaliyetleri ile davacının çikolata ve şekerleme sektöründe tüm dünya ülkelerinde tanınan, dünya çapında 4. büyük çikolata ve şekerleme üreticisi unvanına kavuşturmuş olduğu, davacının ..., ... ..., ..., ..., ... markalarını taşıyan ürünlerinin ülkemizde de çok iyi tanındığı, Diğer davacı .... ("...")'nin, ... şirketler" grubunun iştiraklerinden biri olduğu, ...'nun dünya çapında satışını ve dağıtımını gerçekleştirdiği ... ürünlerine ilişkin kelime ve şekil markalarının da ... adına tescil ettirildiği, Davacı ... ... markalı çikolatalı pralinleri ve ... markalı beyaz pralinleri ihtiva eden ürünlerinin, ilk kez davacı tarafından uzun yıllar önce ihdas edilip piyasaya sürüldüğü ve dünya çapında birçok ülkede davacının yoğun tanıtım ve pazarlama faaliyetleri sonucunda tanınan ürünler ve markalar haline geldiği, ...'ın, dünya çapında yaklaşık 40 yıldır, Türkiye'de ise yaklaşık 1990 yılından bu yana tüketici ile buluşmakta ve beğenilerek tüketildiği, ...'nun da dünya çapında yaklaşık 30 yıldır, Türkiye'de ise yaklaşık 1995 yılından bu yana tüketici ile buluşmakta ve beğenilerek tüketildiği, Davacı ... ... ve ... ürün ailesi içerisinde yer alan ürünlerinin; çok çeşitli formlar (örn: tekli, üçlü, yuvarlak kutu, kalp kutu, dikdörtgen kutu) içerisinde piyasaya sunulmakla birlikte, her bir ambalaj tasarımında ... ÜRÜN AİLESİNE ve ... ÜRÜN AİLESİNE özgü renk-dokunun yeknesak bir şekilde kullanıldığını, davacının söz konusu ambalaj kompozisyonlarının, ülkemizde aynı zamanda davacı adına tescilli marka olarak da koruma altında bulunduğu, Davalı şirketin "..." ve "..." ibareli ürün ambalajları ve ambalaj kompozisyonları ile, davacının yukarıda anılan tescilli markaları ve ticari kullanımları aleyhine marka tecavüzü ve haksız rekabet yarattığının tespit edilmiş ve davalı tarafından yaratılan marka tecavüzü ve haksız rekabet durumunun tespiti, önlenmesi ve sonuçlarının ortadan kaldırılması talebiyle, davacının tarafından davalıya karşı 13 Mayıs 2013 tarihinde, İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi nezdinde 2013/99 E. sayılı dava açılmış olup Mahkeme'nin 27.01.2015 tarih, 2013/99 E. ve 2015/9 K. sayılı kararı ile özetle, davalının, davacının ambalajlarıyla iltibas oluşturacak şekilde ambalaj kullanımının Davacının marka ve ambalajlarına tecavüz oluşturduğunun tespiti ile önlenmesine, belirtilen ambalaj içinde ürünün satışının, piyasaya sürülmesinin önlenmesine karar verildiği ve söz konusu karar temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerek 18.09.2019 tarihinde kesinleştiği, davalının dava konusu ürünlerin davacının aleyhine tecavüz ve haksız rekabet yaratmakta olduğuna ilişkin olarak verilen kesinleşmiş yargı kararına rağmen, dava konusu ürünlerin satışına devam etmekte olduğu, Davalının, davacının tescilli ve tanınmış ... ve ... markaları ve ambalaj kompozisyonları aleyhine iltibas ve tecavüz teşkil eden kullanımlarının devam etmesinin bir tesadüf olmadığı ve davalının kötü niyetli olarak, uzun yıllardır kasten Davacının marka ve ürünlerinin ününden ve itibarından haksız kazanç sağlamak amacıyla hareket ettiğini beyanla Davalının "..." ve "..." ibareli ürün ambalajları ile davacı aleyhine yarattığı haksız rekabet ve marka hakkını ihlal kapsamında SMK 151/2-b kapsamında şimdilik 500.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil ve marka tecavüzünün başladığı tarihten itibaren ticari faizi ile birlikte ayrı ayrı hesaplanmasını ve davacıya ödenmesini talep ettiği görülmüştür.

CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, Davada zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin geçmiş olduğunu, davalı olan şirketin liler ve ortak markası olan 118999 nolu ... markası da aynı zamanda 556 sayılı KHK.nin 7/i (SMK.5 VE 6.) maddesi gereğince Türk Patent Enstitüsü tarafından TANINMIŞ MARKA olarak kabul edildiğini, davalının ... markası aynı zamanda TİCARİ UNVAN OLARAK DA KULLANILDIĞI GİBİ, keza, davalını ihracat yaptığı bugün itibarı ile 65'i aşan ülkede de AYNI ZAMANDA TESCİLLİ ve BİLİNEN BİR MARKA olduğu, ... ... markalarının da TPE nezdinde ... nosu ve yine ...nosu ile marka olarak ve ... nosu ile de tasarım olarak koruma altında olduğu, dolayısı ile ortada tescilli markanın kullanımı söz konusu olup, tescilli markaların kullanımı ile ilgili yerleşmiş Yargıtay kararlarına göre, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet mümkün olmadığı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin artık yerleşmiş içtihatlarına göre; markaların tescilli oldukları süre içerisinde kullanımları marka hakkına tecavüz (554 sayılı khk.48 vd.-556 sayılı khk.9.61 vd. smk.4-9-29-55-59) ile haksız rekabet (ttk.56 ve 57 vd) (tbk.63) oluşturmayacaklarını, terkin edilmedikleri sürece bu tür davaların olayımızda da, yukarıda numaralarını verdiğimiz ve dahi davacının da bildiği gibi davalı markası tescilli ve koruma altında olduğundan, korumaları ortadan kaldıracak şu ana kadar herhangi bir idari veya adli merci kararı bulunmadığından, davalının bu markalarına dayalı olarak ambalaj/dizayn kullanması hiçbir şekilde haksız rekabet ve marka hakkına tecavüz oluşturmayacağı, davalı olan şirketin markalarının pek çoğu ve lider ... markası başta Topluluk Markası olarak ve ferdi olarak Avrupa ülkelerinde olduğu gibi dünyanın pek çok dünyanın ülkesinde tescilli bulunmaktadır. Davalı şirket bu tesciller için ve markalarının tanıtımı için de büyük yatırımlar yaptığını ve halen de bu yatırımlarına devam etmekte olduğunu, davalının bu ürünlerinin tamamının markaları tescilli olduğunu, tüm bu markaları ve ambalajları tamamen kendine özgü olup, herhangi bir başkaca firmanın marka ve ambalajlarına da benzemediğini, Bilindiği gibi gerek Türk mevzuatında ve gerekse de uluslararası mevzuatta renklerin tescil edilemeyeceği, renklerin herkesin kullanımına ait olduğu ve renklerin iltibasa mahal veremeyeceği çok açık olarak vurgulandığı ve bunların yargı kararları ile kesinlik kazandığını, ..., ... markaları ile ... ... ve ... ... markaları hiçbir şekilde birbirlerine benzemediğini, aralarında en küçük bir çağrışım dahi bulunmadığını, ... ... ve ... ... markalarının davalının özgün markaları olup, aynı markaların davalının çeşitli diğer ürünlerinde de kullanılan tanınmış markalar olduğunu, ... ... ve ... ... ile ... ve ... Markalarının renklerinin birbirlerine benzemediğini, keza aralarında herhangibir renk kombinasyonu da olmadığını, aralarında RENK ve PANTONE, ŞEKİL ve DİZAYN farkları çok açık şekilde görülmekte olduğunu, ... ...'in ambalajı kurdele şeklinde ve yuvarlak dizayn içinde olup, ... yazısı tanınmış ve her yerde kullanılan kırmızı renkli, beyaz konturlu, altında dağ ve ova resmi, ... yazısı kırmızı renkte iki sıra halinde yazılmış altında fındıklar resmedildiğini, etrafı çepe çevre kırmızı ve altın renkli şekillerle çevrelendirildiği, Davacı tasarımlarında ise resimler, renkler ve şekiller kullanıldığı alanlar da tamamen birbirinden farklı olduğunu, davalının tasarımında bulunan renkler ve şekiller, davacı tasarımında olmadığını, ... tür ürünlerde iç ambalajlarından çok iç ve dış ambalajları ve etiketleri bir bütün olarak tüketici nezdinde görüldüğü, iç ambalajların sarım ve paketlemesi ise BU TÜR ÜRÜNLERİNİN GENEL KARAKTERİSTİK ÖZELLİKLERİ ve YAPILABİLDİKLERİ MAKİNENİN BİR GEREĞİ olduğunu beyan etmiş, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesince; "1-Açılan davanın kısmen kabul kısmen reddi ile;

