Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1159 E. 2026/1040 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/1159
- Karar No
- 2026/1040
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/1159 Esas
KARAR NO : 2026/1040 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI : 2018/297 Esas - 2021/393 Karar
TARİHİ: 15/04/2021
ASIL DAVADA
BİRLEŞEN BAKIRKÖY 4. ATM. 2018/821 ESAS-2019/179 KARAR SAYILI DOSYASI
DAVA: Yöneticinin Sorumluluğu ve Tazminat Talebi
KARAR TARİHİ: 21/05/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ...’un, 9 Kasım 2016 tarihinde dava konusu şirket ... ... Ltd.inin %50 hissesini satın alarak şirket ortağı olduğunu, dava konusu şirketin Bakırköy ilçesinde hizmet veren bir ... merkezi olduğunu, belli günlerde 10.000TL 'ye varan cirolar yaptığını, davalı ... ...’un şirketin diğer %50'sinin sahibi olduğunu, Şirket’in tek yetkili müdürü olduğunu, davalının kanun koyucunun şirket ortaklarına ve özellikle müdürlerine yüklediği sorumluluklara aykırı eylemlerde bulunmakta olduğunu, aynı zamanda Müvekkilin %50 Şirket ortaklığı olmasından doğan haklarının kullanımına izin vermediğini, davalı ... ...’un aynı zamanda Nişantaşı ... Sok. ... Apartmanı No: ...adresinde bulunan ... ... merkezi isimli "Nişantaşı ... Merkezi” aynı konuda faaliyet gösteren bir ... şirketi sahibi olduğunu, işletmenin sadece kendi mülkiyetinde olduğu müvekkilinin Nişantaşı şirketine bir ortaklığı veya başkaca bir bağı bulunmadığını, şirketin en önemli varlığı olan müşteri ve randevu bilgilerinin ... adında bir hizmet sağlayıcı bilgisayar programında tutulduğunu, şirketin tek yetkilisi ...’un sistemde yer alan tüm bilgileri Nişantaşı’ndaki şirketine aktardığını, şirket faaliyetlerinden sorumlu çalışanların erişimini engellediğini, bir başka ifade ile şirketin müşterilerine hizmet verme imkanını ortadan kaldırdığını, davalı ... ...’un, Şirket’i devre dışı bırakmak ve tüm müşterileri kendi Nişantaşı ... Merkezi'ne kaydırmak maksadıyla süratle şirketin tüm çalışanlarını işten çıkardığını, elektrik ve su faturalarını ödemediğini, doğalgaz aboneliğini kapattığını, müşteriler tarafından aranan işletmenin telefon hatlarını kendi üzerine geçirerek ve sosyal medyayı kullanarak, müşterileri Nişantaşı ... Merkezi'ne yönlendirdiğini, davalı şirket müdürü ...'un azlini talep ettiğini, bu süre içinde şirketin organsız kalmaması ve şirketin faaliyetinin devamı adına yönetim kuruluna geçici bir temsilci atanmasını, şirketin bir daha faaliyete geçemeyecek kadar büyük zararlar görmemesi için geçici olarak atanacak müdüre; elektrik, su doğal gaz aboneliklerini yapma hakkı tanınmasını, ... isimli müşteri iletişim bilgilerinin kullanıma açılmasını, personel istihdamı, kiraların ödenmesi, en erken tarihte şirket merkezinde genel kurul toplantısı yapılmasına karar verilmesini, davalı şirket müdürünün azledilmesi ve yeni müdür seçilmesini, ... müzekkere yazılarak sistemin tekrar aktive edilmesini, bu noktada yeni atanacak müdüre yetki verilmesini ve şirketin tekraren müşterileri ile ilişki kurmasının sağlanmasına, davalı ... ...'un ve Nişantaşı işletmesinin sosyal medya hesaplarından dava konusu Bakırköy'de bulunan ... salonun açık olduğunun ilan edilmesini, Şirket'in telefon hattının şirket tüzel kişiliğine devredilmesini, Şirket'in tüm demirbaşlarının iade edilmesini, şirket tabelasının asılmasını, davalı şirket müdürü'nün Nişantaşı işletmesindeki faaliyetlerinin tedbiren durdurulmasını, şirket'in işletmesinin kira sözleşmesinin devam etmesi için müvekkile veya mahkemenin atayacağı 3. Kişiye yetki vererek bakiyenin kira bedelinin ödenerek işyeri kira sözleşmesinin feshedilmesinin önüne geçilmesine imkan tanınmasını, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; ...’un 2013 takvim yılından beri vergi mükellefi olduğunu, sürekli olarak zayıflama salonu, masaj salonu, solaryum vb. yerlerin işletilmesi faaliyetleri ve ... salonlarının faaliyetleri (cilt bakımı, kaş alma, ağda, manikür, pedikür ve bunun gibi hizmetlerin bir arada sunulduğu salonları) içeren salonların işletmeciliğini yaptığını, 2013 yılından önce de aynı sektörde çeşitli salonlarda çalıştığını, çevre edindiğini, bu çevreyi edindikten sonra salt kendi emekleriyle kendine ait işletmeler açtığını, 2016 yılında müvekkil ile davacı yanın, davacı yanın kardeşi ...'un aracılığı ile bir araya geldiği, ...'ni kurduğu, Yani şirketi beraber kurduklarını, şirketin ortağı ... olarak gözüktüğü ancak gerek faaliyet gerek işleyiş olarak ... ‘un yetkili olduğunu, ...'un adli ve idari makamlar nezdinde hukuki ve cezai sıkıntıları olması nedeniyle şirket ortağı olarak kendisi yerine kardeşi davacı ...’un ortak olduğunu, şirketin kurulduğu andan itibaren davacı ... ve kardeşi ... işletmeyi yönetmeye başladığını, fiili olarak yönetimin davacı ... ve kardeşi ...'un elinde olduğunu, müvekkilinin ise haftanın 2 günü işletmeye uğradığı ve özel müşterilere kaş, manikür hizmeti verdiği, İşletmenin kasa sorumluluğu, tahsilatlar, işyerine işçi alma ve işyerinin yönetimine ilişkin görev yetkilerin fiilen davacı ... ve ...'da olduğunu, ... Merkezi 09.11.2016 tarihli Genel Kurul toplantısında müvekkilin aynı ve farklı sektörlerde işletme açabileceği hususunda mutabık kaldıkları ve her iki ortağın kararı imzaladıklarını, davacı yan ve kardeşi ...’un müvekkilini ilgili şirketten ekarte etmek için çeşitli tehdit ve şiddet eylemlerinde bulunduklarını, bu olayların polis müdahalesi ve sonuçlandığını, davacı yan ...’un 19.02.2018 tarihinde müvekkili ve çalışanlara tehdit ve hakaret içerikli eylemlerde bulunduğunu, bizzat müvekkile karşı sözlü olarak müvekkili vuracağını ve öldüreceğini içeren tehditlerde bulunduğunu, müvekkilinin zorla işletmeden çıkarılmaya çalıştığını ve ortaklıktan doğan haklarını engellemeye çalıştığını, bu nedenlerle işletmeye gelmediğini, 19.02.2018 tarihinde Kartaltepe Polis Karakoluna intikal eden olayda davacı ...'un şiddet içerikli eylemleriyle ilgili ifadeler bulunduğunu, müvekkilin ilgili şirkette çalışması imkansız hale geldiğini, olaylar sonrasında müvekkil, davacı yanın tehdit ve hakaretlerinden dolayı Davacı ... ... karşı müvekkil lehine Büyükçekmece 3. Aile Mahkemesi'nin 2018/1 16 d. iş dosyasıyla koruma kararı alındığını, İşletmenin kasası, kasa defteri dahil tüm para giriş çıkışları davacı yan ..., kardeşi ... ve davacı ...'un kız arkadaşı...'ın elinde olduğunu, ... ... .... LTD. Şti'nin ... hesaplarını kullanabildiğini, müvekkilin davacı ...'un ortaklıktan doğan haklarını kullanmasına izin vermeme gibi bir husus söz konusu dahi olmadığını, tanıklar ve işyeri kamera görüntüleri incelendiğinde ...'un işyerine geldiğini, işyerini bizzat ve ablası ... aracılığı ile yönettiğini, müvekkilin ilgili şirketteki hakimiyetinin kısıtlandığını, davacı yan ...’un işletmeye gelmekte, ayrıca da kız arkadaşı...’