Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/156 E. 2026/427 K. – Alacak

Konu: Alacak

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2025/156
Karar No
2026/427
Karar Tarihi
Konu
Alacak

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2024/529 E., 2024/714 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 28.05.2024 tarihli ve 2023/947 Esas, 2024/1791 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 20.01.2014 tarihinde davalı şirketin sondaj çalışmaları kapsamında helikopter ekipman ve hizmetlerinin sağlanması için helikopter hizmetlerini kapsayan sözleşmenin imzalandığını, ancak davalının somut bir gerekçe göstermeden 31.10.2014 tarihinde fesih bildirimini tebliğ ettiğini, fesih işleminin sözleşmeye aykırı gerçekleştirildiğini, sözleşmenin 2.2. ve 14.1. maddesine göre; davalı şirketin fesih iradesinin ancak otuz gün sonra geçerli olabileceğini, sözleşmeye aykırı fesih işleminden dolayı müvekkilinin 222.710,00 Euro zararı oluştuğunu, ayrıca davalının 03.09.2014 tarihli 208.335,00 Euro bedelli fatura ile 13.11.2014 tarihli 197.530,67 Euro bedelli faturayı 107,00 Euro eksik ödediğini ileri sürerek davalının hukuka aykırı feshi nedeniyle şimdilik 10.000,00 TL zararın ve faturalardan kaynaklı eksik ödenen 214,00 Euro karşılığı olan 616,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 31.05.2017 tarihli ıslah dilekçesiyle, 227.710,00 Euro karşılığı 886.385,80 TL zararın 20.03.2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilini, davalının eksik ödediği 214,00 Euro karşılığı olan 851,72 TL'nin ise geç ödeme tarihi olan 13.11.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan sözleşmenin çerçeve sözleşme olduğunu, sözleşme konusu hizmetin iş emirlerine dayalı olarak verildiğini, davacıya Gülcihan-2 kuyusundaki sondaj çalışmaları kapsamında iş emri gönderildiğini, söz konusu sondaj kuyusunun tamamlanmasıyla birlikte davacının verdiği hizmetin de sona erdiğini, iddia edildiği gibi bir fesih yapılmadığını, davacıya yeni bir iş emri verilmediğini, eksik ödenen fatura da bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 13.12.2018 tarihli ve 2015/1156 Esas, 2018/862 Karar sayılı kararı ile; taraflar arasında helikopter ekipman ve hizmetlerinin sağlanmasına ilişkin 20.01.2014 tarihinde sözleşme imzalandığı, sözleşmenin davalı tarafından 28.10.2014 tarihi itibariyle feshedildiği, sözleşmenin 14.1. maddesinde, sözleşmenin veya iş emrinin davalının yükleniciye otuz gün önceden bildirimde bulunmak suretiyle feshedebileceği düzenlemesine rağmen davalının otuz günlük fesih bildirim süresine uymadan sözleşmeyi feshettiği, bu nedenle yapılan feshin haksız olduğu, erken fesih nedeniyle otuz günlük fesih bildirim süresine ilişkin olarak hesaplanan 205.460,00 Euro zarardan davalının sorumlu olduğu, davalı tarafından davacıya döviz cinsinden yapılan banka havalesi nedeniyle muhabir bankaya ödenen komisyon tutarından dolayı eksik ödenen 214,00 Euro'nun da davacıya ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 205.460,00 Euro'nun dava tarihindeki döviz kuru esas alınarak belirlenen karşılığı 635.878,15 TL ile 214,00 Euro'nun karşılığı olan 662,31 TL'yi davacının talep edebileceği, ancak dava dilekçesinde 214,00 Euro karşılığı olarak 616,00 TL talep edildiğinden, taleple bağlılık ilkesi gereğince ve ıslah talebi gözetilerek toplam 636.494,15 TL üzerinden davanın kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 21.12.2022 tarihli ve 2019/1140 Esas, 2022/2034 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 28.05.2024 tarihli ve 2023/947 Esas, 2024/1791 Karar sayılı kararı ile, “…1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle taraflar arasındaki sözleşmenin 14.1. maddesinde belirtilen usule uyulmadan, sözleşmenin davalı tarafından feshedilmiş olduğunun ve davacının fesih bildirimi için öngörülen süreye ilişkin bedeli talebe hakkı bulunduğunun anlaşılmasına göre, davalı tarafın tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; 2.1.Türk Borçlar Kanunu’nun 99/2 nci maddesi uyarınca, ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parası ile ödenmesini isteyebilir. 