Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/289 E. 2026/366 K. – Alacak, Tazminat
Konu: Alacak, Tazminat Ve Menfi Tespit
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2025/289
- Karar No
- 2026/366
- Karar Tarihi
- Konu
- Alacak, Tazminat Ve Menfi Tespit
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1203 E., 2024/1610 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 30.05.2024 tarihli ve 2023/2950 Esas, 2024/1852 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki alacak, tazminat ve menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda taraf vekillerinin istinaf başvurularının kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan 10.10.20 00... .10.2001 tarihli sözleşmeler uyarınca müvekkilinin davalıya eğitim ve danışmanlık hizmeti verdiğini, davalının 03.09.2002 tarihli bildirimi ile sözleşmenin 29.11.2002 tarihi itibariyle feshedildiğini, ancak davalının isteği ve kabulü doğrultusunda müvekkilinin faaliyetlerini sürdürmek zorunda kaldığını, tebliğ edilen ihtarnameye itiraz edilmemesine rağmen müvekkili tarafından danışmanlık bedeli için düzenlenen 01.04.2003 tarihli ve 198.248.483.715 (Eski) TL, 01.05.2003 tarihli ve 44.354.274.240 (Eski) TL ile 02.06.2003 tarihli ve 22.616.792.730 (Eski) TL bedelli faturaların davalı tarafından ödenmediğini, davalıya toplam 241.180,00 USD meblağlı teminat mektupları verildiğini, sözleşmenin 29.11.2002 tarihinde feshedilmesiyle teminat mektuplarının hükümsüz hâle geldiğini, buna rağmen ilgili bankalara ödenen komisyonların 14.408.404.337 (Eski) TL’ye ulaştığını ileri sürerek üç ayrı faturaya dayalı hizmet bedeli olan 265.219.550.685 (Eski)TL’nin davalıdan tahsiline, teminat mektupları nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, teminat mektuplarının iade edilmemesi nedeniyle ödenen 14.408.404.337 (Eski) TL komisyon bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ile Alman ... firmasının Türkiye temsilcileri olan davacı ... ve... (... ve Sertifikasyon A.Ş.) şirketi arasında imzalanan sözleşmeler devam etmekte iken ... ve... yöneticileri arasında uyuşmazlıkların ortaya çıktığını, firmalar arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle 10.10.2000 tarihli anlaşma ve eklerinin yürütülemeyeceği ve öngörülen işin yapılamayacağı gerekçesiyle müvekkilinin 03.09.2002 tarihli ihtarnamesiyle sözleşmenin 29.11.2002 tarihi itibariyle feshedildiğini, feshe rağmen davacı tarafından 01.08.2003 tarihli ihtarname ile 2002 Aralık ayı ile 2003 Mayıs ayı arasında bir takım işler yapıldığını belirterek müvekkilinden üç ayrı fatura ile toplam 265.219.550.685 (Eski) TL'nin talep edildiğini, müvekkilince 20.08.2003 tarihli ihtarname ile davalı kurumu temsile yetkili olmayan kişilerle yapılan işlemlerin kurumu bağlamayacağının bildirildiğini, müvekkilinin teminat mektuplarına el koymadığını, araştırma ve incelemenin sonucunun beklendiğini, teminat mektuplarının müvekkilinin hak ve menfaatlerini korumak için alındığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 20.11.2018 tarihli ve 2014/400 Esas, 2018/948 Karar sayılı kararı ile; teminat mektupları davanın devamı sırasında banka şubelerine iade edildiğinden teminat mektupları yönünden açılan davanın konusunun kalmadığı, davacının sözleşmenin feshinden sonra da davalıya hizmet verdiğinin sabit olduğu, 16.11.2017 tarihli bilirkişi raporunda, sözleşmenin feshinden sonra sunulan hizmet nedeniyle düzenlenen üç adet faturadan dolayı davacının alacağının toplam 209.579,73 TL olarak hesaplandığı, davalının fatura içeriğini kabul etmiş sayılması durumunda alacağın 265.219,54 TL olacağı, dava dilekçesinde iade edilmeyen teminat mektupları için ödenmek durumunda kalınan 14.408,41 TL komisyon masrafı talep edildiği, davacının komisyon masrafı olarak toplam 14.194,69 TL ödeme yaptığının belirtildiği, aynı bilirkişi kurulundan alınan 31.07.2018 tarihli ek raporda ise taraflar arasında yapılan 10.10.2000 tarihli sözleşmenin 5. maddesinde belirlenen ücretler üzerinden faturaların düzenlendiğinin belirlendiği, bu bedelin sözleşme tarihi olan 10.10.2000 tarihi