Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/830 E. 2026/1266 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/830
- Karar No
- 2026/1266
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/830
KARAR NO : 2026/1266
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2020/277
KARAR NO : 2021/637
DAVA TARİHİ: 21/11/2018
KARAR TARİHİ: 21/09/2021
DAVA: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 14/10/2026
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı arasında güvenlik sözleşmesi bulunduğunu, müvekkili şirketin sözleşmeden kaynaklı güvenlik hizmeti edimini gereği gibi ifa etmesine karşı davalı şirketin edimi olan para borcunu yerine getirmediğini, davalı borçlu şirketin muhtelif tarihli faturalardan kaynaklı cari hesap bakiyesini ödememesi nedeniyle İstanbul Anadolu 22. İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını, davalının itirazı üzerine takibin durdurulduğunu, davalının haksız itirazının iptali ile takibin devamını, davalı borçlu aleyhine %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin sözleşme gereği edimlerini yerine getirdiğini, taraflar arasında akdedilen 25/08/2016 tarihli sözleşmenin 7.maddesinde "iş bu sözleşmeden doğabilecek ihtilaflarda istanbul mahkemeleri ve icra daireleri yetkili olacaktır" yetki sözleşmesi yapıldığını ve İstanbul mahkemelerinin yetkili kılındığını, mahkememizin yetkisizliğine karar verilmesi gerektiğini, müvekkilinin alacağı nedeniyle takas mahsup taleplerinin olduğunu, davacının personellerine 2015/2016 yıllarında verilmiş olan yemeklerin ücretleri sebebi ile müvekkilinin davacı taraftan 5.583,87-TL alacağı olduğunu, müvekkili ile davacı arasında 15/09/2015 tarihinde Gözetim hizmeti sözleşmesi imzalandığını ve bu sözleşme ile ...'in tarafından görevlendirilecek olan personellerin yemek, maaş, yol, kıdem ihbar tazminatları, resmi tatil ve bayram mesailerinden sorumlu olduğunun sözleşmede kararlaştırıldığını, müvekkilinin davacı şirketin çalışanlarına arabuluculuk faaliyetleri kapsamında 22.801,00 TL ödeme yaptığını, yetki itirazının kabulü ile yetkisiz mahkemede açılan davanın usulden reddine, takas mahsup talebinin kabulüne karar verilerek davanın reddine, kötü niyetle başlatılan takip nedeniyle davacının %20 oranından aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; "Mahkememizce dava konusu celp edilen İstanbul Anadolu 22. İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasının incelenmesinde; davacı tarafından davalı hakkında toplam 30.377,53 TL alacağın tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlatıldığı, davalının borca, faize ve ferilerine itiraz etmesi üzerine takibin durdurulduğu, süresinde de huzurdaki davanın açıldığı tespit edilmiştir.
Tarafların iddia ve savunmaları celp edilen delillerin dosya kapsamında değerlendirilmesi amacıyla Mali Müşavir ile işçi alacakları uzmanı bilirkişi heyetine tevdii edilen dosyaya 16/12/2020 tarihinde tanzim olunan bilirkişi raporunda özetle; taraflar arasında 17.09.2015 ve 25.08.2016 tarihlerinde yapılan Güvenlik Hizmet Sözleşmeleri incelenerek yapılan tespitler uyarınca, tarafların kayıtlarına ilişkin sunulanları kapsamında 14.08.2018 takip tarihinde takibe konu 30.067,59 TL davacı alacağının mevcut olduğu, takip sonrası davalının her iki sözleşme kapsamında davacıya yüklenen işçi özlük haklarına ilişkin 10.09.2018 tarihinde 22.801,00 TL toplam ödeme yaptığı, bu kısım BK 100 kapsamında düşüldüğünde dava tarihi 21.11.2018 itibariyle 11.318,79 TL asıl ve 240,02 TL dava tarihine kadar işlemiş faiz olmak üzere dava tarihi itibariyle toplam 11.558,81 TL davacı alacağı hesaplandığı, takip sonrası davalı tarafından 25.08.2016 tarihinden önce taraflar arasında yapılmış 17.09.2015 tarihli sözleşmenin 5.d maddesi kapsamında 04.11.2018 tarihinde 5.583,87 TL 2015 dönemi yemek bedeli açıklaması ile tanzim ettiği faturaya ilişkin heyetimizin yapmış olduğu değerlendirmenin takdiri mahkemeye ait olmak üzere tablo 2‘de BK 100 kapsamında söz konusu yemek bedeli fatura tutarı da düşülerek hesaplama yapıldığı yönünde görüş ve kanaat bildirilmiştir.