2.2. Davacı taraf dava dilekçesinde, fesih için bekleme süresine ilişkin alacağı 222.710,00 Euro, eksik hak ediş ödemesinden kaynaklı alacağı 214,00 Euro olmak üzere toplam alacağının 222.924,00 Euro olduğunu bildirerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.616,00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş olup, işbu kısmi davada dava edilen kısım yönünden seçimlik hakkını Türk Lirası üzerinden kullanmıştır. 2.3.Islah dilekçesinde ise 05.01.2018 tarihli bilirkişi kurulu tarafından tespit edilen toplam 222.924,00 Euro alacağının, ıslah tarihindeki kur karşılığı (3,98 TL) olan 887.237,52 TL’nin tahsilini talep ederek bu miktar üzerinden harç yatırmıştır. 2.4.İlk Derece Mahkemesince, ıslahtan sonra alınan 09.10.2018 tarihli ek rapor hükme esas alınarak, bu raporda tespit edilen 205.674,00 Euro’nun dava tarihindeki kur karşılığı (3,09 TL) olan 636.494,15 TL’nin tahsiline hükmedilmiştir. 2.5.Uyuşmazlık, davada saklı tutulan ve ıslah ile talep edilen miktar yönünden, dava tarihindeki döviz kurunun mu ıslah tarihindeki döviz kurunun mu esas alınacağına noktasında olup, davacı taraf ıslah edilen miktara ilişkin seçimlik hakkını, ıslah dilekçesiyle Türk Lirası üzerinden kullanmak istediğini açıklamış olmakla, artık bu miktara ilişkin olarak da ıslah tarihindeki döviz kurunun esas alınması gerekir. (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 20.01.2015 tarihli, 2014/9081 E, 2015/492 K. sayılı ilamı) Mahkemece, bu husus gözardı edilerek tüm alacak için dava tarihindeki kur üzerinden hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir,…” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçe yanında, davacının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 99. maddesi kapsamında yabancı para cinsinden olan alacağının fiili ödeme tarihindeki rayice göre Türk lirası karşılığını talep etme hakkı bulunmasına rağmen yabancı para alacağının dava tarihi itibariyle Türk lirası karşılığını talep etmek suretiyle seçimlik hakkını dava tarihindeki Türk lirası üzerinden kullandığı, seçimlik hakkını bu şekilde kullandıktan sonra iradeyi sakatlayan sebeplerin bulunması dışında bu seçimden dönülmesinin mümkün olmadığı, böyle bir iddianın da ileri sürülmediği, davacının alacağını dava tarihi itibari ile Türk lirasına dönüştürdüğüne göre talep artırımı ya da ıslah yolu ile davaya konu edeceği bakiye alacağının da dava tarihindeki kur üzerinden Türk lirasına dönüştüğü gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, dava dilekçesinde alacağın yabancı para cinsinden olduğu belirtildikten sonra fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL ve 214,00 Euro karşılığı 616,00 TL’nin tahsilinin talep edildiğini, dava değeri üzerinden harç alınacağı için Türk lirası karşılığının gösterilmesinin zorunlu olduğunu, bu nedenle Türk lirası üzerinden belirleme yapıldığını, ancak dava dilekçesi içeriğinde, tüm belgelerde ve bilirkişi raporunda alacağın yabancı para cinsinden olduğunun açıkça ifade edildiğini belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda saklı tutulan ve ıslah ile talep edilen miktar yönünden, dava tarihindeki döviz kurunun mu yoksa ıslah tarihindeki döviz kurunun mu esas alınacağı, buradan varılacak sonuca göre İlk Derece Mahkemesince verilen kararın yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. Türk Borçlar Kanunu'nun 99. maddesi 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 176 vd. maddeleri 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar vardır. 