Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2024/471 E. 2026/24 K. – Marka Hükümsüzlüğ
Konu: Marka Hükümsüzlüğü
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2024/471
- Karar No
- 2026/24
- Karar Tarihi
- Konu
- Marka Hükümsüzlüğü
MAHKEMESİ :Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/205 E., 2024/7 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 09.05.2023 tarihli ve 2021/8396 Esas, 2023/2817 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki marka hükümsüzlüğü davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; davalıya ait 2013/101234 sayılı "..." esas ibareli markanın başvuru aşamasında müvekkilinin itirazı üzerine reddine karar verildiğini, ancak bu karara karşı davalı tarafça gerçekleştirilen itiraz üzerine verilen Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) kararı ile davalının marka başvurusunun reddine dair karar kaldırılarak sonrasında davalı markasının tescil edildiğini, öte yandan davalı adına tescilli 2013/101234 sayılı "..." ibareli marka ile müvekkiline ait "..." esas unsurlu markaları arasında markaların bütünü açısından karıştırma ihtimali olduğunu, işletmeler arasında bağlantı kurulma ihtimalinin de son derece yüksek olduğunu, markaların çağrışım yaratacak nitelikte benzer olduğunu, davalı marka tescilinin müvekkilinin markasının ayırt edici karakterine ve itibarına zarar vereceğini, davalının müvekkilinin marka itibarından haksız yarar sağlayabileceğini ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere davalı adına tescilli 2013/101234 sayılı ve "..." esas ibareli markanın tescilli olduğu tüm sınıflarda 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (556 sayılı KHK) 42. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; “...” ibaresinin kelime anlamının “altın” olduğunu, müvekkilinin plastik sektörü için kalıp üreten bir firma olduğunu, ürünlerini altın sarısına boyayıp “...” etiketiyle sektöründe faaliyette bulunduğunu, kullanımın 2012 yılına dayandığını, müvekkilinin plastik sektöründe kullanılan enjeksiyon makinelerine çelik kalıplar üretip bu hususta danışmanlık hizmeti verdiğini, davacı markaları ile müvekkiline ait marka arasında benzerliğin bulunmadığını, markaların kullanıldığı mal ve hizmetlerin farklı olduğunu, hitap ettikleri kullanıcıların da benzer olmadığını, markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 21.09.2017 tarihli ve 2016/61 Esas, 2017/165 Karar sayılı kararı ile; davacı tarafa ait “...” esas unsurlu markalar ile seri marka yaratma amacıyla tesciller yapılmakla birlikte esas unsurun “...” ibaresinden oluştuğu, bu ibare nazara alındığında davalı tarafın markasının esas unsuru olan “...” ibaresinin bütünsel anlamda ortalama tüketici nezdinde iltibasa neden olmayacağı, davalı markası ayırt edici niteliğini haiz olduğundan taraf markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 16.09.2021 tarihli ve 2020/393 Esas, 2021/927 Karar sayılı kararı ile; taraf markaları arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında ortalama tüketici nezdinde karıştırılma ve markalar arasında ilişki kurma ihtimaline ilişkin koşulun gerçekleşmediği, İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Dava markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkini istemine ilişkindir. Davacı adına tescilli çok sayıda "..." unsurlu seri markaların bulunduğu gelen belgelerden anlaşılmaktadır. Davalının başvurusuna konu marka ise "..." ibareli ve taraf markalarının tescil kapsamları aynıdır. Markalar arasında yüksek düzeyde görsel ve işitsel benzerlik bulunmaktadır. Davacı adına tescilli "..." unsurlu markaların Türkçe'de doğrudan bilinen bir anlamı olmadığı, ayırt ediciliği yüksek olduğu, mülga 556 sayılı KHK'nın 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca markalar arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu nazara alınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış hükmün temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuş, bozma kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeye ilaveten; “...” ibaresinin kelime anlamının “altın” olması sebebiyle ayırt ediciliğinin de zayıf olduğu, davalı markasının ayırt ediciliğinin bulunduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, davalı markasının müvekkilinin seri markalarından biri olarak algılanabileceğini, arada işletmesel bağlantının kurulabileceğini, marka ibarelerinin görsel ve işitsel olarak benzer olduğunu, markaların benzer mal ve hizmetleri kapsadıklarını belirterek direnme kararını temyiz etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacıya ait “...” esas unsurlu markalar ile davalıya ait “...” esas unsurlu marka arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında karıştırılma ihtimalinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 556 sayılı KHK'nın 7, 8, 9, 35... . maddeleri. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenleme ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 2. Hemen belirtmek gerekir ki, tescilli bir markanın, ait olduğu mal ve hizmetler bakımından sağladığı korumanın kapsamı ve sınırları 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınaî Mülkiyet Kanunu (6769 sayılı SMK) ile düzenlenmiştir. Ancak somut olayda uyuşmazlığın çözümü için başvuru ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 556 sayılı KHK’nın uygulanması gerekmektedir. 3. Türk Hukukunda sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir. 556 sayılı KHK'nın 7. maddesinde bir marka tescil başvurusunun Türk Patent ve Marka Kurumu (Kurum) tarafından “mutlak ret nedenleri” kapsamında yapılacak inceleme sonucunda reddedilmesinin koşulları belirlenmiştir. Mutlak ret nedenlerinin ortak özelliği, marka olarak tescili talep olunan işaretin kamuyu ilgilendirmesi veya kamuya mal olmasıdır. Ret nedenlerinin mutlak karakteri icabı, herhangi bir kişinin ileri sürmesine gerek kalmaksızın Kurum ve mahkeme tarafından "resen" dikkate alınırlar. Zira mutlak ret nedenleri birer defi değil, itiraz sebebidir. Mutlak ret nedenlerini, mükellefiyetleri olmamasına rağmen, 556 sayılı KHK’nın 34. maddesi gereği herkes Kurumun bilgisine arz edebilir ve ilgililer (tescil neticesinde menfaat kaybına uğrayabilecek kişiler) de 556 sayılı KHK’nın 35. maddesi çerçevesinde "itiraz" konusu yapabilirler. İlgililer bu itirazlarından feragat edemezler. İtiraza rağmen YİDK tarafından verilen kesinleşmiş tescil kararına karşı, 556 sayılı KHK’nın 53. maddesi gereğince iptal davası ikame edilebilir. Bu davalarda, mutlak ret nedenleri mahkemece resen dikkate alınır. YİDK kararlarının iptali için açılan davalarda mutlak ret nedenleri hakkındaki inceleme ve değerlendirme başvuru tarihindeki koşullara göre yapılır. Mutlak ret nedenlerinden birinin varlığı dolayısıyla tescil olunmaması gerekirken her nasılsa tescil olunan bir markaya karşı 556 sayılı KHK’nın 42/1-a maddesi gereğince hükümsüzlük davası açılabilir. (Hakan Karan, Mehmet Kılıç, Markaların Korunması 556 sayılı KHK Şerhi ve İlgili Mevzuat, Ankara, 1. Baskı, 2004, s. 79-80). 4. 556 sayılı KHK’nın 8. maddesinde ise markanın tescili ile ilgili “nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu nedenlerin ortak özelliği, tescili talep olunan marka üzerinde üçüncü bir kişinin üstün hak iddiasına dayanmasıdır. Mutlak ret nedenlerinden farklı olarak nispi ret nedenlerinin kamu menfaati ile herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Nispi ret nedenleri, mahkeme veya Kurum tarafından resen dikkate alınmazlar. Bunların mutlaka 556 sayılı KHK’nın 35. maddesi gereğince ilgili kişiler (yani daha önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil başvurusunda bulunulmuş bir markanın sahibi ile tescilsiz markayı kullanarak bu işaret üzerinde daha eski bir tarihte hak kazanmış olan kişiler) tarafından “itiraz” olarak ileri sürülmesi gerekir. İlgili kişiler, itiraz hakkını kullanmaktan feragat edebilirler. Nispi ret nedenlerinden birinin varlığı dolayısıyla tescil olunmaması gerekirken her nasılsa tescil olunan bir markaya karşı 556 sayılı KHK’nın 47 ilâ 53. maddeleri arasındaki prosedür takip edilerek kesinleşmiş YİDK kararı aleyhine iptal davası açılabileceği gibi, 556 sayılı KHK’nın 42/1-b maddesindeki şartlar dairesinde hükümsüzlük davası da ikame edilebilir. 5. Somut olay ile ilgisi bulunması bakımından nispi ret nedenlerinden 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi üzerinde durulmasında yarar vardır. 6. 556 sayılı KHK’nın 8/1-a ve b maddesindeki düzenleme gereğince tescil için başvurusu yapılan marka ile tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka arasında halk tarafından karıştırılma ihtimalinden (iltibas) bahsetmek için hem karşılaştırmaya konu marka işaretleri arasında hem de işaretlerin tescil edileceği mal ve hizmetler arasında aynılık veya benzerlik olması gerekir. 