Bilirkişi raporunun usulüne uygun olarak taraflara tebliğ edilmesi neticesinde tarafların beyan ve itirazlarının dosya kapsamında değerlendirilmesi amacıyla bilirkişi heyetine tevdii edilen dosyaya 16/12/2020 tarihinde tanzim olunan bilirkişi ek raporunda özetle; İtirazlar incelenmiş, sözleşme kapsamında davacı ve davalı sorumluluğuna göre yapılan tespitleri değiştirici nitelikte olmadığı görülmüştür. Bu nedenle kök rapordaki tablo 1 ‘de davalının yemek faturası hariç hesaplanan dava tarihi itibariyle 11.318,79 TL asıl alacak ve 240,02 TL faiz olmak üzere toplam 11.558,81 TL hesaplanan tutar davacı alacağı hesabımızı değiştirecek bir husus olmadığı itirazlar kapsamında değerlendirilmiştir. Davalı vekili 28.04.2021 tarihli Dilekçe ekinde karar ve ödeme makbuzu sunduğu dosyada mevcuttur.
İstanbul Anadolu 6.İş Mahkemesi 25.02.2021 tarihli gerekçeli karar suretini ve icra dosyasına yapmış olduğu 47.736,22 TL ödemesine ilişkin banka dekontunu sunmuştur
Davalı tarafından sunulan ödeme dekontuna konu mahkeme kararı incelendiğinde taraflar arasındaki sözleşmeye göre davacının yükümlülüğünde olan hususlarda olduğu görülmüş olup, iş kanunundan kaynaklı olarak davalının ödemek durumunda kaldığı anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki sözleşme kapsamında davacının sorumluluğunda olduğu anlaşılan ödeme kalemlerine ilişkin davalının yaptığı 47.736,22 TL ödemeyi davacıya rücu edebileceği takas mahsup talebinin de takdirini Mahkemeye ait olduğu görülmüştür.
Dava tarihinden sonra davalının 12.04.2021 tarihli İş mahkemesi kararına göre yapmış olduğu belirlenen 47.736,22 TL tutarın dava tarihi itibariyle hesaplanan alacaktan takas mahsubu değerlendirildiğinde dava tarihindeki hesaplana tutara 12.04.2021 tarihine kadar faizinin hesaplamaları aşağıdaki şekilde yapılmıştır.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Dava; davacı şirketin vermiş olduğu güvenlik hizmet sözleşmesi gereğince cari hesaba dayanan fatura alacağını icra takibine koyması üzerine davalı borçlunun borca, faize ve ferilerine itirazı üzerine açılan itirazın iptali davasıdır.
Davacının 14.08.2018 takip tarihinde 30.067,59 TL alacaklı kaldığı, ancak sözleşme kapsamında davacının ödemesi gereken ancak takipten sonra davalı tarafından ödendiği belgelendirilen 10.09.2018 tarihli 22.801 TL‘nin de düşümü sonrası 21.11.2018 dava tarihinde 11.318,79 TL asıl alacak, 240,02 TL faiz alacağının kaldığı TBK 100 kapsamında kök raporda tespit edilmiş olup davalı tarafça süresinde sunulan cevap dilekçesiyle takas mahsup talep edilmekle bu talebin yerinde olduğu kanaatine varılmış olup itiraz üzerine alınan hükme elverişli ek raporda dava tarihinden sonra davacının çalıştırdığı işçilerden ...'ın mahkeme kararı uyarınca kazandığı tutarı, davalının karara istinaden yapılan icra takibi sebebiyle 12.04.2021 tarihinde 47.736,22 TL ödediğine ilişkin ödeme belgeleri kapsamında kök raporda yapılan hesabın iş bu defa dava tarihinden sonraki işleyen faizi 4.408,36 TL olduğu tespit edilmekle davadan sonraki 12.04.2021 tarihli ödeme sebebiyle davacının alacak bakiyesi kalmayacağı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiştir." karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; sözleşmeleri feshedilen dava dışı işçilerin işten ayrılma bildirgelerinde işten ayrılma nedeni olarak işveren tarafından haklı sebeple fesih bildirimi yapılıp yapılmadığı, işçilik alacaklarına hak kazanıp kazanmadıkları, kazandılar ise hangi miktarlar üzerinden bu alacaklarının ödeneceği belirlenmeden, doğrudan kendilerine ödeme yapılıp işbu ödemenin müvekkiline rücu edilmesinin davalı yanın kötü niyetini ortaya koyduğunu, davalının arabuluculuk görüşmeleri sırasında ödediği işçilik alacaklarının yargılamaya muhtaç olduğunu, davalının icra tehdidi altında kalmadan ödediği bu tutarları rücu edemeyeceğini, mahkemece alacaktan mahsup edilerek verilen kararın hatalı olduğunu, iş mahkemesinde dava açan müvekkili personeli ...'a yapılan ödemenin ise icra dosyasına tehiri icra teminatı olarak yatırıldığını, alacaklıya yapılan bir ödeme olmadığı gibi bu ödemenin iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında mahsup edilemeyeceğini, söz konusu karara karşı istinaf yoluna başvurduklarını dava lehlerine sonuçlandığı zaman davacının söz konusu tutarı geri alacağını, ayrıca işçilere yapılan ödemelerin dava konusu alacakla bir ilgisi olmadığını beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Taraflar arasında güvenlik hizmeti verilmesine ilişkin sözleşme mevcuttur. Sözleşmede çalışacak personelin işçilik alacaklarından davacının sorumlu olduğu hükmüne yer verilmiştir.
