Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1102 E. 2026/1362 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/1102
- Karar No
- 2026/1362
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1102 - 2026/1362 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2024/1102 KARAR NO : 2026/1362 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 29/02/2024 NUMARASI : 2022/451 E. - 2024/59 K.
DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 29/02/2024 tarih ve 2022/451 Esas - 2024/59 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, davalı yana ait 2021/060768 sayılı “... ...” ibareli marka başvurusuna yönelik itirazlarının Kurum tarafından reddedildiğini, verilen kararın hatalı olduğunu, müvekkilinin “...” ibareli markalarını ise ilk kez 2007 yılında üreterek piyasaya sürdüğünü, müvekkilinin uzun yıllardır markalarını tescil ettirdiğini, koruduğunu ve tanınır hale getirmek için çalıştığını, davalı şahsa ait marka başvurusunun “... ...” ibaresinden oluştuğunu, “...” asli unsurundan oluşan müvekkili markalarını doğrudan içerdiğini, dava konusu markadaki “...” ibaresinin yabancı dillerde herhangi bir anlam ifade etmediğini, Türkçe “şifa” kelimesinin okunuşundan hareketle oluşturulduğunu, markalar arasında yapılacak benzerlik değerlendirmesinde işbu ibarenin dikkate alınmaması gerektiğini, markanın sonuna eklenen “O” harfinin de marka başvurusuna hiç bir ayırt edicilik kazandırmadığı gibi tek harf farklılığının iltibas tehlikesini ortadan kaldırmadığını, marka başvurusunun esaslı unsurunun “...” ibaresi olduğunu, emtia benzerliğinin de bulunduğunu, bu nedenle taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin olduğunu, dava konusu başvurunun müvekkilinin seri markası olarak algılanacağını, müvekkili markalarının tanınmış olduğunu, bu tanınmışlığın mahkemelerce de kabul edildiğini, başvurunun bu nedenle de reddinin gerektiğini, davalı marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığını ileri sürerek, YİDK'in 2022-M-12739 sayılı kararının 29. ve 30. sınıfın tamamı ile 35. sınıfta yer alan “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için mallarının bir araya getirilmesi hizmetler” hizmet sınıfının altında mevcut; 5. sınıftaki “Tıbbi ve veterinerlik amaçlı kullanıma uygun diyetetik maddeler; insan ve hayvanlar için diyet takviyeleri, gıda (besin) takviyeleri; zayıflama amaçlı tıbbi müstahzarlar; bebek mamaları; tıbbi amaçlı bitkiler ve tıbbi amaçlı bitkisel içecekler.” yönünden iptaline, aynı mal ve hizmetler yönünden dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı TÜRKPATENT vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını, davacının diğer iddialarının da yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı Sibel Bilgin vekili, taraf markaları arasında benzerlik bulunmadığını, markaların görselleri, yazı stilleri, renkleri ve biçimlerinin birbirleri ile karıştırılamayacak derecede farklı olduğunu, "..." kelimesinin Latince kökenli "Phyton" yani "bitki", Yunanca kökenli "Phyto" yani "Bitki ile ilgili" anlamlarına geldiğini, yani ... ile ... kelimelerinin anlam olarak birbirinden tamamen farklı bulunduğunu, “..." kelimesinin ise Türkçe'deki şifa kelimesinin Arapça karşılığı olduğunu, müvekkilinin markası olan "... ..." ibaresinin, bütün olarak “bitkilerden gelen şifa” anlamında kullanıldığını, davacı iddialarının aksine müvekkili markasında 05. sınıf malların zaten yer almadığını, taraf markalarının farklı faaliyet alanlarında kullanıldığını, müvekkilinin kötü niyetle bu başvuruyu yapmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacı adına tescilli "..." esas ibareli markalar ile davalının "... ..." ibareli markası arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı, her ne kadar dava konusu marka ile davacı markalarında “...” ibaresi ortak unsur olarak yer alsa da, ... ibaresinin ingilizce kökenden gelen ve dilimize yerleşen kavramsal karşılığının ''formda olmak, sağlıklı