ın kasa başında durduğu, müvekkili ...’un yıllardır edindiği müşterilerini kayıt altına aldığı bir sistem olduğu ... yazılımda, sözleşme sahibine yani müvekkile ait veri tabanı kullanıldığını, sözleşme tarihi itibariyle yukarıda da belirttiğimiz gibi arayan müşteri datalarını kaydettiği ve sözleşmenin 2015 yılında yapıldığını, ... daha kurulmamışken müvekkile ait hali hazırda dataların mevcut olduğu ve bu dataları müvekkili ...'un izniyle kullanıyor olduğu, müvekkilinin çalışanları işten çıkardığı hususu gerçeklerle bağdaşmadığını, İlgili çalışanların işten istifa ettiği Çalışanlardan ... ‘un müvekkilinin 25.01.2017 de açmış olduğu Nişantaşı işletmesinde sigortalı olarak çalışmaya başladığını, Davacı yanın çalışanlara karşı kötü muamele ve tehdit ettiğini, noter tespitinde iş yerinde çalışmayanların tespit edildiği çalışanların tespit edilmediği, çalışanların hakaretlerden ötürü işten ayrıldığını, davalı tarafından 2018/232 E. Sayılı dosyası ile ortaklıktan çıkma davası açıldığını, her iki davanın ihtilaf konusu ve tarafları aynı olduğu için davaların birleştirilmesini talep ettiklerini, davalı tarafın açmış olduğu davanın tarihinin 01.03.2018 olduğu ve müvekkilinin hali hazırda ilgili şirketten çıkmak istediğini, hali hazırda karşı taraf davacı yanın kira sözleşmesini üzerine alma iradesi de bulunuyorken, kiracısı bulundukları Zeytinlik Mah. ... Cad. ...Bakırköy İstanbul adresinde faaliyet gösteren işyerinin kira sözleşmesinin feshine veya karşı tarafça tüm sözleşmenin üzerine alınmasını talep ettiklerini, yargılama giderleri ve avukatlık vekalet ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 15/04/2021 tarih ve 2018/297 Esas - 2021/393 Karar sayılı kararında;
".....Tüm bu açıklamalar dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler doğrultusunda; burada dikkate alınması gerekenin davalının azli bakımından haklı sebebin varlığının aranacağı dönemin dava tarihi olduğu, dava tarihinden sonra gerçekleşen eylemlerin ayrı bir davanın konusu olacağıdır. Başka anlatımla davalı müdürün azli için haklı sebeplerin dava tarihinden önce ortaya çıkmış olması gerekir. Mali müşavir bilirkişi tarafından yapılan inceleme ve tespitlere göre dava tarihine kadar şirketin kar ettiği ve davalının azlini gerektirecek haklı bir sebebin bulunmadığı, ... şirketinin ... şirketinin faaliyetleri durduktan sonra kurulduğu ancak ... şirketi kurulmadan önce de ...’un bu adreste faaliyet gösterdiği ve her iki işletmenin ... Yazılım programındaki müşteri portföy kaydının ortak olduğu, dolayısıyla bu durumun da azil için haklı sebep olamayacağı anlaşılmıştır. Ancak tanık beyanlarından anlaşıldığı üzere fiilen ...'un şirket müdürlüğünü yürütmediği, bu görevin davacının kardeşi tarafından yerine getirildiği, bu durumunda TTK 626 uyarınca özen ve bağlılık yükümlülüğünün ihlali anlamı taşıdığı ve davalı müdürün azli bakımından haklı sebep teşkil ettiği kanaatine varılarak davalı müdürün azline ve şirketin organsız kalmaması için yetkili organlar tarafından yeni bir şirket müdürü seçilene kadar ...' in kayyım olarak görevlendirilmesine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
Asıl davanın konusu olan sair taleplerin kayyımın görev ve takdirinde olması sebebiyle reddine karar vermek gerekmiştir.
Asıl davaya konusu olan yöneticinin azli talebi ve sorumluluk davaları yöneticiye karşı açılabileceğinden davalı şirketler yönünden bu taleplerin usulden reddine karar vermek gerekmiştir.
Birleşen davanın konusu olan davalı müdürün sorumluluğuna ilişkin yapılan değerlendirmede; Limited şirketlerde müdürlerin sorumluluğu TTK md. 644 atfına istinaden TTK md. 553 vd. Düzenlenmektedir.
Anonim şirketlerde yönetim kurulu Limited şirketlerde ise Müdürler şirketin, ortakların veya alacaklıların malvarlığını korumaya yönelik bir şirketler hukuku normunu veya diğer bir hukuk normunu ihlal etmek suretiyle bu kimselerin mal varlığında bir azalmaya sebep olabilir. Yönetim kurulu üyelerinin veya müdürlerin davranışları nedeniyle doğrudan zarar gören kimse, aslında çoğunlukla şirketin kendisidir. Yönetim kurulu üyelerinin veya kurucuların kanun veya esas sözleşmeye aykırı davranışları kural olarak en başta şirketin doğrudan zararına sebebiyet verir. Şirketin doğrudan zararı çoğunlukla ortaklar ve alacaklıların dolayısıyla zararı neden olur. Şirket uğradığı zararı kendisi talep edebileceği gibi ortaklar ve alacaklılar da uğradıkları dolayısıyla zarara istinaden dava hakkına sahiptirler ((6102 s. TTK md. 555, 556) ... Anonim Şirket Yönetim Kurulu, İstanbul 2016, 2. Bası, s. 295 vd).
Yönetim kurulu üyelerinin veya limited şirketlerde müdürlerin sorumluluğu ile amaçlanan, zarar verene isnat edilebilecek ve onun hukuk düzenince onaylanmayan bir davranışından kaynaklanan zararın giderilmesidir. Sorumluluğu düzenleyen TTK’nın 553. maddesine göre yönetim kurulu üyeleri, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. Bu açıdan bakıldığında gerek anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin gerekse limited şirket müdürlerinin sorumluluğu esas itibarıyla tazminat hakkı doğuran diğer hukuki düzenlemelerden bir farklılık göstermemektedir. Zira burada da mantık aynıdır. Zarar veren kimse, zarar görene belirli bir miktar ödemek veya bir kısım mal varlığı haklarını devretmek suretiyle zararı denkleştirmelidir. Hukuk düzeni anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu halinde de her türlü zarara tazminat sonucu bağlamamaktadır. Aksine burada da bir tazminatın söz konusu olabilmesi yasada öngörülen bazı koşullarının gerçekleşmesine bağlıdır. Yönetim kurulu üyelerinin TTK’na istinaden hukuki sorumluluklarına hükmedilebilmesi için zarar, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılık, kusur ve illiyet bağı koşullarının gerçekleşmiş olması gerekir.
Davacı ortak davalı müdürün kanuna ve dürüstlük kuralına aykırı davranışlarıyla sebep olduğu maddi, manevi, doğrudan, dolaylı müvekkil zararlarının tümünün tespitini ve giderimini talep etmiştir. Davacı şirket ortağı sıfatıyla gerek doğrudan gerekse dolaylı zararını TTK md. 553 e istinaden talep hakkına sahiptir. Bu iki zarar arasında en önemli fark doğrudan zarar halinde hükmedilecek tazminat davacının kendisine verilmek gerekirken, dolaylı zarar halinde yani şirketin zararı nedeniyle ortağın bir zarara uğraması halinde hükmedilecek tazminatın şirkete ödenecek olması ve böylece dolaylı zararın dolaylı olarak giderilmesidir.