2. Islah, HMK'nın 176 ilâ 182. maddeleri arasında düzenlenmiş olup kelime olarak bir şeyi iyileştirme, düzeltme anlamını içerse de yargılama hukuku bakımından bundan daha özel ve teknik bir anlama sahiptir (Özekes, Pekcanıtez Usûl, C.III, s. 2421). Islah, taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt IV, İstanbul, 2001, s. 3965). Islah müessesesi, dava değiştirme başka deyişle iddia ve müdafaanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağını bertaraf eden bir imkândır. Zira bu suretle aslında yasal itiraz ile karşılaşılabilecek olan herhangi bir taraf muamelesi, ıslah kurumu yardımı ile artık bu itiraza uğramadan yapılabilmektedir (Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, C I-II, B.5, İstanbul, 1989, s.454). 3. Türk Hukuk Lûgatında da iddianın ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağının istisnası olan ıslah, taraflardan her birinin, davada yapmış oldukları usul işlemlerini bir defaya özgü olmak üzere kısmen ya da tamamen değiştirmesi ya da düzeltmesi şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara, 2021, s. 515). 4. Bu tanımlardan da anlaşılacağı üzere davacı veya davalı iddia veya savunma sebeplerinin hepsini usul işlemlerinde yapılan bir hata ya da unutma nedeni ile mahkemeye sunmamış olabilir. Yargılama sırasında ortaya çıkan bazı gelişmeler de yeni iddia veya savunma sebeplerinin ileri sürülmesini gerektirebilir. Taraflardan birinin iddiasını veya savunmasını değiştirmek veya genişletmek istemesi hâlinde karşı taraf buna açık bir şekilde rıza göstermezse iddiasını veya savunmasını değiştirmek veya genişletmek isteyen tarafın ıslaha başvurması gerekir. 5. Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir (HMK md. 177/3). Islah duruşmada sözlü olarak yapılmış ise sözlü ıslah beyanı tutanağa geçirildikten sonra altı ıslah talebinde bulunan tarafından imzalanır (HMK md.154). Islah yazılı yapılıyorsa duruşmada veya duruşma dışında mahkemeye verilebilecektir. Hukuki dinlenilme hakkının bir sonucu olarak karşı tarafı ıslahtan haberdar etmek amacıyla tutanağın veya ıslah dilekçesinin bir örneği tebliğ edilmelidir. Ancak bu tebligat ıslahın geçerlilik şartı değildir. 6. Tek taraflı bir irade beyanıyla kullanılan ıslahın yapılabilmesi için hâkimin onay vermesine veya karşı tarafın muvafakatine gerek yoktur. Hâkim, sadece ıslahın koşullarını inceler ve yapılan ıslahın geçerli olup olmadığını değerlendirir. Islah, mahkemenin onayına ihtiyaç olmadan yapılabilen tek taraflı bir usul hukuku işlemi ise de ıslaha başvuran tarafın düzeltmek veya değiştirmek istediği usul işleminin, ıslaha elverişli olup olmadığının ve işlemin ıslah sonrasında bürüneceği hâlin, davaya uygun bir talep olup olmadığının hâkim tarafından değerlendirilmesi ve ıslah dilekçesinin diğer tarafa tebliği gerekecektir. Böylece hâkimin gözünden kaçabilecek hususların karşı tarafça tespit edilip hâkimin önüne getirilebilmesi ve aynı zamanda davalı yana hukuki dinlenilme hakkı açısından bilgilenme, açıklama, dikkate alınma ve değerlendirilme imkânı sağlanmış olacaktır. 7. Islahın konusu mahkemenin yaptığı usul işlemleri değil HMK'nın 176. maddesi hükmü karşısında taraflarca yapılmış usul işlemleri olduğu anlaşılmaktadır. Mahkeme usul işlemleri, ıslaha başvurmak suretiyle düzeltilemezler. 8. Taraf usul işlemleri ise davanın açılmasından mahkemenin dava sonunda verdiği karara kadarki süreçte, tarafların tek başına, birbirleri ile ya da mahkeme ile yaptığı işlemlerdir. Bu işlemler davanın ilerlemesini sağlar ve davanın sonunda verilecek karara etki edecek irade beyanı ve bilgilerin mahkemede açıklanmasını sağlar. Eğer söz konusu irade beyanı ya da mahkemeye sunulan bilgi davanın çözümüne etkili değilse, bu işlem taraf usul işlemi olarak kabul edilemez (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 24.05.2019 tarihli ve 2017/8 Esas, 2019/3 Karar sayılı kararı). 9. Islah iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağının bir istisnası olduğundan davacının davanın temelini oluşturan maddi vakıaları ıslah yolu ile değiştirip genişletmesi, talep sonucunu rakam olarak arttırması, talep sonucunu ve dava konusunu değiştirmesi; davalının ise cevap ve cevaba cevap dilekçesinde ileri sürülmemiş olan bir def'iyi (örneğin zamanaşımı def'i) yargılamaya dâhil etmesi, savunmasını değiştirip genişletmesi mümkündür. 