Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/100 E. 2026/42 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2025/100
- Karar No
- 2026/42
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/256 E., 2022/468 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 26.04.2022 tarihli ve 2021/6417 Esas, 2022/4051 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasında birleştirilerek görülen dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 Sayılı Kanun) 2/B maddesi ile ormandan çıkartılan yer olduğu hususunun tapuya şerh verilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar ..., ..., ... vekili ile davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. ASIL DAVA 1. Davacı ... vekili dava dilekçesinde; çekişmeli taşınmazın 1976 yılında orman sınırı dışına çıkarıldığının Kadastro Mahkemesinin kararı ile sabit olduğunu ancak taşınmazda 2/B şerhi olmadığından satın alamadıklarını, dava konusu taşınmazın Orman Kanunu'nun 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dışına çıkarılan yerlerden olduğunun ve 31.12.2011 tarihi öncesinden beri kullanıcısının ... olduğunun tapu kaydına şerh verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı vekili cevap dilekçesinde; Ormandan Hazine adına çıkarılan taşınmazların satışı için belirtilen idari prosedürün gerçekleştirilmesi gerektiğini, bu idari prosedür gerçekleştirilmeden yargı yoluyla satışa yönelik işlem yapılmasının söz konusu olamayacağını, kullanım kadastrosu yapmama veya satış yapmama işlemleri idari işlem niteliğinde olduğundan bu idari işlemlerin iptalinin idari yargıdan istenebileceğini, adli yargının görev alanı içinde olmadığını, 6292 sayılı Kanun'a göre satışa ilişkin şartları haiz olup olmadığının davacı tarafından ispatı gerektiğini belirterek davanın yargı yolu nedeniyle reddine karar verilmesini savunmuştur. II. BİRLEŞEN DAVALAR: 1. Davacılar ..., ... vekili dava dilekçesinde; çekişmeli taşınmazın daha önceki zilyedi ... iken zilyetliğin müvekkillerinin murisi ...’ye devredildiğini, hükmen tescil dosyasından da anlaşıldığı üzere taşınmazın 1942 yılında yapılan orman tahdidi içinde kaldığını, 1976 yılında orman sınırı dışına çıkarıldığını, müvekkillerinin 6292 sayılı Kanun hükmü uyarınca taşınmazı doğrudan satın almak istediğini ancak tapuda 2/B şerhi bulunmadığından satış işleminin yapılamadığını ileri sürerek dava konusu taşınmazın Orman Kanunu'nun 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dışına çıkarılan yerlerden olduğunun ve davacıların kullandığı kısım itibariyle 31.12.2011 tarihi öncesinden beri kullanıcısının ... ve ... olduğunun tapu kaydına şerh verilmesini talep etmiştir. 2. Davacı ... vekili dava dilekçesinde; çekişmeli taşınmazın bir kısmının kullanıcısının vekil edeni olduğunu, ayrıca taşınmazın Hazine adına orman sınırı dışına çıkarılan yerlerden bulunduğunu ileri sürerek tapu kaydının beyanlar hanesine Hazine adına orman sınırı dışına çıkarılan yer olduğunun ve müvekkilinin kullandığı hisse itibariyle 31.12.2011 tarihi öncesinden beri kullanıcısının müvekkili olduğunun şerh verilmesini talep etmiştir. 3. Davacı ... vekili dava dilekçesinde; çekişmeli sayılı taşınmazın 400 m²lik bölümü üzerindeki evin ½ hissesisin vekil edenine, ½ hissesinin ise müteveffa ...'ye ait olduğunu, bu evin tapu kütüğünde kargir ev ve bahçesi olarak kayıtlı olduğunu, evin bulunduğu kısmın ½ hissesinin doğrudan satın alınmak istendiği iddiasıyla taşınmazın 2/B vasfında Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yer olduğunun ve taşınmazın 200 m²lik kısmının zilyedinin vekil edeni olduğunun tapu siciline şerh verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 4. Davalı vekilinin birleşen davalara sunduğu benzer cevap dilekçesinde; Ormandan Hazine