Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/949 E. 2026/1587 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/949
Karar No
2026/1587
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2023/949 KARAR NO : 2026/1587

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 01/02/2023 NUMARASI : 2020/678 Esas 2023/76 Karar DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) BAM KARAR TARİHİ : 25/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 25/06/2026

Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının plastik malzemeler satmakta olup davalıya da bir takım malzemeler satarak irsaliye fatura düzenlediğini, irsaliye faturalarda davalı firma çalışanın malları teslim alan kısmında imzasının bulunduğunu, fatura bedellerinin ödenmemesi nedeni ile alacağın tahsili amacıyla İzmir 2. İcra Dairesi'nin 2020/3904 esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı borçlunun haksız ve kötü niyetli itirazı üzerine takibin durduğunu, takip tarihi itibariyle davacı şirketin davalıdan alacaklı olduğunu belirterek itirazın iptaline, takibin devamına, %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu faturanın, dayanaksız ve malların teslim edildiğine ilişkin delil teşkil etmediğini, dava konusu malların davalıya teslim edilmediğini, faturalarda teslim alan kısmında okunamayan alanda var olan imzanın davalıya veya firmasında çalışan herhangi bir kişiye ait olmadığını, faturalarda yazılı ürünlerin büyüklüğü de göz önünde bulundurulduğunda bu büyüklükteki malların küçük bir sanayi dükkanına indirilmesinin fiziken mümkün olmadığını, haksız ve mesnetsiz davanın reddine, davacının icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. MAHKEMECE: "...,Dava; İİK'nın 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline ilişkindir. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalı aleyhine 66.042,96 TL asıl alacak üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı olarak 140.042,95 TL alacak gösterildiği, davalı tarafından yasal süresinde borca, faize ve tüm ferilerine itiraz edilmesi üzerine takibin durdurulmasına karar verildiği, cevap dilekçesinde takip konusu faturaya ilişkin malın davalı tarafa teslim edilmediğinin beyan edildiği, tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda davacının 2019 yılı işletme defteri kayıtlarının defter beyan sisteminde elektronik ortamda tutulduğu ve açılış kaydının bulunduğu, 2020 yılında bilanço esasına göre defter tutmaya başladığı, 2020 yılı yasal defterlerinin TTK hükümlerine göre usulüne uygun açılış kapanış tasdiklerinin bulunduğu, davalı tarafın 2019-2020 yılı yasal defterlerinin TTK hükümlerine göre usulüne uygun açılış kapanış tasdiklerinin bulunduğu, davacı tarafın 2019 defter beyan sistemi kayıtlarında davalı adına düzenlenmiş 27.12.2019 tarihli 134.426,78 TL bedelli ve 30.12.2019 tarihli 104.042,96 TL bedelli iki adet faturanın kayıtlı olduğu, işletme defter kayıt sisteminde borç alacak kaydı yapılmadığından 2019 yılı borç alacak kaydının tespit edilemediği, 2020 yılı yevmiye defterinin açılış bilançosu kaydının açılış fişi ile yapıldığı, açılış fişine devir alacağının kaydedilmediği, 2019 yılından devreden borç bakiyesi bulunmadığı, 2020 yılında herhangi bir borç alacak kaydına rastlanmadığı, takip dayanağı olarak 140.042,95 TL alacak gösterildiği, 30.12.2019 tarihli 104.042,96 TL bedelli faturanın açık irsaliyeli fatura şeklinde düzenlendiği, teslim alan kısmında .... adına atılı imza bulunduğu, cevap dilekçesinde faturaya konu malın davalı tarafa teslim edilmediğinin beyan edildiği, SGK kayıtlarına göre davalı işyerinde 2019 yılında .... adında bir çalışanın bulunmadığı, davacı tarafça fatura konusu malın tesliminin ispatlanmadığı ve bu hususta yemin teklifinde bulunulmayacağının beyan edildiği, dosya kapsamında iddiayı ispata yarar başkaca yasal delil bulunmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesi ile; "Davanın REDDİNE,"şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunda; davalı kayıtlarında söz konusu borcun işli ve kayıt altına alındığı kendi ticari defterlerinde işbu