Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/587 E. 2026/1336 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/587
- Karar No
- 2026/1336
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/587 KARAR NO : 2026/1336
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : MUĞLA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 13/01/2023 NUMARASI : 2022/335 Esas 2023/24 Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 04/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 04/06/2026
Muğla Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/335 Esas ve 2023/24 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...dava dilekçesinde özetle; Müvekkili firmanın davalıya vermiş olduğu hizmet karşılığı aralarındaki anlaşma gereği 26.07.2021 tarihli 2021000000076 nolu 106.200 TL tutarında ve 26.07.2021 tarihli 2021000000077 nolu 11.800-TL tutarında toplam 118.000 TL tutarında fatura keşide edildiğini (EK. Takibe Konu Faturalar) ve davalı tarafından da itirazsız olarak kabul edildiğini ve her iki tarafın defterlerine de işlendiğini, davalı tarafından ilgili faturalara mahsuben 11.08.2021 tarihinde 60.000 TL ödendiğini, kalan bakiye tutar olan 58.000 TL nin ödenmemesi üzerine davalı hakkında icra takibine geçildiğini, davalı tarafından hizmetin verilmesinden ve takibe konu faturaların her iki tarafın defterine işlenmesinden 2 ay sonra haksız ve hukuka aykırı olarak 26.09.2021 tarihli iade faturası kesildiğini, iade faturasının taraflarına tebliğ edilmediğini, ilgili faturaya Beyoğlu 36. Noterliği 05.10.2021 tarihli 21693 nolu ihtarname ile itiraz edildiğini, davalının hizmet verildikten ve takip konusu faturalar keşide edildikten 2 ay sonra iade faturası adı altında fatura keşide etmesi ile sorumululuktan kurtulamayacağının aşikar olduğunu, Yerleşik Yargıtay içtihatları ve mevzuatının da bu şekilde olduğunu, Bodrum 2. İcra Müdürlüğü’nün 2021/6126 Esas nolu dosyası üzerinden gönderilen ödeme emrine borçlu tarafından haksız ve hukuka aykırı olarak itiraz edildiğini, ayrıca dosya borcu ile ilgili 06.12.2021 tarihinde yapılan arabuluculuk görüşmesinin anlaşamama ile sonuçlandığını, borçlunun itirazının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, borçlunun borca ilişkin itirazlarının iptaline ve takibin devamına; %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine, avukatlık ücreti ve yargılama giderinin borçlu üzerine yükletilmesine karar verilmesini müvekkil adına talep ve dava etmiştir. Davalıya usulüne uygun olarak tebligatın yapıldığı görülmüştür. Fakat davalının davaya cevap vermediği görülmüştür. Bodrum 2. İcra Dairesi'nin 2021/6126 Esas sayılı dosyası incelendiğinde; alacaklının ..... Şirketi, borçlunun ... Şirketi olduğu, toplam alacak miktarının 60.500,00 TL olduğu görülmüştür. İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne talimat yazılarak SMMM ....'den bilirkişi raporu alınmış, Bilirkişinin talimat mahkemesine sunduğu bilirkişi raporunda; Davacı ... Şirketi'nin Türk Ticaret Kanunu ve Türkiye muhasebe standartları çerçevesinde ticaretine uygun olarak yapılması gerekenleri ve alınması gereken kayıtları zamanında yaptığı ve 58.000,00 TL Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden doğan ticari alacağının usullere uygun olduğu görüş ve kanaatinde olduğunu bildirdiği görülmüştür. SMMM ....'dan bilirkişi raporu alınmış, Bilirkişinin Mahkememize sunduğu 23.12.2022 tarihli bilirkişi raporunda; Davaya konu 28.09.2021 tarihli ve 58.000,00 TL'si bedelli fiyat farkı iade faturasının 28.09.2021 tarihinde davalı şirket tarafından, 320.HH.013 satıcılar hesabı Davacı ... Şirketi 58.000,00 TL'lik fiyat farkı iade faturası açıklaması ile borçlu olarak kayıt girildiği, 26.07.2021 tarihli ZAA2021000000005 numaralı 17.700,00 TL'lik ....