Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/901 E. 2026/995 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/901
Karar No
2026/995
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2024/901 - Karar No:2026/995 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2024/901 KARAR NO : 2026/995

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ESKİŞEHİR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 02/05/2024 NUMARASI : 2022/616 E-2024/342 K

DAVACI : VEKİLİ : Av. DAVALI : VEKİLLERİ : Av. Av.

DAVANIN KONUSU : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 25/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 01/10/2026 Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine yapılan incelemede; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili; Eskişehir 4.İcra Müdürlüğü'nün 2022/236 sayılı dosyası ile borçlu aleyhine başlatılan icra takibine borçlu tarafından itiraz edilmekle takibin durduğunu, davalı şirketin borca itiraz dilekçesinde, müvekkili şirkete böyle bir borcunun olmadığını belirtmiş ise de, bu hususun doğru olmadığını, müvekkilinin davalıdan takipte belirtilen tutarda alacağının mevcut olduğunu, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında ticari bir ilişkinin söz konusu olduğunu, karşı tarafın, müvekkili şirketten hizmet alımı yaptığını, müvekkilinin bu hizmete istinaden davalıya fatura kestiğini, davalının hizmeti alıp yararlanmasına rağmen müvekkilinin alacaklarını ödemediğini belirterek, fazlaya ve faize ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, yargılama neticesinde davalının Eskişehir 4.İcra Müdürlüğü'nün 2022/236 E sayılı dosyasında takibe yaptığı haksız ve mesnetsiz itirazın iptali ile takibin kaldığı yerden devamına, davalı itirazında, haksız ve kötü niyetli olduğundan davalı tarafın takip tutarının %20si tutarında icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalı/ borçluya tahmiline karar verilmesini talep etmiş, 23.03.2023 tarihli ıslah dilekçesi ile; 16.03.2023 tarihli duruşmanın 2 no'lu ara kararı ile davayı ıslah ederek, alacak davasına dönüştürmek gerektiğini, fazlaya ve faize ilişkin hakları saklı tutularak, ıslah taleplerinin kabulüne, yargılamaya alacak davası olarak devam edilmesine, yargılama neticesinde davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiş, Davacı vekili 23/03/2023 tarihli ıslah dilekçesi ile ,müvekkilinin davalıdan alacaklı olup alacaklarını tahsil amacı ile müvekkili adına Eskişehir 4. İcra Müdürlüğü'nün 2022/36 Esas numaralı dosyası ile takip başlattığını başlatılan bu takibe borçlu kötü niyetli ve mesnetsiz şekilde itiraz ettiğini ve takibin durduğunu ,a kabinde itirazın iptali ve alacak talebi ile yapılan arabuluculuk süreci anlaşmama ile neticelendiğini müvekkili adına açılan takibe yapılan itirazın iptali talebi ile dava açıldığını ,Mahkemeniz dosyasının 16.03.2023 tarihli duruşmasında, (henüz ön inceleme duruşması yapılmadan) taraflarınca sözlü olarak davanın ıslah edildiğini ş ve davaya alacak davası olarak devam edileceğinin bildirildiğini ayrıca bu taleplerinin yazılı olarak da ibraz edileceğinin ifade edildiğini ,Nitekim HMK m. 177; "(3) Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa, bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir." şeklinde belirtildiğini ,16.03.2023 tarihli duruşma tutanağının 2 numaralı ara kararında; " Davacı vekiline ıslah dilekçesini sunmak üzere süre 2 haftalık süre verilmesine, ıslah dilekçesi sunulduktan sonra davalıya tebliğine," şeklinde karar verildiğini ve taraflarınca sözlü olarak beyan edilen ıslah taleplerine istinaden ıslah dilekçelerini sunmak için taraflarına süre verildiğini bu nedenle ıslah taleplerini yazılı olarak da bildirmek gerektiğini ,Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2016/8924 Esas, 2020/333 Karar sayılı kararında; "Asıl