Sorumluluk davalarında zararı ispat yükü genel hükümler uyarınca davacıda olup, Davacı doğrudan zararına ilişkin bu yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Dolaylı zarar bakımından ise şirket defterleri üzerinde yapılan incelemelerde 2018 yılı başına kadar şirketin kar ettiği ortaklar arasında uyuşmazlık çıkmasının ardından şirketin mali olarak sıkıntıya girdiği, ancak bu durumun davalı müdüre yüklenemeyeceği, zira yukarıda da bahsedildiği üzere şirket müdürlük görevinin fiilen davacının kardeşi tarafından yürütüldüğü, dolayısıyla bilirkişi heyetinin bu yöndeki görüşüne katılmak mümkün görülmemiş ve dava tarihi itibariyle davalının doğrudan eylemleri ile şirketin zarara uğratıldığı dosya kapsamından anlaşılamadığından tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalının ... Yazılım sistemini kullanarak müşteri portföyünü kendi şirketi olan ...'e aktarması eyleminin mali müşavir bilirkişi eliyle tespit edildiği ancak bu dönemin birleşen davanın açıldığı 05.09.2018 tarihinden sonraki döneme geldiği ve bunun ayrı bir davanın konusu olduğu takdir ve sonucuna varılmıştır.
Birleşen davadaki davalı tarafın çıkmaya yönelik beyanına ilişkin yapılan değerlendirmede; bu hususta davalı tarafından usulüne uygun harçlandırılarak açılmış bir karşı dava bulunmaması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. " gerekçesi ile,
''A-Asıl Davanın Kısmen Kabulü ile,
1- İstanbul Ticaret Sicil Md'de 55351-5 sicil numarası ile kayıtlı NE ...LTD.ŞTİ'nin şirket müdürü olan davalı ... ...'un TTK 630/2 md gereğince AZLİNE,
2-Şirketin organsız kalmaması için yetkili organlar tarafından yeni bir şirket müdürü seçilene kadar şirket yöneticisi olarak ...' in kayyım olarak görevlendirilmesine,
3-Kayyım için emek ve mesaisine karşılık olarak aylık 2.000,00 TL ücret takdirine, kayyım ücretinin davalı şirket tarafından karşılanmasına,
4- Davacı tarafın diğer sair taleplerin sübut bulmaması sebebiyle REDDİNE,
5-Yöneticinin azli talebi ve sorumluluk davaları yöneticiye karşı açılabileceğinden davalı şirket yönünden bu taleplerin usulden reddine,
B-Birleşen Davanın ispalanamaması sebebiyle REDDİNE,
Birleşen davadaki davalı tarafın çıkmaya yönelik beyanına ilişkin usulüne uygun açılmış bir karşı dava olmaması ve bu hususta harçta yatırılmamış olması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına,'' karar verilmiş ve karara karşı asıl ve birleşen davada davacı vekili, asıl ve birleşen davada davalı ... ... vekili, birleşen davada davalı ....Şirket vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili asıl davaya yönelik istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme hükmünün çelişkili olduğunu, hükümde davalının Bakırköy mağazası malvarlığını Nişantaşı-Cadde-Ataşehir şubelerine aktardığı, müşterileri bu şubelere yönlendirdiği, Bakırköy şube çalışanlarının diğer şubelerde çalışmaya başladığı tespit edilmiş ve buna rağmen müvekkilin zararının ispat edilemediğinden bahisle tazminata hükmedilmediğini, davalının müdürü olduğu Bakırköy şubede yetkilerini kötüye kullandığı, özen ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını, rekabet kurallarını ihlal ettiğni ve bilhassa ... merkezinin en önemli malvarlığı olan fikri mülkiyet haklarını diğer şubelere aktararak müşterileri bu mağazalara çektiğinin tespit edildiğini, fakat yine tazminata hükmedilmediğini, tazminat talebine ilişkin ayrı dava açılmasına rağmen gerekçeli kararda tazminat talebine ilişkin ayrı dava açılması gerektiğinin belirtildiğini, halbuki bu davanın zaten 09.05.2018 tarihinde Bakırköy 4. ATM 2018/821 E. sayılı davası ile ikame edildiğini, yine gerekçeli kararda tanık bildirilmediğinin belirtildiğini, oysa ki özellikle birleşen tazminat davasında tanık bildirdiklerini ve bildirilen tanıkların 25/10/2018 tarihli duruşmada mahkeme huzurunda hazır edilerek dinlenmelerinin istenildiğini, HMK m. 243 uyarınca duruşmada hazır edilen tanıkların dinlenilmesi gerekirken yerel mahkemenin tanıklarını dinlemediğini, bu durumun dahi ilk derece mahkemesi yargılamasının yasaya aykırı olduğunun ispatı için yeterli olduğunu, HMK hükümlerine aykırı şekilde tanıklar dinlenmeyerek müvekkilin adil yargılama hakkının kısıtlandığını, hatalı yargılama neticesinde kurulan hatalı, çelişkili gerekçeli kararın kabulünün mümkün olmadığını,
Yerel mahkemece tazminat alacaklarının hesaplanmadığını, Bakırköy mağazasına sermaye koyan ve akabinde buranın tanınır bir marka olmasını sağlayan müvekkilin, Bakırköy mağazasında artarak devam eden kazançlarının davalı tarafından engellendiğini, mağazanın kapatıldığı ve bu mağazanın müşterilerinin, çalışanlarının Nişantaşı - Cadde - Ataşehir şubelerine aktarıldığı ve bu sayede bu yeni şubelerde davalının kazanç sağladığı noktada; müvekkilin yeni şubelerde hissedar olması gerektiğini,
Yerel mahkeme yargılamasındaki eksiklikler ve hatalı gerekçeli kararın sebebinin dosyaların birleştirilmesi olduğunu, her ne kadar birleştirme kararına itiraz edilerek tazminat davası yönünden tefrik istenilmiş ise de yerel mahkemenin bu taleplerini değerlendirmediğini,
Yerel mahkemenin davalının ihlallerini tespit ederek müdürün azli davasında, davalının azline karar verdiğini, ancak birleşen dava yönünden tazminata hükmetmediğini, bu çelişkili kararın kabulünün mümkün olmadığını, işbu dava uyarınca ...’un NE Şirketi'ne ve %50 hissedarı sıfatı ile müvekkile verdiği zararların öncelikle tespit, daha sonra ise tazmin edilmesi gerektiğini, zararın tazmini için mahkemenin Nişantaşı’nda bulunan şirketin cirosunu hesaplama metodu olarak kullanabileceğini, kaldı ki bilirkişi raporunda bu cironun hesaplandığını, ancak gerekçeli kararda buna değinilmediğini, bu kapsamda ilk derece mahkemesinde konunun ne olduğunun davalı vekillerince gerçekten uzaklaştırılmasını engellemek adına ortaklığın feshi ve tazminat davalarının birbirinden ayrılması önemle talep edilmişse de, yerel mahkemenin bu taleplerini de değerlendirmeye almadığını,
Taraflar arası ortaklık devam ederken Bakırköy’ün malvarlığının Nişantaşı’na geçirildiği ve bu nedenle TTK hükümleri uyarınca mağazalar arasında organik bağ olduğunun bilirkişi raporlarında da açıkça tespit edildiğini, ancak yerel mahkemenin gerekçeli kararında; zararın tespit edilemediğinin belirtildiğini, bu çelişkili ve hatalı değerlendirmenin dahi davanın mahkeme tarafından anlaşılmadığının, tazminat davasının farkına varılmadığının, dosyadaki delillerin incelenmediğinin ve eksik yargılama yapılarak hatalı hüküm kurulduğunun tespiti için yeterli olduğunu,