Şirketi iade faturası açıklaması ile borçlu olarak kayıt girildiği, 11.08.2021 tarihli Akbank 203513 numaralı 60.000,00 TL'lik ödemenin .... Şirketi adına yapılan ödeme açıklaması ile borca mahsuben olarak kayıt girildiği, Şirket kayıtlarına kayıt edilen ve 16.07.2021 tarihli faturalarla indirim konusu yapılmış olan 31.01.018 hesaplanan KDV 8.847,46 TL'si Katma Değer Vergisi gelir kaydedildiği, 602.02 .003 fiyat farkı hesap 49.152,53 TL'de diğer gelirler adı altında gelir kaydedilerek 58.000,00 TL gider kaydı iptal edilmek suretiyle Kamu yararına işlem yapıldığı, davacı firma ..... Şirketi tarafından imzalanıp dosya sunulduğu görülen sözleşmede davalı .... Şirketi'nin kabul ve onayının görülmediği, tek taraflı hizmet sözleşmesi düzenlenmesinin yasal kabul edilmesinin mümkün olmadığı görüş ve kanaatine vardığını bildirdiği görülmüştür. GEREKÇE ve KANAAT: Yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamından, davacının davalıya vermiş olduğu hizmetten dolayı düzenlediği faturaların ödenmediğinden bahisle başlattığı takibe itiraz edilmesi neticesinde iş bu dava açılmıştır. Davalı tarafça davaya cevap verilmemiş olmakla birlikte her iki taraf da şirket olduğundan ticari defterlerin incelenmesine karar verilmiş olup öncelikle davacı tarafın defterleri talimat yoluyla incelenmiştir. İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne talimat yazılarak SMMM ....den davacının defterlerinin incelenmesi yönünde rapor alınmış olup 14/10/2022 tarihli raporda davacının düzenlediği faturalardan dolayı 58.000,00 TL alacak kaydının bulunduğu, defterlerin usulüne uygun tutulduğu ve davacı tarafça borcun tahsili talepli mail gönderildiği, bu mailden sonra davalı tarafça yasal süresi geçmesine rağmen 58.000,00 TL'lik iade faturasının düzenlendiği ve bunun davacı tarafça kabul edilmediği belirtilmiştir. Bunun akabinde defter kayıtlarının delil olarak kabul edilebilmesi için her iki taraf kayıtlarının birbiri ile uyumlu olması gerektiğinden bu kez davalı tarafın ticari defterleri yerinde incelenmiştir.23/12/2023 tarihli SMMM bilirkişi .....'ın ibraz ettiği raporda, takip konusu faturaların davalı defterlerinde de kayıtlı olduğu bir takım ödemelerin olduğu ve 58.000,00 TL'lik gider kaydının bulunduğu ancak yine 58.000,00 TL'lik iade faturasının davalı defterlerinde kayıtlı olduğu belirtilmiştir. Düzenlenen raporlar ve tüm dosya kapsamında göre takibe konu faturaların her iki taraf ticari defterlerinde de kayıtlı olduğu, davalının defterinde kayıtlı olmasının mal ve hizmetin teslim alındığına karine olduğu, bunun aksinin davalı tarafça ispatlanması gerektiği, bakiye borç miktarı kadar iade faturası düzenlenmiş ise de süresi geçtikten sonra tek taraflı düzenlenen iade faturalarının, bu faturayı kabul etmeyen diğer tarafı bağlamayacağı hususları nazara alındığında iade faturası hariç birbirini teyit eden defter kayıtlarına göre davalının ödenmeyen 58.000,00 TL bakiye borcunun kaldığı anlaşılmıştır. Ayrıca takipten önce davacı tarafça davalıya noter kanalıyla ihtarname gönderilerek borcun tahsili talep edildiğinden, davalı taraf temerrüte düşürülmüş olup, takip talebindeki işlemiş faiz de haklı görüldüğü..." gerekçesi ile, açılan davanın KABULÜNE davalının Bodrum 2. İcra Müdürlüğünün 2021/6126 Esas sayılı takibene yaptığı İTİRAZIN İPTALİNE, TAKİBİN DEVAMINA, Hükmolunan toplam alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra davacı vekilinin dosyanın görevli mahkemeye gönderme dilekçesi verdiğinden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiğini, hukuka aykırı olarak dosyanın görevli mahkemeye gönderildiğini, yargılama süresince gerek usul gerekse esas yönünden fahiş hatalar yapıldığını, görevsiz mahkeme tarafından dava dilekçesi ve tensip zaptı müvekkiline tebliğ edilmeden adil yargılama hakkı ihlal edilerek dosya üzerinden görevsizlik kararı verilmesinin de hatalı olduğunu, davanın esas muhatabının.... AŞ. olduğunu, sözleşmenin davacı ile dava dışı şirket ..... şirketi arasında yapıldığını, husumetin davalı müvekkiline düşmeyeceğini, davacının kötüniyetli olarak hem müvekkili hemde dava dışı .... şirketi aleyhine aynı faturaları kestiğini ve ayn alacağı iki kez tahsil etmeye çalıştığını, davacının müvekkiline sözlü beyanlarla tahsilatın dava dışı ....