Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/469 E. 2026/428 K. – Alacak

Konu: Alacak

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2025/469
Karar No
2026/428
Karar Tarihi
Konu
Alacak

MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1888 E., 2025/280 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 12.11.2024 tarihli ve 2023/2983 Esas, 2024/3984 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 20.06.2017 tarihinde yedi adet ...marka ve çeşitli modellerde CNC tezgahlarının davalının eski fabrikasından sökülüp yeni fabrikasına kurulması işlerinin yapılması için sözleşme imzalandığını, müvekkili şirketin sözleşme ile üstlendiği tüm işleri yerine getirdiğini, sözleşme konusu bedelleri ve tezgahlar için gereken lazer kalibrasyon bedelini davalı şirkete fatura ettiğini, davalının faturaları ticari defterlerine kaydederek faturalara süresinde itiraz etmediğini, edimlerin müvekkili şirket tarafından yerine getirilmesine rağmen davalının borcunu ödemediğini ileri sürerek sonradan arttırılmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL alacağın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 28.11.2022 tarihli ıslah dilekçesi ile cari hesap alacağı 105.900,00 USD'nin ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki ilişkinin 20.06.2017 tarihli sözleşmeye dayandığını, sözleşme gereğince gönderilen fatura bedellerinin ödendiğini, ancak davacı tarafından sözleşme dışında lazer kalibrasyonu yapıldığı iddiası ile sözleşmeyle kararlaştırılan faturalardan başka faturalar kesildiğini ve haksız olarak bu işlem için ayrıca ödeme yapılmasının talep edildiğini, faturaların müvekkili tarafından iade edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 20.12.2022 tarihli ve 2021/424 Esas, 2022/1007 Karar sayılı kararı ile; davacının sözleşmeye istinaden düzenlendiği faturaların tamamının davalının ticari defter ve kayıtlarında yer aldığı, taraflar arasında sözleşme dışında ticari ilişki bulunmadığı, her iki tarafın ticari defter ve kayıtlarında dava konusu alacağın varlığının tespit edildiği, ticari defter ve kayıtların usulüne uygun tutulduğu, dava konusu makinelerin lazer kalibrasyon ayarlarının yapıldığı ve makinelerin çalışır vaziyette üretimde kullanıldığı, yapılan tespitlere göre davacının davalıdan alacaklı olduğu, davacı vekilinin 28.11.2022 tarihinde alacağını Türk lirasına çevirerek ıslah talebinde bulunduğu gerekçesiyle dava ve ıslah dilekçesi dikkate alınarak davanın kabulü ile 1.972.917,00 TL alacağın 28.11.2022 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 01.06.2023 tarihli ve 2023/303 Esas, 2023/756 Karar sayılı kararı ile; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 99. maddesi uyarınca yabancı para borcunun vadesinde ödenmemesi hâlinde vade veya fiili ödeme tarihindeki rayice göre Türk lirası ile ödenmesinin istenebileceği, davacının dava dilekçesinde 10.000,00 TL olarak Türk lirası cinsinden talepte bulunduğu, seçimlik hakkını bu şekilde kullandıktan sonra iradeyi sakatlayan sebeplerin bulunması dışında bu tercihten dönülmesinin mümkün olmadığı, bu durumda davacının sözleşme konusu işle ilgili hak ettiği iş bedeli olan 105.900,00 USD'nin seçimlik hakkının kullanıldığı dava tarihindeki TCMB efektif satış kuru üzerinden karşılığı olan 8,5595 TL üzerinden Türk lirasına dönüştürülmesiyle 906.451,05 TL olacağı ve bu miktar üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne, 906.451,05 TL cari hesap alacağının 28.11.2022 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 12.11.2024 tarihli ve 2023/2983 Esas, 2024/3984 Karar sayılı kararı ile, “…Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesince davalının istinaf başvurusun kısmen kabulü