davada itirazın iptalinin ıslahla alacak davasına çevrilmesi ve miktarın arttırılması mümkündür. Bu bir tür ıslahtır. Harcı da yatırıldığına göre ıslahla talep edilen miktar üzerinden ıslah talebinin alacak davası olarak gözönününde bulundurulup davanın sonuçlandırılması gerekirken yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir." dendiğini ,Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/18986 Esas, 2018/7613 Karar sayılı kararında; "Davacı vekili mahkemeye ibraz ettiği 06/10/2015 tarihli ıslah dilekçesi ile açık bir şekilde davasını ıslah ettiğini belirterek itirazın iptali yönünde açtığı davadaki talep sonucunu değiştirmiş olup, alacak davasına dönüştürmüştür. Bundan sonra yeni bir dava dilekçesi verilmesine gerek yoktur. " şeklinde belirtti,ğini beyanla davalarını ıslah etmek ve alacak davasına dönüştürmek gerektiğini ,yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle fazlaya ve faize ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; Öncelikle ıslah taleplerinin kabulüne, yargılamaya alacak davası olarak devam edilmesine, yargılama neticesinde davanın kabulüne, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili; davanın reddi gerektiğini, taraflarınca davacı tarafça başlatılan icra takibine icra dairesi nezdinde 18.01.2022 tarihinde "öncelikle alacaklı tarafça tarafımıza gönderilen ödeme emrinde yer alan alacak miktarına, işlemiş faize, talep edilen faiz oranına ve tüm ferilerine itiraz ettiklerini ,müvekkilinin takip başlatan şirkete para borcu bulunmamaktadır." şeklinde itiraz edildiğini, Eskişehir Ticaret Sicil Gazetesi'nin 11.04.2018 tarih ve 9556 sayılı nüshasından da anlaşılacağı üzere; ...Tic. olan adını...Şti. şeklinde değiştirdiğini, dolayısıyla her iki ismin de aynı tüzel kişiliği ifade ettiğini, evraklarda farklı isimlerle geçseler de aynı tüzel kişiliği ifade ettiklerini, öncelikle davacı tarafın Eskişehir 4. İcra Dairesi nezdinde başlattığı icra takibine konu ettiği faturaların 13 adet olduğunu, dava dilekçesinin 2. bendinde müvekkilin alacağı somut deliller ile sabittir başlığı altında 24 adet fatura sıralandığını, icra takibi incelendiğinde; 1.459,32 TL'lik faturanın tarihi olarak 12.08.2017 bildirildiğini ancak böyle bir fatura olmadığını, 10.000 TL'lik 29.08.2017 tarih 48987 nolu fatura, 10.000 TL'lik 29.08.2017 tarih 48986 nolu fatura, 20.000 TL'lik 13.10.2017 tarih 146251 nolu fatura, 27.700 TL'lik 28.12.2017 tarih 14627701462770 nolu fatura, 4.250 TL'lik 29.12.2017 tarih 146280 nolu fatura, 1.500 TL'lik 12.01.2018 tarih 146283 nolu fatura, 6.126,06 TL'lik 09.03.2018 tarih 146302 nolu fatura, 2.456,76 TL'lik 03.07.20'e tarih 146351 nolu fatura, 1.753,48 TL'lik Esasli inş. yanlış fatura 23.07.2018 tarih 146335 nolu fatura 11.519 TL'lik 23.07.2018 tarih 146338 nolu fatura, 475 TL'lik 24.07.2018 tarih 146340 nolu fatura, 40.899,43 TL'lik 02.07.2019 tarih 146469 nolu fatura olmak üzere, toplam 13 adet faturanın belirtildiğini, icra takibine dayanak teşkil eden 13 adet faturadan 10. sırada bulunan 1.753,48TL'lik faturanın zaten işbu davada davalı/ borçlu konumunda görünen ... Şti.'ne kesilmiş bir fatura olmayıp, tamamen farklı tüzel kişiliği olan ...Şti'ne kesilmiş bir fatura olduğunu, dolayısıyla icra takibinde 13 adet faturayı dayanak gösterip, huzurdaki itirazın iptali dava dilekçesinde 24 adet faturanın dayanak gösterilmesinin iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına tabi olduğunu, taraflarınca kesinlikle kabul edilmediğini, davanın bir itirazın iptali davası olduğunu, takibe dayanak faturalar üzerinden yargılama yapılması gerektiğini, tarafların ticari defterleri ve müvekkili firma tarafından gerek çek gerek banka kanalıyla yapılan ödemeler ve kredi kartı ödemeleri dikkate alındığında, davacı tarafın müvekkili şirketten icra takibinde iddia ve beyan ettiği şekilde 