Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1352 E. 2026/1688 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/1352
Karar No
2026/1688
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

12. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO:2023/1352

KARAR NO:2026/1688

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

K A R A R

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:19/01/2023

NUMARASI:2017/397 Esas - 2023/43 Karar

DAVA:Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)

DAVA TARİHİ:25/04/2017

İSTİNAF KARAR TARİHİ:13/10/2026

Davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen kararın davalı ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA: Davacı vekili; 01.11.2016 tarihine kadar Türkiye genelinde ... marka ürünlerin distribütörlüğünü ve yetkili servis işlemlerini gerçekleştiren davalı ile müvekkili arasında, 01.11.2016 tarihine kadar ürün alım satımı ile yetkili servis hizmetleri gerçekleştirildiğini, bu süre boyunca ayıplı/kusurlu çıkan ürünler için müvekkilince müşterilere ödenen tüm tazminatlar ve ayıpsız benzeri ile değişim kararları gereği davalı tarafından yargılama masrafları ile birlikte eksiksiz şekilde müvekkilime geri ödendiğini, müvekkili ile davalı firma arasındaki sözleşme çerçevesinde müvekkili mağazalarından tüketicilerce satın alınan ... marka ürünlerin tüketiciler şikâyeti nedeni ile müvekkili mağazasına bırakılması halinde, arızalı ürünler ile ilgili olarak derhal davalıya bildirim yapıldığını ve bu bağlamda davalı tarafından yetkili servis hizmeti sağlanmakta olduğunu, tüketiciler tarafından müvekkil mağazalarına şikâyet nedeni ile bırakılan ürünler ya direkt davalı firmaya ve davalı firmanın bildirdiği yetkili servislere müvekkilince teslim edildiğini ve tüketicilerin satıcı sıfatında olan müvekkili ile muhatap olduğunu, müvekkili satıcı sıfatına haiz olduğundan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde ayıplı mallar açısından şikâyet edilen konumunda bulunduğunu ve aleyhe çıkan sonuçlardan müvekkilinin sorumlu olduğunu, müvekkil firma ile davalı arasındaki akde göre aleyhe çıkan kararlar açısından taraflar arasında rücu işlemleri uygulanmakta olduğunu, ancak davalının bu tutumunu kendisinden mal almayı bıraktıkları 01.11.2016 tarihinden itibaren terk ederek yetkili satıcı ve yetkili servis olarak sorumluluğu bulunmasına karşılık bir çok ürün ile ilgili sorumluluğunu yerine getirmediğini, davalının artık ürün satış yapmadığı ve bu nedenle sorumluluğunun bulunmadığını iddia etmekte ise de, 6502 sayılı kanun gereği garanti süresi devam ettiği sürece davalının ürünler açısından sorumluluğunun devam ettiğini, müvekkilince davalıya keşide edilen 10.01.2017 tarihli ihtarname ile rücu işlemlerinin yapılması gerektiğinin bildirildiğini, ihtarname davalıya 12.01.2017 tarihinde tebliğ edilmiş olmasına rağmen davalının bugüne kadar işlem yapmadığını, ürün satıcısı ve yetkili servisi olan davalının TBK'nın 62 ve 167. maddeleri gereğince müvekkiline karşı sorumlu olduğunu, davalı firma her ne kadar artık ... marka ürünlerin satışını gerçekleştirmediğini, yetkili servis hizmeti de vermediğini iddia etmekte ise de, yetkili satıcı olduğu dönemde yapılan satışlardan dolayı 6502 sayılı kanun hükümleri çerçevesinde garanti süresi boyunca tüketicilere ve müvekkiline karşı sorumluluğunun aynen devam ettiğini, davalının sorumluluğunun TBK'nın 198 vd. maddeleri çerçevesinde de devam ettiğini, kaldı ki davalı firmanın ürünlerin bir kısmını da uhdesinde bulundurduğunu ve müvekkiline teslim etmediğini belirterek, şimdilik 714.483,21-TL bedelin temerrüt tarihinden işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP:Davalı vekili; davacının müvekkili şirketten dava dilekçesinde iddia edildiği şekilde bir alacağının bulunmadığını, davacı tarafın iddialarının aksine davacı taraf ile müvekkili şirket arasında ürün alım satımına veya servis hizmeti verilmesine dair herhangi bir yazılı sözleşme bulunmadığını, müvekkili şirketin tek yetkili dağıtıcı olmamakla birlikte bir kısım ... marka ürünleri yurt dışından ithal eden ve ürünlerin Türkiye'de ana dağıtıcı şirketler aracılığı ile satışını organize eden distribütör şirket olduğunu, ancak müvekkili şirketin davacı şirkete doğrudan ürün satan bir şirket olmadığını, davacı taraf ile müvekkili şirket arasında mal alım satımı olmaması sebebiyle bir borç oluşmasının da mümkün olmadığını, müvekkili şirket ... marka notebook vb. bir kısım ürünleri ithal etmekte iken, ...firmasının 2015 yılı Aralık ayında Avrupa ve Türkiye pazarlarından çekildiğini, müvekkili şirketin de en son 2016 yılı Ocak ayında ... marka cihaz ithalatı yaptığını, ... Japonyanın kararı sonrasında müvekkili şirketin ürün tedarik ettiği ... markasının temsilcisi olan ... ... firmasının Türkiye'de yeni bir servis sağlayıcı tayin ettiğini ve müvekkili şirketin yetkilerinin sona erdiğini, ... ... firmasının ... marka cihazlarla ilgili yaşanan sorunların tayin ettiği yetkili servise yönlendirilmesini davacı şirket dahil bütün ... marka ürün satan benzer firmalara bildirdiğini, müvekkili şirketin 01.11.2016 tarihinden sonra hiç bir yetkisi bulunmamakta olup, bu hususun davacı tarafın da kabulünde olduğunu, davacı taraf taleplerinin muhatabının ... Europe olduğunu, bu nedenle müvekkili aleyhine açılan davanın husumet yokluğundan reddinin gerektiğini, davacının sunmuş olduğu fotokopi belgelerin delil olarak dikkate alınamayacağını, davacının 01.11.2016 tarihinden sonraki bildirimleri ... şirketine yaptığını ve servis hizmetini bu şirketten talep ettiğini, müvekkilinin üretici ve satıcı olmadığını, davacının ürünleri müvekkilinden tedarik etmediğini, müvekkilinin davacıya sadece satılan cihazlar üzerinden destek primi ödediğini, davacı tarafça müvekkilinin sorumluluğunu gerektirecek herhangi bir taahhüt içeren delil sunmadığını, davacının bedel talep ettiği cihazların müvekkilinden alınıp alınmadığının belirtilmediğini, fatura sunulmadığını, hakem veya mahkeme kararı gereği tüketiciye ödeme yapıldığına dair delil sunulmadığını, davacının müvekkilinden alacağı bulunmadığı gibi müvekkilinde malının da bulunmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece; davalının 01.11.2016 tarihine kadar Türkiye genelinde ... marka ürünlerin distribütörlüğünü ve yetkili servisliğini yaptığı, 01.11.2016 tarihine kadar davacı ile davalı firma arasında ürün alım satımı ile yetkili servis hizmetleri gerçekleştiği, belirtilen tarihe kadar davacı tarafça satılan ürünlerden ayıplı/kusurlu çıkan ürünler nedeniyle yapılan başvurularda davacı tarafça müşterilere ödenen bedeller ve ayıpsız benzeri ile değişim kararlarına ilişkin taleplerin davalı tarafından karşılandığı, davalı vekili cevap dilekçesinde 01.11.2016 tarihi öncesinin işbu davanın konusu olmadığını savunduğu, ancak davaya konu uyuşmazlığın 01.11.2016 tarihinden önce davalının ... marka ürünlerin distribütörlüğünü ve yetkili servisliğini yaptığı dönemde davacı tarafından alınıp ancak 01.11.2016 tarihine kadar davalıya başvurulmayan, müşterilerin bu tarihten sonra davacıya başvurup aldığı ödemeler ve iadelere dair taleplere ilişkin olduğu, bu nedenle davalının itirazının kabul görmediği, ilk ve son bilirkişi raporunda davacının dayandığı dosyaların tek tek liste halinde