ile davanın kısmen kabulüne; 906.451,05 TL cari hesap alacağının, 28.11.2022 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş ise de; Türk Borçlar Kanunu’nun 99/2 nci maddesi uyarınca, ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parası ile ödenmesini isteyebilir. Uyuşmazlık, davada saklı tutulan ve ıslah ile talep edilen miktar yönünden, dava tarihindeki döviz kurunun mu, ıslah tarihindeki döviz kurunun mu esas alınacağına noktasında olup, davacı taraf ıslah edilen miktara ilişkin seçimlik hakkını, ıslah dilekçesiyle Türk Lirası üzerinden kullanmak istediğini açıklamış olmakla, artık bu miktara ilişkin olarak da ıslah tarihindeki döviz kurunun esas alınması gerekir. (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin, 20.05.2024 tarihli, 2023/947 Esas, 2024/1791 Karar sayılı ilamı) Bölge Adliye Mahkemesi'nce, bu husus gözardı edilerek tüm alacak için dava tarihindeki kur üzerinden hüküm tesisi doğru olmamıştır. Açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararı usul ve yasaya aykırı olup, davacı yararına bozulması uygun bulunmuştur,…” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, davacının dava dilekçesinde 10.000,00 TL olarak Türk lirası cinsinden talepte bulunduğu, seçimlik hakkını bu şekilde kullandıktan sonra iradeyi sakatlayan sebeplerin bulunması dışında bundan dönülmesinin mümkün olmadığı, davacının daha sonra yaptığı ıslah kısmi ıslah olup sadece miktar artırımı yapıldığından dava açarken kullanmış olduğu seçim hakkına bağlı olduğu, dava açılırken fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmuş olsa da seçimlik hakkın Türk lirasından yana kullanıldığı ve artık bu haktan dönülemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, Bölge Adliye Mahkemesinin TBK’nın 99. maddesinin uygulanmasında yanılgıya düştüğünü, ıslah dilekçesinde Türk lirası talebinin vade tarihindeki Türk lirası karşılığı değil, fiili ödeme tarihindeki karşılığı olduğunun netleştirildiğini, hiçbir zaman 105.900,00 USD alacağın vade tarihindeki Türk lirası karşılığının talep edilmediğini, dava açılırken 10.000,00 TL üzerinden kısmi dava açıldığını, ancak bu aşamada hangi kurun seçildiğinin ifade edilmediğini, bilirkişi raporu alındıktan sonra bu bedelin fiili ödeme tarihindeki karşılığı olan kur üzerinden ıslah edildiğini belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda saklı tutulan ve ıslah ile talep edilen miktar yönünden, dava tarihindeki döviz kurunun mu yoksa ıslah tarihindeki döviz kurunun mu esas alınacağı, buradan varılacak sonuca göre Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk Türk Borçlar Kanunu'nun 99. maddesi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 176 vd. maddeleri

2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar vardır. 2. Islah, HMK'nın 176 ilâ 182. maddeleri arasında düzenlenmiş olup kelime olarak bir şeyi iyileştirme, düzeltme anlamını içerse de yargılama hukuku bakımından bundan daha özel ve teknik bir anlama sahiptir (Özekes, Pekcanıtez Usûl, C.III, s. 2421). Islah, taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt IV, İstanbul, 2001, s. 3965). Islah müessesesi, dava değiştirme başka deyişle iddia ve müdafaanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağını bertaraf eden bir imkândır. Zira bu suretle aslında yasal itiraz ile karşılaşılabilecek olan herhangi bir taraf muamelesi, ıslah kurumu yardımı ile artık bu itiraza uğramadan yapılabilmektedir (Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, C I-II, B.5, İstanbul, 1989, s.454). 3. Türk Hukuk Lûgatında da iddianın ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağının istisnası olan ıslah, taraflardan her birinin, davada yapmış oldukları usul işlemlerini bir defaya özgü olmak üzere kısmen ya da tamamen değiştirmesi ya da düzeltmesi şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara, 2021, s. 515). 