adına çıkarılan taşınmazların satışı için belirtilen idari prosedürün gerçekleştirilmesi gerektiğini, bu idari prosedür gerçekleştirilmeden yargı yoluyla satışa yönelik işlem yapılmasının söz konusu olamayacağını, kullanım kadastrosu yapmama veya satış yapmama işlemleri idari işlem olduğundan bu idari işlemlerin iptalinin idari yargıdan istenebileceğini, adli yargının görev alanı içinde olmadığını, 6292 sayılı Kanun 2a göre satışa ilişkin şartları haiz olup olmadığının davacılar tarafından ispatı gerektiğini belirterek yargı yolu nedeniyle davaların reddine karar verilmesini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 29.11.2017 tarihli ve 2016/32 Esas, 2017/506 Karar sayılı kararıyla; Antalya Kadastro Mahkemesinin anılan dava dosyası, orman tahdidine ve 2/B çalışmalarına ilişkin tutanaklar, keşif ve sonrasında alınan bilirkişi raporları değerlendirilerek asıl dava ile birleşen davaların kısmen kabulü ile dava konusu eski 1336 parsel (yeni 281 30... parsel) sayılı taşınmazın 6831 sayılı Kanun’un 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yer olduğunun tespitine, bu hususun tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesine, davacıların zilyetlik tespiti ve bu tespitin beyanlar hanesine şerh edilmesine ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 26.12.2018 tarihli ve 2018/119 Esas, 2018/764 Karar sayılı kararıyla; dava konusu taşınmazın eski 1371 sayılı parselden geldiği, bu parselin ise nitelik yitirdiği gerekçesiyle Antalya Kadastro Mahkemesinin 1991/402 Esas, 1994/78 Karar sayılı kararıyla orman sınırları dışına çıkarıldığı, taşınmazın 2/B niteliğinde olduğu yolundaki hukuki saptamanın kesin hüküm kurallarına göre Hazineyi de bağladığı gerekçesiyle tarafların istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ..., ..., ... vekili ile davalı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...1. Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bakımından; Tüm dosya kapsamı, bilirkişi raporları ve aynı bölgeye ait Dairemizin temyiz incelemesinden geçen diğer dosyalardaki tahdit evraklarından çekişmeli taşınmazın 3116 Sayılı Kanun hükümlerine göre ilk kez 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman sınırları içinde bulunduğu, Vakıflar İdaresinin ... Vakfına ait tapu kaydına dayanarak 1942 tahdidine itiraz etmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanlığının hakem sıfatıyla verdiği 19.12.1947 tarihli ve 208 sayılı iptal kararının sadece vakfın tapulu taşınmazlarına ilişkin olduğu, bu itibarla Vakıf tapusu kapsamı dışında kalan taşınmazlar yönünden tahdidin kesinleştiği ve geçerliliğini sürdürdüğü, 1952 yılında makiye tefrik çalışmalarına konu edildiği, makiye tefrik işleminin bir tespit niteliğinde olup orman sınırları dışına çıkarma işlemi olmadığı, bu hususa 30.04.2010 tarihli ve 2004/1 Esas, 2010/1 Karar sayılı İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında “3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp orman tahdidi içinde kaldığı kesinleşen, ancak, tapuya tescil edilmeyen yerlerde 5653 sayılı Kanun ile değişik 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre maki komisyonlarının yaptığı işlemlerin bir tespit niteliği taşıdığına, teknik ve hukuki anlamda orman kadastro (tahdit) sınırı dışına çıkarma işlemi olmadığına” şeklinde de işaret edildiği, 1976 yılında orman kadastro komisyonunca “Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanlığının 19.12.1947 tarihli ve 208 nolu hakem kararı gereğince eski tahdit hattı iptal edilen Devlet ormanının tekrar kadastrosu yapılmak üzere” nitelendirilmesiyle 03.06.1976 tarihli işe başlama tutanağı ile orman kadastrosuna başlanıldığı, bu çalışma kapsamında 1942 yılında yapılan orman tahdidinin tamamen iptal