126.139,05 TL ana para alacağının zaten bulunmadığı gibi, söz konusu ana paraya davacı şirketçe fatura tarihlerinden itibaren faiz işletilmesinin de hukuken mümkün olmadığını, müvekkili şirketin icra takibine vaki taraflarınca yapılan itiraz dilekçesinden de açıkça anlaşılacağı üzere, esasen bir para borcunun da bulunmadığını, müvekkilinin, davacı şirkete yapmış olduğu ödemelerin ''2017 yılında 30.08.2017 tarihli 50.000,00 TL, 12.05.2017 tarihli 2.276,42 TL, 15.10.2017 tarihli 30.000,00 TL, 06.07.2017 tarihli 67.500,00 TL, 13.10.2017 tarihli 20.000,00 TL" olup, söz konusu ödemelerin muavin defterlerde muhasebeleştirildiğini, 2017 yılı itibariyle müvekkilinin davacıya 69.779,13 TL borcu kaldığını, 2018 yılında yapılan 16.02.2018 tarihli 30.000,00 TL, 06.06.2018 tarihli 2.580,00 TL, 30.10.2018 tarihli 4.375,00 TL'' olup, yine söz konusu ödemelerin muavin defterlerde muhasebeleştirildiğini, 2018 yılı itibariyle müvekkilinin davacıya 43.900,95 TL borcu kaldığını, 2019 yılında herhangi bir ödeme yapılmadığını, 2020 yılında 17.01.2020 tarihli 400,00 TL, 30.08.2020 tarihli 10.000,00 TL (barter sözleşmesine istinaden ödenen)'' olup, yine bu ödemelerin de muavin defterlerde muhasebeleştirildiğini, 2020 yılı itibariyle barter sözleşmesi uyarınca ödenen 10.000 TL'lik çekin mahsubundan sonra müvekkilinin davacı şirkete 74.400,38 TL borcu bulunduğunu, söz konusu miktarın da sözleşme uyarınca tarif edildiği şekilde proje çizilmek suretiyle ödeneceğini, tarafların bu miktara ilişkin olmak üzere 18.03.2020 tarihinde bir barter sözleşmesi yaparak borcun ne şekilde ifa edileceğini kararlaştırdıklarını, taraflar arasında akdedilen 18.03.2020 tarihli sözleşme başlıklı imzalanan belgeden de anlaşılacağı üzere, taraflar aralarındaki alacak borç ilişkisinin 18.03.2020 tarihinde (84.400,38 TL iken) bir barter ilişkisine çevirdiğini, söz konusu sözleşme isimli belge incelendiğinde 18.03.2020 tarihindeki söz konusu tarih takibe dayanak faturalardan 6 tanesinin tanzim edilmesinden 3 yıl, 6 tanesinin tanzim edilmesinden 2 yıl, 1 tanesinin tanzim edilmesinden de yaklaşık 8 ay sonra olup, taraflarca alacak borç ilişkisi, bir barter sözleşmesi ile yeniden düzenlendiğini ve buna göre davacı alacaklıya 30.08.2020 tarihli 10.000 TL'lik çek verildiğini (Çekin teslim tutanağı 18.03.2020 tarihi, sözleşmenin yapıldığı tarihtir), ayrıca bakiye borcun da minimum 50.000- maximum 100.000 TL olacak şekilde; statik-mimari ve elektrik projelerini kapsayacak şekilde proje yapılacağı tarif edildiği şekilde davacı alacaklıya projelerin yapılması durumunda, davacı alacaklının herhangi bir bedel talep etmeyeceğinin açıkça belirtildiğini, Yargıtay 23.HD'nin 12.10.2015 tarih ve 2014/10871 E- 2015/6467 K sayılı kararında da yer aldığı üzere müvekkilinin edim yükümlülüğünü ne şekilde yerine getireceğinin 18.03.2020 tarihli sözleşme isimli belgede yer aldığını, edimin müvekkili şirket tarafından proje yapılmak suretiyle yerine getirileceğinin açıkça kararlaştırıldığını, davacı tarafından usulüne uygun olarak müvekkili şirkete 18.03.2020 tarihli sözleşme uyarınca yöneltilmiş bir talebi (proje yapılması) söz konusu olmadığını, müvekkili şirketin edimi proje yapımı olduğundan; davacı talebini müvekkili şirkete iletmedikçe, müvekkili şirketin kendiliğinden yerine getirebileceği bir edim türü olmayıp, müvekkilinin temerrüdünden de bahsedilemeyeceğini, davacının müvekkili şirketten talepte bulunduğuna ve müvekkillerince talebin yerine getirilmediğine ilişkin dosyada hiçbir bilgi ve belge bulunmadığını, zira müvekkili şirketten edimin yerine getirilmesine ilişkin herhangi bir talepte de bulunulmadığını, 18.03.2020 tarihli sözleşmenin yapıldığı aşamada 74.400,38 TL olan miktarın çok ötesinde bir taleple (726.139,05 TL ana para, 69.751,18 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 195,890,23 