Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2024/3521 E. 2026/3452 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2024/3521
- Karar No
- 2026/3452
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/342 E., 2023/2977 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, bozma
Her ne kadar duruşmalı temyiz incelemesi talebinde bulunulmuş ise de 7079 sayılı Kanun’un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 299/1. maddesi gereği takdiren reddine karar verilmiştir.
I- Sanık Hakkında Mağdur ...'ya Yönelik Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Sanık Müdafiinin Temyiz Talebinin İncelenmesinde; 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen suçlar ve 296 ncı maddesinin birinci fıkrasının ilgili bölümünde yer alan; “... temyiz edilemeyecek bir hüküm temyiz edilmiş [ise] …, hükmü temyiz olunan bölge adliye veya ilk derece mahkemesi bir karar ile temyiz istemini reddeder.” şeklindeki hüküm birlikte değerlendirildiğinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 04.03.2024 tarihli ve 2018/3981 Esas, 2019/39 Karar sayılı ek kararında hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 296 ncı maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİ İLE EK KARARIN ONANMASINA,
II- Sanık Hakkında Mağdur ...'ya Yönelik Nitelikli Yağma Suçundan Kurulan Mahkûmiyet Hükmünün İncelenmesinde; Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hâkimler Kurulunun takdiri ile Bölge Adliye Mahkemesinin kararına göre; sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
Ancak; Zilyedin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla olduğu yerden alınması hırsızlık suçunu oluşturur. Yağma suçu, hırsızlığın zor kullanılmak suretiyle gerçekleştirilme halidir. Yağma, başkasının zilyetliğindeki taşınabilir bir malı, zilyedin rızası olmaksızın faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınmasıdır. Cebir veya tehdit, ''yaşam hakkı, vücut dokunulmazlığı, cinsel dokunulmazlık ve malvarlığı hakkı'' şeklindeki hukuki değerlere yönelik olmalıdır. Yağma icrai kuvvetle işlenebilen bir suç tipidir. Kullanılan cebir ve tehditin kişinin malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamaya elverişli olmalıdır. Cebir-şiddet, mağduru, men ederek ve zorlayarak, failin istediği davranışa sokacak fiillerdir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun, Dairemizce de benimsenen (Örneğin Y.C.G.K’nın 20/05/2014 tarihli, 2014/6-617 esas ve 2014/271 sayılı kararında olduğu gibi) istikrar bulmuş içtihatları uyarınca; sanık ya da sanıkların iradelerinin baştan itibaren mağdur ya da mağdurlardan belirli bir miktar parayı almaya özgülenmesi durumunda, değişik zamanlarda birden fazla fiil işlenmiş olsa ya da birden fazla mağdura karşı işlense bile sanık ya da sanıkların eylemlerinin tek bir nitelikli yağma suçunu oluşturduğunun kabulü gerekir. Diğer bir ifadeyle sözü edilen içtihatlar uyarınca, belli bir miktara özgüleme varsa her biri müstakil yağma suçunu teşkil eden fiiller farklı zamanlarda işlenmiş olsa ve/veya birden fazla mağdura (örneğin; iş ortağı, kardeş gibi) karşı işlenmiş olsa bile, fail ya da faillerin tek bir yağma suçundan sorumlu tutulması gerekecektir. (Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, 2022/296 Esas, 2022/7186 Karar) Kural olarak borç ilişkisi doğduğu anda alacaklı veya borçlu sıfatı taşımayan kimselerin bu maddeden istifade edemeyeceğini kabul etmektedir. Ancak bu kural sıkı sıkıya uygulandığında ciddi sakıncaları olduğu görülebilmektedir. Çek senet tahsilatçısı veya mafya bağlantı olmadan hatta çoğu zaman hiçbir maddi veya manevi çıkarı olmadan bazen zorunluluk bazen dayanışma adı altında olaya katılan kişilere rastlanılmaktadır. Mesela; yakın akrabalardan biri alacağını almak için borçlu olan kişiye giderken birlikte gitmenin çoğu zaman aile bağları gereği zorunlu olduğu açıktır. Bunun gibi işçi veya ortağı olarak çalıştığı birinin alacağını almaya giderken yanında bulunmama halinde çoğu zaman işten çıkarılma veya ortaklığın bitirilmesi durumları yaşanabilmektedir. Ortaklığın maddi zarara uğraması yani kendi zararları da söz konusu olmaktadır. Ayrıca alacak miktarından çalışan veya ortak doğrudan da etkilenmektedir. Ayrıca hem yakın akrabalar hemde ortak ya da çalışan ile patron arasında ekonomik bağlantı olduğu veya olabileceği de açıktır. Yakın arkadaşlar da dayanışma duygusu ve yakın ilişki nedeniyle çoğu zaman hatıra binaen borçluya birlikte gitmektedirler. Bu nedenlerle bu tür durumlarda birlikte hareket etmek zorunluluk arz etmektedir. Bu doğrultuda Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 14.05.2025 tarihli ve 2024/6-528 Esas, 2025/200 Karar sayılı kararında "...yakın arkadaşlık ilişkisi nedeniyle herhangi bir kişisel menfaati olmaksızın iştirak eden sanık hakkında Türk Ceza Kanun'un 150. maddesinin birinci fıkrasının uygulama şartlarının oluştuğu..." şeklinde vurgulanmıştır.
