Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/159 E. 2026/345 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2025/159
- Karar No
- 2026/345
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 346-440
I. HUKUKÎ SÜREÇ Teşebbüs aşamasında kalan nitelikli cinsel saldırı suçundan sanığın, 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/2, 35/2, 62, 53... . maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.10.2015 tarihli ve 346-440 sayılı hükmün, sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 25.03.2024 tarih ve 7131-2620 sayı ile "Olayın intikal şekli ve zamanı, mağdurenin aşamalardaki beyanları, raporlar, savunma ile tüm dosya içeriği nazara alındığında, sanığın eylemlerinin mevcut haliyle 5237 sayılı Kanun'un 102 nci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen cinsel saldırı suçunu oluşturduğu gözetilerek hüküm kurulması gerekirken suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüsten mahkûmiyet kararı verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 05.07.2024 tarih ve 370680 sayı ile; " .. İtiraz konusu, sanığın cinsel saldırı eyleminin nitelendirilmesine ilişkindir. Teşebbüs müessesesi 5237 s TCK' nın 35. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında 'Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulacağı...' ve ikinci fıkrasında 'Suça teşebbüs halinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onüç yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı, diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirileceği...' öngörülmüştür. Görüldüğü üzere bir eylemin teşebbüs aşamasında kaldığının kabulü ile teşebbüs hükümlerinin uygulanabilmesi için öncelikle suçun sadece kasıtla işlenebilen bir suç olması, failin bu suçun işlenmesine elverişli olan hareketleri doğrudan gerçekleştirmeye başlaması, ancak elinde olmayan nedenlerden dolayı icrasına başladığı eylemleri tamamlayamaması gereklidir. Bu bilgiler ışığında somut olaya bakıldığında; katılan ... ..., sanığın çalıştığı fabrikada yemek yapan firmanın elamanı olarak çalışmaktadır ve sanığın kendisine telefon numarasını vermesi ve görüşmek istediğini söylemesi nedeniyle olay öncesinde, yüz yüze olmasa da, telefonla mesajlaşarak bir kaç kez görüşmüşlerdir. Dosyaya celp edilen mesaj içeriklerinden de anlaşılacağı üzere sanık, katılanla ilişki kurmak istemekte, ancak katılan sanığın evli olmasını gerekçe göstererek isteksiz davranmaktadır. Suç tarihinde sanık katılanı, ısrarlı şekilde, bir kaç kez telefonla arar, ancak katılan aramalara cevap vermez. O gece vardiyaya kalan katılanın, saat 00.30 sularında eve gitmek için bindiği servisten indiği noktada, onun burada ineceğini iyi bilen sanık beklemektedir. Katılan servisten iner inmez sanık katılanın koluna yapışarak onu yakınlarda bulunan bir parka zorla götürür ve sinirli bir şekilde neden telefonlarına cevap vermediğini sorar, ayrıca katılanı telefonuna bakmadığı takdirde kendisini patronuna şikayet edeceğini söyleyerek tehdit eder. Ardından katılanı bacaklarından tutarak yere yatırır, elbiselerini çıkarmaya çalışır ve katılanı dudaklarından öper. Bu sırada katılanın sanığı dudağından ve kolundan ısırarak direnmesi nedeniyle, bu direnci kırmak için sanık, katılanın yüz bölgesine bir çok kez yumrukla vurur. Bağırma ve yardım seslerini duyan meçhul bir kişinin ihbarıyla saat 00.45 te polisin olay yerine gelmesi üzerine sanık kaçar. Ancak olaydan kısa bir süre sonra elbisesinde kan lekeleri olduğu halde yakalanır. Dosya kapsamından da anlaşılacağı üzere sanık savunmasında özetle; olaydan bir kaç gün önce katılanla