itibariyle uygun olduğu, yine bu bedellerin Ocak 2003-Mayıs 2003 tarihi itibariyle de uygun olduğunun kabul edilmesi gerektiği, dava konusu edilen 01.04.2003 tarihli 198.248.483.715 (Eski) TL bedelli fatura yönünden davacı vekilince itiraz ileri sürülmüş ise de bilirkişilerin ek raporlarında dosyada bulunan fatura ayrıntısını oluşturan listeler toplandığında KDV dâhil tutarın 142.608,67 TL olduğunu belirttikleri, dava konusu fatura içeriği ve tutarının davacı tarafından ispatlanması gerektiği, faturalara itiraz edilmemesinin bedel yönünden bağlayıcılık meydana getirmeyeceği, bu nedenle söz konusu faturadan dolayı davacının alacağının 142.608,67 TL olduğu, üç adet faturadan dolayı davacının toplam alacağının ise 209.579,73 TL olarak belirlendiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 209.579,73 TL'nin temerrüt tarihi olan 08.08.2003 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, teminat mektupları bakımından konusu kalmayan davada karar verilmesine yer olmadığına, teminat mektupları komisyon ve masraf bedeli 14.408,40 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 14.06.2023 tarihli ve 2019/723 Esas, 2023/1080 Karar sayılı kararı ile; taraf vekillerinin diğer istinaf itirazlarının reddine karar verildikten sonra; Davacı vekilinin istinaf itirazları yönünden; taraflar arasındaki sözleşmenin 29.11.2002 tarihinde feshinden sonra davacı tarafça, davalı kurumun istek ve kabulleri doğrultusunda faaliyetlerini sürdürdüğü iddiasıyla dava konusu faturaların düzenlendiği ve davalı tarafa tebliğ edildiği, davalının dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 23/2. maddesindeki sekiz günlük sürede faturalara itiraz etmediği, davalının faturalara itiraza ilişkin olduğunu belirttiği 20.08.2003 tarihli ihtarnamesinin ise sekiz günlük süreden sonra gönderildiği, davalının faturalara itiraz etmemesi nedeniyle fatura münderecatından olan "malın veya işin nev'i, miktarı, fiyatı ve tutarı"nın kesinleştiği, bu karinenin aksinin davalı tarafça kanıtlanamadığı, bu nedenle fatura bedellerinin tamamı yönünden talebin kabulüne karar verilmesi gerektiği, bilirkişilerce hesaplanan tutara hükmedilmesinin doğru olmadığı; Davalı vekilinin istinaf itirazları yönünden; İlk Derece Mahkemesince ... A.Ş'nin teminat mektubu yerine verilen ... Bankası A.Ş'nin 16.12.2009 tarihli 19.860,00 USD bedelli teminat mektubunun dava tarihinden sonra alınmış olduğu gözetilerek bu teminat mektubu için ödenen masraf ve komisyon bedeli dahil edilmeksizin hüküm kurulması ve teminat mektupları masraf ve komisyon bedeli olarak 14.194,69 TL’nin tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, faturalara dayalı alacak istemi yönünden davanın kabulü ile 265.219,54 TL alacağın 08.08.2003 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, teminat mektuplarına ilişkin talep yönünden karar verilmesine yer olmadığına, komisyon ve masraf bedeli yönünden talebin kısmen kabulü ile 14.194,69 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 30.05.2024 tarihli ve 2023/2950 Esas, 2024/1852 Karar sayılı kararı ile, "....1-Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hakim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2-6102 sayılı Kanun'da fatura tanımlanmamış; 213 sayılı Kanun'un 229 uncu maddesinde ise: "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır" şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre fatura, ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını ölçüsünü fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası niteliğinde olup, sözleşmenin yapılmasından sonra düzenlenen ve sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili bir belgedir. Diğer taraftan 6102 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin birinci fıkrası; "Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir" hükmünü haizken ikinci fıkrasında; "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır" hükmü yer almaktadır. Buna göre ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma hâlinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili değil; taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. 