olmak, zinde olmak'' anlamları ile bilindiği, ... ibaresinin ise aslen “phyto” kelimesinden dilimize geçmiş bir kelime olduğu, kökensel olarak Yunanca bir kelime olup “bitki” anlamına taşıdığı ve hatta “fitoloji” ibaresinin de “bitki bilimi” olarak nitelendirilen bilim dalının adı bulunduğu, “...” kelime kökü sahip olduğu bu kavramsal karşılık olarak doğrudan tıbbi bir terim değil ise de tıp biliminde yaygın kullanımı bulunan, eczacılık fakültelerinde ders konusu olarak işletilen bilimsel ve tıbbi nitelikteki tedavi yöntemleri ve ilaçların isimlendirmesinde kullanılan bir ibare olduğu, taraf markaları aslen birbirinden farklı anlamlara sahip iki ayrı kelime oldukları gibi yine salt görsel algıları itibariyle de herhangi bir benzerlik içermedikleri, bütünsel imajlarının farklı olduğu, taraf markalarının arasında işaret benzerliğinin bulunmaması nedeniyle markaların ilişkilendirilmesinden söz edilmesi mümkün olmadığı, davacı markalarının esasen yoğun kullanım sonucunda ciddi bir sektörel bilinirlik ve tanınmışlık elde ettiği yönünde güncel bir kanaatin mevcut olmadığı, davacı yana ait “...” markalarının “...” çatı markasından bağımsız olarak “tanınmış marka statüsünde” olduğu yönünde bir kanaat oluşmadığı gibi dava konusu markanın tescilinin, SMK m. 6/5 kapsamında ortaya çıkabilecek olası sonuçlardan herhangi birinin davacı aleyhine doğmasına neden olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, dava konusu başvuru ile müvekkili markaları arasında SMK'nın 6/1 maddesi anlamında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunduğunu, zira taraf markalarının ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, bu benzerliğin tüketici nezdinde iltibasa yol açacağını, dava konusu markanın, müvekkili markalarıyla aynı mal ve hizmetleri içerdiğini, müvekkili Şirkete ait "..." ibaresinin düşük ayırt ediciliğe sahip olduğunun kabulünün de mümkün olmadığını, bu nedenlerle davaya konu YİDK kararının iptali ile dava konusu markanın hükümsüz kılınması gerektiğini, ayrıca müvekkili markalarının tanınmış olduğunu ve SMK'nın 6/5 maddesi koşullarının da somut olayda bulunduğunu, davalı başvurusunun kötü niyetli olduğunu, bu hususa ilişkin talepleri hakkında mahkemece bir değerlendirme yapılmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE :1-Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, tescilli bir marka ile başvuru konusu işaret arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları gözetilerek münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin dikkate alınarak belirleneceği, buna göre "... ...+şekil" ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet "..." asıl unsurlu markalar arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılma tehlikesinin olmadığı, zira başvuru markasının bütünsel bir algı oluşturduğu, vurgunun "..." ibaresi üzerinde toplanmadığı, "..." ibaresi öne çıkarılmadığı gibi Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 26/09/2022 tarih ve 2021/1685 E.-2022/6319 K. sayılı ilamında "..." ibaresinin sağlıklı, zinde, formda, uygun vs. anlamlarına geldiğinin ve gıda maddeleri yönünden ayırt ediciliğinin düşük olduğunun, dolayısıyla koruma düzeyinin de düşük tutulması gerektiğinin belirtildiği, açıklanan nedenlerle dava konusu başvurunun davacının seri markalarından biri olarak algılanmayacağı, tarafların marka işaretleri arasında benzerlik bulunmadığından davacı markalarının tanınmış olmasının da dava konusu markanın tesciline engel oluşturmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Davacı tarafça, dava dilekçesinde diğer iddiaların yanında dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğu da ileri sürülmüş olup bu hususta ilk derece mahkemesince olumlu veya olumsuz bir değerlendirme yapılmamıştır. SMK'nın 6/9. maddesi uyarınca kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de mümkündür. Yargıtay HGK'nun 16.07.2008 gün ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Kötü