Dosyada alınan bilirkişi heyeti raporunda; dava tarihi itibariyle zararın kesilmesi gerektiği, aksi takdirde hesaplamanın yapılamayacağının belirtildiğini, bu denli hatalı ve kanundan uzak, ticari teammüllere dahi aykırı olan hatalı bir yorumun kabulünün mümkün olmadığını, davalının haksız fiili ile müvekkili zarara uğratmak suretiyle; müvekkilin ortağı olduğu şirket malvarlığı, şirket müşterileri üzerinden kazanç sağlamaya devam ettiğini, davalının verdiği zarara ilişkin eylemleri devam ederken pek tabii ki müvekkilin uğradığı zararın da devam ettiğini, bu nedenle de davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, mahkemeden müvekkilin doğrudan ve dolaylı zararlarının tespiti ve tazmininin talep edildiğini, bilirkişinin davanın açılış tarihi itibariyle zararın ve dolayısıyla tazminatın kesileceğini belirttiğini ancak bunun kabulünün mümkün olmadığını, davalının haksız fiilleri ile müvekkil haklarını kullanmak suretiyle kazanç sağlamaya devam ettiği sürece ve müvekkil bu kazançtan mahrum bırakıldığı sürece zararı ve dolayısıyla tazminat hakkının devam ettiğini,
Tazminat hesaplamasında esas alınması gerekenin Bakırköy faaliyet gösterseydi aylık kazancı ne kadar olacaktı hususunun tespiti olduğunu, bunun ise Bakırköy’ün sermayesinin kaydırıldığı ve Bakırköy’ün sermayesi ile faaliyete devam eden Nişantaşı mağazasının aylık kazancının hesaplanması ile mümkün olduğunu, çünkü müvekkilin bu kazançtan mahrum bırakıldığını, davalının haksız fiillerinden zarar gören müvekkil iken, Bakırköy malvarlığı ile kazanç sağlayanın, semerelerinden faydalanan davalı olduğunu, davalının, müvekkil sermayesini kullanarak başka şirketler üzerinden kazanç sağlaması, müvekkilin sermayesini kullanarak bu sermayeyi farklı şirketlere aktarıp burada tek başına ticari hayatına devam etmesinin kabul edilemeyeceğini,
Müvekkilin Nişantaşı-Bağdat Caddesi mağazalarında hissedarı olduğunu ve kendi sermayesi ile kurulan ve faaliyet gösteren bu şirketlerden temettü alması gerektiğini, müvekkilin sermayesinin davalı tarafından Nişantaşı ve Bağdat caddesine aktarılması sebebiyle müvekkil zararlarının davalıdan ve bu şirketlerden tazmininin gerektiğini, zira Nişantaşı ve Bağdat caddesi şubelerinin müvekkilin sermayesi ile kurulduğunu, müvekkilin şirket sermayesi ve müşteri portföyü ile hizmet vermekte olduğunu, müvekkilin işletme unvanı ve fikri mülkiyet hakları ile faaliyet göstermekte olduğunu, müvekkilin zararının hesaplanmasında ise, faaliyetleri davalı tarafından durdurulan Bakırköy mağazasının faaliyetleri durdurulduktan sonraki kazancı değil, bu mağazasının sermayesi ve malvarlığı ile bugün dahi kazanç sağlamaya devam eden Nişantaşı mağazasının kazancının esas alınması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALI ... ... VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE;
Asıl dava yönünden; taraflar arasındaki ilişkiyi ve müvekkilin sektördeki iş ve işlemlerini özetlemenin davanın esasının değerlendirilebilmesi bakımından önem arz ettiğini, müvekkilin davacı ile tanışıklığından çok önce bu sektörde faaliyet göstermekte olduğunu, bu hususlarda davacının hiçbir emeği ve katkısı olmadığını, müvekkil ...'nun 2013 takvim yılından beri vergi mükellefi olduğunu, müvekkilin sürekli olarak zayıflama salonu, masaj salonu, solaryum vb. yerlerin işletilmesi faaliyetleri ve ... salonlarının faaliyetleri işletmeciliğini yaptığını, keza müvekkilin 2013 yılından önce de aynı sektörde çeşitli salonlarda çalıştığını ve çevre edindiğini, bu çevreyi edindikten sonra salt kendi emekleriyle kendine ait işletmeler açtığını, sektörde kendi emekleriyle önemli bir yere geldiğini, "..." markasını davacı ile tanışmasından çok uzun süre önce kurduğunu, ilk olarak 16.09.2014 tarihinde faaliyetine başladığını, buna ilişkin tüm vergi levhası kayıtları dosyaya sunulmuş olmasına rağmen dosya kapsamında değerlendirilmediğini, karara esas alınan bilirkişi raporunda ... Şirketi'nin, ... Merkezi müşteri portföyünden yararlanarak hasılatını arttırdığının tespit edildiğini, somut olayla hiçbir ilgisi bulunmayan bir tespit yapıldığını, zira müvekkilin zaten ... Şirketi'nden farklı işletmeleri çalıştırmakta olduğunu, burada marka bilinirliği arttırması ve enflasyon nedeniyle ciroların yükselmesi vb durumların ... şirketiyle hiçbir ilgisinin bulunmadığını,
... Şirketi'nin karar defterinde dahi müvekkilin işletmesinin Bakırköy sınırları dışındaki faaliyetlerine davacının muvafakati olmasına rağmen bu hususlarda davacının hak iddia etmesinin kabul edilebilir olmadığını, davacı ve kardeşinin müvekkil ile ... Şirketi'ni kurduğunu, ancak bu şirket kurulduğu sırada davacı yanın müvekkilin halihazırda şirketinin farklı alanlarda faaliyet gösterdiğini bildiğini, müvekkilin ise bilmediğini, davacının beyanlarıyla sanki müvekkilin markası üzerinde bir hak sahipliği olduğuna dair iddialarının kabul edilemeyeceğini, davacı ve kardeşinin kendi markalarını kurarak aynı bölgede faaliyet göstererek haksız rekabet eyleminde bulunduklarını, ancak bu hususun da dosyada değerlendirilmediğini,
Davacının esasında müvekkili darp etme eylemi neticesinde şirkette ortaklığı olan ... Şirketi'nde faaliyet gösteremez hale getirdiğini, ancak kendisinin "... ..." ismiyle "... caddesi, zeytinlik mahallesi, ... sokak No:..., Bakırköy/İstanbul" adresinde faaliyet göstermeye halen devam ettiğini, hal böyleyken müvekkilin ortağı olduğu şirketi devreden çıkartan ve aynı muhitte farklı bir isimle faaliyet gösteren davacının, müvekkilin şirketinde hak iddia etmesinin kabul dahi edilemeyeceğini, esasında bakıldığında ... Şirketi'ni işlemez hale getiren ve müvekkile saldıran davacının bu şirketi devre dışı bırakıp bizatihi kendisi aynı adreste "... ..." ismiyle faaliyet göstermeye devam ettiğini, bu hususta davacının Bakırköy 40. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada açık ikrarı bulunduğunu, bu beyanlardan da anlaşılacağı üzere hem ... hem ...'un müvekkilin Nişantaşı'nda olan ... şirketini bilmediklerini, kabul etmediklerini ve orada bir emekleri ve katkıları olmadığına dair ikrar ettiklerini, hal böyleyken mahkeme huzurunda bilirkişi raporuyla ve hükümde müvekkilin haksız rekabette bulunduğu gibi ibarelere yer verilmesinin kabul edilemeyeceğini,
Müvekkilin sahibi olduğu markaya dair tescil belgelerinin dahi davacıdan önceye gitmekte olduğunu, müvekkilin davacıyla olan ortaklığından sonra Bakırköy bölgesinde faaliyet dahi göstermediğini, hal böyleyken davacının bir şekilde müvekkilin tüm şirketine adeta el koymak ister gibi mesnetsiz taleplerinin bu davada dinlenmesinin dahi hukuka aykırı olduğunu, müvekkilin ... markasını yıllardır davacıyla bir ilgisi olmaksızın kullandığının en önemli diğer delilinin ise marka tescili olduğunu, müvekkilin Türk Patent Kurumu nezdinde 12.06.2014 tarihinde "..." markası için ... sayılı başvurusunu yaptığını ve buna istinaden marka tescili yapıldığını, davacının müvekkil ile iş yaptığı dönem ... Şirketi'nin ise 09/11/2016 tarihinde kurulduğunu, yani müvekkilin ... markasını tescilinden yaklaşık 2 yıl sonrasında kurulan bir şirket olduğunu, müvekkilin ... markasıyla faaliyetlerini davacıdan önce yürüttüğü gibi davacıdan sonra da yürütmeye devam ettiğini, bu hususta da ... firmasında karar alındığını, yani ... firması ve davacının bu durumu bildiğini ve kabul ettiğini, huzurdaki taleplere anlam vermenin mümkün olmadığını,