şirketinden yapılacağından müvekkilinin ödemesine gerek olmadığını belirttiğini, dava dışı ....şirketine ihbarı talepleri hakkında hiçbir değerlendirme yapılmadığını, eksik inceleme yapıldığını, faturanın tek başına alacak iddiasını kanıtlamaya elverişli olmadığını, temel ilişkinin davacı tarafından ispat edilmesi gerektiğini, davacı tarafından 16/07/2021 tarihli 2021000000076 ve 2021000000077 nolu iki adet faturanın ve davacının alacağının toplam bedelinin 118.000-TL olduğu, müvekkili tarafından 11/08/2021 tarihinde 60.000-TL ödeme yapıldığı, bakiye 58.000-TL alacakları kaldığı iddia edilmişse de bu iddiaların kabulünün mümkün olmadığını ayrıca bu faturalara müvekkili şirket tarafından 28/09/2021 tarihinde düzenlenen iade faturası ile de itiraz edildiğini ve bu hususun müvekkili şirket ticari defterlerine de işlendiğini, davacının icra takibinden önce müvekkilini temerrüde düşürmediğini, işlemiş faiz talebinde bulunulamayacağını, müvekkili şirket tarafından yapılan ödemenin avans ödemesi olduğunu, icra inkar tazminatı şartlarının oluşmadığını, davacının kötüniyetli olduğunu ve davanın reddi ile davacı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, fatura bakiye alacağının tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. ''...İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre; i) İlamsız takip yapılmış olması, ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi, İii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir. Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır. Dava konusu faturanın düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır. Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdî ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir. Bu nedenle, bir satım/hizmet ilişkisinde davacı taraf, sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini/hizmeti verdiğini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Tek başına fatura düzenlenmesi akdî ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticarî defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir. Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi; “(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”.şeklindedir 7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir;“Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı) Ayrıca, davanın ihbarının düzenlediği 6100 sayılı HMK'nun 61'inci maddesinde “Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir.” hükmü getirilmiştir. Mahkemece davanın ihbarı talepleri, 6100 sayılı HMK'nun 62'nci maddesi gereği davalının davayı ihbar taleplerinin yazılı olması, davanın ihbar edileceği kişilerin adı ve adreslerinin bildirilip bildirilmediği ve tebligat masraflarının yatırılıp yatırılmadığı hususları dikkate alınmak suretiyle değerlendirilmelidir. Yine, İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Borçlunun itirazının kötüniyetli olması ise yasal koşul değildir. İcra inkar tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, davacı şirket tarafından kesilen faturaların, alacak bakiyesinin davalı şirket ticari defterlerinde kayıtlı olmasına, davalı şirket tarafından bakiye borç bedelinin ödendiğinin, hizmetin verilmediğinin ve süresi içinde iade faturası kesildiğinin ispatlanamamasına, alacağın likit ve belirlenebilir olmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Muğla 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/01/2023 tarih ve 2022/335 Esas 2023/24 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 4.132,75.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 179,90.TL harcın mahsubu ile bakiye 3.952,85.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 04/06/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.