Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/2116 E. 2026/781 K. – İtirazın İptali

Konu: İtirazın İptali

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/2116
Karar No
2026/781
Karar Tarihi
Konu
İtirazın İptali

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2022/2116

KARAR NO: 2026/781

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:30/06/2022

NUMARASI:2020/539 E. - 2022/708 K.

DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasındaki ticari ilişki sebebi ile birden fazla alım ve satım işlemi yapıldığını, davalıya birden fazla ürün satışı yapıldığını, icra takibinde detayları belirtilen faturalar ile davalıya toplam 631.622,67-TL tutarında ürün satışı yapıldığını, yapılan satışlara karşılık bir kısım tahsilatlar alındığını, alınan tahsilat dışında davalıdan ürün alışı da yapıldığını, davalıdan alınan ürünlerin bedelinin de tahsilat gibi cari hesabına işlendiğini, cari hesaptaki bu hareket sonrasında davalının takip tutarı miktar kadar borcu kaldığını, davacı alacağının tahsili için İstanbul 28. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, davalının takibe haksız bir şekilde itiraz ettiğini, itirazda hiçbir açıklama yapmadığını, sadece hiçbir borç yoktur şeklinde itirazda bulunduğunu, davalının sadece borcu bulunmadığı itirazında bulunduğunu, borçlunun itiraz sebeplerini genişletmesi veya değiştirmesinin mümkün olmadığını, davaya konu olan takip konusu olan faturalar incelendiğinde bu fatura metinlerinden anlaşılan bilenler dışında borçlunun itirazda bulunmasının mümkün olmadığını, bu itirazların ancak takibe dayanak olan faturalardaki ürünlerin teslim edilmediğine dair olabileceğini, davalı- borçlunun itirazında takibe konu olan faturalara da bir itirazda bulunmadığını, böyle bir ürün almadığı şeklinde itiraz da yapmadığından artık faturaların da kesinleştiğini, keza bunların ödendiğine dair bir itirazı da olmadığına göre, davacının defterlerinde kayıtlı olan miktar kadar müvekkilinin alacaklı olacağının kesin olduğunu, ileri sürerek, itirazın iptaline ve %20 den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, davaya cevap dilekçesi sunmamıştır.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava, davacı şirket tarafından davalı şirkete karşı İstanbul 28. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile başlatılan fatura alacağı olduğu iddia edilen toplam 167.433,17 TL'nin tahsiline ilişkin yapılan takibe davalının yaptığı itirazın iptali davasıdır.Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı şirket arasındaki ticari ilişki dolayısıyla düzenlenen faturalardan kaynaklanan toplam 167.433,17 TL alacağın tahsiline ilişkin yapılan takibe davalının yaptığı itirazın iptali işbu davayı ikame etmiştir.İcra İflas Kanunu (İİK) m.67'de düzenlenen itirazın iptali davası, takip talebine itiraz edilen alacaklı tarafından itirazın tebliğinden itibaren 1 yıl içinde ve genel hükümler çerçevesinde alacağın varlığının ispatı gereken bir davadır. Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere uygun bir tazminata mahkum edilir. İtirazın iptali davasında davacı alacaklı, takip konusu alacağın varlığını ispat etmek zorundadır.İş bu dava bakımından önemli delillerden olan yasal dayanağını Vergi Usul Kanunu hükümleri oluşturan “fatura” Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 2001/1 E. 2003/1 K. sayılı kararında “ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup ticari belge niteliğindedir.” şeklinde tanımlanmıştır.Fatura tek başına akdi ilişkinin varlığını kanıtlamaya yeterli olmayıp faturayı teslim alanın borç altına girmesi, hukuki ilişkinin mevcudiyeti ve faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmesinin ispatına bağlıdır. Ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını da kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir. Tek yanlı düzenlenen faturanın, düzenleyen tarafın kendi ticari defterlerine kayıt edilmiş olması alacağın varlığını ispatlamaz. Faturalarda belirtilen malların davalı alıcıya teslim edildiği iddiasını davacı ispatla yükümlüdür. Fatura içeriğindeki malların davalıya teslimi dayanak belgelerle kanıtlanmadığı sürece ticari defterler tek başına malın teslim edildiğini ispata yeterli değildir.Somut dosyanın tetkikinde; İstanbul 28. İcra Müdürlüğünün ... sayılı takip dosyasının yapılan incelenmesinde; alacaklının davacı şirket, borçlunun ise davalı şirket olduğu, asıl borç miktarının toplam 167.433,17 TL olduğu, davalı borçlunun 13/10/2020 tarihinde süresine olacak şekilde borca itiraz ederek takibin durduğu anlaşılmıştır.Dosya, tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi için mali müşavir bilirkişiye tevdi edilmiş, dosyaya sunulan raporda davalının ihtaratlı tebligata rağmen