-Davalının "..." ve "..." ibareli ürün ambalajları ile davacı aleyhine yarattığı haksız rekabet ve marka hakkını ihlal kapsamında SMK 151/2-b kapsamında 18.521,08 TL maddi, 15.000,00 TL manevi tazminatın, her bir tazminat kalemine 13/05/2013 tarihinden itibaren ayrı ayrı işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazla istemin REDDİNE,

-Davalı yanın zaman aşımı ve hak düşürücü süre itirazının REDDİNE" karar verilmiştir.

İleri Sürülen İstinaf Sebepleri:

Davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını ve yetki itirazlarının reddinin hatalı olduğunu, zamanaşımı ve hak düşürücü süre itirazlarının dikkate alınmadığını, Karaman Asliye 1. Hukuk Mahkemesinin 2023/653 Esas sayılı dosyasının bekletici mesele yapılmasının zorunlu olduğunu, Yargıtay tarafından markalar arasında iltibas ve benzerlik bulunmadığının tespit edildiğini, ispat yükünün davacıda olduğunu ancak mahkemenin bu yükü davalı müvekkiline yüklediğini, dosya kapsamında tecavüz teşkil eden bir kullanımın ispatlanamadığını, müvekkilinin ... nolu markasının kullanımının yasal olduğunu, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, bilirkişilerin genel bir değerlendirme yaparak tescilli markaların kullanım haklarını ihlal ettiğini, Bilirkişi Kurulu tarafından yapılan incelemelerin eksik olduğunu, yasal defterlerin incelenmesine rağmen stok takip programı üzerinden hesaplama yapılmasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, 2019 yılı verilerine göre geriye dönük hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, net satışların ve kar marjlarının doğru tespit edilmediğini, maddi ve manevi tazminat taleplerinin yasal şartlarının oluşmadığını, faiz başlangıç tarihinin 13.05.2013 olarak belirlenmesinin yasaya aykırı olduğunu, kararın müvekkil şirket lehine kaldırılmasını, davanın tümüyle reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılar üzerine bırakılmasını talep etmiştir.

Davacılar vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkillerinin dünya çapında tanınan markalara sahip olduğunu, davalının müvekkillerine ait marka ve ambalaj kompozisyonlarına karşı marka tecavüzü ve haksız rekabet eylemlerinin kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla sabit olduğunu, davalının söz konusu tecavüz teşkil eden eylemlerini sürdürmesi nedeniyle maddi ve manevi tazminat talepli olarak işbu davanın açıldığını, yargılama sürecinde alınan bilirkişi raporunun davalıdan kaynaklanan eksiklikler ve yetersiz veriler nedeniyle gerçeği yansıtmadığını, vergi dairesinden celbedilen BA-BS formlarının da itirazları gidermediğini, mahkemenin eksik inceleme ile hüküm kurmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı tarafın stok hareket programlarını ve gerekli ticari kayıtlarını sunmaktan imtina ettiğini, mahkemece hükme esas alınan raporun farazi hesaplamalara dayalı, eksik ve hatalı olduğunu, davalının ticari büyüklüğü ve ihlal eyleminin niteliği göz önüne alındığında 15.000,00 TL olarak belirlenen manevi tazminat miktarının davalının ekonomik büyüklüğü ve eylemin ağırlığı karşısında caydırıcılıktan uzak ve hakkaniyete aykırı olduğunu, vekalet ücretine ilişkin kararın da hatalı olduğunu, eksik inceleme neticesinde verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak bilirkişi incelemesi yaptırılmak üzere dosyanın geri gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davacılar vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davalının yetki itirazının daha önce 25.05.2021 tarihli ön inceleme duruşmasında reddedildiğini, müvekkilinin bulunduğu yer olan İstanbul mahkemelerinin yetkili olduğunu, davalının tecavüz eylemlerinin tüm Türkiye'de erişilebilir olduğunu, davalının tecavüzü sürdürdüğünü ikrar ettiğini, davalının ticari defterlerinde ürün bazlı ayrım yapmaması nedeniyle stok takip programlarının incelenmesinin zorunlu olduğunu, bilirkişi incelemesinin davalı tarafından engellendiğini, manevi tazminat miktarının az olduğunu, faizin haksız fiil tarihinden itibaren işletilmesi gerektiğini belirterek davalının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesin talep etmiştir.