para karşılığında cinsel ilişkiye girdiğini, olay günü de yine rızasıyla para karşılığında cinsel ilişkiye girerken katılanın dudağını ısırması nedeniyle katılanı darp ettiğini ve olay yerinden kaçtığını söylemiş, böylelikle kastının katılanla organ sokmak suretiyle cinsel ilişkiye girmek olduğunu, kaçamaklı bir şekilde ikrar etmiştir. Sanık, katılanı önce ineceği durakta beklemiş, sonra gecenin ilerleyen saatleri olması nedeniyle etrafın ıssız olmasından faydalanarak onu yakındaki bir parka zorla götürmüş, katılanın yere düşmesini sağlayıp üzerine çıkmış ve elbiselerini çıkarmaya çalışmış, tam dudaklarından öptüğü sırada katılanın dudağını ve kolunu ısırması üzerine direncini kırmak için katılanın yüzüne çok sayıda yumrukla vurarak 24.10.2013 günlü adli rapora göre, alın sağda lineer ekimotik bölge, sol yanakta daha fazla olmak üzere her iki yanakta ve dudakta ekimoz ve şişlikler oluşturacak ve BTM ile giderilebilir şekilde yaralamıştır. Görüldüğü üzere sanık eylemini hem katılanın aktif şekilde direnerek kendisini yaralaması, hem de olay yerine polislerin gelmesi nedeniyle elinde olmayan nedenlerle tamamlayamamıştır. Her ne kadar Yüksek Dairece yapılan değerlendirmede sanığın eyleminin TCK' nın 102/1. maddesinde düzenlenen Basit cinsel saldırı kapsamında kaldığı belirtilerek, Nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar verilmişse de, sanığın kendi iradesi ile eylemine son vermediği, zorunlu olarak eylemini tamamlayamadan olay yerinden kaçtığı, bu durumda TCK'nın 36. maddesinin uygulanmasının söz konusu olmayacağı, olayın intikalinin bizzat olay yerine gelen kolluk görevlilerince resen sağlandığı, olaydan kısa süre sonra kaçan sanığın yakalandığı, katılanın tüm aşamalarda istikrarlı ve samimi beyanlarda bulunduğu gözetildiğinde, sanığın eylemine istemsiz olarak son verdiği ve eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı, dolayısıyla eylemin nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüs etmek suçunu oluşturduğu halde, usul ve yasaya uygun olan ilk derece mahkemesi hükmünün onanması yerine, eylemin basit cinsel saldırı olarak değerlendirilmesi sonucunda bozma hükmü verilmesi hukuka aykırılık oluşturmaktadır." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 05.02.2025 tarih ve 5802-827 sayı ile oy çokluğuyla itiraz yerinde görülmediğinden Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında teşebbüs aşamasında kalan nitelikli cinsel saldırı suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın katılan mağdura yönelik eyleminin basit cinsel saldırı suçunu mu yoksa teşebbüs aşamasında kalan nitelikli cinsel saldırı suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Otuz sekiz yaşındaki katılan ile otuz dokuz yaşındaki sanığın aynı iş yerinde çalıştıkları, olay tarihinden on gün kadar önce iş yerinin yemekhanesinde tanıştıkları, katılanın mesajlarının tespit edildiği ve sanığa cevabi mesajlarının günlük konuşmalardan ibaret olduğu, 15.09.2013 tarihinde saat 00.45 sıralarında gelen kavga ihbarı üzerine olay yerine giden kolluğu gören bir erkek şahsın kaçtığı, ilk anda yakalanamadığı, aynı yerde darp edilmiş bir hâlde görülen kadının, kendisini kaçan şahsın darp ettiğini belirttiği, şahsın yakalanması için civarda yapılan araştırmada eşkâle de uyan sanığın; elleri, dudakları ve gömlek kolları kanlı bir şekilde yakalandığı, katılanı yaraladığını ifade etmesi üzerine soruşturma işlemlerine başlandığı, Derince Eğitim Araştırma Hastanesince düzenlenen 15.09.2013 tarihli adli muayene raporuna göre; darp edilen katılanın solda daha fazla olmak üzere yüzün tamamında