edildiği kabul edildiğinden, önce çekişmeli taşınmazın orman olarak sınırlandırıldığı, daha sonra 14.07.1976 tarihinde II nolu parsel sahası olarak 1744 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı, tahdit ve 2. madde uygulamasının 15.07.1976 tarihinde ilan edildiği, süresi içinde itiraz edilmesi üzerine itirazları inceleme komisyonunca 09.11.1976 tarihli itirazları inceleme tutanağında belirtildiği üzere “2 nolu parselin 6831 sayılı Orman Kanun'un 1. maddesinin istisna fıkraları hükmüne giren yerlerden olduğu tespit edildiğinden, 2 nolu parsel ile içerisinde mevcut itirazlı sahanın 6831 sayılı Kanun'un orman saymadığı yerlerden olarak orman sınırları dışında bırakılmasına ve ekip tarafından yapılan işlemin bu şekilde düzeltilmesine” karar verilmek suretiyle orman sınırları dışında orman sayılmayan yerde bırakıldığı, söz konusu komisyon tutanağının 09.12.1976 tarihinde ilan edildiği, daha sonra 1989 yılında yapılan orman kadastrosu ve 2/B çalışmalarına konu edilmediği, yapılan işlemlerin ilanından sonra ilan tarihlerinde yürürlükte bulunan kanunlardaki hak düşürücü sürelerin de geçmesiyle kesinleştiği anlaşılmaktadır. Açıklanan orman kadastro çalışmaları ışığında dava konusu parselin içinde bulunduğu anlaşılan II nolu parselin, itirazları inceleme komisyonunca önceki ekip çalışmasının düzeltilmesine karar verilmiş olması nedeniyle 2. madde ile orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olmadığı ve daha sonra 1989 yılında yapılan çalışmalarda 2/B uygulamasına da konu edilmediği anlaşılmakta olup, çekişmeli taşınmazın hükmen tesciline ilişkin mahkeme kararının hüküm fıkrasında belirtilmeyen, ancak gerekçe kısmında yer verilen taşınmazın 2. madde ya da 2/B alanında olduğu yönündeki belirlemenin kesin hüküm olarak değerlendirilmesi de hukuken mümkün bulunmamaktadır. Zira, kesin hükmün varlığı için, her iki davanın taraflarının dava sebeplerinin ve ilk davadaki hüküm fıkrası ile diğer davadaki talep sonucunun aynı olması gerektiği gibi; kesin hükümle bağlılık, kural olarak hüküm fıkrasına münhasırdır ve gerekçeye sirayet etmez. Hal böyle olunca; dava, tapu kaydının beyanlar hanesine 2/B şerhi verilmesine yönelik olduğuna ve taşınmazın 2. madde kapsamında veya 2/B alanında kalmadığı anlaşıldığına göre Mahkemece bu hususlar dikkate alınarak taşınmazın 2/B ile orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olduğuna ilişkin şerh verilmesi yönündeki talebin de reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. 2.Davacılar ..., ... ve ... vekilinin temyiz itirazları bakımından; Yukarıda açıklandığı üzere çekişmeli taşınmazın 2/B alanında bulunmadığı, ayrıca 5831 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile 3402 sayılı Kanun'a eklenen Ek-4. maddesi kapsamında yapılan kullanım veya güncelleme kadastrosuna da konu olmadığı ve bu tür bir çalışma yapılmadan zilyetlik şerhi verilmesinin hukuken mümkün olmadığı anlaşıldığından davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Antalya Kadastro Mahkemesinin anılan dava dosyasında verilen kararının görülmekte olan dava yönünden kesin hüküm niteliğinde olmadığı ancak teknik anlamda kesin hüküm etkisi göstermeyen bir hükmün ikinci bir davada kesin delil olabileceği, dava konusu taşınmazın 1979 yılında orman sınırları dışında ziraat arazisi gösterilmesinden sonra 1989 yılında yapılan arazi kadastrosunda tarla niteliği ile davacı adına tespit görmesi üzerine Maliye Hazinesi tarafından tespite itiraz edildiği, Antalya Kadastro Mahkemesinin anılan ilamında çekişmeli taşınmazın 2/B nitelikli olduğu yolundaki belirlemenin kesin delil teşkil ettiği ve görülmekte olan davada bağlayıcı olduğu, diğer yandan aynı mahallede bulunan ve aynı konumdaki başka taşınmazların 2/B niteliğinin tespiti