Tarafların defterleri üzerinde yapılan incelemede davacının takibe konu ettiği 30.067,59 TL yönünden alacak olduğu hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki ihtilaf, sözleşme kapsamında çalışan işçilerin işçilik alacakları nedeniyle davalı tarafça yapılan ödemelerin, davacı alacağında mahsup edilip edilemeyeceği hususunda toplanmaktadır.
Mahsup, bir alacağın gerçek miktarının belirlenebilmesi amacıyla yapılan bir hesap işlemidir, itiraz niteliğinde olduğundan davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve savunmanın genişletilmesi yasağına tabi olmaz.
Mahsup, bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı külfetlerin bu alacaktan indirilmesini ifade eder. Takastan farklı olarak, mahsupta iki ayrı alacak bulunmamaktadır. Yani mahsupta indirilecek olan değer, farklı bir alacak olmayıp aynı alacak üzerinden tenzil edilmesi gereken değerdir.
Emsal nitelikte Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 16/11/2015 tarihli 2015/2802 E. 2015/5758 K. sayılı kararında; "...Takas, bir miktar para ya da konuları itibariyle aynı türden malı birbirine borçlu olan tarafların, borçların muaccel olması ve takas itirazının dermeyan edilmesi kaydıyla, az olan borcun çok olana nazaran sona erdirilmesi olarak tanımlanabilir. Takas, hukuki niteliği itibariyle bozucu yenilik doğuran bir hak olup, sözleşme niteliğinde bulunmadığından, takas iradesinin muhatabına ulaşmasıyla birlikte sonuç doğurmaya başlayacağı kabul edilir. Bu nedenle, takas iradesinin açıklanmamış olması ya da açıklansa bile karşı tarafa varmaması halinde borçların takasından söz edilemez. Tanımdan da anlaşılacağı üzere, takas, borcu sona erdiren nedenlerden biridir. Nitekim; uyuşmazlık tarihi itibariyle olaya uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun "Borçların Sükutu" başlığı altında, 118 vd maddelerinde aynı nitelikte düzenlemelere yer verilerek, takasın borcu sona erdiren nedenlerden biri olduğu açıkça kabul edilmiştir. Diğer taraftan; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 139 vd maddelerinde de, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun takasa ilişkin hükümleri dili sadeleştirilmek suretiyle aynen korunmuştur.
Mahsup ise, bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak, alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı yükümlülüklerin alacaktan indirilmesidir. Mahsuplaşmada, takastan farklı olarak iki ayrı alacak bulunmamaktadır. Buna göre, alacak miktarından tenzil edilecek değer, karşı alacak olmayıp, gerçek alacağı bulmak üzere hesaplanan alacaktan indirilmesi gereken bir bedeldir. Bu nedenle, mahsupta hukuken karşılıklı alacaklılık ilişkisinden öte, alacağın gerçek miktarının tespiti için yapılan bir işlemin varlığı kabul edilmelidir. Mahsupta, doğmuş bir alacaktan söz edilemeyeceği için, mahsubun borcu sona erdiren bir neden olduğu da düşünülemez. Ayrıca, mahsup talebi hukuki niteliği itibariyle def'i olmayıp; itiraz niteliğinde olduğundan, savunmanın genişletilmesi yasağına tabi kabul edilmez. Bu yönüyle, Dairemizin 23.05.2012 Tarih, 2011/7271-3753 Esas ve Karar sayılı ilamında gösterildiği üzere, mahsubun yargılama devam ettiği sürece karşı tarafın muvafakatı olmaksızın ileri sürülmesi mümkündür.
