Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/586 E. 2026/1283 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/586
- Karar No
- 2026/1283
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/586
KARAR NO: 2026/1283
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 11/11/2022
NUMARASI: 2022/572 Esas - 2022/910 Karar
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 18/06/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı borçlu şirketin ticari ilişki içerisinde olduğunu, bu ilişki çerçevesinde müvekkili şirketin muhtelif tarihlerde davalıya mal satışı ve teslimi yaptığını yapılan tüm satışların faturalandırıldığını ve tarafların ticari defterlerine kaydedildiğini, müvekkili şirket ile davalı arasındaki takibe müsnet irsaliyeli faturalardan oluşan cari hesap ekstresinden de anlaşılacağı üzere davalı borçlunun borcunun takip tarihi itibariyle 15.784,68 TL olduğunu, davalının dava konusu fatura bedellerini ödememesi üzerine müvekkili tarafından şifahen defaatle ödeme talebinde bulunulduğunu fakat herhangi bir ödeme yapılmadığını, borcun ödenmemesi üzerine.... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası marifetiyle 04.12.2020 tarihinde icra takibi yapıldığını, borçluya ödeme emri tebliğ edildiğini, davalının gönderilen ödeme emrine karşılık kötüniyetli olarak itiraz ettiğini, bunun üzerine 16.03.2021 tarihinde arabulucuya gidildiğini, ancak arabulucu huzurunda da herhangi bir anlaşma sağlanamadığını, davalının itirazınğn tamamen kötü niyetli olduğunu, alacağı sürüncemede bırakmaya müteveccih olduğunu beyanla, davanın kabulü ile davalı borçlu hakkındaki.... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra takibinin 15.784,68 TL asıl alacak yönünden vaki itirazının iptaline, takip tarihinden itibaren cari reeskont faizleri ile birlikte tahsiline,
fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla takibin devamına, davalı borçlunun takip konusu asıl alacağın % 20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, dava masraf ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davanın, her iki tarafın da ticari işi ile ilgisi olması itibariyle Asliye Ticaret Mahkemeleri'nin görev alanına girdiğini, bir ticari davada hangi Asliye Ticaret Mahkemesi'nin yetkili olduğunun 6100 sayılı hukuk Muhakemeleri Kanunu’nca belirtilmiş olduğunu, 6. Maddesinde açık olarak "Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir." denilmek suretiyle genel yetkili Asliye Ticaret Mahkemesi, davanın açıldığı tarihte davalının yerleşim yerindeki Asliye Ticaret Mahkemesi olacağı belirlendiğini, davalı olarak gösterilen müvekkil şirketin işyeri adresi .... .... .... N.... ... olduğunu, ... ilçesi yargı çevresi açısından ... adliyesine bağlı bulunmakta ise de ... adliyesinde, Asliye Ticaret Mahkemesi bulunmaması sebebiyle ... sınırları içerisindeki ticari işler bağlı bulunduğu Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülmesinin icap ettiğini, bu nedenle işbu davanın yetkisiz yargı yeri olan İstanbul Adliyesi nezdinde açılmış olduğunu, davada yetki yönünden itirazının olduğunu, yetkili yer mahkemesi Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğu için öncelikle davanın yetkisizlik nedeniyle usulden reddi gerektiğini, müvekkili hakkında açılmış bulunan işbu itirazın iptali davasının esastan reddine, takibinde haksız ve kötü niyetli olan alacaklı hakkında takip konusu alacağın %20’sinden az olmamak üzere tazminata mahkûm edilmesine karar verilmesi, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı yan üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...Yukarıda yer verilen açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafın incelenen ticari defterlerin usulüne uygun tutulup takibe konu alacak kalemlerinin de bu defterlerde kaydedilmiş olması tek başına alacağın varlığına ve fatura içeriği mal ve hizmetlerin teslimi konusuna delil oluşturmamaktadır.