künt travmaya bağlı ekimoz, şişlik ve morluk tespit edildiği, basit tıbbi müdahale ile iyileşemeyeceğinin belirlendiği, Kocaeli Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğünce düzenlenen 24.10.2013 tarihli rapora göre; katılanın yüz bölgesinde kalıcı nitelikte iz olmadığı, yüz bölgesindeki yaralanmaların basit tıbbi müdahale ile giderilebileceği, Körfez Devlet Hastanesince tanzim edilen adli muayene raporuna göre; sanığın sol kolunda 3x2 cm boyutunda eritem, üst dudağında ısırma sonucu oluşan laserasyon, sağ ayağına dorsal tarafta 1x2 cm boyutunda eritem olarak belirlenen yaralanmaların basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olduğu, Kocaeli Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğünce düzenlenen 06.12.2013 tarihli rapora göre; katılanın olay nedeniyle ruh sağlığının bozulmadığı, Anlaşılmaktadır. Katılan ... ... kollukta alınan ilk ifadesinde; iş yeri servisinden saat 00.30 sıralarında indiğinde kendisini gündüz defalarca arayarak rahatsız eden sanığın "Telefonuna neden bakmıyorsun?" diye kolundan tutarak kendisini yukarıda bulunan parka çıkardığını, "Benim telefonuma bakacaksın yoksa seni patronlarına şikayet eder işten attırırım, bana karşı gelemezsin, dediklerimi yapacaksın!" diyerek vurmaya ve öpmeye çalıştığını, katılan mağdurenin karşı koyduğu sanığın dudaklarını ve kolunu ısırdığını, sanığın da kafasına defalarca vurup, "Benimle birlikte olacaksın!" diyerek vücuduna dokunmaya çalıştığını, polisin geldiğini görünce de kaçtığını, 12 gün sonra kollukta alınan ikinci ifadesinde; olay günü sanığın cinsel güdüyle saldırarak kendisini darp ettiğini, Cumhuriyet savcılığında önceki beyanından farklı olarak; servisten indiğinde kendisini parka götüren sanığa tehdit ve cinsel saldırıda bulunacağını düşünmediği için direnmediğini, parkta "Telefonuma bakacaksın, dediklerimi yapacaksın, bana karşı gelemezsin!" diyerek kendisini yumrukla darp etmeye başladığını ve öpmeye çalıştığını, bunun üzerine sanığa karşı koyarak onun dudaklarını ve kolunu ısırınca sanığın tekrar kafasına yumrukla defalarca vurduğunu, "Benimle birlikte olacaksın!" diyerek cinsel organını tutmaya çalıştığını, bu esnada kendisini yere yatırdığını, bağırarak yardım istemesi üzerine olay yerine gelen polisleri gören sanığın kaçtığını, sanıkla bu olaydan 10 gün kadar önce yemekhanede bulunduğu esnada sanığın telefonunu yazıp vermesi üzerine tanıştıklarını, ardından sanığın kendisine gönderdiği mesajlara günlük hayattaki konuşmalardan ibaret şekilde karşılık verdiğini, sanıkla hiçbir zaman cinsel ilişkiye girmediğini, olay günü de cinsel ilişkiye girmek için anlaşmadığını, sanığın yalan söylediğini, Kovuşturma aşamasında ise; sanığın arkadaşlık teklifini kabul etmediğini, vardiyadan çıkıp servisten indiği sırada orada bekleyen sanığın kolundan çekiştirip "Konuşacaklarımız var!" diyerek kendisini karanlık olan parka götürdüğünü, saldırıda bulunabileceğinin aklına gelmemesi nedeniyle ilk anda bağırmadığını, parkta sanığın "Benimle olacaksın!" diyerek bacaklarından tutup kendisini yere düşürdüğünü, daha sonra üstüne çıktığını, bir yandan kıyafetlerini çıkarmaya çalışırken diğer yandan kendisini öptüğünü, karşı koyup sanığın dudağını ısırdığını, sanığın kendisini darp etmeye başladığını, kıyafetlerini çıkarmaya devam etmesi üzerine bağırdığını, polislerin geldiğini gören sanığın kaçtığını, Tanık ...; olaya dair görgüsünün olmadığını, ancak olay günü saat 01.30 sıralarında kardeşi olan sanığın telefon ederek "Abi, başım belada yetiş!" dediğini, çağırdığı yere gittiğinde polisin yanında olduğunu, hastaneye