Dava ve karar konusu müdürlükten azil talebine ilişkin olarak gösterilen gerekçe ve dosyanın tamamı bir arada değerlendirildiğinde çelişki yarattığını, verilen karar incelendiğinde müvekkil ...'nun müdürlük görevini ihmal etmek suretiyle özen ve bağlılık yükümlülüğünün ihlal edildiği gerekçe gösterilerek müdürlükten azline karar verildiğini, ancak dosya kapsamına yansıyan ve dosyaya sunulan bilgi ve belgelerden anlaşılacağı üzere müvekkil müdürlük görevini yerine getirmek istemekteyken davalıların kendisine karşı haksız fiil teşkil eden eylemleri neticesinde fiili olarak engellenmesiyle bu görevi yerine getiremediğini, bu durumda ise kararın dayanağını teşkil eden "bağlılık ve özen yükümlülüğünün ihlali" olgusunun müvekkil tarafından yapılmadığı, bizatihi davacı ve kardeşinin davranışlarıyla bu aşamalara gelindiği ve müvekkilin bu hususta kendisine kusur veya ihmal atfedilebilecek hiçbir eylemi olmadığının aşikar olduğunu,
Dosyada incelenen ... yazılım sisteminin işlevsel olmasının tek nedeninin müvekkil ...’un yıllardır müşteri biriktirmesi, sunmuş olduğu kaliteli hizmet ile müşterilerini muhafaza etmesi olduğunu, müvekkilin gerek sosyal medyada gerekse de piyasada en çok tercih edilen ve bilinen ... uzmanı olduğunu, ... sektöründe yıllardan beri bulunduğunu, yaklaşık 4 sene boyunca oluşturmuş olduğu müşterileri müvekkilin daha önceden sahibi olduğu işletmelerini aradığı için ... yazılım sistemine kayıt olduğunu, dosyaya sunulan ... ... Sözleşmeleri incelendiğinde görüleceği üzeremüvekkilin ilgili yazılım şirketiyle 2015 yılından beri çalıştığını, yani ortada daha ... bulunmuyorken bile müvekkilin biriktirmiş olduğu bir müşteri portföyü bulunduğunu, bu müşteri datalarını müvekkil ...’un izniyle ...'nin kullandığını, bunun haricinde ise davacının bu veriler üzerinde hiçbir hak ve yetkisi bulunmadığını, iş yerinde çalışan ve istifa eden personel bakımından ise davacı yanın çalışanlara karşı kötü muamele sergilediğini, çalışanları tehdit ettiğini, keza davacı yanın diğer ortak müvekkil ...'u tehditleriyle de işyerinden uzaklaştırdığını, çalışanların huzursuz bir işyeri ortamında daha fazla çalışmak istemediklerinden istifa ettiklerini, bizzat davacı yan ve kardeşinin beyanıyla işyerinin kapatılacağını müşterilere ve çalışanlara söyleyerek çalışanları işyerinden uzaklaştırdığını,
Müvekkilin sahibi olduğu "..." markasının ilk olarak 2014 yılında tescil edilmiş olduğunu, bu durum da davacılardan çok önce sektörde var olduğunu gösteren en önemli delillerden olduğunu, sahibi olduğu ... markasının tescili için ilk olarak 12.06.2014 tarihinde başvurulduğunu ve 03.09.2015 tarihinde marka tescili yapıldığını, bu durumun dahi davacının iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkilin zaten ... Şirketi'nden çok önce de bu sektörde olduğunu, ...'in yalnızca Bakırköy'de çalışan bir dükkan olduğunu, müvekkilin bunun haricindeki ticari faaliyetlerinin ise Ne Güzellikten önce de olduğunu, davacıların bu durumla hiçbir ilgisi olmadığı gibi müvekkilin davacılardan bağımsız ticari faaliyetleri üzerinde bir hak iddia etmelerinin de mümkün olmadığını gösterdiğini, ancak yerel mahkeme tarafından bu hususa da hiç değinilmediğini,
Birleşen dava yönünden; müvekkil ...'nun davacıdan çok uzun bir süre önceden beri ... sektöründe çalıştığını ve portföy elde ettiğini, davacının ise bu sektörde hiçbir portföyü ve tecrübesi bulunmadığını, ... yazılım programının ilk sözleşmesinin müvekkil tarafından bu şirket kurulmadan önce imzalandığını ve müvekkilin kendi portföyünü buraya kaydettiğini, ... sisteminin işlevsel olmasının tek nedeninin müvekkilin yıllardır müşteri biriktirmesi, sunmuş olduğu kaliteli hizmet ile müşterilerini muhafaza etmesi olduğunu, müvekkilin gerek sosyal medyada gerekse de piyasada en çok tercih edilen ve bilinen ... uzmanı olduğunu, ... sektöründe yıllardan beri bulunduğunu, yaklaşık 4 senedir oluşturmuş olduğu müşterileri daha önceden sahibi olduğu işletmelerini aradığı için ... yazılım sistemine kayıt olduğunu, müvekkilin ilgili yazılım şirketiyle 2015 yılından beri çalışmakta olduğunu, yani ortada daha ... bulunmuyorken bile müvekkilin biriktirmiş olduğu bir müşteri portföyü bulunduğunu, bu müşteri datalarını müvekkil ...’un izniyle ...'nin kullandığını, müşteri portföyünde ilgili işyerinin de mülkiyet iddiasının gerçekleri yansıtmadığını, hal böyleyken somut dayanağı dahi olmadan hazırlanan bir raporda belirtilen ifadenin müvekkilin söz konusu ... yazılımı 2015 yılından beri, yani ... Şirketi kurulmadan önce dahi kullandığı dikkate alındığında hükme esas alınmasının kabul edilemeyeceğini, her ne kadar yerel mahkeme tarafından birleşen davada davalının çıkmaya yönelik beyanı açısından karşı dava için usulüne uygun harç yatırılmadığından davanın reddine karar verilmişse de bu kararın hatalı olduğunu,
Zira karşı dava olarak belirtilen dava ayrı bir dava olarak Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/232 Esas sayılı dosyasıyla 01.03.20218 tarihinde açılan davada birleştirme kararı verildiğini, ancak akabinde ise 25.04.2019 tarihli duruşma 1 no'lu ara kararında dosya hakkında yeniden tefrik kararı verildiğini, ancak bu karardan sonra ise mahkeme tarafından tefrike dair hiçbir işlem yapılmadığını, dolayısıyla esasında mahkeme dosyasıyla birleştirilen sonradan tefrik edildiği belirtilen ilk esası Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/232 Esas olan dosya hakkında hiçbir işlem yapılmadığını, dosyada mahkeme tarafından tefrike dair gerekli işlemler yapılmaması nedeniyle herhangi bir karar da verilmediğini, ancak netice olarak söz konusu dava huzurdaki davayla birleştirilmesine rağmen bunun karşı dava olarak ele alınması ve harç yatırılmadığından bahisle reddedilmesinin yasaya ve usule aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALI ... ŞİRKETİ VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE;
Asıl dava yönünden; müvekkil şirketin asıl davada dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmemesine rağmen mahkeme tarafından verilen gerekçeli kararda müvekkilin asıl ve birleşen davanın davalısı olarak gösterildiğini, ancak davacı tarafından sunulan dava dilekçesi incelendiğinde; asıl davanın davalılarının ... ve ... olduğunun görüleceğini, hal böyleyken müvekkilin asıl dava yönünden davalı olarak gösterilmesinin hatalı olduğunu, yine asıl davada ... davalı olmasına rağmen bu şirkete görülmekte olan dosya kapsamında bilirkişi raporunun da, gerekçeli karar da hatalı olarak tebliğ edilmediğini, bu nedenle huzurdaki davada istinaf incelemesinden önce söz konusu tebligat işlemlerinin gerçekleştirilmesi gerektiğini, taraflar arasındaki ilişkiyi ve müvekkilin sektördeki iş ve işlemlerini özetlemenin davanın esasının değerlendirilebilmesi bakımından önem arz ettiğini, müvekkilin davacı ile tanışıklığından çok önce bu sektörde faaliyet göstermekte olduğunu, bu hususlarda davacının hiçbir emeği ve katkısı olmadığını,
