Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1394 E. 2026/1702 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/1394
- Karar No
- 2026/1702
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1394 - 2026/1702 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2024/1394 KARAR NO : 2026/1702 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 11/10/2023 NUMARASI : 2022/310 E. - 2023/391 K.
DAVANIN KONUSU : YİDK Kararı İptali
Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 11/10/2023 Tarih ve 2022/310 Esas - 2023/391 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, davalının “bimsan ...” ibareli başvuru konusu markasına, müvekkilinin "..." ibareli markaları mesnet gösterilerek itiraz edildiğini, ancak müvekkilinin itirazının reddine karar verildiğini, oysa markaların ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, seri marka algısı yarattığını, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunduğunu, müvekkilinin markasının tanınmış olması nedeniyle tüm sınıflar bakımından reddinin gerektiğini, tescilin kötüniyetli olduğunu, haksız rekabet hükümleri bakımında da dava konusu markanın reddinin gerektiğini ileri sürerek 2022-M-8123 sayılı YİDK kararının iptalini, davalı markasının tescili halinde hükümsüzlüğünü talep ve dava etmiştir. Davalı şahıs vekili, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, davacının tanınmışlık iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu, kötüniyet iddialarının mesnetsiz bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı Türk Patent ve Marka Kurumu vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalının "Şekil+... ..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait "... (ve YİDK da geçen benzeri markalar)" ibareli tescilli markası arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, SMK'nın 6/1. maddesindeki iltibasın bulunmadığı, taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK'nın 6/5. maddesindeki tanınmışlık koşulunun da oluşmadığı, davacı tarafın "Şekil+... ..." ibareli başvuru üzerinde SMK'nın 6/6. maddesi anlamında ticaret ünvanı dahil diğer fikri ve sınai mülkiyet hak iddiasının kanıtlanmadığı, dava konusu marka açısından SMK'nın 6/9. maddesi anlamında kötüniyetli başvuru yapıldığı iddiasının da ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, müvekkil’in itiraza mesnet “...” ibareli markaları ile davalının başvuru konusu “... ...” markasının ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, markalarının kapsamlarının benzer olduğunu, müvekkilinin “...” markasının tanınmış marka statüsünde olduğunu, “...” markası ile davalının başvuru konusu markası arasındaki benzerlik derecesi ile karıştırılma tehlikesi ve “...” markasının ticarete konu yapıldığı ilgili sektörü aşan yüksek tanınmışlığı gözetildiğinde, “...” markasının Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız yarar sağlanması, markanın itibarının zarar görmesı, ayırt edici karakterının zedelenmesi, sulandırılması sonucunu doğuracak olan “... ...” marka başvurusunun, başvuru konusu tüm mal ve hizmetler için reddi gerektiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, YİDK kararı iptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgelere göre, davalının "... ..." ibaresinin 35. ve 37. sınıflarda tescili için davalı Kuruma başvurduğu, başvurunun ilanına davacının "..." ibareli markalarına dayalı olarak itiraz ettiği, bu itirazın önce Markalar Dairesince, sonrasında da YİDK tarafından nihai olarak reddedildiği, YİDK kararının davacıya tebliğ edildiği, davanın, iki aylık hak düşürücü süre içinde açıldığı anlaşılmıştır. 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesinde, tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvurunun reddedileceği belirtilmiştir. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Mahkemece, davalının "Şekil+... ..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait "... (ve YİDK da geçen benzeri markalar)" ibareli tescilli markası arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı belirlenmiş ve bu belirlemeye göre hüküm kurulmuş ise de, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.06.2016 gün ve E.2014/11-696, K.2016/778 sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesinin mümkün olduğu hususu da gözönünde bulundurularak yapılan incelemede, davalının "... ..." ibareli marka başvurusu ile davacının itirazına mesnet olan "..." esas unsurlu markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede SMK'nın 6/1. maddesi anlamında bir benzerlik bulunduğu, zira davacının "..." markasının başvuru konusu marka içinde aynen bulunduğu, başvuru konusu markada bulunan "san" ibaresinin Sanayi kelimesinin kısaltması, ... kelimesinin de markanın kapsamında bulunan malla ile ilişkili olması nedeniyle ayırt ediciliğinin düşük bulunduğu, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, mesnet marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu mallar için ayırdığı satın alma süresi içinde, davalının marka başvurusunu gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden davacının markasından farklı bir marka olduğunu algılayamayacağı, her iki marka arasında yanılgı yaşayabileceği, ortalama düzeydeki tüketici kesimi tarafından başvuru konusu işaret ile davalı