gittiklerinde sanığın üst dudağının tümüyle ısırılmış olduğunu gördüğünü, Beyan etmişlerdir. Sanık ... soruşturma evresindeki ilk savunmasında; çalıştıkları iş yerindeki yemekhanede bulundukları sırada kendisine telefon numarasını vermesi üzerine katılanla arkadaşlıklarının başladığını, olay günü saat 01.30 sıralarında park içinde buluştuklarını, cinsel ilişkiye girmek üzere anlaşarak katılana 100 TL para verdiğini, öpüşmeye başladıkları sırada katılanın dudağını ısırması nedeniyle can havliyle katılana birkaç tokat attığını, katılanın daha sonra sol kolunu ısırdığını, olay yerine gelen polislerin kendisini polis merkezine götürdüklerini, daha önce de katılan ile para karşılığında ilişkiye girdiğini, Kovuşturma aşamasında ise; olay günü katılan ile ikinci kez görüştüklerini, ilk görüşmelerinde fıstık, sigara ve para karşılığında bir parkta cinsel birliktelik yaşadıklarını, katılanın kendisi ile konuşmak istemesi üzerine parkta buluştuklarını, öpüştükleri sırada katılanın, üst dudağını ısırdığını, bu nedenle kendisine tokat atması üzerine katılanın bağırdığını, katılanı tehdit etmediğini, katılanın rızası ile kendisiyle parka geldiğini, polis geldiği için kaçmadığını, aşağı doğru yürüdüğü sırada polislerin kendisini kaldırımdan aldıklarını, Savunmuştur. V. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 18.09.2024 tarih ve 2020/140-2024/245 E.K. sayılı kararı ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere; TCK'nın "Cinsel Saldırı" başlıklı 102. maddesinin ilk fıkrasında, cinsel saldırı suçunun temel şekli; cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını (sarkıntılık boyutunu aşar biçimde) ihlal etmek şeklinde düzenlenmiştir. Bu suçun oluşabilmesi için, cinsel arzuları tatmin amacına yönelik davranışlarla kişinin vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi gerekir. İkinci fıkrada ise suçun, vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi nitelikli hâl olarak yaptırıma bağlanmıştır. Basit cinsel saldırı suçunun oluşabilmesi için eylemin cinsel ilişki boyutuna ulaşmaması gerekir. Eylem, vücuda organ veya sair bir cisim sokmaya yönelikse veya fiil de işlenmişse, basit cinsel saldırı değil, ikinci fıkrada düzenlenen nitelikli cinsel saldırı suçu söz konusu olacaktır. Bu ayrımın yapılabilmesi için failin kastının ve gerçekleştirdiği davranışların hangi fiile yönelik olduğunun belirlenmesi gerekir. Failin amacı ve davranışları vücuda organ veya sair bir cisim sokmak olmaksızın cinsel duyguları tatmine yönelik ise basit cinsel saldırı, amacı ve davranışları vücuda organ veya sair bir cisim sokmaya yönelik olmakla birlikte eylemin elinde bulunmayan nedenlerle gerçekleştirilememesi hâlinde ise ikinci fıkrada düzenlenen nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüs söz konusu olacaktır. Madde metninde "sair bir cisim" ibaresine yer verilmesi karşısında suçun temel şeklinin aksine, ikinci fıkrada tanımlanan nitelikli hâlin oluşabilmesi için eylemin cinsel arzularının tatmini amacına yönelik olması şart değildir. Sanığın nitelikli cinsel saldırı mı yoksa basit cinsel saldırı kastıyla mı hareket ettiğinin; tarafların yaşları, konumları, olay yerinin özellikleri, sanığın dış dünyaya yansıyan söz ve fiilleri gibi somut olayı nitelendirmeye yarayan tüm hususlar dikkate alınarak hâkim tarafından saptanması gerekmektedir. TCK'nın "Suça teşebbüs" başlıklı 35. maddesi şöyledir; "(1) Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur. (2) Suça teşebbüs hâlinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onüç yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." Bu