gösterildiği, davacı tarafın bu listede yer alan ve müşterilere yaptığı ödemeleri ispatladığı ve talep edebileceği miktarların belirlendiği, listede yer alıp müşteriye ödeme yapıldığı belgelendirilmeyen miktarlar ise hesaplanmakla birlikte, davacının bu miktarı talep edemeyeceği kanaatine ulaşıldığı, bilirkişi raporları listesinde yer alan ürünler davalının ... marka ürünlerin distribütörlüğünü ve yetkili servisliğini yaptığı dönemde alınmış ürünler olup, listede 01.11.2016 tarihinden sonra satışı yapılan ürünlere rastlanmadığı, davacının bilirkişi raporunda eksik inceleme yapıldığı itirazı ile Tüketici Hakem Heyeti dosyalarını bildirmesi üzerine yapılan ek bilirkişi incelemesinde, davacı tarafın eksik inceleme olarak belirttiği tüm dosyaların bilirkişi tarafından dikkate alındığı ve kök rapor ekinde sunulan listede yer alan dosyalar olduğu, bu haliyle raporun taraf ve mahkeme denetimine açık olduğu, eksik inceleme içermediği anlaşılmakla hükme esas alındığı, gider pusulası ödeme belgesi olmadığından raporda ödeme belgesi olarak kabul edilmemesi ve hesaplama dışı bırakılmasında usulsüzlük bulunmadığı, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri uyarınca ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi haklarının üretici, distrübütör veya ithalatçıya karşı da kullanılabileceği, bu hakların yerine getirilmesi konusunda satıcı, üretici, distrübütör ve ithalatçının müteselsilen sorumlu olduğu, dava tarihi itibarı ile davalı distrübütör değil ise de, satışını yaptığı ürünler nedeni ile iç ilişkide iki yıllık sorumluluğunun bulunduğu, davalının, davacıya satılan ayıplı ürünlerden dolayı davacının hakem heyeti ve mahkeme kararları uyarınca ayıplı ürün oldukları sabit olan ürünlere ilişkin müşterilere ödediğini ödeme belgeleri ile ispatladığı 177.304,01-TL miktardan sorumlu tutulduğu, davalı malın kendisi tarafından satışından sonra ayıbın doğduğunu ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir ise de, bu yönde somut herhangi bir delil sunamadığı, davacının keşide ettiği 10.01.2017 tarihli ihtarnamede ödeme talebinde bulunulmaması ve temerrüde ilişkin başka bir ifadeye de yer verilmemesi nedeni ile alacağa dava tarihi olan 25.04.2017 tarihinden itibaren faize hükmedildiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 177.304,01-TL'nin dava tarihi olan 25/04/2017 tarihinden itibaren işleyen avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili; mahkeme tarafından müvekkili şirketçe yapılan ödemelerin sadece bir kısmının dikkate alındığını, alınan bilirkişi raporlarında sadece belirli dönemde 01.11.2016-17.02.2017 arasındaki dönemde yapılan ödemelerin dikkate alındığını, bu dönemin davalının distribütörlüğünün bittiği tarih ile dava tarihi arasındaki dönem olduğunu, rücu talebinde yapılan ödemelerin rapordaki tarih aralığı ile sınırlanamayacağını, zira satılan bir üründe ayıp sonradan ortaya çıkabileceği gibi, ayıp bu tarihler arasında çıksa bile yargılama sürecinin uzun sürebileceğini veya daha önceki dönemde ayıplı çıkan ve ödemesi yapılan ürünler söz konusu olabileceği gibi, bu tarihler arasında ayıplı olduğu tespit edilen ancak ödemesi henüz yapılmayan ürünlerin mevcut olabileceğini, davalının ... markasının temsilciliğinin 01.11.2016’da sona ermesinin, bu tarihten sonraki ödemeler veya davalardan sorumlu olmayacağı anlamına gelmeyeceğini, aksine davalının talimat veya onay verdiği her bir ürün bakımından tarih kısıtlaması olmaksızın sorumlu olduğunun kabulünün gerektiğini, dosyaya sunulan her bir uyuşmazlıkta da davalının onay ve talimatı bulunduğundan, davalının rücu talebinden sorumlu olduğunu, ayrıca karara dayanak olan