ticari defterlerini sunmadığından defterlerinin incelenemediği, davaya konu faturanın davacı tarafın ticari defterinde yer aldığı ve usulüne uygun tutulup sahibi lehine delil teşkil eden davacı defterlerine göre davacının davalıdan takip tarihi itibariyle toplam 167.433,16 TL alacağı olduğu belirtilmiştir.Davalı dosyaya cevap dilekçesi sunmayarak davacının tüm iddialarını reddetmiş sayılmış ve ispat külfeti yukarıdaki açıklamalardan da açıkça aşlaşılacağı üzere davacı üzerindedir. Faturaya konu alacak karşılığı malın teslim edildiğine dair herhangi bir belge dosya kapsamında bulunmadığı gibi alacağı tevsik eden bir sunulmadığı gibi fatura ve üzerinde de herhangi bir ibarenin yer almadığı anlaşılmıştır. Davacı vekilinin dava dilekçesinde yemin deliline dayandığı anlaşılmış, 30/06/2022 tarihli 4 no'lu celsede yemin deliline dayanıp dayanmayacağı sorulmuş davacı vekili yemin deliline dayanmayacağını belirtmiştir. Tek yanlı düzenlenen faturanın, düzenleyen tarafın kendi ticari defterlerine kaydedilmiş olması alacağın varlığını ispatlamaya yetmeyeceğinden her ne kadar bilirkişi raporunda davacının talebinde haklı olduğu belirtilmişse de yukarıdaki açıklamalar ışığında bilirkişi raporuna itibar edilmeyerek davacının davalıdan faturaya konu alacakların varlığını ispatlayamadığı anlaşılmıştır.Faturanın delil olması ile ilgili açıklamalar, dosya arasında yer alan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacının davasının reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur " gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; taraflarca ileri sürülmeyen bir iddianın mahkeme tarafından resen ele alınmasının mümkün olmadığını, mahkemenin gerekçesinin davaya konu olan faturalardaki malların, davalıya teslim edildiğini gösteren bir belge olmaması şeklinde olduğunu, davalı tarafından davaya konu olan mallar tarafımıza teslim edilmemiştir şeklinde bir savunma ileri sürülmediğini, olmayan bir savunmayı mahkemenin taraf yerine geçerek ele alması ve tarafın ileri sürebileceği bir iddianın o taraf yerine geçilerek mahkemece kendiliğinden ele alınarak karar verilmesinin hukukun temel ilkelerine aykırı olduğunu, HMK'nın 25.maddesine aykırı davranıldığını, mahkemece Yasanın açık emrine rağmen davalının ileri sürmediği bir vakıayı ( malın teslim edilip edilmediği vakısasını) esas alarak karar vermesinin yasaya açıkça aykırı bulunduğunu, davalının mal teslim edilmedi şeklinde bir iddiası söz konusu olmadığını, davalının dosyaya her hangi bir beyan sunmadığını,davalının iddia olarak malın kendilerine teslim edilmediği şeklinde bir iddia ileri sürmediğini, davalının tek beyanının icra dosyasına yapılan beyan olduğunu, bu beyanda da böyle bir mal almadığını ileri sürmediğini, sadece borcu olmadığını ileri sürdüğünü, icra dosyasındaki beyandan da sadece borcun olmadığı, yani ödemenin yapılmış olduğu anlamına gelecek beyan söz konusu iken bu beyanda olmayan malın teslim edilmediği iddiasına ( tarafın ileri sürebileceği bir iddiaya ) değer verilmesinin mümkün olmadığını, davalının BA/BS formlarının celbinin mümkün olduğunu, davaya konu olan faturaların davalının defterlerine işlenip işlenmediği, e defter sistemi olduğundan vergi dairesinden celp edilecek olan BA-BS formlarım ile mümkün olmasına rağmen mahkemece bu konuda bir araştırma dahi yaptırılmadan malların teslim edilmediği sonucuna varılmasının hatalı olduğunu, mahkemece tarafın ileri sürmediği bir iddia esas alınmayacak olmakla birlikte, eğer bu konuda bir açıklık getirilmesi gerekmekte ise davalının vergi dairesine yazı yazılarak faturaların beyanlarında gözüküp gözükmediğinin araştırılması gerektiğini, davalının defterlerinde faturalar kayıtlı ise artık malın alındığı sabit olacağından, sadece davalının ödemeyi ispat etmesi esas alınarak karar verilmesi gerektiğini, davaya konu olan fatuların davalı defterlerinde de kayıtlı olduğunu davacı tarafça bilindiğini, sahibi lehine delil olan defterin esas alınması gerektiğini , bilirkişi incelemesi sonrasında davacı defterlerinin usulüne göre tutulduğu ve alacaklı olduğunun sabit olduğunu, bir ticari defter usulüne göre tutulmuş ise sahibi lehine delil oluşturacağını, bunun aksine gösteren başkaca bir delil de olmadığını, mahkemece bu delile itibar edilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava, ticari satım ilişkisi nedeniyle doğan bakiye açık hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili; müvekkilinin fatura ve cari hesap sebebiyle davalıdan bakiye alacağı olduğunu, ancak davalının borcunu ödemediğini ileri sürmüş, bu sebeple takip başlatmış, itiraz üzerine eldeki davayı açmıştır. Davalı tarafa usulüne uygun tebliğ yapılmış ancak davalı davaya cevap vermemiş ve bu şekilde HMK'nın 128. maddesi gereğince dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaları inkar etmiştir. Dosya kapsamında bulunan İstanbul 28.