6102 sayılı Kanun'un 21/2 maddesi gereğince gönderilen faturaya sekiz gün içinde itiraz olunmaması hâlinde fatura içeriğinin kabul edilmiş sayılması için, faturayı düzenleyen kişinin ticari işletmesi icabı mal satmış, imal etmiş ya da iş görmüş bir tacir olması gerekir. Bunun doğal sonucu olarak da; esnafın gönderdiği faturaya itiraz olunmaması fatura içeriğini kabul etme sonucunu doğurmaz. Görüldüğü üzere bu düzenleme ile faturanın özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olduğu süresinde itiraz edilmemekle içeriğinden sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirilmiştir. Bu karine faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Ne var ki fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi kendisi faturayı düzenlemediği hâlde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. 6102 sayılı Kanun'un 21/2 maddesine göre süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin olabilir. Sözleşmenin kuruluşu aşamasında başta var olmayıp, ifa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların sonradan faturaya konulması durumunda ki buna muhatabınca itiraz edilmese dahi, bu kayıtların faturanın zorunlu ve olağan içeriğinden kabul edilmesi, düzenlemenin şekline olduğu kadar amacına da aykırı düşecektir. Dolayısıyla faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmemesi durumunda faturanın olağan içeriği dışında kalan konular bakımından 6102 sayılı Kanun'un 21/2 maddesinde öngörüldüğü şekilde ispat yükü yer değiştirmiş olmaz. Yani sözleşmeye aykırı şekilde düzenlenen faturaya itiraz edilmemesi aleyhe sonuç doğurmayacak ve faturadaki bedelin kesinleşmesine neden olmayacaktır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından faturalara konu hizmetin verildiğinin davalının kabulünde olduğu ayrıca verilen bu hizmetten genel müdürlüğün bilgisinin olduğunun kurumun kendi müfettiş raporlarında tespit edildiği, ihtilaf konusu faturaların davalı kayıtlarında bulunmadığı ancak tebliğ edilen faturalara davalı yanca itiraz da edilmediği anlaşılmıştır. İlk Derece Mahkemesince aldırılan bilirkişi raporunda, dava konusu 01.04.2003 tarihli, 198.248,48 TL bedelli faturaya bağlanmış olan bazı masraf kalemlerinde mükerrerlik tespit edilmiştir. Yapılan işin miktarı, fiyatı, tutarı, nevi bedel gibi hususlar faturada bulunması gereken asli unsurlardandır. Ancak davacı tarafça tanzim edilen faturaya mükerrer kayıt girilmesi sözleşmeye aykırılık teşkil etmekte olup, faturanın sözleşmenin ifasına ilişkin bir belge olduğu da gözetildiğinde, bu faturaya itiraz edilmemesi fatura içeriğinin benimsendiği anlamına gelmeyecektir. Zira fatura, yukarıda da belirtildiği üzere, ifa anına ilişkin belge olup, taraflar arasındaki sözleşmeyi değiştirecek nitelikte değildir. Bu durumda mahkemece, dava konusu 01.04.2003 tarihli, 198.248,48 TL bedelli faturaya bağlanmış olan bazı masraf kalemlerindeki mükerrerlik dikkate alınarak, bu tutarın davacı alacağından mahsubu gerekirken, yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu faturaların yazılı bir sözleşmeye dayanmadığı, 01.04.2003 tarihli 198.248,48 TL bedelli faturanın sözleşmenin imzalanması aşamasında bulunmadığı, bu faturanın ifa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran nitelikte olmadığı, davalı tarafından davacının sözleşmenin feshinden sonra verdiği hizmet bedelleri ile ilgili düzenlenen ve kendisine tebliğ edilen faturalara, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı Kanun'un 23/2. maddesindeki sekiz günlük sürede itiraz edilmediği, bu nedenle fatura münderecatından olan "malın veya işin nev'i, miktarı, fiyatı ve tutarı"nın kesinleştiği, bu karinenin aksinin davalı tarafça kanıtlanamadığı, fatura bedellerinin tamamı yönünden talebin kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili, davacının sözleşmenin feshinden sonra birtakım işler yaptığı iddiasıyla üç ayrı fatura ile ilgili olarak ihtarname gönderdiğini, bu ihtarnameye 26.08.2003 tarihli ihtarname ile cevap verilerek taleplerin kabul edilemez olduğunun