10. Islahın amacı, yargılama sürecinde şekil ve süreye aykırılık sebebiyle ortaya çıkabilecek maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmak olup ıslah, yapılmış olan hatalı bazı taraf usul işlemlerini bir defaya mahsus olmak üzere tahkikat aşamasında düzeltme hakkı veren hukuki bir çaredir. Bu kapsamda ıslah dava sebebinin veya savunmanın değiştirilmesi, delillerin ileri sürülmesi ve davaya dahil edilmemiş vakıaların davaya dahil edilmesi amaçlarına hizmet eden hukuki bir müessesedir. 11. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 176. maddesinin 2. fıkrası uyarınca tarafların aynı davada yalnızca bir kez ıslah hakkı bulunmaktadır. Kanun koyucu yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir şekilde yürütülmesi, diğer bir anlatımla tarafların sürekli olarak ıslah dilekçesi vermek suretiyle taleplerini ve savunmalarını değiştirmelerinin ve genişletmelerinin önüne geçmek için ıslahın bir davada ancak bir kez yapılabileceğine ilişkin sınırlama getirmiştir. 12. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 177. maddesinin 1. fıkrası hükmü gereğince ıslah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilmektedir. Bir başka anlatımla ıslahın yapılabileceği ilk an iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının başladığı andır. Mahkemenin, duruşmada hazır bulunan tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını görmesi üzerine tahkikatın bittiğini taraflara tefhim etmesi (HMK md.184/2) anından sonra ıslah yapılamaz. Davanın her aşamasında karşı tarafın muvafakati ile iddia ve savunmayı değiştirebilme hakkı saklıdır. Temyiz aşamasında ise sadece hukuki denetim yapıldığından ıslah yapılması söz konusu olmayacaktır. 13. Islah davanın tamamen (kâmilen) ıslahı ve kısmen ıslahı olmak üzere ikiye ayrılır. HMK'nın 176. maddesinin 1. fıkrasında "Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir" şeklindeki hüküm ile bu husus düzenlenmiş ancak hangi hâllerde tamamen ıslahın hangi hallerde kısmen ıslahın söz konusu olacağı belirtilmemiştir. 14. Dava dilekçesinin verilmesi dahil, tüm usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğuran ıslaha "davanın tamamen ıslahı"; buna karşılık tarafın, teşmil edeceği noktadan itibaren usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğuran ıslaha ise "kısmen ıslah" denir. 15. Kısmen ıslah davada yapılan bir usul işleminin değiştirilmesidir. Gerek davacı gerek davalı tarafından yapılabilen kısmî ıslahta, ıslah edilmeyen hususlara ilişkin usul işlemleri geçerliliğini korur. Talep sonucunun veya dava sebebinin genişletilmesi ya da kısmen değiştirilmesi kısmî ıslaha örnek olarak sayılabilir. 16. Tam ıslahta davacı, davasını tamamen değiştirir. Tamamen ıslah sadece davacı tarafından yapılabilen bir usul işlemidir. Tamamen ıslahta, dava değiştirildiğinden yeni bir dava dilekçesi verilmelidir. Zira tam ıslah ile davanın en başından başka bir deyişle dava dilekçesinden itibaren o ana kadar yapılan usul işlemleri geçersiz olmaktadır. Davacı bu yolla talep sonucunu değiştirebileceği gibi dava sebebini de değiştirebilir. Buradaki değişiklikten kasıt davanın tümüyle farklılaşması, ilk davayla daha doğrusu ilk dava temeliyle tümüyle ilgisiz bir dava değil davanın açıldığı andan itibaren değişikliğe uğrayacak şekilde davanın yeni bir nitelik kazanmasıdır (Özekes, Pekcanıtez Usûl, C.III, s. 2499). 17. Islahın yapılması hâlinde hangi etki ve sonuçların doğacağına ilişkin HMK’nın 179. maddesinde düzenleme yapılmış olup yapılan ıslahın türüne göre durum farklılık göstermektedir. Davanın tamamen ıslahında dava dilekçesinin verilmesi dahil o ana kadar yapılan usul işlemleri geçersiz olmakta, yeni dava eskisinin yerine geçmekte, âdeta yargılamanın en başına dönülmekte, kısmen ıslahta ise kısmen ıslahın kapsamına dahil edilen, ıslah eden tarafın belirteceği noktadan itibaren usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucu doğmaktadır (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 08.05.2026 tarihli ve 2021/8 Esas, 2026/1 Karar sayılı kararı). 