İcra Müdürlüğünün ... sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu aleyhine 167.433,17 TL alacak yönünden 15.01.2020 tarihinde icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı olarak 2017-2018 yıllarından kalan avans sonrasında 01.01.2018 - 31.12.2018 tarihleri arasında cari hesaptan kaynaklanan bakiye borcun gösterildiği, ödeme emrinin 07.02.2020 tarihinde tebliğ edildiği, davalı 13.02.2020 tarafından tarihinde süresinde verilen itiraz dilekçesi ile borcun tamamına ve ferilerine itiraz edildiği, itiraz üzerine takibin durduğu ve davanın bir yıllık yasal hak düşürücü sürede açıldığı anlaşılmıştır. HMK'nın190.maddesinde, ispat yükünün, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu, TMK'nın 6. maddesinde ise taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu belirtilmiştir. HMK'nın 222. maddesine göre ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulması, açılış ve kapanış onaylarının yaptırılması ve defter kayıtlarının birbirini doğrulaması gerekmektedir. Bu şartlara uygun biçimde tutulmuş defter kayıtlarının, sahiplerinin lehine delil olarak değerlendirilmesinin ise diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. HMK 222/3 maddesi "İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir." hükmünü haizdir.HMK'nın 222. maddesi ticari defterlerin ibraz ve delil olmasını düzenlemiş olup, mahkemece, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi ile karar verilebilir. Ticari defterlerin karşılıklı olarak incelenip değerlendirilmesi esastır. HMK'nın 190. maddesi gereğince somut olayda, davacı, davalı ile aralarında alım satım ilişkisi olduğunu, davalıya mal sattığını, ancak bedelinin ödenmediğini ileri sürmekte olup davacı aradaki ticari ilişkinin varlığını, alacağını ve malı teslim ettiğini kanıtlamakla yükümlüdür. Basit yargılama usulüne tabi eldeki davada, davacı vekilince dava dilekçesinde, takip dosyasına, faturalara, ticari defterler üzerinde incelemeye, tanık ve yemin delillerine dayanılmıştır. Mahkemece taraf ticari defterlerinin incelenmesi için taraflara usulüne uygun süre verilmiş, davacı tarafça defterler sunulmuş, davalı yanca sunulmamıştır. Bu kapsamda alınan bilirkişi raporunda, davacının defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, takip tutarı kadar alacaklı bulunduğunu kayıtlı olduğu belirtilmiştir. Davacı tarafından fatura düzenlenip, davacının ticari defterlerine kaydedilmesi tek başına davacının alacağın varlığını kanıtlamaya yeterli değildir. Yukarıda da belirtildiği üzere, fatura konusu mal ve hizmetin verilip teslim edildiğinin de kanıtlanması gerekir. Bu açıdan somut olayda bu hususları davacı taraf ispat etmekle yükümlüdür. Bilirkişi tespitine göre, davacının ticari defterlerine göre davalıdan takip konusu asıl alacak kadar alacaklıdır. Ancak dava konusu alacağa ilişkin faturalara konu malların davalıya teslim edildiği usulüne uygun delillerle kanıtlanmamıştır. Davacının malı teslim ettiğini kanıtlayamaması halinde, alacağa hak kazanmayacaktır. Bir diğer deyişle, davalı taraf ticari defterlerini sunmamış, sadece davacı defterleri sunulmuş olup bilirkişi tarafından davacı defterleri üzerinde inceleme yapılmıştır. Davacı delillerini davalının ticari defterlerine hasretmemiştir. Davacı taraf, HMK'nın 222/son maddesi uyarınca delillerini davalının defterlerine hasretmemiş, defterler dışında da deliller bildirmiştir.Davacı delillerini hasretmediğinden davalının ticari defterlerini ibrazdan kaçınmış olması, davacı iddiasının ispatlanmış kabul edilmesi için yeterli olmayıp davalının ticari defterlerini ibraz etmemesi ispat yükünü ters çevirmeyecektir. Mahkemece davacının dayandığı yemin delili de hatırlatılmış ancak davacı tarafça yemin deliline dayanmayacakları bildirilmiştir. Bu açıklamalar göre ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Öte yadan, HMK'nın 357. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar istinaf aşamasında ileri sürülemez, yeni delillere dayanılamaz. Somut olayda, davacı dava dilekçesinde BA/BS formlarına dayanmadığı gibi yargılama sırasında ve duruşmalarda da bu yönde bir talebi olmamıştır. Hal böyle olunca, davacı vekilinin BA/BS formlarının incelenmediği yönündeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,

2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,

3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 28.04.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.

KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2022/2116, K. 2026/781, T. 28.04.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-2116-e-2026-781-k-c02ea5399bad