Dairemizin yerleşik uygulamalarında, aynı sözleşme ilişkisi nedeniyle taraflardan birinin katlandığı bazı yükümlülüklerin ya da elde ettiği bir kısım semerelerin diğer tarafın alacağından indirilmesi talebi, hukuki niteliği itibariyle, takas değil, "mahsuplaşma" olarak nitelendirilmektedir. (Emsal nitelikte karar olarak Dairemizin 26.11.2014 Tarih, 2014/857-6878 Esas ve Karar sayılı ilamı ile yine Dairemizin 28.02.2012 tarih, 2012/468-1180 Esas ve Karar sayılı ilamı) Somut olayda ileri sürüldüğü gibi, davacı taşeronun, sözleşmesine göre kendi yükümlülüğünde olan işçi primlerini ödemeyerek bu primleri yüklenicinin ödemek zorunda bırakıldığı yönündeki itirazının, maddi vakıa olarak yüklenicinin katlanmış olduğu mali yükümlülüğün taşeron alacağından tenzil edilmesi talebi niteliğinde olduğu, bu bakımdan; davalı savunmasının mahsuplaşma itirazı niteliğinde bulunduğu görülmektedir.
Davalı tarafça, yargılama sırasında cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen belgeler ve daha sonra ibraz edilen belgelerle davacı taşeronun sigorta prim borçlarının ödendiği ileri sürüldüğünden, taşeronun işçilerinin sigorta prim ödemelerinin yüklenici tarafından yapıldığı savunması, hukuki niteliği itibariyle, aynı hukuki ilişkiden doğup, sözleşmelerin 13. maddeleri kapsamında taşeronun yüklenmiş olduğu bir edimin yüklenici tarafından yerine getirildiğinin iddia edilmiş olmasına göre, mahsup itirazı niteliğindedir." denilmiştir. Bu karara karşı ilk derece mahkemesi tarafından verilen direnme kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nda görüşülmüş;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01/04/2019 tarihli 2017/15-2073 E. 2019/479 K. sayılı kararında; "Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “mahsup” konusunda açıklama yapılmasında yarar vardır.
Mahsup, bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı külfetlerin bu alacaktan indirilmesini ifade eder. Örneğin bir malı sahibine iade ile yükümlü zilyedin o mal için yaptığı bazı masraflar, o maldan elde ettiği semerelerin bedeline mahsup edilir. Bunun gibi haksız fiilden zarar gören kimsenin bu fiilden elde ettiği bir menfaat olmuşsa, böyle bir menfaat uğranılan zarara mahsup edilir. Görüldüğü gibi bu olaylarda karşılıklı alacaklar bulunmamaktadır (Akman S./Burcuoğlu H./Altop A.: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 1013).
Mahsup yenilik doğuran bir hakkın kullanılması olmayıp sadece alacağın gerçek miktarını belirlemek üzere yapılan bir işlemdir. Burada ayrı ve müstakil iki alacak bulunmamaktadır. Mahsup savunmasını, alacak miktarının indirilmesinde yararı olan herkes ileri sürebilir ve borcu sona erdiren durum olması nedeniyle hâkim tarafından resen nazara alınır...
...Davalı yüklenici vekili, yargılama aşamasında 24.06.2013 tarihinde bilirkişi raporuna karşı verdiği dilekçesinde, davacının çalıştırdığı işçilerin sigorta primlerini ödemesi gerektiği hâlde ödemediğinden davacı adına SGK’ya ödeme yapıldığını savunmuş, yine 11.10.2013 tarihli dilekçe ekinde davacı adına sigorta primlerinin ödendiğine ilişkin tahsilat makbuzları ile havale yapıldığına ilişkin dekontları sunmuştur.
Davalı yüklenici tarafından davacının işçilerinin sigorta primlerinin ödendiği yönündeki savunması, yanlar arasında imzalanan sözleşmeler kapsamında davacı adına yapılan ödemelerin davacının alacağından indirilmesi yönünde mahsup savunması olup hâkim tarafından resen nazara alınması gerekmektedir." şeklinde karar verilmiştir.
Davalı tarafından bir kısım işçilerle yapılan arabululuk görüşmeleri neticesinde, işçilik alacakları ve arabuluculuk ücreti olarak toplam 22.801,00 TL ödeme yapılmıştır. Ancak söz konusu ödeme cari hesabında davacı alacağından mahsup edilmiştir.