markası arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı hizmetler algısı oluşabileceği yani markaları karıştırabileceği anlaşılmıştır. Ancak 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesinin somut uyuşmazlığa uygulanabilmesi için karşılaştırılan markaların kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği şartının da gerçekleşmesi gerekmektedir. Dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgelerden dava konusu marka kapsamındaki; 37. sınıf hizmetlerinin davacı markalarından 186433 “... ... market” ve 2003/26046 sayılı “... ... market” marka kapsamıyla aynı/aynı tür olduğu, 35. Sınıfta yer alan emtia satışının, davacı markalarından 2009/45261 sayılı “...”, 2008/07027 sayılı Bimdi, 2007/31020 sayılı “... yüksek kalite düşük fiyat", 2007 31018 sayılı "... bize güvenebilirsiniz indirimlerimiz bazı günler için değil uzun sürelidir ", 2007 31016 "... güveninize teşekkür ederiz" ve 2003 26046 sayılı 26046 sayılı “... ... market” markalarında yer alan 35. sınıf alt grubu ile aynı tür/benzer olduğu belirlenmiştir. Bu kapsamda davacı vekilinin markalar arasında SMK'nın 6/1. maddesi kapsamında iltibas bulunduğuna yönelik istinaf itirazları yerinde bulunmuştur. Ancak, markanın kullanılma zorunluluğu, SMK'nın 9. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre, tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde haklı bir sebep olmadan tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından marka sahibi tarafından Türkiye’de ciddi biçimde kullanılmayan ya da kullanımına beş yıl kesintisiz ara verilen markanın iptaline karar verilecektir. Kullanım ispatı da SMK'nın 19.2’de düzenlenmiş olup, bu hükme göre, SMK'nın 6/1. maddesinin birinci fıkrası kapsamında yapılan itirazlarda, itiraz gerekçesi markanın itiraza konu başvurunun başvuru veya rüçhan tarihinde Türkiye'de en az beş yıldır tescilli olması şartıyla, başvuru sahibinin talebi üzerine, itiraz sahibinden, itiraza konu başvurunun başvuru veya rüçhan tarihinden önceki beş yıllık süre içinde itiraz gerekçesi markasını itirazına dayanak gösterdiği mal veya hizmetler bakımından Türkiye'de ciddi biçimde kullanmakta olduğuna ya da kullanmamaya dair haklı sebepleri olduğuna ilişkin delil sunması talep edilir. İtiraz sahibi tarafından bu hususların ispatlanamaması durumunda itiraz reddedilir. İtiraz gerekçesi markanın, tescil kapsamındaki mal veya hizmetlerin sadece bir kısmı için kullanıldığının ispatlanması halinde itiraz, sadece kullanımı ispatlanan mal veya hizmetler esas alınarak incelenir, düzenlemesi bulunmaktadır. Bu hükümler dikkate alındığında, 6769 sayılı SMK’nın 19/2. maddesine göre markanın ciddi şekilde kullanımın ispatlanması gereken dönemin davalının itiraza konu markasının başvuru tarihinden önceki beş yıllık süre olup, davacının itirazlarına mesnet markalarını ayrı ayrı bu dönem içerisinde tescilli bulunduğu sınıflarda Türkiye'de ciddi biçimde kullanmakta olduğunu ispat etmesi gerekmektedir. Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda somut olayda davacı markalarının dava konusu marka kapsamındaki “35-Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Kaldırma, taşıma ve iletme makineleri: asansörler, yürüyen merdivenler, vinçler, aynı işleve sahip robotik mekanizmalar mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.) 37 Asansör tamiri ve bakımı hizmetleri”nin SMK m.9 kapsamında kullanıldığının ispat edilemediği belirlenmiştir. Dolayısıyla taraf markaları arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında bir benzerlik var ise de somut uyuşmazlıkta davacı tarafça mesnet markalarının kullanımlarının ispatlanamamış olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Diğer yandan, davacıya ait tanınmış olduğu iddia edilen markadan haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hususlarının dosya kapsamında kanıtlanamamış olması nedeniyle SMK'nın 6/5. maddesindeki tanınmışlık koşulunun ve davacı tarafın "Şekil+... ..." ibareli başvuru üzerinde SMK'nın 6/6. maddesi anlamında ticaret ünvanı dahil diğer fikri ve sınai mülkiyet hak iddiasının kanıtlanmadığı, ayrıca dava konusu marka açısından SMK'nın 6/9. maddesi anlamında kötüniyetli başvuru yapıldığı iddiasının da ispatlanamadığı ilk derece mahkemesince yerinde olarak belirlenmiştir. Bu durumda, kullanım ispatı bulunmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile karar verilmesi doğru olmamış, HMK.'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 11/10/2023 gün ve 2022/310 Esas - 2023/391 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Davanın yukarıda açıklanan gerekçe ile REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30-TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirmiş olduğundan karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 55.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 6-Davalılar tarafından ilk derece ve istinaf aşamasında yapılan bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), 8-Davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 427,60-TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 9-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 09/10/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 21/10/2026
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.