18. Gelinen aşamada alacağa dair seçim hakkına değinmek gerekmekte olup, TBK'nın "Ödeme" başlıklı 99. maddesinde; "Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir" düzenlemesi bulunmaktadır. 19. Anılan maddede belirtilen seçim hakkı yenilik doğuran hak niteliğindedir. Bu hak tek taraflı, varması gerekli irade beyanıyla kullanılır ve karşı tarafa varmakla kendiliğinden sonuçlarını doğurur. Bunun değiştirilmesi ancak diğer tarafın muvafakatı ile yani tarafların bir değiştirme sözleşmesi yapmaları ile mümkün olur. Bu nedenle inşai bir hak olan seçim hakkından rücu mümkün değildir. Seçim hakkı yenilik doğuran bir hak olduğu için bir defa kullanılmakla sona erer (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 27. Baskı, Ankara 2022, s.1093-1094; Ahmet Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 26. Baskı, Ankara 2022, s. 777). 20. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili dava dilekçesinde, taraflar arasında 20.01.2014 tarihinde davalı şirketin sondaj çalışmaları kapsamında helikopter ekipman ve hizmetlerinin sağlanması için sözleşme imzalandığını, ancak fesih işleminin sözleşmeye aykırı gerçekleştirildiğini, sözleşmeye aykırı fesih nedeniyle 222.710,00 Euro zararının olduğunu, iki adet faturadan kaynaklanan toplam 214,00 Euro'nun da eksik ödendiğini ileri sürerek şimdilik 10.000,00 TL'nin davalıdan tahsilini talep ettiği, 31.05.2017 tarihli ıslah dilekçesiyle, sözleşmeye aykırı fesih işlemi nedeniyle 227.710,00 Euro karşılığı 886.385,80 TL zararın ve davalının faturadan kaynaklı olarak eksik ödediği 214,00 Euro karşılığı olan 851,72 TL'nin davalıdan tahsilini istediği görülmektedir. 21. Yukarıda açıklandığı üzere, TBK'nın 99/3. maddesi uyarınca kullanılan seçimlik hak yenilik doğuran hak niteliğindedir ve inşai bir hak olan seçim hakkından rücu mümkün değildir. Bu hak tek taraflı, varması gerekli irade beyanıyla kullanılır ve karşı tarafa ulaşmakla kendiliğinden sonuçlarını doğurur. 22. Davacı, TBK'nın 99/3. maddesi kapsamında yabancı para cinsinden olan alacağının fiili ödeme tarihindeki rayice göre Türk lirası karşılığını talep etme imkânı bulunmasına rağmen yabancı para alacağının dava tarihi itibariyle Türk lirası karşılığını talep etmek suretiyle seçimlik hakkını dava tarihindeki Türk lirası üzerinden istemek şeklinde kullanmıştır. 23. Seçimlik hakkın bu şekilde kullanılmasından sonra iradeyi sakatlayan sebeplerin bulunması dışında bu seçimden dönülmesi mümkün olmayıp, davacı alacağını dava tarihi itibariyle Türk lirasına dönüştürdüğüne göre ıslah edilen miktar yönünden de dava tarihindeki kurun dikkate alınması gerekir. 24. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davacının sözleşme gereğince alacaklı olduğunu iddia ettiği yabancı para alacağını dava ve ıslah tarihindeki kurdan Türk lirasına çevirmek suretiyle talepte bulunduğu, somut olayda davacının yabancı para alacağına ilişkin seçimlik hakkını Türk lirası cinsinden kullandığından söz edilemeyeceği, ıslah edilen miktara ilişkin olarak talep ettiği alacağı yönünden ıslah tarihindeki döviz kurunun esas alınması gerektiği, bu durumda direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 25. Hâl böyle olunca İlk Derece Mahkemesince verilen direnme kararının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır. 26. Ne var ki, Özel Dairece, davacıya ödenmesine karar verilen miktar yönünden inceleme yapılmadığından dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Direnme kararı yerinde olup, davacıya ödenmesine karar verilen miktar yönünden inceleme yapılmak üzere dosyanın YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, İlk görüşmede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 01.07.2026 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

Atıf: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2025/156, K. 2026/427, T. 01.07.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-hukuk-genel-kurulu-2025-156-e-2026-427-k-13153a09283f