7. 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi kapsamında markalara ait mal ve hizmet listelerinde yer alan mal ve hizmetlerin “aynı veya benzer” olup olmadığının değerlendirmesinde, sınıflandırmaya ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemelerin bağlayıcı kurallar içermediği dikkate alındığında, karşılaştırma konusu mal ve hizmetlerin ait oldukları sınıf numaraları ile bağlı kalınmamalıdır. Karşılaştırmaya konu mal veya hizmet farklı sınıflarda yer almakla birlikte, hammadde-mamul ilişkisi, pazarlama koşulları, amaçları, satış sonrası servis ve onarım süreçlerinde ortaya çıkan müşteri çevresindeki ayniyet, birinin diğeri yerine ikame edilebilmesi gibi birçok açıdan benzerlik içerebilmektedir. Bu itibarla karşılaştırmaya konu mal veya hizmet farklı sınıflarda olsa da “aynı veya benzer” olabilmektedir. 8. Tescil için başvurusu yapılan marka ile tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka arasında halk tarafından karıştırılma ihtimalinden bahsedebilmek için mal ve hizmetin aynı veya benzer olmasının yanında işaretlerin de “aynı veya benzer” olması gerekmektedir. İşaretler arasında benzerlik değerlendirmesi yapılırken işaretler arasında görsel, işitsel ve anlamsal benzerliğin yanında esas olarak halk (tüketici) nezdinde bir bütün olarak uyandırdığı izlenim esas alınmalıdır. Bir işaret, görsel, işitsel, anlamsal veya diğer bir açıdan farklı olsa bile, “bütünsel” bir açıdan kendisine yaklaşıldığında herhangi bir sebeple halk gözünde başka bir marka ile bağlantısı varmış intibaı oluşturarak onu çağrıştırıyorsa ve bu yüzden halkın mal veya hizmet tercihinde etkili oluyorsa, marka olarak tescili engellenebilir. Başka bir deyişle müşterilerin ihtiyaçları olan mal veya hizmetleri bunları ayırt etmek maksadıyla kullanılan işaretlerin birbirine yakınlığı dolayısıyla karıştırmaları ihtimal dâhilindeyse bir marka ile diğer bir işaret arasında “benzerlik” vardır (Karan, Kılıç, s. 199). Bu itibarla markanın bir bütün olarak algılanmasına etki eden bütün unsurlar her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmeli ve halk tarafından karıştırılma ihtimali buna göre belirlenmelidir. Burada belirtilen halk; işin ilgilisi veya uzmanı olmayan ancak doğrudan muhatabı olan ortalama tüketicidir. 9. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, tüketicilerin bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde ve herhangi bir sebeple bağlantı kurma ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım veya bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” bunların karıştırılabileceği yönünde ise iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir. Başka bir deyişle karıştırılma ihtimali; görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, çağrıştırma, bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman, markanın asıl unsurları ve tamamlayıcı unsurları, telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Yine tüketicilerin, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi de benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterli olmaktadır. 10. Hemen belirtilmelidir ki; işaretlerin benzerliğinde ve karıştırılma ihtimalinde dikkate alınacak önemli bir unsur da, önceki markanın ayırt edici niteliğidir. Önceki markanın ayırt edici niteliği düşük ise küçük farklılıklarla dâhi karıştırılma ihtimali ortadan kaldırılabilir. Bu gibi hâllerde önceki marka ile başvuru arasında mevcut farklı unsurların veya ortak unsurlara yapılan ilavelerin ayırt ediciliği ve sonraki başvuruyu yeterince farklılaştırıp farklılaştırmadığı üzerinde durulmalıdır. Nitekim Avrupa Marka ve Tasarım Ağı Ortak Bildirgesinde de belirtildiği üzere, markalar düşük seviyede ayırt ediciliği olan bir unsuru paylaşıyorsa, karıştırılma ihtimali değerlendirmesinde örtüşmeyen bileşenlerin markaların genel izlenimi üzerindeki etkisine odaklanılacaktır (Rauf Karasu, Cahit Suluk, Temel Nal, Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara, 2018, s. 189). Başka bir deyişle önceki markanın ayırt edici niteliği düşük ise markaların örtüşmeyen bileşenlerinin benzerlikleri/farklılıkları ve ayırt edicilikleri ele alınarak sonuca gidilecektir. 