niyetin varlığı, her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Yine Yargıtay HGK.'nun 21.09.2005 gün ve 2005/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle davalının kötüniyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötüniyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir. Bu açıklamadan sonra somut olay değerlendirildiğinde, yukarıda (1) nolu bentte açıklandığı üzere dava konusu marka ile davacı adına tescilli markalar arasında SMK'nın 6/1 maddesi anlamında bir benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı mahkemece isabetli şekilde belirlenmiş olup davacı markası ile benzerlik taşımayan dava konusu markanın, kötü niyetli olarak başvuru konusu edildiğinden söz edilemeyecektir. Kaldı ki, benzer marka başvurusunda bulunmak dahi tek başına kötü niyetin kabulü için yeterli bulunmamaktadır. Bunun dışında, davalı markasının tescil başvurusunun kötü niyetli olduğuna dair başkaca bir husus da iddia ve ispat edilemediğinden, davacının kötüniyet iddiası yerinde görülmemiştir. Öte yandan ilk derece mahkemesince, "Davacı tarafça yatırılmış olan peşin harç yatırıldığı anda yeterli olduğundan yeniden değerleme oranı dikkate alınarak karar tarihinde geçerli olan harç miktarına tamamlanmasının davacının mülkiyet hakkını ihlal edeceği dikkate alınarak yeterli olduğuna ve yeniden harç alınmasına yer olmadığına" karar verilmesi de doğru olmamıştır. Zira "harçlar, özel ve tüzel kişilerin, özel çıkarlarına ilişkin olarak kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir" (07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, RG.12.12.1964, sayı:11880, Kuru, Baki, s:5305). Bir davada alınacak harçlar ve oranları (yargı harçları), 492 sayılı Harçlar Kanununda ve bu Kanuna bağlı 1 sayılı Tarifede gösterilmiştir. Her davanın başlangıcında taraflardan, başvurma harcı ve karar ve ilam harcı olmak üzere iki tür harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanununun "Maktu harçlarda ödeme zamanı" başlıklı 27. maddesi uyarınca "(1) sayılı tarifede yazılı maktu harçlar ilgili bulunduğu işlemin yapılmasından önce peşin olarak ödenir. Mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler, harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç peşin veya süresinde ödenmemiş ise, mütaakıp muamelelere ancak harç ödendikten sonra devam olunur". 492 sayılı Harçlar Kanununun Mükerrer Madde 138/2 hükmü uyarınca "Her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan maktu harçlar (Maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil), o yıl için tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır". Başvurma harcı, dava açılırken peşin olarak ödenmesi gereken maktu bir harçtır. Dava açarken başlangıçta ödenen bu harcın, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi uyarınca, başvuru işleminin yapılmasına ilişkin bulunması, diğer bir deyişle ilgili bulunduğu işlemin, dava açarken başvuru işleminin yapılması ile tamamlanmış olması nedeniyle sonradan yeniden değerleme oranına göre arttırılamayacağı tabiidir. Karar ve ilam harcı ise nispi ve maktu karar ve ilam harcı olmak üzere iki çeşittir. Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nispi olarak karar ve ilam harcı alınır. Nispi harçlarda ödeme zamanını düzenleyen Harçlar Kanununun 28/a maddesi uyarınca, karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Peşin olarak ödenecek bu dörtte bir karar ve ilam harcı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanır. Yargılama sırasında dava değerinin daha fazla olduğu tespit edilirse eksik karar ve ilam harcı tamamlattırılır (Harçlar Kanunu m.16/4, 30). İlk derece mahkemesince mülkiyet hakkının ihlali görülen harç ise davanın başlangıcında davacıdan alınan maktu karar ve ilam harcıdır. Nispi karar ve ilam harcına tabi davalar dışındaki hallerde veya davanın reddine karar verilmesi halinde, alınması gereken karar ve ilam harcı, maktudur. Maktu harca tabi davalarda