için açılan ve kabulle sonuçlanan davalarda Yargıtay 20, 16... . Hukuk Dairelerince verilen onama kararının da hukuki güvenlik ve istikrar ilkesini zedeleyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekilli temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı Hazine vekili, dava konusu taşınmazın orman tahdit uygulamalarında Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan alanda kalmadığını, bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini, ayrıca taşınmaz malikinin Hazine olması nedeni ile yasal hasım olarak davada yer aldığından aleyhine yargılama gideri ile vekâlet ücretine hükmedilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi ile orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre bu hususun tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2/B maddesi 2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 30.04.2010 tarihli ve 2004/1 Esas, 2010/1 Karar sayılı kararı 2. Değerlendirme 1. Büyük bir öneme sahip olan ormanların korunması ve geliştirilmesi 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 169. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan madde uyarınca Devlet, ormanların korunması ve sahaların genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerine yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının hepsi devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdendir, bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz. 2. Diğer yandan ormanların hukuki durumu Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren yürürlüğe giren özel kanunlar ile de düzenleme altına alınmıştır. 1937 tarihli 3116 sayılı Orman Kanunu, Cumhuriyet döneminin ormanlarla ilgili ilk toplu mevzuatı olarak yürürlüğe girmiştir. Ormanın hukuki tanımı ilk defa bu Kanun'da yapılmış, 1938 yılında 3444 sayılı Kanun ile bazı maddeleri değiştirilmiş, 1945 yılında da 4785 sayılı Kanun ile orman tanımının yer aldığı 1. maddesinde değişiklik yapılarak Devlet Ormanları dışındaki özel ormanların bazı istisnalar hariç olmak üzere devletleştirilmesi esası getirilmiştir. 3. 08.02.1937 tarihli 3116 sayılı Orman Kanunu'nun 1. maddesinde orman; "Bu kanunun tatbikinde kendi kendine yetişmiş veya emekle yetiştirilmiş olup da herhangi bir çeşit orman hasılatı veren ağaç ve ağaççıkların toplu halleri yerlerile beraber orman sayılır" şeklinde, 24.03.1950 tarihli 5653 sayılı Kanun ile değişik 1. maddesinde ise; "Kendi kendine yetişmiş veya emekle yetiştirilmiş olup her hangi bir çeşit orman hasılatı veren ağaç ve ağaççıkların toplu halleri yerleriyle birlikte orman sayılır" şeklinde tanımlanmıştır. 31.08.1956 tarihli 6831 sayılı Orman Kanunu'nda da orman tanımına yer verilmiştir. Buna göre orman; "Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır" şeklinde tanımlanarak maddenin kapsamı daha da genişletilmiştir.
4. Ülkemizde orman kadastrosuyla ilgili olarak da ilk kez 3116 sayılı Orman Kanunu'nda düzenleme yapıldığı görülmektedir. Kanun'un ilk dört maddesinde yer verilen ormanın tarifi, taksimi ve murakabesine ilişkin düzenlemelerden sonra 5. maddesinde "ormanların sınırlanması" başlığı altında orman sınırlarını belirleme işlemlerinin, 2. fıkrada ne şekilde oluşturulacağı açıkça belirtilen tahdit komisyonları tarafından yapılacağı, devam eden maddelerde komisyonların yaptıkları tahdit işlerini bir defter üzerinde tespit edecekleri, tahdit mazbata hülasalarının Resmî Gazete'de ilan edileceği, hududu gösteren kroki de dahil olduğu hâlde bunların birer suretinin alakalı belde ve köylerin münasip yerlerine talik olunacağı, asılma tarihinin belediyelerde belediye encümenlerinin, köylerde ise ihtiyar heyetlerinin tasdik edecekleri vesika ile tevsik olunacağı ve bu talikin şahsen tebliğ hükmünü taşıyacağı, ayrıca tahdit komisyonlarının kanunun tatbikatından itibaren her yıl en az 250 bin hektar orman üzerinde çalışmaları, sınırlama ve ayırma işinin nihayet beş sene içinde ikmalinin mecburi olduğu öngörülmüştür. Yine aynı Kanun'un 47. maddesinde umuma mahsus ormanların sınırlama işinin dahi 5. maddede yazılı tahdit komisyonları tarafından yapılacağı, hususi ormanlar bakımından ise sınırlama ve harita işlemlerinin 63... . maddelerde açıklanan usullere uygun olarak orman sahipleri tarafından yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 5. 