düzenlemeye göre, işlenmesi kastedilen bir suçun icrasına doğrudan doğruya ve elverişli hareketlerle başlanmasına rağmen faillerin elinde olmayan nedenlerle tamamlanamaması halinde teşebbüsten dolayı sorumlu tutulmaları gerekecektir. Hazırlık hareketlerinin cezalandırılamayacağında şüphe yoktur. Suç yolunda gerçekleştirilen hazırlık hareketlerinin tamamlanmış suç kabul edilip cezalandırılmadığı hâllerde eylemin hangi şartlarda icra hareketi sayılacağı sorunu ile karşılaşılır. Sorunun çözümü bağlamında ortaya konan ve TCK'nın 35. maddesinin gerekçesinde "Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık – icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunlu haline getirmektedir. Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki 'kastı şüpheye yer bırakmayacak' ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine' doğrudan doğruya icraya başlama' ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır." denilmekle benimsenen, (Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer/ Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20.- Mahmut Koca/İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, s. 408) Yargıtay tarafından da uygulana gelen (CGK'nın 19.10.2010 tarihli ve 153-206 sayılı kararı) objektif teori-Frank formülüne göre; Suçun kanuni tarifinde unsur veya nitelikli hal olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi halinde icra hareketlerinin başladığını kabul etmek gerekir. Gerçekleştirilen bir hareketin icra hareketi teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde, hareketin harici olarak değerlendirilmesiyle yetinilmemeli, özellikle bu hareketin suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olup olmadığı ve suçun konusu bakımından tehlikeye sebebiyet verip vermediği de araştırılmalıdır. Bir hareket kısmi olarak tipik olmasa da mahiyeti itibariyle yapılan değerlendirmeye göre tipik harekete zorunlu olarak bağlı ise icra hareketi sayılmalıdır (Fatih Selami Mahmutoğlu/Serra Karadeniz, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümleri Şerhi, s. 792-794, İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 503 vd, Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer/Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20.- Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s. 408). Suça teşebbüsle ilgili değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna subjektif unsur denir. Failin gerçekleştirdiği davranış ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini belirleyebilmek için öncelikle kastın varlığının da belirlenmesi gerekmektedir. Tamamlanmış suçta olduğu gibi, teşebbüs aşamasında kalan suçta da, işlenmek istenen suç tipindeki bütün unsurlar failce bilinmelidir (İçel Suç Teorisi, Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih S. Mahmutoğlu, Yener Ünver 2. Kitap, 2. Baskı, İstanbul, 2000, s. 315). Bu husus, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde verilmiş olup kabul edilen ilkeler açısından 5237 sayılı TCK'nın teşebbüse ilişkin 35. maddesi yönüyle de varlığını devam ettiren 04.06.1990 tarihli ve 101-156 sayılı kararında da; "Teşebbüste aranan kast, icrasına başlanmış cürmü teşebbüs aşamasında bırakma kastı olmayıp, söz konusu suçu tamamlamaya yönelmiş kasıttır." şeklinde açıklanmıştır. "Gönüllü Vazgeçme", TCK'nın 36. Maddesinde şöyle düzenlenmiştir; "Fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; fakat tamam olan kısım esasen bir suç oluşturduğu takdirde, sadece o suça ait ceza ile cezalandırılır." Madde gerekçesinde; "Gerek icra hareketleri aşamasında gerekse icra hareketlerinin bitmesinden sonra, failin suçu tamamlamaktan gönüllü olarak vazgeçmesini teşvik etmek modern suç politikasının temel araçlarından biridir. 