Müvekkillerden ...'un 2013 takvim yılından beri vergi mükellefi olduğunu, vergi levhası suretleri incelendiğinde de görüleceği üzere müvekkilin sürekli olarak zayıflama salonu, masaj salonu, solaryum vb. yerlerin işletilmesi faaliyetleri ve ... salonlarının faaliyetlerini içeren salonların işletmeciliğini yaptığını, keza müvekkilin 2013 yılından önce de aynı sektörde çeşitli salonlarda çalıştığını ve çevre edindiğini, bu çevreyi edindikten sonra salt kendi emekleriyle kendine ait işletmeler açtığını, bu sırada sektörde kendi emekleriyle önemli bir yere geldiğini, nitekim müvekkilin çalışmalarının bununla da sınırlı kalmadığını, kurduğu "..." markasını sürekli olarak kendi çaba ve emekleriyle büyüterek basında dahi önemli yer tutan bir marka haline getirdiğini,
Müvekkil ...'un ... işletmesini davacı ile tanışmasından çok uzun süre önce kurmuş olduğunu, kendisinin 10 yılı aşkın süredir bu sektörde faaliyet gösterdiğini, nitekim müvekkilin ilk olarak 16.09.2014 tarihinde;
"1-Cumhuriyet Mah. Semt/... Bulv. No: ... Beylikdüzü/İstanbul
2- Zeytinlik Mah. ... Cad. No: ... Bakırköy/İstanbul
3- Harbiye Mah. ... Sk. ... Apt. ... Şişli/İstanbul" adreslerinde ... adına kayıtlı vergi levhalarıyla faaliyetine başladığını, buna ilişkin ilişkin tüm vergi levhası kayıtları dosyaya sunulmuş olmasına rağmen dosya kapsamında değerlendirilmediğini,
Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda ... Şirketinin, ... Merkezi müşteri portföyünden yararlanarak hasılatını arttırdığının tespit edildiğini, somut olayla hiçbir ilgisi bulunmayan bir tespit yapıldığını, zira müvekkilin zaten ... Şirketinden farklı işletmeleri çalıştırmakta olduğunu, burada marka bilinirliğini arttırması, enflasyon nedeniyle ciroların yükselmesi vb. durumların ... Şirketiyle hiçbir ilgisi bulunmadığını,
Diğer davalı ... şirketinin karar defterinde dahi müvekkilin işletmesinin Bakırköy sınırları dışındaki faaliyetlerine davacının açıkça muvafakati yer almasına rağmen bu hususlarda davacının hak iddia etmesinin kabul edilebilir olmadığını, davacı ve kardeşinin müvekkil ile ...ni kurduğunu, ancak bu şirket kurulduğu sırada davacı yanın müvekkilin halihazırda şirketinin farklı alanlarda faaliyet gösterdiğini ise bilmekte olduğunu, bu husus çok net bir şekilde ortadayken davacının beyanlarıyla sanki müvekkilin markası üzerinde hak sahipliği olduğuna dair iddialarının kabul edilemeyeceğini, zira müvekkilinbu sektörde ilk olarak şahıs firmasıyla uzunca bir süre faaliyet gösterdiğini ve davacı ile hiçbir ilgisi olmaksızın kendi çaba, emekl ve sermayesiyle ... firmasını kurduğunu, müvekkilin şahıs firması olarak faaliyet göstermekteyken halihazırda şahıs firmalarını kurduğunu ve faaliyet göstermeye başladığını, nitekim davacı ile yaptığı iş nedeniyle de ... firmasının karar defterlerinde müvekkilin burada faaliyet göstermesine bu şirketin de açıkça muvafakati, rekabet edebileceğine dair dahi onayı bulunduğunu, bu hususun ... .... Ltd. Şti.'nin 09.11.2016 tarihli toplantısına ait 1 no'lu kararına işlendiğini ve şirket ortakları ... ile ortak müdür ... tarafından imzalandığını, söz konusu kararlara rağmen davacı ve kardeşinin ise kendi markalarını kurarak aynı bölgede faaliyet gösterdiğini ve şirketle haksız rekabet eyleminde bulunduklarını, ancak bu hususun da dosyada değerlendirilmediğini,
Davacının esasında müvekkili darp etme eylemi neticesinde şirkette ortaklığı olan ... şirketinde faaliyet gösteremez hale getirdiğini, ancak kendisinin "... ..." ismiyle "... Caddesi, Zeytinlik Mahallesi, ... Sokak No:..., Bakırköy / İstanbul" adresinde faaliyet göstermeye halen devam ettiğini, hal böyleyken müvekkilin ortağı olduğu şirketi devreden çıkartan ve aynı muhitte farklı bir isimle faaliyet gösteren davacının, müvekkilin şirketinde hak iddia etmesinin kabul edilemeyeceğini, esasına bakıldığında ... şirketini işlemez hale getiren müvekkile saldıran davacının şirketi devre dışı bırakıp bizatihi kendisini aynı adreste '... ...' ismiyle faaliyet göstermeye devam ettiğini, bu hususta davacının yine Bakırköy 40. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen davada açık ikrarı bulunduğunu, dolayısıyla ... ve ...'un müvekkilin Nişantaşı'nda olan ... şirketini bildiğini, kabul ettiğini ve orada bir emekleri ve katkıları olmadığını da ikrar ettiklerini, ancak hal böyleyken mahkeme huzurunda bilirkişi raporu yoluyla ve hükümde müvekkilin haksız rekabette bulunduğu gibi ibarelere yer verilmesinin kabul edilemeyeceğini,
Müvekkilin sahibi olduğu markaya dair tescil belgelerinin dahi davacıdan önceye gitmekte olduğunu, müvekkil davacıyla olan ortaklığından sonra Bakırköy bölgesinde faaliyet dahi göstermediğini, hal böyleyken davacının bir şekilde müvekkilin tüm şirketine adeta el koymak ister gibi mesnetsiz taleplerinin bu davada dinlenmesinin dahi hukuka aykırı olduğunu, müvekkilin '...' markasını yıllardır davacıyla bir ilgisi olmaksızın kullandığının en önemli diğer delilinin ise marka tescili olduğunu, müvekkilin Türk Patent Kurumu nezdinde 12.06.2014 tarihinde "..." markası için ... sayılı başvurusunu yaptığını ve buna istinaden marka tescili yapıldığını, davacının müvekkille iş yaptığı dönem ... Şirketinin ise 09.11.2016 tarihinde kurulduğunu, yani müvekkilin ... markasını tescilinden yaklaşık 2 yıl sonrasında kurulan bir şirket olduğunu,