3116 sayılı Orman Kanunu ile 5653 sayılı Kanun'u yürürlükten kaldıran 6831 sayılı Orman Kanunu ise 08.09.1956 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş, bu Kanun'da ormanın tanımı yanında orman sayılmayan yerler de gösterilmiştir.1973 yılında ise 1744 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerle 15.10.1961 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş alanların orman sınırı dışına çıkartılmasına olanak sağlanmıştır. Bu yasal düzenleme nedeniyle genel anlamda 2/B olarak bilinen bu uygulamalar ilerleyen yıllarda 28 96... sayılı kanunlarla bazı değişikliklere uğrayarak günümüze kadar süre gelmiştir. Son düzenleme olan 3302 sayılı Kanun ile orman niteliğini kaybetmeye esas teşkil eden tarih 31.12.1981 olarak belirlenmiştir. 6. Nitekim Anayasanın 169. maddesinin 4. fıkrasında "Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz" hükmüne; 170. maddenin 1. fıkrasında da "Ormanlar içinde veya bitişiğindeki köyler halkının kalkındırılması, ormanların ve bütünlüğünün korunması bakımlarından, ormanın gözetilmesi ve işletilmesinde Devletle bu halkın işbirliğini sağlayıcı tedbirlerle, 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş yerlerin değerlendirilmesi; bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yerlerin tespiti ve orman sınırları dışına çıkartılması; orman içindeki köyler halkının kısmen veya tamamen bu yerlere yerleştirilmesi için Devlet eliyle anılan yerlerin ihya edilerek bu halkın yararlanmasına tahsisi kanunla düzenlenir" hükmüne yer verilmiştir. 7. Özü itibariyle bir kadastro çalışması olarak görülen 2/B uygulaması, yani orman vasfını yitiren alanların orman sınırları dışına çıkarılması bir idari işlem niteliğini taşımaktadır. Bu uygulama sayesinde orman niteliğini kaybeden yerlerin atıl kalmasının önlenmesi yanında orman halkının kalkındırılmasının da amaçlandığı anlaşılmaktadır.. 8. Bu aşamada 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışarısına çıkarılan yerlerin kullanım kadastrosu ile şayet var ise muhtesatın kime ait olduğunun belirlenmesi işlemlerine ilişkin mevzuatla birlikte 19.04.2012 tarihinde kabul edilen 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Degerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun (6292 sayılı Kanun) hükümlerine değinilmesi önem arz etmektedir. 9. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'na 15.01.2009 tarihli ve 5831 sayılı Kanun’un 8. maddesi ile eklenen Ek 4. maddesinin 1. fıkrasında, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 20.06.1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanun'la değişik 2. maddesi ile 23.09.1983 tarihli ve 2896 sayılı, 05.06.1986 tarihli ve 3302 sayılı Kanun'larla değişik 2. maddesinin (B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle, bu Kanun'un 11. maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edileceği hükme bağlanmıştır. 10. "Kullanım kadastrosu" olarak isimlendirilen bu çalışmanın amacı, 2/B sahalarını fiili kullanım durumlarını dikkate alarak parsellere ayırmak ve bu taşınmazları 2/B alanı olarak Hazine adına tescil ederken, taşınmazlar üzerinde fiili kullanımı bulunanları ve muhdesatları tespit ederek tapunun beyanlar hanesinde göstermektir. 