765 sayılı Türk Ceza Kanununda sadece icra hareketlerinin devamı aşamasında kabul edilen gönüllü vazgeçme, icra hareketlerinin bittiği ancak neticenin meydana gelmediği olaylar bakımından da öngörülmüştür. Böylece suçun icrası sürecindeki bütün aşamalarda gönüllü vazgeçme mümkün hâle gelmektedir. Ancak icra hareketlerinin bitmesinden sonra gönüllü vazgeçmenin kabulü için, vazgeçenin suçun tamamlanmasını önlemek bakımından ciddi bir çaba göstermesi gerekmektedir. Gönüllü vazgeçme hâlinde kişiye ceza verilmemekte, ancak o ana kadar yapılan hareketler ayrıca bir suç oluşturuyorsa sadece o suçtan sorumlu tutulmaktadır.
Suç bütün unsurlarıyla tamamlandıktan sonra örneğin çalınan eşyanın geri verilmesi veya kaçırılan kişinin serbest bırakılması hâllerinde, artık vazgeçme değil etkin pişmanlık söz konusudur…" açıklamalarına yer verilmiştir. Yargısal kararlarda da, suç yolunda (iter criminis) ilerleyen sanık daha fazla ilerleme imkânına ve kanaatine sahip olduğu hâlde, suç yolunda ilerlemeyerek icrayı yarıda bırakmışsa ya da icra hareketleri tamamlandıktan sonra kendi çabası ile sonucun meydana gelmesini önlemişse vazgeçmenin gönüllü olduğu, buna karşılık fail icraya başlarken göz önünde tuttuğu ve hesaba kattığı risklerden başka bir faktör nedeniyle icra hareketlerine devam etmemişse ya da sonuca ulaşamamışsa vazgeçmenin gönüllü olmadığı, bu hâlde icra hareketleri failin elinde olmayan engelleyici nedenlerle bitirilemediğinden ya da sonuç failin elinde olmayan nedenlerle meydana gelmediğinden teşebbüsün söz konusu olduğu vurgulanmıştır. Gerek öğreti gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda yer alan bu kabullere göre gönüllü vazgeçmenin varlığı için aranan şartlar şu şekilde sıralanabilir: 1-Öncelikle kasıtlı bir suçun işlenmesine yönelik olarak icra hareketlerine başlanmalı, 2-Suç tamamlanmadan önce vazgeçme gerçekleşmeli, 3-Vazgeçmenin konusu; icra hareketinin devamına, suçun tamamlanmasına ya da sonucun gerçekleşmesine yönelik bulunmalı yani sanık ya suçun icra hareketlerinden vazgeçmeli ya da kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya sonucun gerçekleşmesini önlemeli, 4-Vazgeçme gönüllü olmalı yani fail suçun icra hareketlerini isteyerek terk etmeli ya da suçun tamamlanmasını veya sonucun gerçekleşmesini isteyerek önlemeli, 5-Suçun tamamlanmasının önlenmesi veya sonucun gerçekleşmesinin engellenmesi, failin çabalarıyla meydana gelmelidir. Sonuç başka bir nedenle önlenmiş ise kural olarak gönüllü vazgeçme oluşmayacak ve fail TCK'nın 36. maddesinden yararlanamayacaktır. Maamafih TCK'nın 102. maddesinin ikinci fıkrasında nitelikli hâl olarak düzenlenen, vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle cinsel saldırı suçunun kural olarak teşebbüse elverişli bir suç olduğu hususunda tereddüt edilmemelidir. Yüksek Ceza Genel Kurulu'nun bu konudaki müstakar içtihatlarından ( 24.09.2013 tarihli ve 1239-384 sayılı, 25.02.2014 tarihli ve 496-97 sayılı ve 28.11.2019 tarihli ve 36-675 sayılı ) rücu etmeyi gerektirecek güçlü bir sebep ve gerekçe yoktur. Özel Dairelerin istikrarlı uygulamaları da bu doğrultudadır. Eylemin basit cinsel saldırı suçunu mu yoksa teşebbüs aşamasında kalan nitelikli cinsel saldırı suçunu mu oluşturduğunun her somut olay özelinde tartışılması gerekir. Genel olarak failin amacı ve davranışları, cinsel ilişki boyutuna ulaşmayıp cinsel duyguları tatmine yönelik ise basit cinsel saldırı; hareketler