4. Bu tanımlardan da anlaşılacağı üzere davacı veya davalı iddia veya savunma sebeplerinin hepsini usul işlemlerinde yapılan bir hata ya da unutma nedeni ile mahkemeye sunmamış olabilir. Yargılama sırasında ortaya çıkan bazı gelişmeler de yeni iddia veya savunma sebeplerinin ileri sürülmesini gerektirebilir. Taraflardan birinin iddiasını veya savunmasını değiştirmek veya genişletmek istemesi hâlinde karşı taraf buna açık bir şekilde rıza göstermezse iddiasını veya savunmasını değiştirmek veya genişletmek isteyen tarafın ıslaha başvurması gerekir. 5. Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir (HMK md. 177/3). Islah duruşmada sözlü olarak yapılmış ise sözlü ıslah beyanı tutanağa geçirildikten sonra altı ıslah talebinde bulunan tarafından imzalanır (HMK md.154). Islah yazılı yapılıyorsa duruşmada veya duruşma dışında mahkemeye verilebilecektir. Hukuki dinlenilme hakkının bir sonucu olarak karşı tarafı ıslahtan haberdar etmek amacıyla tutanağın veya ıslah dilekçesinin bir örneği tebliğ edilmelidir. Ancak bu tebligat ıslahın geçerlilik şartı değildir. 6. Tek taraflı bir irade beyanıyla kullanılan ıslahın yapılabilmesi için hâkimin onay vermesine veya karşı tarafın muvafakatine gerek yoktur. Hâkim, sadece ıslahın koşullarını inceler ve yapılan ıslahın geçerli olup olmadığını değerlendirir. Islah, mahkemenin onayına ihtiyaç olmadan yapılabilen tek taraflı bir usul hukuku işlemi ise de ıslaha başvuran tarafın düzeltmek veya değiştirmek istediği usul işleminin, ıslaha elverişli olup olmadığının ve işlemin ıslah sonrasında bürüneceği hâlin, davaya uygun bir talep olup olmadığının hâkim tarafından değerlendirilmesi ve ıslah dilekçesinin diğer tarafa tebliği gerekecektir. Böylece hâkimin gözünden kaçabilecek hususların karşı tarafça tespit edilip hâkimin önüne getirilebilmesi ve aynı zamanda davalı yana hukuki dinlenilme hakkı açısından bilgilenme, açıklama, dikkate alınma ve değerlendirilme imkânı sağlanmış olacaktır. 7. Islahın konusu mahkemenin yaptığı usul işlemleri değil HMK'nın 176. maddesi hükmü karşısında taraflarca yapılmış usul işlemleri olduğu anlaşılmaktadır. Mahkeme usul işlemleri, ıslaha başvurmak suretiyle düzeltilemezler. 8. Taraf usul işlemleri ise davanın açılmasından mahkemenin dava sonunda verdiği karara kadarki süreçte, tarafların tek başına, birbirleri ile ya da mahkeme ile yaptığı işlemlerdir. Bu işlemler davanın ilerlemesini sağlar ve davanın sonunda verilecek karara etki edecek irade beyanı ve bilgilerin mahkemede açıklanmasını sağlar. Eğer söz konusu irade beyanı ya da mahkemeye sunulan bilgi davanın çözümüne etkili değilse, bu işlem taraf usul işlemi olarak kabul edilemez (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 24.05.2019 tarihli ve 2017/8 Esas, 2019/3 Karar sayılı kararı). 9. Islah iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağının bir istisnası olduğundan davacının davanın temelini oluşturan maddi vakıaları ıslah yolu ile değiştirip genişletmesi, talep sonucunu rakam olarak arttırması, talep sonucunu ve dava konusunu değiştirmesi; davalının ise cevap ve cevaba cevap dilekçesinde ileri sürülmemiş olan bir def'iyi (örneğin zamanaşımı def'i) yargılamaya dahil etmesi, savunmasını değiştirip genişletmesi mümkündür. 10. Islahın amacı, yargılama sürecinde şekil ve süreye aykırılık sebebiyle ortaya çıkabilecek maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmak olup ıslah, yapılmış olan hatalı bazı taraf usul işlemlerini bir defaya mahsus olmak üzere tahkikat aşamasında düzeltme hakkı veren hukuki bir çaredir. Bu kapsamda ıslah dava sebebinin veya savunmanın değiştirilmesi, delillerin ileri sürülmesi ve davaya dâhil edilmemiş vakıaların davaya dâhil edilmesi amaçlarına hizmet eden hukuki bir müessesedir. 11. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 176. maddesinin 2. fıkrası uyarınca tarafların aynı davada yalnızca bir kez ıslah hakkı bulunmaktadır. Kanun koyucu yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir şekilde yürütülmesi, diğer bir anlatımla tarafların sürekli olarak ıslah dilekçesi vermek suretiyle taleplerini ve savunmalarını değiştirmelerinin ve genişletmelerinin önüne geçmek için ıslahın bir davada ancak bir kez yapılabileceğine ilişkin sınırlama getirmiştir. 12. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 177. maddesinin 1. fıkrası hükmü gereğince ıslah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilmektedir. Bir başka anlatımla ıslahın yapılabileceği ilk an iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının başladığı andır. Mahkemenin, duruşmada hazır bulunan tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını görmesi üzerine tahkikatın bittiğini taraflara tefhim etmesi (HMK md.184/2) anından sonra ıslah yapılamaz. Davanın her aşamasında karşı tarafın muvafakati ile iddia ve savunmayı değiştirebilme hakkı saklıdır. Temyiz aşamasında ise sadece hukuki denetim yapıldığından ıslah yapılması söz konusu olmayacaktır. 13. Islah davanın tamamen (kâmilen) ıslahı ve kısmen ıslahı olmak üzere ikiye ayrılır. HMK'nın 176. maddesinin 1. fıkrasında "Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir" şeklindeki hüküm ile bu husus düzenlenmiş ancak hangi hâllerde tamamen ıslahın hangi hâllerde kısmen ıslahın söz konusu olacağı belirtilmemiştir. 14. Dava dilekçesinin verilmesi dahil, tüm usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğuran ıslaha "davanın tamamen ıslahı"; buna karşılık tarafın, teşmil edeceği noktadan itibaren usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğuran ıslaha ise "kısmen ıslah" denir. 15. Kısmen ıslah davada yapılan bir usul işleminin değiştirilmesidir. Gerek davacı gerek davalı tarafından yapılabilen kısmî ıslahta, ıslah edilmeyen hususlara ilişkin usul işlemleri geçerliliğini korur. Talep sonucunun veya dava sebebinin genişletilmesi ya da kısmen değiştirilmesi kısmî ıslaha örnek olarak sayılabilir. 16. Tam ıslahta davacı, davasını tamamen değiştirir. Tamamen ıslah sadece davacı tarafından yapılabilen bir usul işlemidir. Tamamen ıslahta, dava değiştirildiğinden yeni bir dava dilekçesi verilmelidir. Zira tam ıslah ile davanın en başından başka bir deyişle dava dilekçesinden itibaren o ana kadar yapılan usul işlemleri geçersiz olmaktadır. Davacı bu yolla talep sonucunu değiştirebileceği gibi dava sebebini de değiştirebilir. Buradaki değişiklikten kasıt davanın tümüyle farklılaşması, ilk davayla daha doğrusu ilk dava temeliyle tümüyle ilgisiz bir dava değil davanın açıldığı andan itibaren değişikliğe uğrayacak şekilde davanın yeni bir nitelik kazanmasıdır (Özekes, Pekcanıtez Usûl, C.III, s. 2499). 17. Islahın yapılması hâlinde hangi etki ve sonuçların doğacağına ilişkin HMK’nın 179. maddesinde düzenleme yapılmış olup yapılan ıslahın türüne göre durum farklılık göstermektedir. Davanın tamamen ıslahında dava dilekçesinin verilmesi dahil o ana kadar yapılan usul işlemleri geçersiz olmakta, yeni dava eskisinin yerine geçmekte, âdeta yargılamanın en başına dönülmekte, kısmen ıslahta ise kısmen ıslahın kapsamına dâhil edilen, ıslah eden tarafın belirteceği noktadan itibaren usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucu doğmaktadır (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 08.05.2026 tarihli ve 2021/8 Esas, 2026/1 Karar sayılı kararı). 