11. 6292 sayılı Kanun’un 1. maddesinde Kanun’un amacı; 31.08.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2. maddesi gereğince, Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi, yeni orman alanlarının oluşturulması, nakline karar verilen Devlet ormanları içinde veya bitişiğinde bulunan köyler halkının yerleştirilmesi ve orman köylülerinin kalkındırılmasının desteklenmesi ile Hazineye ait tarım arazilerinin satışına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi olarak ifade edilmiş, 6831 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler ile Hazineye ait tarım arazileri hakkında uygulanacağı açıklanmıştır. 12. 6292 sayılı Kanun’un 6. maddesinde yer alan hükümlere göre de; 2/B alanlarında bulunan taşınmazlar hakkında, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce düzenlenen veya bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten sonra düzenlenecek güncelleme listelerine veya kadastro tutanaklarına ya da kesinleşmiş mahkeme kararlarına göre oluşturulacak tapu kütüklerinin beyanlar hanesine göre taşınmazların 31.12.2011 tarihinden önce veya sonra kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatın sahibi olarak gösterilen ve hak sahibi sayılan kişilerin, 6292 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 26.04.2012 tarihinden itibaren idareye başvurmaları sağlanarak, bu şekilde hak sahibi kişilerin mağduriyetlerinin önlenmesi ve bu taşınmazların da değerlendirilmelerine imkân sağlanması amaçlanmıştır. 13. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede ilk orman kadastrosunun 3116 sayılı Orman Kanunu hükümlerine göre 1942 yılında yapıldığı ve taşınmazın orman sınırları içinde kaldığı konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Vakıflar İdaresi tarafından ... Vakfına ait tapu kaydına dayanılarak 1942 yılında yapılan tahdide itiraz edilmiş ise de Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanlığının hakem sıfatıyla verdiği 19.12.1947 tarihli ve 208 sayılı kararında sadece vakfın tapulu taşınmazları kapsamında kalan yerlere ilişkin olarak 8 Numaralı Orman Tahdit Komisyonu kararının iptal edilerek, bu yerlerin eskisi gibi Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tesciline karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla Vakıf tapusu kapsamı dışında kalan taşınmazlar yönünden tahdidin kesinleştiği ve geçerliliğini sürdürdüğü, 1952 yılında ise makiye tefrik çalışmalarının yapıldığı, makiye tefrik işleminin bir tespit niteliğinde olup orman sınırları dışına çıkarma işlemi olmadığı, bu husus bakımından Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 30.04.2010 tarihli ve 2004/1 Esas, 2010/1 Karar sayılı kararında açık şekilde “...3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp orman tahdidi içinde kaldığı kesinleşen, ancak, tapuya tescil edilmeyen yerlerde 5653 sayılı Kanun ile değişik 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre maki komisyonlarının yaptığı işlemlerin bir tespit niteliği taşıdığına, teknik ve hukuki anlamda orman kadastro (tahdit) sınırı dışına çıkarma işlemi olmadığına...” karar verildiği görülmektedir. 14. Vakıflar Genel Müdürlüğünün itirazı nedeniyle verilen karar üzerine 1976 yılında orman kadastro komisyonunca "Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanlığının 19.12.1947 tarihli ve 208 nolu hakem kararı gereğince eski tahdit hattı iptal edilen Devlet ormanının tekrar kadastrosu yapılmak üzere" nitelendirilmesiyle 03.06.1976 tarihli işe başlama tutanağı ile orman kadastrosuna başlanılmış ve bu çalışma kapsamında 1942 yılında yapılan orman tahdidi sanki tamamen iptal edilmiş gibi kabul edilerek önce her iki çekişmeli taşınmazın da orman olarak sınırlandırıldığı, daha sonra 14.07.1976 tarihinde II No.lu