objektif olarak suçun kanuni tanımında öngörülen vücuda organ veya sair bir cisim sokmaya yönelikse ve netice gerçekleşmişse nitelikli cinsel saldırı, ikinci sonucu gerçekleştirmeye yönelik kastla ve elverişli hakeretlerle icrasına başlanan fiilin, failin elinde bulunmayan nedenlerle gerçekleştirilememesi hâlinde ise ikinci fıkrada düzenlenen teşebbüs aşamasında kalan nitelikli cinsel saldırı suçu söz konusu olacaktır. Vasfa yönelik bu ayrımın; failin kastı ile olay öncesi, sonrası ve olay anında dış dünyaya yansıyan davranışlarının, tipik eylem bağlamında değerlendirilmesi suretiyle ortaya konması gerekecektir. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Sanığın, konuşmak amacıyla parka götürdüğü katılanı, telefonlarına cevap vermemesi hâlinde patronuna söyleyerek işten çıkarttıracağı yönünde tehdit ettiği, ardından katılanın kıyafetlerini çıkarmaya ve onu darp ederek öpmeye çalıştığı, bu sırada katılanın sanığı dudağından ısırarak yaraladığı iddia edilen olayda; Katılan, olay yerine gelen kolluk görevlilerine verdiği ilk beyanında, kaçmakta olan sanığın kendisini darp ettiğini belirtmiş, bu aşamada herhangi bir cinsel eylemden söz etmemiştir. Sonraki ifadelerinde ise sanığın kendisini tehdit ederek yaraladığını, onu ısırana kadar öpmeye çalıştığını, yumrukladığını, bu sırada "Benimle birlikte olacaksın!" şeklinde sözler söylediğini ve vücudunun çeşitli bölgelerine dokunduğunu belirtmiştir. Devam eden aşamalarda, katılanın anlatımlarını genişleterek; sanığın kendisini yere yatırdığını, üzerine çıktığını ve kıyafetlerini çıkarmaya çalıştığını ileri sürmüş ise de bu hususlar önceki beyanlarında yer almamıştır. Bu nedenle olayın gerçekleşme şekline ilişkin katılanın anlatımlarında aşamalı olarak ortaya çıkan farklılıklar, isnadın kapsamı bakımından tereddüt doğurmuştur. Nitekim ihbar üzerine olay yerine gelen kolluk görevlilerinin gözlemlerinde de katılanın kıyafetlerinin çıkarıldığına, sıyrıldığına veya sanığın bu yönde bir icra hareketi içerisinde bulunduğuna ilişkin herhangi bir tespitte de bulunulamamıştır. Sanık ise katılanla kendi rızasıyla buluştuklarını, öpüşmeye başladıkları sırada katılanın dudağını ısırması üzerine ona birkaç kez tokat attığını savunmuştur. Dosya kapsamındaki deliller birlikte değerlendirildiğinde; sanığın katılanı öpmeye çalışması, vücudunun çeşitli bölgelerine dokunması ve "Benimle birlikte olacaksın!" şeklindeki sözleri, cinsel amaç taşıyan davranışlar niteliği taşımakla birlikte, sanığın dış dünyaya yansıyan ve sübut bulan bu icra hareketlerinin, objektif olarak katılanın vücuduna organ veya sair cisim sokulmasını gerçekleştirmeye yönelik olduğu, bu sonucu meydana getirmeye elverişli bulunduğu veya nitelikli cinsel saldırı suçunun icrasına başlanıldığını kuşkuya yer vermeyecek biçimde ortaya koyduğu söylenemeyeceğinden, müsnet eylemin teşebbüs aşamasında kalan nitelikli cinsel saldırı suçu olarak değerlendirilmesi mümkün görülmemiştir. Başka bir ifadeyle sanığın eylemleri, cebir ve cinsel saikle gerçekleştirilen fiziksel temas boyutunda kalmış olup, organ veya sair cisim sokma sonucunu gerçekleştirmeye yönelik bir icra başlangıcının varlığı kesin ve inandırıcı delillerle ispat edilememiştir. Açıklanan nedenle sanığın kastının nitelikli cinsel saldırı suçuna veya bu suça teşebbüse yönelik bulunduğu hususunda oluşan şüphe sanık lehine değerlendirilerek, sübut bulan eylemin bir bütün hâlinde TCK'nın 102/1-1. maddesinde düzenlenen cinsel saldırı suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.06.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.