raporlarda dosya kapsamına sunulan tüm hakem heyeti ve mahkeme kararları ile müvekkili şirket ticari defter ve kayıtlarının dikkate alınmadığını, bu bağlamda müvekkili şirket defter ve kayıtlarında yer alan ödemelerin, davalı şirkete rücu edilecek bedel hesaplamasında dikkate alınması gerektiğini belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı vekili; davacı tarafın ayıplı olduğu iddia edilen cihazlar yönünden ayıp ve alacak iddialarını somut belgelerle ispatlayamadığını, müvekkili bir dönem ... marka cihazların ithalat ve distribütörlüğünü yürüttüğünü, ancak Japonya menşeli üretici ... firmasının 2015 yılının Aralık ayında Avrupa ve Türkiye pazarlarından çekilme kararına bağlı olarak müvekkilinin anlaşmalarının sona erdiğini ve ... ... firmasının başlıca yetkili olduğunu, ... Europe firmasının bildirimi üzerine ... marka ürünlerin tedarik ağından ayrıldığını, dolayısıyla 01.11.2016 tarihi itibarıyla hiçbir yetki ve sorumluluğu kalmayan müvekkili şirketin, davacı ile herhangi bir alım satım sözleşmesi yahut garantörlük taahhütnamesi imzalamadığını, bu nedenle müvekkiline 01.11.2016 öncesi için husumet yönetilemeyeceğini, bu tarihten sonra da hiçbir alım satım olmaması, ithalat yapılmaması, dağıtıcılığın ve yetkinin sona ermesi sebebiyle husumet yönetilemeyeceğini, mahkemece ise 01.11.2016 tarihinden sonraki bildirimler yönünden ... firmasının sorumlu olduğu ve servis hizmetinin bu firma tarafından sağlandığı hususunun dikkate alınmadığını, müvekkili şirket ile davacı arasında yazılı bir sözleşme bulunmadığını, iddia edilen rücu bedelleri ile ilgili olarak müvekkilinin davacı tarafa herhangi bir taahhüdü ve garantisinin bulunmadığını, ayıplı olduğu iddia edilen ürünler ile iddia edilen ödeme belgeleri arasındaki illiyet dahi kurulamamış iken, ne için ödendiği belli olmayan ödemelerden müvekkili şirketin sorumlu tutulmasının dayanağının bulunmadığını, davacının iddialarını ispatlayamadığını, bilirkişi raporunda ödendiği tespit edilen 177.304,01-TL'nin ... ...'nin Türkiye'de yeni bir servis sağlayıcısı tayin ettiği 01.11.2016 tarihinden sonraki döneme denk geldiğini ve bu sebeple müvekkili şirketin sorumluluğuna gidilemeyeceğini, davacı tarafça iddia edilen alacak talebine tekabül eden bir mahkeme ilamı, hakem heyeti kararı yahut ödeme dekontu bulunmadığını, kaldı ki davacının 01.11.2016 tarihinden sonraki bildirimleri ... şirketine bildirdiğini ve servis hizmeti aldığını, sırf bu hususun dahi müvekkilinin yetkili firma olmadığı ve herhangi bir borcunun bulunmadığına karine teşkil ettiğini, davacı tarafça ibraz edilen belgeler fotokopiden ibaret olup, müvekkili şirketin kabulünü içermeyen, her zaman oluşturulabilecek, delil vasfı olmayan belgeler olduğunu belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE:Dava, davacı tarafça davalı distribütör tarafından ithal edilmiş olup davacı tarafça nihai alıcı tüketicilere satılan cihazlardaki ayıplar nedeniyle tüketici alıcılar tarafından tüketici hakem heyeti veya mahkemeye başvurulması sonucunda, başvuruların kabulü ile neticelenen kararlar nedeniyle davacı tarafça tüketicilere ödenen bedellerin davalıdan rücuen tahsili istemine ilişkindir.Somut olayda; davalının ... markasının Türkiye'den çekilme kararı aldığı 01.11.2016 tarihine kadar ... marka ürünleri Türkiye'ye ithal ettiği ve Türkiye'de servis hizmeti verdiği, ...'nın çekilme kararı ile birlikte distribütörlük ve yetkili servis yetki ve hizmetlerinin sona erdiği, davacı tarafça 01.11.2016 tarihi öncesi satışı yapılan bir kısım ... marka ürünlerde sonradan ortaya çıkan ayıplar nedeniyle tüketici hakem heyetleri veya mahkemelerce