karar ve ilam harcının tamamı, dava açarken peşin olarak ödenir. Ancak başvuru harcından farklı olarak maktu karar ve ilam harcında, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi uyarınca, "ilgili bulunduğu işlem", diğer bir deyişle dış dünyada değişiklik yaratan, taraflarca infaza konulabilecek şey, mahkemece verilen "karardır". Dolayısıyla maktu karar ve ilam harcının alınma zamanı da esasen mahkemece verilen karar tarihidir. Zira maktu harcın hangi taraftan alınacağı ya da başlangıçta nispi harca tabi bir davada, sonradan davanın reddine karar verilip verilmeyeceği de ancak karar tarihi itibariyle belli olmaktadır. O halde maktu karar ve ilam harcı, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesinde belirtilen "mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler" türünden bir harçtır. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı 1 sayılı Tarifenin, maktu karar ve ilam harcını düzenleyen A/III-2. maddesinde, her bir karar türüne göre alınması gereken harç miktarı ayrı ayrı belirtilirken, her bir karar türü için maddede yer alan "kararlar" ibarelerinden, yukarıda açıklandığı üzere, bir davada verilecek kararın ne olacağının, ancak karar tarihi itibariyle ortaya çıkabileceği, yine tarafların ellerinde ancak mahkemece bir karar verilmesi halinde yararlanabilecekleri, infazı mümkün bir belge bulunabileceği maddi gerçeğinden hareketle, maktu karar ve ilam harçlarının da karar tarihi itibariyle hesap edilip alınması gerektiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, dava açarken başlangıçta ödenen maktu karar ve ilam harcının, sonradan yürürlüğe giren tarife ile artırılması halinde, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi ve Mükerrer Madde 138/2 hükümleri uyarınca, eksik tutarın ilgilisine tamamlattırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru değildir. Kaldı ki kamu düzenine ilişkin olan karar ve ilam harcının, karar tarihine göre belirlenmesi gerektiği, aynı mahkeme tarafından aynı yönde verilen bir kararın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/11/2024 tarih ve 2024/3186 Esas, 2024/8189 Karar sayılı kararı ile "yargılama harçlarının kamu alacağı niteliğinde ve re'sen dikkate alınacak hususlardan olduğu" gerekçesiyle doğru görülmeyip, düzeltilerek onanması suretiyle de tespit edilmiş olup, Dairemizin uygulaması da bu yöndedir. HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, diğer bir ifade ile kanun koyucu, temyiz kanun yolunda Yargıtay tarafından verilebilen, yerel mahkeme hükmünün gerekçesinin değiştirilerek düzelterek onanması kararını, istinaf mahkemeleri için öngörmeyip, bu halde istinaf mahkemesince yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiğini düzenlediğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun, ilk derece mahkemesi hükmünün gerekçesine ilişkin olarak yerinde görülmekle kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 29/02/2024 gün ve 2022/451 Esas - 2024/59 Karar sayılı kararın KALDIRILMASINA, 3-Davanın REDDİNE, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 80,70-TL harçtan mahsubu ile bakiye 651,30-TL karar ve ilam harcın davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 5-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiğinden ve istinaf kanun yoluna başvuran davacı aleyhine olacak biçimde karar verilemeyeceğinden ilk derece mahkemesi karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. hükümlerine göre belirlenen 25.500,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 7-Davalılar tarafından herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip resen taraflara iadesine (HMK m.333), 9-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, kararın kesinleşmesinden sonra ve talebi halinde davacıya iadesine, 10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 02/07/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 02/07/2026
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.