Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1292 E. 2026/1124 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/1292
- Karar No
- 2026/1124
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
40. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
DOSYA NO: 2024/1292
KARAR NO : 2026/1124
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 21/12/2023
NUMARASI : 2023/666 (E) - 2023/924 (K)
DAVANIN KONUSU: Maddi Tazminat
KARAR TARİHİ: 9/7/2026
Yukarıda yazılı İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 122'nci maddesi uyarınca aşkın (munzam) zarar tazmini istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili dilekçesinde özetle; davacının aşkın zarar isteminin Anayasa Mahkemesi ile Yargıtayın son ilamları kapsamında karinelerle kanıtlanmış iken Yargıtayın önceki ilamları gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmesi nedeniyle istinaf başvurusunda bulunduklarını, müvekkili davacıya temerrüde düşüldüğü 25/12/2019 gününden tazminatın ödendiği 21/7/2023 gününe kadar geçen sürede yıllık %9 faiz ödenmesine karşın, bu dönemler arasında ... verilerine göre hesaplanan enflasyon oranının %261,59 olduğunu, davacı müvekkilinin %9 temerrüt faiziyle karşılanmayan zararından davanın sorumlu olduğu; Yargıtayın aşkın zarara ilişkin 15/3/2021 tarihli emsal kararında enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerin temerrüt faizinden fazla olması durumunda aşkın zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiğinin benimsendiğini; Yargıtayın karineyi görmezden gelerek davacının zararını somutlaştırmadığı gerekçesiyle aşkın zarar istemini reddeden ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verdiğini; Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinin kararları ile Adalet Bakanlığının yanıtı dikkate alındığında iki farklı değerlendirme yapıldığı ortaya çıkmakta ise, yüksek enflasyon olduğu zamanlarda, yani enflasyonist ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimde bulunması en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirilmesi, olayların normal akışına ve yaşam deneyimlerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesi gerektiği biçimde kararlar bulunduğunu; Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular ardından verdiği kararlar ve bu kararlar ışığında temerrüt tarihi ile ödeme zamanı arasında %261,59 oranında enflasyon olması nedeniyle davacı müvekkilinin aşkın zararının Yargıtay ilamında da belirtildiği üzere eski uygulaması olan somut kanıtlarla ispatlanmasından vazgeçilerek yüksek enflasyonun varlığı durumunda aşkın zararın varlığının kabul edildiğini; Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda müvekkili davacının Yargıtay kararları ışığında karine olarak aşkın zararın varlığının bulunması nedeniyle, temerrüt tarihinden tahsil zamanına kadar geçen süredeki enflasyon verilerini gösterir Tüketici Fiyat Endeksi, Üretici Fiyat Endeksi oranları ile banka vadeli mevduat faiz oranları, döviz kurları, devlet tahvil faiz oranları, işçi ücretleri ve diğer yatırım araçları ile ilgili getiri bilgilerinin resmi kurumlardan sorulup tespit edildikten sonra oluşturulacak aşkın zarar hesabı konusunda uzman bilirkişi kurulundan, tahsiline karar verilen davacı alacağının temerrüt tarihinde bu yatırım araçlarından oluşacak sepete yatırılması ve değerlendirilmesi durumunda tahsil tarihlerinde asıl alacakla birlikte getirisinin ulaşabileceği miktar ile tahsiline hükmedilen asıl alacak ve bu alacak için temerrüt tarihinden, tahsil tarihine kadar davacının tahsil edebileceği ve tahsil ettiği faiz miktarı ile toplam miktar ve bu şekilde bulunacak toplam miktarlar arasındaki fark konusunda gerekçeli, denetime elverişli rapor alınıp değerlendirilerek faizle karşılanamayan zarar konusunda sonuca uygun karar verilmesi gerekmekte iken Anayasa Mahkemesi kararları ile bu kararlardan sonra verilen aşkın zarara ilişkin Yargıtay ilamları görmezden gelinerek davanın reddine karar verilmesinin kanuna ve hukuka aykırı olduğunu belirterek, ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılmasını talep etmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355'inci maddesi uyarınca ileri sürülen istinaf nedenleri ve kamu düzenine ilişkin konularla sınırlı biçimde yapılan incelemede:
Bilindiği gibi, TBK'nin 121'inci maddesi uyarınca alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.
Yargıtay 4'üncü Hukuk Dairesinin 2023/1888 (E) - 2023/6062 (K) sayılı kararında belirtildiği üzere, aşkın zarar, alacağını zamanında borçludan alamayan alacaklının malvarlığında iradesi dışında meydana gelen ve temerrüt faizinin üzerinde bulunan zararı ifade etmektedir. Aşkın zararın tazmini için aşkın zarar ile borçlunun temerrüdü arasında uygun nedensellik bağının bulunması, borçlunun kusursuzluk kanıtı getirememiş olması gerekir. Ayrıca alacaklı uğradığı bu zararı ispat etmek zorundadır. Soyut olarak alacağın zamanında ödenmemesi nedeniyle aşkın zarara uğranıldığı iddiası aşkın zararın tazmini için yeterli değildir. Yine ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar tek başına aşkın zararın ispatı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla davacının aşkın zarara uğradığını genel ekonomik koşullar dışında somut olgulara ispatlaması gerekir.
Davacı vekilinin dilekçesi ekinde sunduğu Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyetinin 29/6/2020 gün ve 2020/22244 (E) - 2020/55299 (K) sayılı kararıyla, davalı... AŞ'ye Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası poliçesiyle sigortalı ... plakalı aracın karıştığı kazada yolcu olarak bulunan davacı ...'nün bedensel yaralanmasından kaynaklanan 39.980 TL maddi tazminatın, 25/12/2019 gününden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı... AŞ'den tahsil edilerek başvurana ödenmesine, Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetinin 10/9/2020 gün ve 2020/İ.16487 (E) - 2020/İHK-14929 (K) sayılı kararıyla davalı sigorta şirketinin itirazının reddine karar verilmiş; anılan hakem kararına dayanılarak başlatılan İstanbul 6'ncı İcra Dairesinin ... (E) sayılı takibinde, davalı... AŞ tarafından 21/7/2023 günü 70.000 TL ödendiği anlaşılmıştır.
Somut uyuşmazlık yukarıda yapılan açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde, davacının ögeleri yukarıda açıklanan aşkın zararını ispat edemediği dikkate alındığında, aşkın zarara ilişkin maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.
KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı ... vekilinin yukarıda esas ve karar numarası yazılı ilk derece mahkemesinin hükmüne yönelik istinaf başvurusunun, HMK'nin 353/1-b/1'inci maddesi uyarınca esastan reddine,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732 TL istinaf karar ve ilam harcından, peşin ödenen 427,60 TL mahsup edilerek, bakiye 304,4 TL istinaf karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına,
3-Davacının istinaf başvurusu nedeniyle harcadığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
4-Duruşmalı yapılmayan istinaf incelemesi kapsamında vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
5-İstinaf kanun yolu incelemesi için yatırılan gider avansından artan tutarın, HMK'nin 333'üncü maddesinin, 1'inci fıkrası uyarınca ilk derece mahkemesince kendiliğinden yatıran tarafa geri verilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nin 361'inci maddesi uyarınca Dairemizin gerekçeli kararının tebliği tarihinden itibaren başlayan iki haftalık süre içerisinde, Dairemize ya da bulunulan yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçeyle Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 9/7/2026