Gerekçe ve Sonuç:

Dava, davalının “...” ve “...” ibareli ürün ambalajlarını kullanması nedeniyle marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetten kaynaklanan, SMK’nin 151/2-b maddesi uyarınca maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacılar vekili; ... ve ... ürünlerinin ve bunlara ait ambalaj kompozisyonlarının uzun yıllardır ve marka olarak da tescilli olduğunu, davalının anılan ürün ambalajlarıyla iltibas yarattığını, İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 27/01/2015 tarihli, 2013/99 Esas ve 2015/9 Karar sayılı kararıyla davalının iltibas oluşturan ambalaj kullanımının önlenmesine karar verildiğini, bu kararın 18/09/2019 tarihinde kesinleşmesine rağmen kullanımın sürdüğünü ileri sürerek şimdilik 500.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın, haksız fiil ve marka tecavüzünün başladığı tarihten itibaren ticari faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili; yetki, zamanaşımı ve hak düşürücü süre itirazlarında bulunmuş; ... markasının tanınmış olduğunu, ... ... markaları ile bir tasarımının tescilli bulunduğunu, tescile dayalı kullanımın marka hakkına tecavüz veya haksız rekabet oluşturmayacağını, taraf markalarının, ambalajlarının, renklerinin ve tasarımlarının farklı olduğunu ürünlerin iç ambalajındaki sarım ve paketlemenin ise ürün türü ile kullanılan makinenin gereği olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüyle 18.521,08 TL maddi ve 15.000,00 TL manevi tazminatın, 13/05/2013 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. Karara karşı taraf vekilleri istinaf talep etmiştir.

Uyuşmazlık, önceki kesinleşmiş kararla yasaklanan ambalaj kullanımının tazminat hesabına esas alınan dönemde sürüp sürmediği, maddi ve manevi tazminat ile faiz başlangıcının yerinde olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.

31/01/2023 tarihli bilirkişi raporunda, davalının ticari defterlerinde ürün cinsi bazında ayrım bulunmadığı, stok takip programlarından yalnızca 2019 yılına ait olanın incelemeye sunulduğu ve diğer yıllara ilişkin davalının verdiği satış-iade listelerinin teyit edilemediği, fatura fotokopilerinden dava konusu dönemde ... ibareli ürünlerin satıldığı, davalının sunduğu listelere göre dava tarihinden geriye doğru on yıllık net satış 2.764.601,07 TL, brüt satış kârı 654.193,96 TL ve net karın 18.521,08 TL olarak hesaplandığı belirtilmiştir. Ek raporda ise yeni bir hesaplama yapılamadığı belirtilmiştir.

İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 27/01/2015 tarihli, 2013/99 Esas ve 2015/9 Karar sayılı kararında, davalının davacıların ambalajlarıyla iltibas oluşturacak biçimdeki ambalaj kullanımının marka ve ambalaj haklarına tecavüz oluşturduğunun tespitine ve önlenmesine karar verilmiş, temyiz ve karar düzeltme incelemelerinden geçerek 18/09/2019 tarihinde kesinleşmiştir.

Eldeki tazminat davasında esas alınması gereken, “...” veya “...” ibareli ürünlerin satışı değil, önceki kararda hukuka aykırı bulunan ambalajlarla gerçekleştirildiği belirlenen kullanımlardır. Karaman 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2023/653 Esas sayılı marka hükümsüzlüğü davasının konusu farklı olduğundan, o dosyanın bekletici mesele yapılmaması yönündeki ilk derece değerlendirmesi yerindedir.