hükmedilen bedelleri nihai alıcı olan tüketicilere ödediği ve bu bedelleri davalı şirkete rücu ettiği, mahkemece yapılan yargılama sonucunda yukarıda özetlenen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.6502 sayılı kanunun 11/2 maddesinde, ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi haklarının üretici veya ithalatçıya karşı da kullanılabileceği, bu fıkradaki hakların yerine getirilmesi konusunda satıcı, üretici ve ithalatçının müteselsilen sorumlu olduğu, üretici veya ithalatçının, malın kendisi tarafından piyasaya sürülmesinden sonra ayıbın doğduğunu ispat ettiği takdirde sorumlu tutulmayacağı; 56. maddesinde, üretici ve ithalatçıların, tüketiciye yönelik üretilen veya ithal edilen mallar için içeriği yönetmelikle belirlenen bir garanti belgesi düzenlemek zorunda olduğu, garanti süresinin malın teslim tarihinden itibaren başlamak üzere asgari iki yıl olduğu; 58. maddesinde, üretici veya ithalatçıların, ürettikleri veya ithal ettikleri mallar için Bakanlıkça belirlenen kullanım ömrü süresince, satış sonrası bakım ve onarım hizmetlerini sağlamak zorunda oldukları hüküm altına alınmıştır. Yine Satış Sonrası Hizmetler Yönetmeliğinin 14. maddesinde, üretici veya ithalatçıların, yetkili servis istasyonlarının ayrı bir tüzel kişiliği olsa dahi, satış sonrası hizmetlerin sağlanmasından ve yürütülmesinden yetkili servis istasyonları ile birlikte müteselsilen sorumlu olduğu belirtilmiştir.Bu kapsamda somut olayda davalı, distribütörlük ve yetkili servis yetki ve hizmetlerinin sona erdiği 01.11.2016 tarihi öncesi satışı yapılmış olan ancak nihai alıcı tüketicilerin ayıp nedeniyle başvuruları sonucu hakem heyeti veya mahkemelerce hükmedilip bu tarihten sonra davacı tarafça tüketicilere ödenmiş olan bedellerden sorumludur. Bu nedenle davalı vekilinin müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğine ve sorumluluğunun bulunmadığına ilişkin olarak ileri sürdüğü istinaf nedenleri yerinde olmayıp, davacının ispatlaması halinde tüketicilere ödediği bedelleri davalıya rücu etmesi mümkündür. Mahkemece alınan 09.09.2019 tarihli bilirkişi raporunda; davacının ticari defterlerine göre davacı ile davalı arasında doğrudan bir ticari ilişki bulunmadığı, ancak taraflar arasında ayıplı mallara ilişkin e-posta yazışmaları bulunduğu, davacının tüketicilere sattığı ve tüketici mahkemelerince ayıplı kabul edilen tüm ... marka bilgisayarların ... firmasından satın alındığı, mahkeme kararlarına istinaden davacı tarafından tüketicilere ödenen tutarların mahkeme masrafları ile birlikte toplam 181.047,55-TL olduğu bildirilmiştir. 03.03.2020 tarihli ek raporda; davacı tarafça sunulan tablodaki bir kısım ürünler bakımından bir mahkeme kararı ve tüketiciye yapılan ödemelere ait belge bulunmadığı, sunulan e-posta yazışmalarına göre tüketici hakem heyetlerince verilen kararlara davalının da müdahil olduğu, davalının davacıya doğrudan bir satışı olmasa da davacı tarafından tüketiciye satılan ve ayıplı olduğu hakem heyetince kabul edilen ürünler için hukuken devreye girdiği ve ayıplı malı kabullendiği, ayrıca dava tarihi sonrasındaki işlemlerin dikkate alınmadığı, davacı vekilinin dava dilekçesinde ödemelerin durdurulduğunu belirttiği 01.11.2016 tarihinden davanın açıldığı 17.04.2017 tarihine kadar davacı tarafından tüketici hakem heyeti ve mahkeme kararları gereği tüketicilere cihaz bedeli ve mahkeme masrafları olarak 181.047,55-TL tutarında ödeme yapıldığı; 14.09.2020 tarihli 2. ek raporda; davalının 01.11.2016 tarihinden 2 yıl öncesine kadar tüketiciye teslim edilen mallardan dolayı sorumlu olduğu, kök rapordaki tablodan da görüleceği üzere 27.03.2013-09.12.2015 