11. Bununla birlikte 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi kapsamında önceki markanın tanınmış olması da işaretler arasında karıştırılma ihtimalini artıran bir unsurdur. Gerçekten de bir işaretle karşılaşan tüketici, bu işaretin tanınmış markanın sadece bir unsurunu içermesi hâlinde dahi bunlar arasında bir bağlantı kurabilmektedir. Zira tanınmış markayı oluşturan ibareler tüketici nezdinde yerleşmiş olduğundan, sonraki işaret görüldüğünde bu işaretteki bazı farklılıklar gözden kaçırılarak tanınmış marka ile bağlantı kurulabilmektedir. Ancak vurgulamak gerekir ki, 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi kapsamında, önceki markanın tanınmış olması, tescil edilmek istenen markanın sadece aynı veya benzer mal ve hizmetler yönünden benzerlik değerlendirilmesinde dikkate alınmalıdır. Tanınmış markanın tescil edildiği mal ve hizmetlerden farklı mal ve hizmetlerde korunup korunamayacağına 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi kapsamında değil, 556 sayılı KHK’nın 8/4. maddesi kapsamında yapılan değerlendirmeden sonra karar verilmelidir. 12. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalıya ait markanın "..." ibaresini içerdiği, markanın 7, 17... . sınıf mal ve hizmetlerde tescil edildiği, davacı tarafın ise "..." esas unsurlu bir çok seri markasının mevcut olduğu, davacının anılan seri markalarında yer alan diğer unsurların tali nitelikte olması sebebiyle marka ibarelerindeki vurgunun "..." ibaresi üzerinde yoğunlaştığı, her iki taraf markalarının benzer mal ve hizmetlerde tescilli olduğu anlaşılmaktadır. 13. Uyuşmazlığın niteliği itibariyle bu aşamada, taraf markalarındaki işaretler arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında benzerlik ve karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığının incelenmesi gerekmektedir. İşaretlerin benzerliği incelenirken özellikle redde mesnet markanın bir bütün olarak bıraktığı genel izlenim ve ayırt edici unsurların dikkate alınması ve bu baskın unsurların ayırt edicilik seviyesi göz önünde bulundurulmalıdır. Tescil kapsamında mal ve hizmetleri tür, çeşit, nitelik, karakteristik özellik gibi tanımlayıcı sözcükler asıl unsur olarak dikkate alınamayacağı gibi ima yoluyla bu özellikleri belirten unsurların da ayırt ediciliğinin zayıf olacağı unutulmamalıdır. 14. Ayrıca bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı, şekil vb. işaretlerden oluşup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hâkim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. 15. Bu bağlamda davacıya ait "..." unsurunu ortak ibare olarak ihtiva eden markaların ayırt edici niteliği düşük olan tali unsurlarla tescil ettirmiş olduğu markaları, esas unsur olan "..." ibaresi altında seri markalar olarak sicilde yer almaktadır. Davalıya ait markadaki "..." ibaresindeki dikkati çeken noktanın ise ibaredeki "..." unsuru olduğu açıktır. Dolayısıyla her iki taraf markalarının ibareleri arasında yüksek düzeyde benzerlik mevcut olup davalı markasındaki ibarenin sahip olduğu tüm unsurlar ve genel izlenim itibariyle davacı markalarındaki ibarelerden yeterli düzeyde farklılaştığı söylenemez. 16. Her ne kadar "..." kelimesinin Türkçe anlamı "altın" olması söz konusu ise de; "..." ibaresinin bu anlamı, halk arasındaki günlük dil kullanımında yaygın olarak bilinmemektedir. Dolayısıyla markanın hitap ettiği ortalama düzeyde bilgiye sahip tüketici kitlesi nezdinde "..." ibaresinin ayırt edici niteliği yüksek olup markalar arasında, ilgili tüketici kitlesinin bakış açısı itibariyle ve bütünsel anlamda karıştırılma ihtimali ve bu suretle davalı markasının sahip olduğu unsurlar itibariyle davacının seri markalarından bir olarak algılanma ihtimali yüksektir. 17. Bu itibarla davacıya ait “...” esas unsurlu markalar ile davalıya ait “...” esas unsurlu marka arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında karıştırılma ihtimalinin mevcut olduğundan davanın kabulüne karar verilmesi gerekir. 18. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; taraf markaları arasında 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi kapsamında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, davalı markasının yeterli düzeyde farklılaştığı, ibareler arasında benzerliğin mevcut olmadığı, bu sebeple direnme kararının onanması gerekiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, Kurul Çoğunluğunca benimsenmemiştir. 19. Hâl böyle olunca İlk Derece Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.01.2026 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.