Ancak Alınan bilirkişi raporuyla da sabit olduğu üzere davalı tarafça tasdiki zorunlu defterlerden Defteri-kebir ve Envanter defterini süresi içinde yazdırmadığından defterleri sahibi lehine delil niteliği taşımamaktadır. Ve fakat Hukuk Muhakemeleri Kanunu 222/4. Maddesi gereğince açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine, somut olayda davalı borçlu aleyhine delil olma vasfını taşımaktadır. Buna göre davacı tarafın defterleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesine göre taraflar arasında ticari ilişkinin mevcut olduğu, davacı tarafın ticari defterlerinin kayıtları usulüne uygun olduğundan davacı lehine delil vasfı taşıdığı, bilirkişi raporuyla sabit olan 14.336,94 TL alacağın davacı tarafın ticari defter kayıtlarında yer aldığı anlaşılmaktadır. Buna göre 14.336,94 TL alacak yönünden davacı tarafın dava konusu ticari ilişkinen kaynaklı edimlerini yerine getirdiğini ticari defterler kayıtları, davalı tarafın aleyhine delil niteliği taşıyan ticari defter kayıtları nazara alınarak ispat ettiğinin kabulü gerekmiştir.
Buna karşılık olarak davalı tarafın borcunu ödediğini yazılı belge ile ispat edemediği kanaatine varıldığından davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Her ne kadar davacı tarafça ihraç kaydıyla kesilen faturalarla ilgili olarak 1.447,74 TL'lik farkın, davalı tarafça malların ihraç edildiğine dair belgelerin davacı şirkete ibraz edilmemesinden kaynaklandığını iddia etmiş ise de bilirkişi raporunda yer verilen farkın faturaların Kdv'li olarak kesilmesinden kaynaklandığı, davacı tarafından ilgili belgelerin davalıdan talep edildiğine dair herhangi bir bilgi ya da belgeyi dosyaya ibraz etmediği anlaşıldığından bu miktara ilişkin talebin reddine karar vermek gerekmiştir.
Davacı vekili, itirazın iptali talebi ile birlikte icra inkar tazminatı talebinde bulunmuştur. Borçlu aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için likit ve belirlenebilir bir alacağın mevcut olması gerekmektedir. Likit bir alacaktan söz edilebilmesi için, ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması, böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Buna göre davalı borçlu tarafından cari hesap ve ticari defter kayıtları ile sabit olan alacağın tereddütsüz bir şekilde likit ve belirlenebilir olması nedeni ile davalı borçlu aleyhine kabul edilen alacak miktarı üzerinden %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı ile aramızda sadece 2016 yılında bir adet mal alışverişi bulunmuş olup bunun da ödemesi banka yoluyla yapılarak aradaki ticari ilişki sonlandırıldığını, dosyaya 7 adet sevk irsaliyesi sunulduğunu, anılan sevk irsaliyelerinin incelenmesinden birim fiyat ve tutar kısmının boş olduğu, hangi tutarlı fatura için düzenlendiğinin belli olmadığı, sevk irsaliyelerinde yer alan ve farklı olduğu görülen imzaların hiçbirisinin davalı firma temsilcilerine ait olmadığı, anılan sevk irsaliyelerinin kim tarafından imzalandığının meçhul olduğu, teslim alan kısmında hiçbir işlem ve şirket unvanına yer verilmediği, davalı firmanın kaşe ve yetkili temsilcisi imzasını içermediğinin görülmekte olduğunu, kime teslim edildiği belli olmayan mallar için davalı firma imza ve kaşesi olmaksızın düzenlenen sevk irsaliyelerinin kabul edilmesinin mümkün olmadığını, bahse konu faturaların davalı şirkete gönderildiğini ve muhasebe departmanının bilgisizliği nedeniyle davalı şirket defterine işlendiğini, davalı şirketin tüm bunlardan davacının, haksız ve kötüniyetli olarak aleyhinde yaptığı icra rakibi ile haberdar olduğunu, davacı tarafından yapılmayan işe karşılık davalıdan istenilen iş karşılığı fatura takibe konulduğunu, davalı şirketin, muhasebe departmanının hatalı işlemi nedeniyle faturaya itiraz için belirlenen 8 günlük süreyi geçirdiğini, bahse konu malların davalı tarafça alınmadığı, sevk edilmediği açık iken sırf likit alacak diyerek icra inkar tazminatına hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, fatura tarihlerinin 2017 yılı olmasına rağmen aradan 4 yıl geçtikten sonra takip işlemi başlatılmış olmasının davacı tarafın kötüniyet içerisinde bulunduğunu gösterdiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın tümden reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE :
Dava, ticari satım sözleşmesinden kaynaklanan açık hesap alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ile davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; davanın kabulüne dair kurulan hükmün yerinde olup olmadığı noktasındadır.