parsel sahası olarak 1744 sayılı 6831 Sayılı Kanun'un Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve Bu Kanuna 3 Ek Madde ile Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun'un (1744 sayılı Kanun) 2. maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı, tahdit ve 2. madde uygulamasının 15.07.1976 tarihinde ilan edildiği, bu çalışmaya süresi içinde itiraz edilmesi üzerine komisyonca 09.11.1976 tarihli itirazları inceleme tutanağında belirtildiği üzere “2 nolu parselin 6831 sayılı Kanun'un 1 inci maddesinin istisna fıkraları hükmüne giren yerlerden olduğu tespit edildiğinden, 2 nolu parsel ile içerisinde mevcut itirazlı sahanın 6831 sayılı Kanun'un orman saymadığı yerlerden olarak orman sınırları dışında bırakılmasına ve ekip tarafından yapılan işlemin bu şekilde düzeltilmesine” karar verilmek suretiyle orman sınırları dışında orman sayılmayan yerde bırakıldığı, söz konusu itiraz komisyon tutanağının 09.12.1976 tarihinde ilan edildiği, daha sonra 1989 yılında yapılan orman kadastrosu ve 2/B çalışmalarına ise dava konusu taşınmazın konu edilmediği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. 15. Bu kapsamda; yapılan orman tahdidinin sadece Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanının hakem sıfatıyla verdiği 19.12.1947 tarihli ve 208 sayılı kararla Vakıflar İdaresinin dayandığı ... Vakfına ait tapulu taşınmazlar yönünden iptal edildiği, vakıf tapusu kapsamı dışında kalan orman tahdidinin hâlen geçerliliğini sürdürdüğü, orman kadastro çalışmaları ışığında dava konusu parselin içinde bulunduğu anlaşılan II No.lu parselin itirazları inceleme komisyonunca önceki ekip çalışmasının düzeltilmesine karar verilmiş olması nedeniyle 2. madde ile orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olmadığı ve 1989 yılında yapılan çalışmalarda 2/B uygulamasına da konu edilmediği açıktır. Çekişmeli taşınmazın hükmen tesciline ilişkin mahkeme kararı incelendiğinde ise hüküm fıkrasında belirtilmeyen ancak gerekçe kısmında yer verilen ve taşınmazın 2. madde ya da 2/B alanında olduğu yönündeki belirlemenin kesin hüküm olarak değerlendirilmesinin hukuken mümkün olmadığı, ayrıca 1942 yılından beri orman sınırları içinde olan bir taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2. veya 2/B maddesi gereği orman sınırları dışına çıkarılmasının ancak idarece usulüne uygun şekilde yapılacak işlemle mümkün olduğu, idarenin yaptığı bir tasarruf olmadan mahkemelerin orman sınırı içinde kalan bir taşınmazı orman sınırı dışına çıkarmasının teknik olarak mümkün olmadığı, somut olayda her ne kadar 1976 yılında 7 numaralı orman kadastro komisyonu taşınmazları Hazine adına orman sınırı dışına çıkarmışsa da işleme itiraz edilmesi üzerine aynı komisyonun bu işlemi iptal ettiği sonra da taşınmazları orman sınırı dışında bıraktığı, dolayısıyla çekişmeli taşınmazlar bakımından ayakta olan 2. madde çalışmasından söz edilemeyeceği, kesinleşen orman tahdidi içinde kalan bir taşınmazın orman sınırı dışında yani ziraat alanında bırakılmasının ise kanuni bir dayanağının olmadığı, dolayısıyla 7 numaralı komisyon tarafından yapılan hiçbir işleme değer verilemeyeceği ve çekişmeli taşınmazların hâlen 1942 yılında kesinleşen orman tahdit sınırları içinde olduğunun kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. 16. Bu durumda, çekişmeli taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2. veya 2/B maddesi gereği orman sınırları dışına çıkarıltılan yerlerden olmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. 17. Hâl böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 18. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, Bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 28.01.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.