bildirildiğini, faturaların içerik ve tutarlarının davacı tarafından ispatlanması gerektiğini, müvekkili kurumun defterlerinde kayıtlı olmayan faturalara itiraz edilmemesinin miktar yönünden bağlayıcılık oluşturmayacağını, ayrıca teminat mektuplarına ilişkin komisyon bedellerinden müvekkilinin sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu belirterek direnme kararının bozulması talep edilmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davacının, taraflar arasındaki sözleşmenin feshedilmesinden sonra verdiği hizmetin bedeline ilişkin olarak düzenlediği ve davalıya tebliğ edilen faturalara davalının itiraz etmemesi nedeniyle söz konusu fatura içeriklerinin davalı yönünden kesinleştiğinin kabul edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre verilen direnme kararının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 23. maddesi. 2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 21. maddesi. 3. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun (VUK) 2 29... . maddeleri. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “fatura” kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır. 2. Somut uyuşmazlıkta uygulanması gereken 6762 sayılı Kanun'da fatura tanımlanmamış; VUK'un 229. maddesinde ise: "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır" şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre fatura, ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını ölçüsünü fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası niteliğinde olup sözleşmenin yapılmasından sonra düzenlenen ve sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili bir belgedir (Türk Hukuk Kurumu, Türk Hukuk Lûgatı, Ankara 2021, s. 373). 3. Diğer taraftan 6762 sayılı Kanun'un 23. maddesinin 1. fıkrasında; "Ticari işletmesi icabı bir mal satmış veya imal etmiş veyahut bir iş görmüş yahut bir menfaat temin etmiş olan tacirden, diğer taraf kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir" denilmekte; ikinci cümlesinde de; "Bir faturayı alan kimse, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde münderecatı hakkında bir itirazda bulunmamışsa münderecatını kabul etmiş sayılır" hükmü yer almaktadır. 4. Buna göre ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma hâlinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili değil; taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili bir belgedir. Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa öneri mahiyetinde kabul edilebilecek bir belgedir ve elbette bu belgeye itiraz edilmemesinin 6762 sayılı Kanun'un 23. maddesi anlamında sonuç doğurması da beklenemez. 5. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 23. maddesinin ikinci cümlesi gereğince gönderilen faturaya sekiz gün içinde itiraz olunmaması hâlinde fatura içeriğinin kabul edilmiş sayılması için faturayı düzenleyen kişinin ticari işletmesi icabı mal satmış, imal etmiş ya da iş görmüş bir tacir olması gerekir. Bunun doğal sonucu olarak da; esnafın gönderdiği faturaya itiraz olunmaması fatura içeriğini kabul etme sonucunu doğurmaz. Görüldüğü üzere bu düzenleme ile faturanın özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olduğu, süresinde itiraz edilmemekle içeriğinden sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirilmiştir. Bu karine faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Ne var ki fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi kendisi faturayı düzenlemediği hâlde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. 6. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, başka bir deyişle faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi 6762 sayılı Kanun'un 23. maddesinde düzenlenen bu karineden kaynaklanmaktadır. Bu itibarla fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdî ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6762 sayılı Kanun'un 23. maddesinin ikinci cümlesinde düzenlenen karine, aksi ispat edilebilen adi bir karine olduğundan sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda, fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. 7. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 23. maddesinin ikinci cümlesi, niteliği gereği faturaya yazılması gereken hususlar, başka bir deyişle olağan içeriği bakımından uygulanır. Faturanın içeriğinin nasıl olması gerektiği konusunda 6762 sayılı Kanun'da özel bir hüküm bulunmamakta, sadece 6762 sayılı Kanun'un 23. maddesinin ikinci cümlesinde faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu ve olağan içeriğinin nasıl olması gerektiği VUK'ta düzenlenmiştir. Bu itibarla VUK'un 230. maddesi gereğince faturada en az; faturanın düzenleme tarihi, seri ve sıra numarası, faturayı düzenleyenin adı, varsa ticaret unvanı, iş adresi, bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarası, müşterinin adı, ticaret unvanı, adresi, varsa vergi dairesi ve hesap numarası, malın veya işin nevi, miktarı, fiyatı ve tutarı, satılan malların teslim tarihi ve irsaliye numarası bulunmalıdır. 8. Görüldüğü üzere 6762 sayılı Kanun'un 23. maddesinin ikinci cümlesine göre süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin olabilir. Sözleşmenin kuruluşu aşamasında başta var olmayıp, ifa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların sonradan faturaya konulması durumunda "ki buna muhatabınca itiraz edilmese dahi" bu kayıtların faturanın zorunlu ve olağan içeriğinden kabul edilmesi, düzenlemenin şekline olduğu kadar amacına da aykırı düşecektir. 9. Dolayısıyla faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmemesi durumunda faturanın olağan içeriği dışında kalan konular bakımından 6762 sayılı Kanun'un 23. maddesinin ikinci cümlesinde öngörüldüğü şekilde ispat yükü yer değiştirmiş olmaz. Örneğin "vade farkı kaydı" olarak nitelendirilen kayıtlar, başka bir ifadeyle fatura bedelinin vadesinde ödenmemesi durumunda bu bedele oransal olarak hesaplanıp eklenecek meblağa ilişkin kayıtlar, sözleşmenin ifası aşaması ile ilgili olmadığından faturanın olağan içeriğine dahil değildir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar, Hukuk Genel Kurulunun 06.03.2024 tarihli ve 2023/11-793 Esas, 2024/149 Karar sayılı kararları). 10. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında imzalanan 10.10.20 00... .10.2001 tarihli sözleşmeler uyarınca davacının davalıya eğitim ve danışmanlık hizmeti verdiği, davalının 03.09.2002 tarihli bildirimi ile sözleşmenin 29.11.2002 tarihi itibariyle feshedildiği, ancak davacının faaliyetlerini sürdürerek danışmanlık bedeline ilişkin düzenlediği 01.04.2003 tarihli 198.248.483.715 (Eski) TL, 01.05.2003 tarihli 44.354.274.240 (Eski) TL ve 02.06.2003 tarihli 22.616.792.730 (Eski) TL bedelli faturaları davalıya gönderdiği, ancak davalının tebliğden itibaren sekiz gün içinde faturalara itiraz etmediği anlaşılmaktadır. 11. Dosya içerisinde yer alan 16.11.2017 tarihli kök ve 31.07.2018 tarihli ek bilirkişi raporları incelendiğinde, uyuşmazlık konusu 01.04.2003 tarihli 198.248,48 TL bedelli faturaya bağlanmış olan bazı masraf kalemlerinde mükerrerlik tespit edilmiştir. Yapılan işin miktarı, fiyatı, tutarı, nevi ve bedel gibi hususlar faturada bulunması gereken asli unsurlardan ise de davacı tarafça düzenlenen faturaya mükerrer kayıtların konulması sözleşmeye aykırılık teşkil etmektedir. 12. Faturanın sözleşmenin ifasına ilişkin bir belge olduğu da dikkate alındığında, anılan faturaya itiraz edilmemesi fatura içeriğinin benimsendiği anlamına gelmeyecektir. Çünkü fatura, yukarıda da belirtildiği üzere ifa anına ilişkin belge olup, taraflar arasındaki sözleşmeyi değiştirecek nitelikte değildir. 13. Bu durumda mahkemece, içlerinde mali müşavir ve inşaat mühendisi bulunan bir bilirkişi heyeti oluşturmak suretiyle, bilirkişi heyetinden uyuşmazlık konusu 01.04.2003 tarihli 198.248.48 TL bedelli faturada yer alan bazı masraf kalemlerindeki mükerrerlik dikkate alınarak, söz konusu fatura kapsamında davacının alacağı belirlenmek suretiyle sonucuna göre karar verilmelidir. 14. Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, Bozma nedenine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.06.2026 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.