Dava ve karar konusu müdürlükten azil talebine ilişkin olarak gösterilen gerekçenin dosyanın tamamı bir arada değerlendirildiğinde çelişki yarattığını, verilen karar incelendiğinde müvekkil ...'un müdürlük görevini ihmal etmek suretiyle özen ve bağlılık yükümlülüğünün ihlal edildiği gerekçe gösterilerek müvekkilin müdürlükten azline karar verildiğini, ancak dosya kapsamına yansıyan ve dosyaya sunulan bilgi ve belgelerden anlaşılacağı üzere müvekkil müdürlük görevini yerine getirmek istemekteyken davalıların kendisine karşı haksız fiil teşkil eden eylemleri neticesinde fiili olarak engellenmesiyle bu görevi yerine getiremediğini, bu durumda ise kararın dayanağını teşkil eden "bağlılık ve özen yükümlülüğünün ihlali" olgusunun müvekkil tarafından yapılmadığını, bizatihi davacı ve kardeşinin davranışlarıyla bu aşamalara gelindiğini ve müvekkilin bu hususta kendisine kusur veya ihmal atfedilebilecek hiçbir eylemi olmadığını, aksine davacı yan ...'un 19.02.2018 tarihinde müvekkile ve çalışanlara karşı tehdit, hakaret eylemlerinde bulunduğunu, sözlü olarak müvekkile vuracağını ve öldüreceğini içeren tehditlerde bulunduğunu, müvekkili zorla işletmeden dışarı çıkarmaya çalıştığını, davacı yanın bahsetmiş olduğu ortaklıktan doğan hakları kullanmayı engellemeye yönelik eylemlerin bizzat davacı yan müvekkile karşı işlendiğini, davacı yanın müvekkile karşı hakaretlerde bulunduğunu, davacı yan ve kardeşinin düzenlemesiyle haftanın iki günü işletmeye gelen müvekkilin bu hakaret ve tehdit eylemleri nedeniyle %50 ortağı ve müdürü olduğu işletmeye gelemediğini, 19.02.2018 tarihinde Kartaltepe Polis Karakoluna intikal eden olayda davacı ...’un şiddet içerikli eylemleriyle ilgili şikayetçi olduğunu, bu hususta ise davacı yan hakkında 40. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/658 Esas sayılı dosyasıyla yargılama yapıldığını, davacı ...'un müvekkile karşı işlediği hakaret, tehdit suçu ve davacının kardeşi ...'un ise müvekkile karşı işlediği tehdit suçundan cezalandırılmasına karar verildiğini, bu olaylardan sonra ise müvekkilin işyerine can güvenliğinden duyduğu korku nedeniyle hiç gidemez hale geldiğini, bu olaylar sonucunda müvekkilin ilgili şirkette çalışmasının imkansız hale geldiğini, davacı ...'a karşı bu hususta da müvekkil lehine Büyükçekmece 3. Aile Mahkemesinin 2018/116 D.İş dosyasıyla koruma kararı alındığını, davacı yan ve kardeşi ...’un tek amacının müvekkili ...’nden uzaklaştırmak ve bedelsiz olarak ilgili şirketten ayrılmasını sağlamak olduğunu, müvekkilin davacı ...’un ortaklıktan doğan haklarını kullanmasına izin vermeme gibi bir hususun söz konusu olmadığını,
Dosyada incelenen ... yazılım sisteminin işlevsel olmasının tek nedeninin müvekkil ...'un yıllardır müşteri biriktirmesi, sunmuş olduğu kaliteli hizmet ile müşterilerini muhafaza etmesi olduğunu, müvekkilin gerek sosyal medyada gerekse de piyasada en çok tercih edilen ve bilinen ... uzmanı olduğunu, müvekkilin ... sektöründe yıllardan beri bulunduğunu, yaklaşık 4 sene boyunca oluşturmuş olduğu müşterileri müvekkilin daha önceden sahibi olduğu işletmelerini aradığı için ... yazılım sistemine kayıt olduğunu, dosyaya sunulan ... ... Sözleşmeleri de incelendiğinde müvekkilinilgili yazılım şirketiyle 2015 yılından beri çalışmakta olduğunun görüleceğini, yani ortada daha ... bulunmuyorken bile müvekkilin biriktirmiş olduğu bir müşteri portföyü bulunduğunu, bu müşteri dataları müvekkil ...’un izniyle ... kullandığını, bunun haricinde ise davacının bu veriler üzerinde hiçbir hak ve yetkisi bulunmadığını, işyerinde çalışan ve istifa eden personel bakımından ise davacı yanın çalışanlara karşı kötü muamele sergilemekte, çalışanları tehdit etmekte olduğunu, keza davacı yanın diğer ortak müvekkil ...'u tehditleriyle de işyerinden uzaklaştırdıklarını, çalışanların ise huzursuz bir işyeri ortamında daha fazla çalışmak istemediklerinden istifa ettiklerini, bizzat davacı yan ve kardeşinin beyanıyla işyerinin kapatılacağını müşterilere ve çalışanlara söyleyerek çalışanları işyerinden uzaklaştırdıklarını,
Müvekkil ...'un sahibi olduğu '...' markasının ilk olarak 2014 yılında tescil edilmiş olduğunu, bu durumun da davacılardan çok önce sektörde var olduğunu gösteren en önemli delillerden olduğunu, müvekkilin sahibi olduğu ... markasının tescili için ilk olarak 12/06/2014 tarihinde başvurulduğunu ve 03/09/2015 tarihinde marka tescili yapıldığını, bu durumun dahi davacının iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkilin zaten ... Şirketi'nden çok önce de bu sektörde olduğunu, ...'in yalnızca Bakırköy'de çalışan bir dükkan olduğunu, müvekkilin bunun haricindeki ticari faaliyetlerinin ise ...'ten önce de olduğunu, davacıların bu durumla hiçbir ilgisi olmadığı gibi müvekkilin davacılardan bağımsız ticari faaliyetleri üzerinde bir hak iddia etmelerinin de mümkün olmadığını gösterdiğini, ancak yerel mahkemenin bu hususu da incelemediğini,
Birleşen dava yönünden;
Müvekkillerden ...'un davacıdan çok uzun bir süre önceden beri ... sektöründe çalıştığını ve portföy elde ettiğini, davacının ise bu sektörde hiçbir portföyü ve tecrübesi bulunmadığını, ... yazılım programının ilk sözleşmesinin müvekkil tarafından bu şirket kurulmadan önce imzalandığını ve müvekkilin kendi portföyünü buraya kaydettiğini, ... sisteminin işlevsel olmasının tek nedeninin müvekkilin yıllardır müşteri biriktirmesi, sunmuş olduğu kaliteli hizmet ile müşterilerini muhafaza etmesi olduğunu, müvekkilin gerek sosyal medyada gerekse de piyasada en çok tercih edilen ve bilinen ... uzmanı olduğunu, ... sektöründe yıllardan beri bulunduğunu, yaklaşık 4 senedir oluşturmuş olduğu müşterileri müvekkilin daha önceden sahibi olduğu işletmelerini aradığı için ... yazılım sistemine kayıt olduğunu, dosyaya sunulan ... ... Sözleşmeleri de incelendiğinde görüleceği üzere müvekkilin ilgili yazılım şirketiyle 2015 yılından beri çalışmakta olduğunu, yani ortada daha ... bulunmuyorken bile müvekkilin biriktirmiş olduğu bir müşteri portföyü bulunduğunu, bu müşteri datalarını müvekkil ...’un izniyle ...'nin kullandığını, müşteri portföyünde ilgili işyerinin de mülkiyet iddiasının gerçekleri yansıtmadığını, hal böyleyken dosyada somut dayanağı dahi olmadan hazırlanan bir raporda belirtilen ifadenin müvekkilin söz konusu ... yazılımı 2015 yılından beri, yani ... Şirketi kurulmadan önce dahi kullandığı dikkate alındığından hükme esas alınmasının kabul edilemeyeceğini,
Müvekkil ... ... Merkezi yönünden de haksız ve hukuka aykırı olarak ikame edilen birleşen davanın reddedilmiş olduğunu, söz konusu kararın onanmasına karar verilmesi gerektiğini, her ne kadar yerel mahkeme tarafından birleşen davada davalının çıkmaya yönelik beyanı açısından karşı dava için usulüne uygun harç yatırılmadığından davanın reddine karar verilmişse de bu kararın hatalı olduğunu, zira karşı dava olarak belirtilen davanın ayrı bir dava olarak Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/232 Esas sayılı dosyasıyla 01/03/2018 tarihinde açıldığını, bu dava hakkında ise yerel mahkeme tarafından birleştirme kararı verildiğini, nitekim 25/04/2019 tarihli duruşma 1 no'lu ara kararında dosya hakkında yeniden tefrik kararı verildiğini, ancak bu karardan sonra ise mahkeme tarafından tefrike dair hiçbir işlem yapılmadığını, dolayısıyla herhangi bir karar da verilmediğini, netice olarak söz konusu davanın huzurdaki davayla birleştirilmesine rağmen bunun karşı dava olarak ele alınmasının ve harç yatırılmadığından bahisle reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Asıl dava; Şirket Müdürünün azli, yeni müdür atanması, şirketin genel kurula çağrılması ve bu süre zarfında tedbiren şirkete müdür atanması istemine ilişkindir.