Yine taraflar arasındaki sözleşme kapsamında çalışan işçilerden ...tarafından İstanbul Anadolu 6. İş Mahkemesinde 2018/452 E. sayılı dosyasında davacı ve davalı aleyhine açılan işçilik alacakları davası neticesinde mahkemenin 2018/452 E. ... K sayılı 25/02/2021 tarihli kararıyla hesaplanan işçilik alacaklarının taraflardan müştereken ve müteselsilen tahsiline hükmedildiği, kararın İstanbul Anadolu 18. İcra Dairesi'nin ... E sayılı dosyası ile takibe konu edildiği, davalı tarafından 12/04/2021 tarihinde 47.236,22 TL ve 13/04/2021 tarihinde 500,00 TL olmak üzere toplam 47.736,22 TL ödendiği ve bu ödemenin karara karşı yasa yoluna başvurulmaması sebebiyle alacaklı işçi ...'a ödendiği tespit edilmiştir.
Yukarıda yer verilen emsal kararda da ifade edildiği gibi taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi kapsamında çalışan işçilerin hak ettiği işçilik alacaklarının davalı tarafından ödenmesi sebebiyle, taraflar arasındaki alacak-borç hesabında uygulanması gereken işlem mahsup işlemidir. Mahsup, alacağın gerçek miktarının belirlenebilmesi amacıyla yapılan bir hesap işlemi olup davanın her aşamasında ileri sürülecektir. Davalı tarafından dava dışı işçilere yapılan 22.801,00 TL ve 47.736,22 TL yönünden mahsup talebi de nazara alınarak, ödeme tarihleri itibariyle TBK 100. maddesi uyarınca hesaplama yapılması neticesinde davacının bir alacağının bulunmadığı alınan bilirkişi raporuyla hesap edildiğinden mahkemece verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiştir.
Davacı taraf, dava dışı işçilerle yapılan arabuluculuk görüşmelerinde davalı tarafından ödemeler yapılmış ise de, işçilerin haklı sebeple iş akitlerinin feshedilip edilmediği tartışılmadan yapılan ödemenin müvekkili yönünden bağlayıcı olmadığını savunmakta ise de, davalı tarafından arabuluculuk görüşmeleri öncesinde Beyoğlu 39. Noterliğinden dava dışı işçiler hakkında keşide edilen 15/08/2018 tarih ve 18651 no.lu ihtarnameye davacı tarafça yanıt verilmediği, dosya kapsamına ödeme yapılan işçilerin iş akitlerinin haklı nedenle feshedildiğine yada işçilik alacaklarının ödendiğine dair bir kayıt sunulmadığı, sözleşme hükümlerine göre çalışan işçilerin işçilik alacaklarından tamamen davacının sorumlu olduğu, işçilere yapılan ödemeler nedeniyle davacının işçilere olan borcunun ödemeler nispetinde sona erdiği anlaşıldığından bu yöndeki itirazları yerinde görülmemiştir. Yine dava yoluna giden işçi ...yönünden ise İstanbul Anadolu 6. İş Mahkemesinde 2018/452 E. ... K. sayılı 25/02/2021 tarihli kararının İstanbul Anadolu 18. İcra Dairesi'nin ... E sayılı dosyası ile takibe konu edilmesi üzerine davalı tarafından 12/04/2021 tarihinde 47.236,22 TL ve 13/04/2021 tarihinde 500,00 TL olmak üzere toplam 47.736,22 TL ödenen tutarların ilgili karara karşı yasa yoluna başvurulmaması sebebiyle alacaklı işçi ...'a ödendiği icra dosyasının yapılan incelemesinde tespit edildiğinden, anılan ödemenin tehiri icra ödemesi olduğu yönündeki itirazları da yerinde değildir. Ayrıca karara karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulması sebebiyle UYAP kayıtlarında yapılan incelemede İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 41. Hukuk Dairesi'nin 05/12/2024 tarihli 2021/1771 E. 2024/2115 K sayılı kararı ile istinaf isteminin esastan reddine dair kesin olarak karar verildiği, iş mahkemesi kararının kesinleştiği iddia edildiği gibi ödemenin haksız olmadığı da anlaşılmıştır.
İstinaf incelemesi HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı re'sen gözetilmiş, verilen kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus bulunmadığı gibi kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı tarafın istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından davacı tarafından yatırılan 80,70 TL 'nin mahsubu ile bakiye 651,30 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davacıya ilk derece mahkemesince iadesine,
6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 14/10/2026