tarihleri arasında tüketicilere yapılan satışlardan dolayı mahkemelerce ayıplı mal kabul edildiği için tüketicilere yapılan ödemelerin davalının yetkili olduğu dönem içinde gerçekleştiği, 01.11.2016 tarihinden davanın açıldığı 17.04.2017 tarihine kadar davacı tarafından tüketici hakem heyeti ve mahkeme kararları gereği tüketicilere cihaz bedeli ve mahkeme masrafları olarak 181.047,55-TL tutarında ödeme yapıldığı; 08.04.2021 tarihli 3. ek bilirkişi raporunda ise; davacı tarafça ayıplı olması nedeniyle iade edilen ürünler için 09.02.2015 tarihi ile 17.04.2017 arasında toplam 181.047,55-TL ödeme yapıldığı belirtilmiştir.10.01.2022 tarihli bilirkişi raporunda; tüketici hakem heyeti ve mahkeme kararları gereği bedel iadesine karar verilen ürünlerin fatura bedelleri toplamının 549.848,46-TL, davacının banka hesabından ödeme yapıldığına dair sunulan dekontların toplamının ise 177.304,01-TL olduğu; 13.12.2022 tarihli ek raporda ise; davacının tüketiciye ödenmesine karar verildiği tespit edilen bedellerin tamamını ödediğini iddia ettiği, ancak ödeme belgesi olan ödemelerin rapora esas alındığı, davacının sunduğu gider pusulalarından hangi tüketici hakem heyeti kararı ya da mahkeme kararında istinaden olduğunun anlaşılmadığı, gider pusulası ödeme belgesi olmadığından, ancak cihazların iade alındığının tespit edildiği, davacı vekilinin dilekçesinde belirtilen ödemelerin hepsinin kök raporda hesaplamaya dahil edildiği, buna göre kök raporda varılan sonuçları değiştirecek bir husus bulunmadığı bildirilmiştir.Davacı vekilince, bilirkişi raporlarında sadece 01.11.2016-17.02.2017 arasındaki dönemde yapılan ödemelerin dikkate alındığı, rücu talebinde yapılan ödemelerin rapordaki tarih aralığı ile sınırlanamayacağı ileri sürülmüşse de, davacı vekilince dava dilekçesinde açıkça 01.11.2016 tarihine kadar olan dönemde ayıplı çıkan ürünler için müvekkilince müşterilerine ödenen tüm tazminatlar ile yargılama masraflarının müvekkiline eksiksiz şekilde ödendiği kabul edilmiştir. İşbu dava tarihi ise 25.04.2017 olup, dava tarihi sonrası yapılacak ödemeler işbu davanın konusunu teşkil etmediğinden, mahkemece 01.11.2016 tarihinden dava tarihine kadar olan dönemde yapılan ödemelerin esas alınması yerindedir. Davacı tarafça liste halinde bir çok hakem ve mahkeme kararı ile ödemeler ibraz edilmişse de, davacının ödeme belgesi sunarak ispatladığı ve bilirkişi raporlarıyla tespit edilen toplam ödeme tutarı 177.304,01-TL olup, dayanağı ödeme belgesi bulunmayan ticari defter kayıtları da tek başına ödemenin yapıldığını kabule yeterli değildir. Bu nedenle mahkemece ödeme belgesi ibraz edilen kayıtlar dikkate alınarak düzenlenen bilirkişi raporu esas alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmesi yerinde olup, davacı vekili ile davalı vekilinin ileri sürdüğü istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:Davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Alınması gereken 732-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 179,90-TL harcın mahsubu ile kalan 552,10-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Alınması gereken 12.111,64-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 3.028-TL harcın mahsubu ile kalan 9.083,64-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davalı ve davacı tarafından yapılan giderlerin kendileri üzerinde bırakılmasına,

Gerekçeli kararın bir örneğinin taraflara tebliğine, HMK'nın 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.13/10/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/1352, K. 2026/1688, T. 13.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-1352-e-2026-1688-k-5b4e3c86743c