TL) doğrudan icra takibi yapma cihetine gidildiğini, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2013/29261 E- 2014//7827 K sayılı emsal kararı gözetilerek, sözleşmenin yapıldığı tarih olan 18.03.2020 tarihi itibariyle, müvekkilince yerine getirilecek edimin eser şeklinde olacağı (proje çizimi) davacı şirket tarafından kabul edildiğini ve gelinen aşamada proje yapma ediminin icra takibi ile para olarak talep edilmesinin 18.03.2020 tarihli sözleşme isimli belgeye göre mümkün olmadığını, tacir olan taraflar arasında 18.03.2020 tarihi itibariyle bakiye borç miktarının proje yapılmak suretiyle ödeneceğine ilişkin bir barter sözleşmesi mevcut olduğunu ve bu sözleşme ile bağlılık esas olduğunu ancak davacı tarafından 18.03.2020 tarihli sözleşme hiç dikkate alınmadan işbu davanın açıldığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, dosyada bulunan 18.03.2020 tarihli sözleşmenin incelenmesinde; sözleşmede davacı ve davalı şirketin kaşelerinin bulunmadığı, davacı ve davalı şirketin ünvanlarının yazmadığı, sözleşmede proje yapılacağının belirtildiği, ancak projenin kimin tarafından yapılacağının belirtilmediği, projenin takasa konu hangi mal ve hizmet karşılığı yapılacağının belirtilmediği, barter sözleşmesinde üç taraf bulunması gerektiği, bunların alıcı, satıcı ve aracı firma olması gerektiği, 18.03.2020 tarihli sözleşmede alıcı ve satıcı taraf bulunduğu aracı firmanın bulunmadığı anlaşıldığından, taraflar arasındaki sözleşmenin barter sözleşmesi olmadığının anlaşıldığı, davacı vekili ibraz ettiği 23.03.2023 tarihli ıslah dilekçesi ile açık bir şekilde davasını ıslah ettiğini belirterek itirazın iptali yönünde açtığı davadaki talep sonucunu değiştirerek alacak davasına dönüştürdüğü, bilirkişi tarafından düzenlenen 23.02.2024 tarihli raporunda tarafların incelenen ticari defterlerinin usulüne uygun olarak tutulduğu, gerekli açılış ve kapanış tasdiklerine sahip olduğu, kayıtlara dayanak teşkil eden belgelerinin mevcut olduğu, davacı alacağının 74.800,72 TL olduğunun bildirildiği gerekçesiyle, davacının 23.03.2023 tarihli ıslah dilekçesinde faiz talep etmediği dikkate alınarak davanın kısmen kabulü ile 74.800,72 TL'nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf başvurusunda; mahkemece kararda "Bilirkişi tarafından düzenlenen 23.02.2024 tarihli raporunda tarafların incelenen ticari defterlerinin usulüne uygun olarak tutulduğu, gerekli açılış ve kapanış tasdiklerine sahip olduğu, kayıtlara dayanak teşkil eden belgelerinin mevcut olduğu, davacı alacağının 74.800,72 TL olduğunun bildirildiği, davacının 23/03/2023 tarihli ıslah dilekçesinde faiz talep etmediği dikkate alınarak davanın kısmen kabulü ile 74.800,72 TLnin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." şeklinde gerekçe belirtilerek hatalı şekilde davanın kısmen reddine karar verildiğini, faiz talebi olduğu halde, hatalı şekilde faiz talep edilmediği değerlendirilerek hüküm kurulduğunu, verilen kararın hatalı olup, mahkemece rapora karşı itirazlarının dikkate alınmadığını, bilirkişi tarafından müvekkilinin alacağı tutarlar eksik hesap edildiği gibi fazla mahsup yapılarak müvekkilinin bakiye alacağı olan tutarın da eksik hesaplandığını, rapora karşı itirazlarının dikkate alınmadan müvekkili alacağının eksik şekilde hüküm altına alındığını, mahkemece tayin edilen duruşma gününde, ön inceleme öncesinde davanın ıslah edildğini ve davaya alacak davası olarak devam edileceğinin sözlü olarak bildirildiğini, mahkemece yazılı olarak da ıslah dilekçesi sunmak için taraflarına süre verildiğinden irade açıklamasını içerir yazılı dilekçenin dosyaya ibraz edildiğini ancak mahkemece yeni bir dava dilekçesi sunmak için süre verilmediğini, sadece davayı ıslah etmek istediklerine ilişkin duruşmada sözlü olarak dile getirilen beyanın yazılı olarak sunulması için süre verildiğini, davanın