Somut olaya gelince sanıkların olay günü mağdurla buluştuklarını kabul etmeleri, mağdurun alınan adli muayene raporu karşısında fikir ve eylem birliği içerisinde hareket eden sanıklar ve dava dışı Yunus'un olay günü, tanık ...'in beyanına göre gece sayılan bir vakit olan 21:00-22:00 saatleri arasında mağduru sanık ...' e ait iş yerine götürüp bıçak göstererek ve ailesine zarar vermekle tehdit edip darp etmek suretiyle zorla senet imzalattırdığının kabul edildiği, mağdurun aşamalarda sanık ... tarafından zorla senet imzalatıldığına ve kendisinin de kasten T.C. Kimlik numarasını yanlış yazdığına dair beyanlarına rağmen, ele geçirilmiş ya da bir surette icra takibine konu edilmiş bir senet bulunmayışı dikkate alındığında, her ne kadar tanık beyanlarıyla da desteklenen somut duruma göre sanığın müştekiden para tahsili amacıyla tehdit eylemi gerçekleştirdiği sabit ise de tahsil kabiliyeti olan bir senet aldığına dair sanığın mahkumiyetine yeter delil bulunmadığı, zira sanığın tahsil amacıyla birtakım eylemlerinin olduğu dosyadan anlaşılıyorsa da söz konusu senedi imzalattığına dair mağdurun beyanlarından başka delil bulunmayışı, mağdurun bir imza attığı kabul edilse bile imza attığı bu evrakın tahsil kabiliyetini haiz olup olmadığının değerlendirilebilmesi için ele geçirilmesi gerektiği kabulüyle sanıkların eylemlerinin teşebbüs aşamasında kaldığı, olayın en başından itibaren alacağını tahsili etmek amacıyla hareket eden temyiz dışı sanık ...'in yanında arkadaşı olarak eyleme katıldığı, eylem süresince sadece arabayı kullandığı, sanık ...'in alacağını tahsiline yardımcı olduğu ve bu eylemden ayrıca bir kazanç elde etmediği ve bu bağlamda; sanığın eylemlerinin bir bütün halinde 150/1. maddesi kapsamında kalıp kalmadığının yeniden değerlendirilmesinin zorunluluğu,
Kabule göre; Mağdurun aşamalarda sanık ... tarafından zorla senet imzalatıldığı, kendisinin de kasten T.C. Kimlik numarasını yanlış yazdığına dair beyanlarına rağmen, ele geçirilmiş ya da bir surette icra takibine konu edilmiş bir senet bulunmayışı dikkate alındığında, her ne kadar tanık beyanlarıyla da desteklenen somut duruma göre sanığın mağdurdan para tahsili amacıyla tehdit eylemi gerçekleştirdiği sabit ise de tahsil kabiliyeti olan bir senet aldığına dair sanığın mahkumiyetine yeter delil bulunmadığı, sanığın tahsil amacıyla birtakım eylemlerinin olduğu, söz konusu senedi imzalattığına dair mağdurun beyanlarından başka delil bulunmayışı, mağdurun bir imza attığı kabul edilse bile imza attığı bu evrakın tahsil kabiliyetini haiz olup olmadığının değerlendirilebilmesi için ele geçirilmesi gerektiği kabulüyle sanığın eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığı, sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 35. maddesi ile uygulama yapılması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle Tebliğname'ye uygun olarak BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 22.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.