faturaları işlediği hususunu göz önüne almaksızın, gerekçeli kararında dahi yer vermeksizin bilirkişi raporunu hiçbir değerlendirmeye tabi tutmaksızın malın tespitinin ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verdiğini, yerel mahkemenin gerekçeli kararında davalının ticari kayıtlarına yer verilmediğini, bunların sanki davadan muafmışcasına raporda tespit edilen hususlar yönünden sadece davacı müvekkilinin resmi kayıtlarına yer vermek suretiyle; açıkça malın teslim olduğu hususunun ispatlanmasına rağmen rapor hatalı şekilde değerlendirilerek tespit hususunun gerçekleşmediği iddiası ile hatalı şekilde davanın reddine karar verildiğini, dava konusu faturaya konu edilen malın teslim edildği, teslim edilen mala ilişkin faturanın taraflara ait ticari defterlere işli olarak tespit edildiği ve netice itibariyle yaşanan tüm bu durumları esas alan yargı kararı ve TTK hükümleri gereğince davacının haklılığının ispatlanmasına rağmen esas alınacak bilirkişi raporunun eksik ve hatalı incelenerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasının kararın kaldırılması için yeterli olduğunu, somut olayda müvekkilinin, plastik malzemeler satmakta olup borçlu ...-... plastik malzeme ve benzeri ürünler sattığını ve borçlu adına irsaliyeli faturalar kestiğini, ancak borçlu şirket tarafından fatura bedellerinin ödenmemiş olması sebebiyle, aleyhlerinde İzmir 2. İcra Müdürlüğünde 2020/3904 Esas sayılı dosya numarası ile icra takibi başlatıldığını, takibe konu ödeme emrinin 25/06/2020 tarihinde tebliğ edilmiş olup, 25/06/2020 tarihinde borçlu vekili tarafından verilen dilekçe ile 'takibe, borca, faize, faiz oranlarına, borcun ve takibin tüm ferilerine' süresi içerisinde itiraz edildiğini, borçlunun icra takibine haksız ve hukuka aykırı olarak itiraz ettiğini ve bunun sonucunda 06/07/2020 tarihinde icra takibinin durduğunu, somut olayda müvekkili tarafından düzenlenen açık irsaliyeli faturaların hem müvekkili davacının kayıtlarda hemde davalı kayıtlarında bilirkişinin hem kök hem de ek raporu ile teslim edilmiş mahiyette olup; davalının kayıtlarında aleyhine bir kayıtın işli olduğu halde faturaya konu malın tesliminin gerçekleşmediğinin iddia ve gerekçesinin abesle iştigal olup kanuni hükümler ve yargı kararları nazarında kabulü mümkün olmayan bir sonucu ortaya çıkardığını, gerekçeli kararda rakamlar yönünden de incelemenin hatalı şekilde gerçekleştirilerek; bilirkişi raporunun esas alınamadığı tam ve net olarak okunmadığının görüldüğünü beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, satım sözleşmesinden kaynaklı icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi " (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. " şeklinde düzenlenmiştir. HMK'nın“Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi ; “(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”. Şeklinde düzenlenmiştir. 28/07/2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 7251 sayılı Kanunun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile HMK’nın 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir: “Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”. "..YİBBGK'nın 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. TTK'nın 23. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge, belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 23/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkanı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanununda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan yasanın 23. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın münderecatından söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK m.230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı taktirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.) TTK'nın 23/2. maddesi uyarınca tebliğe rağmen faturayı süresinde itiraz ve iade etmeyerek, ticari defterlerine borç kaydeden tacir, fatura münderecatını aynen kabul etmiş ve faturayı gönderen taraf, faturaya dayalı bu alacağının varlığını TTK'nın 84. ve 85. madde hükümleri (HMK 222) uyarınca ispatlamış olur." (Yargıtay 23.Hukuk Dairesinin 2014/10398 esas 2015/140 karar sayılı emsal ilamı) İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Yemin delili, HMK'nın 225. ve devamındaki maddelerde düzenlenmiş olup yemin kesin delil niteliğindedir. Bir vakıayı ispat yükü kendisine düşen taraf, o vakıayı başka delillerle ispat edemezse, diğer tarafa yemin teklifinde bulunabilir. Yemin, iddianın ispatı yönünden başvurulacak son bir ispat vasıtasıdır. Yemin deliline dayanan taraf, iddia veya savunmasının diğer delillerle ispatlanmamış olması nedeniyle bu delile sıra gelmiş olduğunu başka türlü bilemeyeceğinden; Hakim, ispat yükü üzerine düşen tarafın, iddiasını yazılı delillerle ispat edemediği kanaatine vardığı takdirde, ispat yükü üzerine düşen tarafa, dava ya da cevap dilekçesinde dayandığı yemin delilini de resen hatırlatmalıdır. Aksi halde, ispat yükü üzerine düşen tarafın tüm delilleri toplanıp, değerlendirilmemiş olacağından, yemin teklifi hakkı kullandırılmadan karar verilemez. Bununla birlikte iddia veya savunmasını ispat edemeyen tarafa yemin teklif etme hakkının hatırlatılabilmesi için yemin deliline açıkça dayanılmış olması zorunludur. Davacı tarafça, faturalarda belirtilen malları satmış olduğu, irsaliye faturalarda davalı firma çalışanının malları teslim alan kısmında imzasının bulunduğu, fatura bedellerinin ödenmemesi nedeni ile alacağın tahsili amacıyla İzmir 2. İcra Dairesi'nin 2020/3904 esas sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığı, itiraz üzerine takibin durduğu iddiasıyla, itirazın iptali talebiyle dava açılmış olup, davalı taraf cevap dilekçesinde borcun bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir. Bir satım ilişkisinde satıcı taraf sattığı malın-hizmetin miktarını ve alıcıya teslimini, alıcı ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Mahkemece, davacı tarafça fatura konusu malın tesliminin ispatlanmadığı ve bu hususta yemin teklifinde bulunulmayacağının beyan edildiği, dosya kapsamında iddiayı ispata yarar başkaca yasal delil bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de; davacı tarafından düzenlenen faturaların davalı tarafından defterine işlenip BA formu düzenlenerek bildirilmiş olmasının malın teslimine karine teşkil etmesi nedeniyle malın tesliminin davacı tarafından ispatlandığı, bu durumda karinenin aksinin davalı tarafından ispatlanması gerekmektedir. Bu açıklamalar uyarınca mahkemece; davalı vekilince cevap dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanıldığı, ispat yükü kendisinde olan davalının savunmasını ispat edemediği gözetilerek karşı tarafa yemin teklif etme hakkı hatırlatılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken ispat yükünde hataya düşülerek yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir. Sonuç olarak yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek derecede önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması nedeniyle HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dava dosyasının kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine kesin olarak karar verilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜNE, 2-İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 01/02/2023 tarih, 2020/678 Esas ve 2023/76 Karar sayılı hükmünün 6100 sayılı HMK’nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3- Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 4- İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından, davacı yararına istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5- İstinaf yoluna başvuran davacıdan alınan 179,90 TL istinaf maktu karar harcının istek halinde İADESİNE, 6- İstinaf yoluna başvuran davacıdan alınan 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 7- İstinaf yargılama giderlerinin esas kararla birlikte ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK 353/1-a maddesi gereğince oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. 25/06/2026

...

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/949, K. 2026/1587, T. 25.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-949-e-2026-1587-k-5c398b1f185a