tam ıslahının kabul edilmesi durumunda yeni bir dava dilekçesi sunulması için süre verilmesi gerektiğini ancak ıslah beyanının dava konusu ile ilgili olup, tam ıslah olarak kabul edilmediğinden bu yönde bir süre verilmediğini, davanın itirazın iptali davası olarak açıldığı için takiple birlikte talep edilen asıl alacağı ve işlemiş ve işleyecek reeskont avans faizini talep ettiklerinin sabit olup, bu taleplerinden açıkça vazgeçilmediğinin de dikkate alındığında, mahkemenin faiz talebi bulunmadığına yönelik değerlendirmesinin hatalı olduğunu görüleceğini, ıslah dilekçeisnin geniş kapsamlı olarak değerlendirilmeli ve çoğun içinde az da vardır kuralı da göz önüne alınarak bu taebin faiz talebini de kapsadığının kabul edilmesi gerektiğini, mahkemeye sunulan 22.06.2023 tarihli cevaba cevap dilekçesinde "Müvekkilin davaya konu faturalardan kaynaklanan ve Eskişehir 4. İcra Müdürlüğü'nün 2022/236 Esas sayılı dosyasında takibe konu edilen 126.139,05-TL asıl alacağının 69.751,18-TL takip tarihine kadar işlemiş reeskont avans faizi ile ve ödeme emrinde de talep edildiği üzere takip sonrasında işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline," şeklinde beyanda bulunduklarını, faiz talebinde bulunulduğunun açıkça belirtildiğini, sunulan bilirkişi raporuna yönelik itirazlarında da faize ilişkin taleplerinin nazara alınmadığına yönelik itirazlarının bulunduğunu, gerek cevaba cevap dilekçesi, gerekse de bilirkişi raporuna yönelik itirazlarında faiz talebinin açıkça belirtildiğini, buna rağmen mahkeme kararında faiz talebi olmadığı yönünde değerlendirme yapılarak hatalı hüküm kurulduğunu, kararda müvekkilinin aleyhine olan sair hususlara, yargılama gideri ve vekalet ücretine ilişkin kurulan aleyhe hükümlere de itiraz ettiklerini belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, davanın talepleri doğrultusunda kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf başvurusunda; davacının yargılamanın hiçbir aşamasında 18.03.2020 tarihli sözleşme başlıklı belgeyi inkar etmemiş olup, altındaki imzanın şirket yetkilisine ait olmadığını beyan etmediğini, kaldı ki belgenin başlangıç kısmında tarafların; ..., ...Şti olduğunun belli olduğunu, taraflarca şirketler adına imzalandığının açıkça olduğu bir sözleşmenin mahkemece dikkate alınmaması/ geçersiz sayılmasının hangi amaç ve saikle düzenlendiğinin irdelenmeden karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, gerekçeli kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, HMK'nın 33.maddesinde "Hâkim, Türk hukukunu resen uygular." hükmünün bulunduğunu, hâkimin hukuku kendiliğinden uygular ilkesi gereğince maddi vakıaları taraflar getirmek ve ispat etmekle birlikte hukuki nitelendirmeyi yapan ve hukuku uygulayan hâkim olup,hukuk kurallarını hâkimin kendiliğinden uygulaması, tarafların bu konuda hiçbir etkide bulunamayacakları, görüş ileri süremeyecekleri anlamına gelmeyeceğini, maddi vakıaların gösterilmesi yanında tarafların hukukun uygulanmasını sağlama, özellikle uygulanacak hukuki sebepler bakımından düşüncelerini ileri sürme hakkına da sahip olduğunu, ifa borç ilişkisini sona erdiren ve borçlunun borcunu sözleşmeye uygun olarak yerine getirmesini (usulüne uygun ifa) ifade eden bir kavram olup, borcun konusu ne ise ifanın da kural olarak o konuya ilişkin olması gerektiğini ancak ifa yerine edim olarak borcun konusu olan şeyden başka bir şey alacaklıya önerileceğini ve alacaklı tarafından da kabul edilirse ifanın gerçekleşmiş sayılacağını, buna ifa yerine geçen edim denildiğini, 18.03.2020 tarihinde yapılan sözleşme ile borcun ne şekilde ödeneceğinin kararlaştırıldığını, ifa yerine geçen edimin ne olduğu ne şekilde yerine getirileceğinin belirtildiğini, 18.03.2020 tarihli sözleşmede (karara göre 74.800,72 TL, kendilerine göre 74.400,38 TL bakiye miktar için) ödemenin 