Yetki itirazı yönünden, Dava, sınai mülkiyet hakkına tecavüz ve haksız rekabet nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. SMK’nin 156. maddesi uyarınca hak sahibi tarafından üçüncü kişiler aleyhine açılacak davalarda, davacının yerleşim yeri veya hukuka aykırı fiilin gerçekleştiği yahut etkilerinin görüldüğü yer mahkemesi yetkilidir. Davacıların Türkiye’de yerleşim yerinin bulunmadığı, markaların sicilde kayıtlı vekilinin işyerinin İstanbul’da olduğu anlaşılmakla yetkisizlik itirazı yerinde görülmemiştir.

Zamanaşımı itirazı yönünden, SMK’nin 157. maddesi uyarınca sınai mülkiyet hakkından doğan özel hukuk taleplerinde Türk Borçlar Kanunu’nun zamanaşımı hükümleri uygulanır. TBK’nin 72. maddesi gereğince, tazminat istemine yol açan fiil aynı zamanda ceza kanunlarının daha uzun zamanaşımı öngördüğü bir suç oluşturuyorsa bu uzun süre uygulanır. SMK’nin 30/1. maddesinde tanımlanan marka hakkına tecavüz suçunun üst sınırı üç yıl hapis olup TCK’nin 66/1-e maddesindeki dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır. İlk davanın açıldığı 13.05.2013 tarihinden eldeki davanın açıldığı 13.11.2020 tarihi arasında sekiz yıllık süre dolmadığından zamanaşımı itirazı yerinde değildir.

Maddi tazminat bakımından davacılar SMK’nin 151/2-b maddesi uyarınca davalının tecavüz yoluyla elde ettiği net kazanca dayanmış, bilirkişi incelemesinde 2.764.601,07 TL net satış üzerinden 18.521,08 TL net kar hesaplanmış ve mahkeme bu miktarı hüküm altına almıştır. Davalının ticari kayıtlarında ürün cinsi bazında ayrım bulunmaması karşısında tazminat tutarının tam olarak tespit edilemediği ancak mahkemece taktir olunan tazminatın TBK m.50-51 'e göre somut olayın özelliğine uygun olduğu değerlendirilmiş, manevi tazminat için hükmedilen 15.000,00 TL tazminatında ihlalin niteliği ve somut olayın özelliğine göre hak ve adalete uygun olduğu anlaşılmıştır.

Davalının, tazminata ancak önceki tecavüz kararının 18.09.2019 tarihinde kesinleşmesinden itibaren faiz işletilebileceği yönündeki istinaf sebebi yerinde değildir. Zira TBK’nin 117/2. maddesi uyarınca haksız fiil borçlusu fiilin işlendiği tarihte ayrıca ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşer, önceki kararın kesinleşmesi ile o davanın açıldığı tarih itibariyle haksız fiilin mevcut olduğu kesinleştiğinden, tazminata önceki tecavüz davasının açıldığı 13.05.2013 tarihinden faiz yürütülmesinde isabetsizlik söz konusu değildir. Ayrıca kabul edilen tazminat tutarlarına göre hüküm altına alınan vekalet ücretlerinin de yerinde olduğu görülmüştür.

Açıklanan nedenlerle, kurulan hükümde usul ve esas yönünden hukuka aykırılık söz konusu olmadığından taraf vekillerinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1- Usûl ve yasaya uygun İstanbul 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 15/05/2024 tarih ve 2020/362 E., 2024/141 K. sayılı kararına karşı davacılar ve davalı vekili tarafından yapılan istinaf taleplerinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,

2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının peşin yatırılan 855,20 TL harçtan mahsubu ile bakiye 123,20 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talebi halinde davacılara iadesine,

3- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 2.289,82 TL nispi istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 575,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.714,82 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,

4- Davacılar tarafından fazla yatırdığı anlaşılan 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvuru harcının karar kesinleştiğinde ve talebi halinde kendisine iadesine,

5- Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerilerinde bırakılmasına,

6- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,

7- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 01/10/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1437, K. 2026/1524, T. 01.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1437-e-2026-1524-k-adf73a1ced8a