18. Gelinen aşamada alacağa dair seçim hakkına değinmek gerekmekte olup, TBK'nın "Ödeme" başlıklı 99. maddesinde; "Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir" düzenlemesi bulunmaktadır. 19. Anılan maddede belirtilen seçim hakkı yenilik doğuran hak niteliğindedir. Bu hak tek taraflı, varması gerekli irade beyanıyla kullanılır ve karşı tarafa varmakla kendiliğinden sonuçlarını doğurur. Bunun değiştirilmesi ancak diğer tarafın muvafakatı ile yani tarafların bir değiştirme sözleşmesi yapmaları ile mümkün olur. Bu nedenle inşai bir hak olan seçim hakkından rücu mümkün değildir. Seçim hakkı yenilik doğuran bir hak olduğu için bir defa kullanılmakla sona erer (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 27. Baskı, Ankara 2022, s.1093-1094; Ahmet Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 26. Baskı, Ankara 2022, s. 777). 20. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili dava dilekçesinde, taraflar arasında yedi adet ...marka ve çeşitli modellerde CNC tezgahlarının, davalının eski fabrikasından sökülüp yeni fabrikasına kurulması işleminin yapılması için sözleşme imzalandığını, müvekkili şirketin sözleşme ile üstlendiği tüm edimleri yerine getirdiğini, ancak davalının borcunu ödemediğini ileri sürerek şimdilik 10.000,00 TL alacağın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ettiği, 28.11.2022 tarihli ıslah dilekçesi ile de 105.900,00 USD'nin tahsilini istediği görülmektedir. 21. Yukarıda açıklandığı üzere, TBK'nın 99/3. maddesi uyarınca kullanılan seçimlik hak yenilik doğuran hak niteliğindedir ve inşai bir hak olan seçim hakkından rücu mümkün değildir. Bu hak tek taraflı, varması gerekli irade beyanıyla kullanılır ve karşı tarafa ulaşmakla kendiliğinden sonuçlarını doğurur. 22. Davacı, TBK'nın 99/3. maddesi kapsamında yabancı para cinsinden olan alacağının fiili ödeme tarihindeki rayice göre Türk lirası karşılığını talep etme imkânı bulunmasına rağmen yabancı para alacağının dava tarihi itibariyle Türk lirası karşılığını talep etmek suretiyle seçimlik hakkını dava tarihindeki Türk lirası üzerinden istemek şeklinde kullanmıştır. 23. Seçimlik hakkın bu şekilde kullanılmasından sonra iradeyi sakatlayan sebeplerin bulunması dışında bu seçimden dönülmesi mümkün olmayıp, davacı alacağını dava tarihi itibariyle Türk lirasına dönüştürdüğüne göre ıslah edilen miktar yönünden de dava tarihindeki kurun dikkate alınması gerekir. 24. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davacının sözleşme gereğince alacaklı olduğunu iddia ettiği yabancı para alacağını dava ve ıslah tarihindeki kurdan Türk lirasına çevirmek suretiyle talepte bulunduğu, somut olayda davacının yabancı para alacağına ilişkin seçimlik hakkını Türk lirası cinsinden kullandığından söz edilemeyeceği, ıslah edilen miktara ilişkin olarak talep ettiği alacağı yönünden ıslah tarihindeki döviz kurunun esas alınması gerektiği, bu durumda direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 25. Hâl böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır. 26. Ne var ki, Özel Dairece, davacıya ödenmesine karar verilen miktar yönünden inceleme yapılmadığından dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Direnme kararı yerinde olup, davacıya ödenmesine karar verilen miktar yönünden inceleme yapılmak üzere dosyanın YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, İlk görüşmede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 01.07.2026 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

Atıf: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2025/469, K. 2026/428, T. 01.07.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-hukuk-genel-kurulu-2025-469-e-2026-428-k-5b68f4cd8ef2