10.000,00 TL çek, ayrıca 50.000,00 TL'den (min 50.000,00 TL, max 100.000,00 TL) olacak şekilde statik/ mimari ve elektrik projelerini kapsayan proje yapılacağının (KDV dahil), bunun haricinde herhangi bir bedel talep edilmeyeceğinin, bu proje ister tek parça 50.000,00 TL KDV dahil, ister 100.000,00 TL KDV dahil olmakla, birden fazla proje olursa 50.000,00 TL kdv dâhili geçemeyeceği ve hesabın kapanacağı şeklinde olduğunu, taraflar arasındaki normal proje hizmet ilişkisinin 18.03.2020 tarihli sözleşme (ifa yerine edimin değiştirilmesi) ile adeta bir barter ilişkisine döndüğünü, zira davacının da benzer hizmetleri müvekkili firmaya sağlamakta olup, bunun karşılığında cari hesapta da görüleceği üzere 18.03.2020 tarihine kadar bedel/ para aldığını, 18.03.2020 tarihinden itibaren ise kendi alacağını o da sözleşmede belirtilen koşullarla edime çevirdiğini (ifa yerine edim), bu durumun 6098 sayılı BK'nun 133.maddesinde "yeni bir borçla mevcut bir borcun sona erdirilmesi, ancak tarafların bu yöndeki açık iradesi ile olur. özellikle mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması veya yeni bir alacak senedi yada yeni bir kefalet senedi düzenlenmesi, tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme sayılmaz." şeklinde düzenlendiğini, taraflar arasında akdedilen 18.03.2020 tarihli sözleşmeyle tarafların açık iradesiyle yeni bir borç ilişkisi meydana getirildiğini, işbu davada davacı tarafın 18.03.2020 tarihli sözleşmeyi herhangi bir anlamda (içerik/ imza açısından) inkârının da söz konusu olmadığını, zira bahse konu sözleşmenin davacı firma yetkilisince imzalandığını, bilirkişinin klasik bir barter sözleşmesine ilişkin beyanlarının da yerinde olmadığını, zira bilirkişinin hukukçu olmadığını, borçlar hukuku uzmanı hiç olmadığını, mahkemece borçlar hukukunun sözleşme serbestisi prensibi çerçevesinde akdedilen sözleşmenin güven teorisine göre incelenmediğini, taraflar arasında akdedilen sözleşme ahlaka/ adaba/ kamu düzenine aykırı olmadığı gibi geçerlilik şartına tabi resmi bir şekle tabi de olmayıp, buna rağmen mahkemece yazılı olan ve imzaları taraflarca inkar edilmeyen yazılı bir sözleşmenin geçersizliğine ilişkin ortaya koyduğu argümanların Türk hukuk sisteminde herhangi bir karşılığının bulunmadığını, taraflar arasında akdedilen ve ayrıntıları verilen sözleşmenin ne anlama geldiğinin mahkemece hiç bir şekilde araştırılmadığını, bir barter ilişkisinde 3'lü bir ilişki olma zorunluluğu olmadığı gibi, şirket kaşesinin hukukta herhangi bir şekilde geçerlilik şartının da olmadığını, müvekkilinin sözleşme konusu edimleri yerine getiremeyeceği şeklindeki beyanın da gerçeği yansıtmadığını, zira müvekkilinin ortaklarından ...'in inşaat mühendisi olup, statik proje müellifliği yaptığını, müvekkili firmanın 18.03.2020 tarihli sözleşmede yer alan edimleri doğrudan yerine getirebileceği gibi, 3. kişiler aracılığıyla da yerine getirebileceğinin izahtan vareste olduğunu, borçlar hukukunda sözleşme serbestisi ilkesi kuralı cari olup, hükme esas alınan bilirkişinin hukuki nitelendirmeleri klasik barter sözleşmesi açısından tamamen yanlış olduğunu, tamamen isabetsiz tespitlerden ibaret olduğunu (Yargıtay 23.HD'nin 12.10.2015 tarih ve 2014/10871 E- 2015/6467 K), sözleşmede taraflar arasındaki ilişkide 2 taraf olduğunu, tarafların tacir olup basiretli davranma yükümlülüğü bulunduğunu, bu kapsamda 18.03.2020 tarihinde yapılan sözleşmenin aksine müvekkilinden edimin proje çizdirmek şeklinde ifası talep edilmeksizin doğrudan icra takibine girişilmesinin, müvekkili açısından temerrüt hükümlerini doğurmayacağını, taraflarca akdedildiği sabit olan 18.03.2020 tarihli sözleşme çerçevesinde edimin ifasının müvekkili tarafından proje çizilmek suretiyle yerine getirileceğinden (ifa yerine edim sözleşmesidir), davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığının anlaşılmasına göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bent dışında kalan istinaf nedenleri yerinde görülmemiş ve reddi gerekmiştir. Talep, itirazın iptali davası olarak açılmış, 23/03/2023 tarihli ıslah dilekçesi ile alacak davasına dönüştürülmüş olmakla, Yargıtay 6. H.D 2024/1014E 2025/1421K sayılı emsal içtihadında da açıklandığı üzere; itirazın iptali davası olarak açılan davada ıslah ile alacak davasına dönüştürülmesi halinde davalının icra takip tarihi olan 10/01/2022 tarihi itibariyle temerrüde düştüğü gözetilerek, asıl davadaki alacağa bu tarihten itibaren avans faizine hükmedilmesi gerekirken, bu yönde olumlu veya olumsuz bir değerlendirme yapılmamış olması HMK'nın 297.maddesine aykırı olmuştur. Davalı tarafça 400 TL'nin şirket yetkilisine bu sözleşme kapsamında ödeme olduğu savunulmuş olmakla , dosyaya kazandırılan 23/02/2024 tarihli bilirkişi raporunda davacı ticari defterlerine kaydedildiği ve davacı şirket yetkilisi ...'in kredi kartı ile yapılan ödemelerin belirtildiği ve bu ödemelere itiraz edilmediği anlaşılmakla, 400,00 TL'nin ödeme olarak mahsubu gerekirken, bu konuda da değerlendirme yapılmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Açıklanan nedenlerle; taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulüne, 2-Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 02/05/2024 tarih ve 2022/616 Esas- 2024/342 K arar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince kaldırılmasına, 3-Davanın kısmen kabulüne, -74.400,72 TL'nin takip tarihi olan 10.01.2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine -Fazlaya ilişkin istemin reddine, 4-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 5.082,31 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 2.365,87 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.716,44 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına, 5-Davacı tarafından yatırılan 2.365,87TL peşin harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafından yatırılan 80,70 TL başvurma harcı, 141,00 TL tebligat gideri, 1.500,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 1.721,70 TL yargılama giderinden davanın kabul orarına göre takdiren 653,90 TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 7-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8-Davacı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T gereğince hesaplanan 45.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 9-Davalı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T gereğince hesaplanan 45.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 10-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince, taraflarca yatırılan gider ve delil avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde ilk derece mahkemesince ilgili tarafa iadesine, İstinaf İncelemesi Yönünden: 11-İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yatırılan 427,60 TL istinaf karar harcının talep halinde iadesine, 12-İstinaf talep eden davalı tarafından yatırılan 1.277,40 TL istinaf karar harcının talep halinde iadesine, 13-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yatırılan 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, 320,00 TL posta gideri ile 15,00 TL tebligat ücreti olmak üzere toplam 1.504,40 TL istinaf yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 14-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yatırılan 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nun 361.maddesi gereğince kararın taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 25/09/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Başkan e-imzalıdır

Üye e-imzalıdır

Üye e-imzalıdır

Katip e-imzalıdır

e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/901, K. 2026/995, T. 25.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-901-e-2026-995-k-45a688274b84