Birleşen Bakırköy 4. ATM.'nin 2018/821 Esas sayılı dosyasındaki dava; ... müdürü davalı ... ...’un müdürlük görevini kötüye kullanarak şirketin içini boşaltması ve yasaya aykırı şekilde müdürü olduğu şirketi kendi iradesi ile fiilen kapatması sonucu oluşan davacı zararlarının tespiti ve tazmini istemine ilişkindir.
Mahkemece; Asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine, karar verilmiş ve karara karşı asıl ve birleşen davada davacı vekili, asıl ve birleşen davada davalı ... ... vekili, birleşen davada davalı ....Şirket vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Asıl dava dosyası incelendiğinde; Davacı ... tarafından davalılar ... ve ... hakkında 01/03/2018 tarihinde Şirket Müdürünün azli, yeni müdür atanması, şirketin acil genel kurula çağrılması ve bu süre zarfında tedbiren şirkete müdür atanması talebi ile dava açılmıştır.
Birleşen Bakırköy 4. ATM. 'nin 2018/821 Esas sayılı dava dosyası incelendiğinde; Davacı ... tarafından davalılar ... ...Limited Şirketi ve ... hakkında 05/09/2018 tarihinde ... müdürü davalı ... ...’un müdürlük görevini kötüye kullanarak şirketin içini boşaltması ve yasaya aykırı şekilde müdürü olduğu şirketi kendi iradesi ile fiilen kapatması sonucu oluşan maddi-manevi doğrudan dolaylı zararlarının tümünün tespiti ve fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000.-TL. Tazminatın tazmini istemi ile dava açılmıştır.
Birleşen Bakırköy 6. ATM. 'nin 2018/232 Esas sayılı dava dosyasının uyap kayıtları incelendiğinde; Davacı ... ... tarafından davalı ... hakkında 01/03/2018 tarihinde haklı nedenlerle şirket ortaklığından çıkmasına karar verilmesi ve mahkemece uygun görülecek ayrılma akçesine hükmedilmesi istemi ile dava açıldığı, mahkemece 25/04/2019 tarihli duruşmanın 1 nolu ara kararı ile; Mahkemenin 2018/232 Esas sayılı dosyası ile iş bu dosyanın tarafları aynı olsa bile dava konusunun birbirinden farklı olduğu gerekçesi ile bu dosyanın tefriki ile dosyanın heyetçe bakılacak işlerden olmaması nedeniyle üye hakime tevdine karar verildiği anlaşılmıştır.
Anayasanın 141. maddesinin 3. fıkrası hükmü mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğini düzenlemektedir. Öte yandan, yazılacak kararın gerekçesinde gerek kendi içerisinde, gerekse gerekçe ile hüküm kısmı arasında çelişki olmamalı, mahkeme kararı bütünsellik esasına uygun olmalıdır. HMK’nın 298/2. maddesinde de gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı açıkça düzenlenmiştir. Gerekçe ile hüküm arasında çelişki, kanuna ve kamu düzenine açık aykırılık hali olup, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.4.1992 gün ve 1991/7 esas 1992/4 sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Somut olayda, asıl dava dilekçesi ile davacının; Şirket yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklı tazminat talebi olmadığı, asıl davaya ilişkin mahkemece yapılan ön inceleme duruşmasında uyuşmazlığı; TTK.630/2-3 kapsamında davalı ... ...'un müdürlük görevinden azlini gerektirir haklı sebeplerin bulunup bulunmadığı ve TTK.617/3 maddesi yollaması ile TTK.411-412.maddeleri kapsamında genel kurula çağrı için izin talebi olduğu şeklinde tespit edildiği halde mahkemece asıl davaya yönelik hüküm ve gerekçesinde talebi aşarak asıl davaya konusu olan yöneticinin azli talebi ve sorumluluk davaları yöneticiye karşı açılabileceği gerekçesi ile davalı şirketler yönünden bu taleplerin usulden reddine yönelik karar verilmesi yerinde görülmemiştir.
Ayrıca asıl dava dilekçesinde davalı olarak, ... ve ... gösterildiği halde gerekçeli karar başlığında ... ...Limited Şirketininde asıl dava davalısı olarak gösterilmesi yerinde görülmemiştir.
Birleşen Bakırköy 4. ATM. 'nin 2018/821 Esas sayılı dava dosyası hakkında, mahkemece verilen hükümde davanın reddine karar verildiği, hüküm gerekçesinde ise şirket müdürü ... hakkında gerekçe yazıldığı nazara alındığında davanın reddi kararının davalı ... ... hakkında verildiği anlaşılmış, birleşen dosya davalısı ... ...Limited Şirketi hakkında gerekçesi yazılmak suretiyle karar verilmemesi yerinde görülmemiştir.
Ayrıca Birleşen Bakırköy 6. ATM. 'nin 2018/232 Esas sayılı dosyası ile; haklı nedenlerle şirket ortaklığından çıkması ve ayrılma akçesine hükmedilmesi istemi ile açılan dava tefrik edildiği halde mahkemece; Birleşen davadaki davalı tarafın çıkmaya yönelik beyanına ilişkin usulüne uygun açılmış bir karşı dava olmaması ve bu hususta harçta yatırılmadığı gerekçesi ile karar verilmesine yer olmadığına, yönelik karar verilmesi yerinde görülmemiştir.
Yukarıdaki açıklamalara göre mahkemece, asıl ve birleşen davalara konu davalardaki talepler ve taraflarının karıştırılarak istinaf denetimine elverişli olmayan yukarıdaki şekilde karar verilmesi yerinde görülmemiş, tarafların bu yöndeki istinaf sebepleri haklı görülmüştür.
Bu durumda mahkemece, asıl ve birleşen davaya konu taleplerin ayrı ayrı değerlendirilerek hangi talebin hangi davalıya yöneltildiği konusunda asıl ve birleşen dosya davacı vekilinden beyanda bulunmak üzere süre verilip sonucuna göre her bir talebin ayrı ayrı değerlendirilip istinaf denetimine elverişli karar verilmesi gerekmektedir.
Sonuç itibariyle, asıl ve birleşen davada davacı vekilinin, asıl ve birleşen davada davalı ... ... vekilinin, birleşen davada davalı ....Şirket vekilinin istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının, HMK'nın 298, 353/1-a6 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, taraf vekillerinin sair istinaf sebeplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Asıl ve birleşen dava davacısının, asıl ve birleşen dava davalısı ...'un, birleşen dava davalısı ....Şirket'inin istinaf başvurlarının KABULÜ ile;
Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/04/2021 Tarih ve 2018/297 Esas - 2021/393 Karar sayılı kararının HMK'nın 298, 353/1-a6 maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf talep edenler tarafından yatırılan istinaf karar haçlarının talep halinde yatıran tarafa iadesine,
4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine,
6-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın
geri bırakılması için yatırılan teminatın talep halinde teminatı yatıran ilgili tarafa iadesine,
7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 21/05/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.