Davacı tarafça davalı hakkında, .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyası ile "cari hesap" borcun sebebi gösterilerek 15.784,68 TL asıl alacak, 15.795,71 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 31.580,39 TL TL alacağın tahsili istemiyle ilamsız takip başlatıldığı, borçlunun itirazı üzerine takibin durduğu ve asıl alacak olan 15.784,68 TL yönünden itirazın iptaline ilişkin iş bu davanın açıldığı görülmektedir.
Fatura düzenlenmesi ve dayanağı kanıtlanamayan faturalar davacı defterlerinde kayıtlı olması ve faturaya itiraz edilmemiş olması tek başına akdi ilişkinin kanıtı olamaz(Yargıtay HGK'nun 19/09/2018 Tarih, 2017/19-915 Esas ve 2018/1338 Karar Sayılı İlamı). Davada ispat külfeti faturalar nedeniyle alacaklı olduğunu iddia eden davacının üzerindedir. Davacının faturalara konu malları davalıya teslim ettiğini usulüne uygun delillerle ispatlaması gerekir(Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 22/02/2016 Tarih, 2015/13357 Esas ve 2016/2695 Karar Sayılı İlamı).
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 21/2. maddesinde, bir fatura alan kişinin aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılacağı düzenlenmiştir.
Faturaya sekiz günlük süre içinde itiraz edilmemişse, TTK. m 21/2'ye göre, itiraz etmeyen kimse, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır. Ancak sekiz gün içinde itiraza uğramayan fatura, taraflar arasında, aksi iddia ve ispat edilemeyen bir delil, geçici bir zaman için de olsa borçluyu sorumlu kılan bir ödeme emri de sayılmaz. İtiraza uğramayan fatura, içeriğinin aksi ispat edilebilir ticari bir belgedir. Ayrıca adına fatura düzenlenen, bu faturayı ticari defterlerine itirazsız olarak kaydetmişse, bu kayıt, fatura konusu sözleşmenin ve bu sözleşmedeki işin yapıldığı anlamına gelir. Borçlu taraf, faturaları ticari defterine işlemişse, borcun doğmadığını veya borcu ödediğini ispatlamak zorundadır. Zira, davalının kendi ticari defterlerindeki kayıtlar aleyhine delil teşkil edecek olup, bu ticari defter kayıtlarının aksinin aynı nitelikte yazılı delil ile ispatlanması gerekmektedir.
Somut olayda; tarafların ticari defterleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi ile davacı tarafın ticari defterlerinin sahibi ve halefleri lehine delil olma niteliğinde bulunduğu, davalı defterlerinden 2017 yılına ait envanter ve defteri kebirin yazılı olamaması nedeniyle sahibi ve halefleri leline delil olma niteliğinin bulunmadığı, taraflar arasında açık hesap ilişkisi bulunduğu, davacının davalıya düzenlediği tüm faturaların aynen davalı ticari defterlerinde kayıtlı bulunduğu, davalının yaptığı ödemelerin de davacı kayıtlarında aynen yer aldığı, davalının yaptığı 5.000 TL lik ödemenin kendi defterlerinde kayıtlı olmaması nedeniyle davacıya olan borcunun 19.336,94 TL olarak göründüğü, davacının ise 2 adet fatura ihraç kaydıyla düzenlendiğinden KDV siz düzenlenmesi gerekirken KDV'li olarak düzenlendiği, bu iki kaydın düzeltilmesi halinde tarafların ticari defterlerine göre bire bir uyumlu olarak davalının davacıya takip tarihi itibarıyla borcunun 14.336,94 TL olduğu, bu haliyle davacının düzenlediği fatura içeriği malların davalıya teslim edildiği anlaşılmakla ilk derece mahkemesi kararında bir isabetsizlik bulunmadığından davalı tarafın bu yöne ilişen istinaf isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
İcra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takibe konu alacağın likit olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut olduğunda ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir.
Eldeki davada, ticari isatıma konu faturaya dayalı alacak likit (belirlenebilir) olup, hüküm altına alınan miktar üzerinden davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesinin şartları oluşmuş bulunmakla davalının bu yöne ilişen istinaf talebi yerinde değildir.
Açıklanan nedenlerle HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, ilk derece mahkemesi kararında bir isabetsizlik görülmediğinden davalı tarafın istinaf talebinin reddine ilişkin aşağıdaki şeklide karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 244,84 TL harcın, alınması gerekli olan 979,36 TL harçtan mahsubu ile bakiye 743,52 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 18/06/2026