Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/429 E. 2026/325 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2024/429
Karar No
2026/325
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ : İZMİR Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza SAYISI : 1942-71

I. HUKUKÎ SÜREÇ Mağdura yönelik eylemleri sebebiyle cinsel saldırı suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/3-b maddesinin uygulanma koşullarının oluşmadığı kabul edilerek mağdurun şikâyetten vazgeçmesi nedeniyle kamu davasının TCK'nın 73/4 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine ilişkin İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.02.2022 tarihli ve 84-60 sayılı hükmün; Cumhuriyet savcısı, sanık müdafileri ve katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince 08.02.2023 tarih ve 688-197 sayı ile CMK'nın 280. maddesinin 2. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak, sanığın cinsel saldırı suçundan TCK'nın 102/1-1.cümle, 43/1, 53... . maddeleri uyarınca 7 yıl 13... gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; bu hükmün de sanık müdafileri ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 12.09.2023 tarih ve 5366-5094 sayı ile; "...5237 sayılı Kanun'un 102 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamında kalan cinsel saldırı suçunun soruşturma ve kovuşturmasının şikâyete bağlı olduğu, mağdure ...'nin 27.05.2021 tarihinde mahkemeye ibraz edip aynı günlü duruşma beyanında içeriğini tekrar ettiği dilekçesi ile sanık hakkındaki şikâyetten vazgeçtiği nazara alındığında, şikâyetten vazgeçmeden vazgeçmenin mümkün olmadığı gözetilerek 5237 sayılı Kanun'un 73 üncü maddesi ve 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca kamu davasının düşmesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ise 17.01.2024 tarih ve 1942-71 sayı ile bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Bu hükmün de sanık müdafileri ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2024 tarihli ve 21297 sayılı onama istekli tebliğnamesiyle dosya 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesi uyarınca Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 11.06.2024 tarih ve 2732-5924 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU İnceleme dışı mağdurlar ..., ... (...), ...’e yönelik cinsel saldırı suçundan mağdurların şikâyetlerinden vazgeçmeleri nedeni ile sanık hakkında TCK’nın 73. ve CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca verilen düşme hükümleri kesinleşmiş olup, direnmenin kapsamına göre inceleme mağdur yönünden yapılmıştır. Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; kovuşturma aşamasında şikâyetten vazgeçen müştekinin beyanının herhangi bir irade fesadı hâli altında kalmaksızın gerçek iradesini yansıtıp yansıtmadığı, bu bağlamda vazgeçmenin hukuken geçerli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Sağlık sorunları nedeniyle Torbalı Devlet Hastanesine müracaat eden mağdurlardan, inceleme dışı mağdur ...’a 08.10.2020 tarihinde holter cihazı takıldığı, 09.10.2020 tarihinde de cihazın çıkarıldığı; aynı hastanede güvenlik görevlisi olarak çalışan inceleme dışı mağdur ... (...)’a 05.10.2020 tarihinde holter cihazı takıldığı ve 06.10.2020 tarihinde cihazın çıkarıldığı; aynı hastanede güvenlik görevlisi olarak çalışan inceleme dışı mağdur ...’e 11.10.2020 tarihinde holter cihazı takıldığı ve 12.10.2020 tarihinde cihazı teslim ettiği, ...’in 13.10.2020, ...’nin 12.10.20 20... .10.2020, ...’nin ise 14.10.2020 tarihli dilekçeleriyle Cumhuriyet Başsavcılığına ve Başhekimliğe başvuruda bulunarak holter cihazını takan ve/veya çıkartan sanık hakkında şikâyette bulundukları, İl Sağlık Müdürlüğünün 25.12.2020 tarihli yazısı ekinde gönderilen 14.12.2020 tarihli inceleme raporunda yer alan 22.10.2020 tarihli beyanı nedeniyle Cumhuriyet savcısınca ifadesinin temini istenen ve 15.01.2021 tarihli ifadesinde sanıktan şikâyetçi olduğunu belirten mağdur ...’e de 09.10.2020 tarihinde holter cihazı takıldığı, 10.10.20 20... .10.2020 tarihlerinde cihazın çıkarılıp yeniden takıldığı, 12.10.2020 tarihinde cihazın çıkarıldığı; 29.03.2021 tarihli bilirkişi raporunda, mağdur ... olduğu değerlendirilen şahsın holter odasında bulunduğuna dair tespitlere yer verildiği, Sanık ...’in ise suç tarihlerinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi olarak memur statüsünde hastanede görev yaptığı; İl Sağlık Müdürlüğünün 21.12.2020, 01.03.20 21... .06.2022 tarihli yazıları, 14.12.2020 tarihli inceleme raporu, ekli bilgi ve belgeler ile dosya münderecatına göre; ...olması nedeniyle ilgili Kanunlarda yer alan düzenlemeler kapsamında işe alındığı ve 31.12.2015 tarihinden itibaren görev yaptığı Tire Devlet Hastanesi kadrosunda çalışıyorken benzer nitelikteki bir isnat nedeniyle başlatılan disiplin soruşturması kapsamında görev yerinin değiştirildiği, 02.03.2020 tarihinde geçici görevlendirmeyle Torbalı Devlet Hastanesinde göreve başladığı, 09.03.2020 tarihinde birim amiri tarafından üroflowmetri biriminde görevlendirildiği, holter biriminde görev yapan hemşirenin izinli olduğu süreçlerde hizmette aksama yaşanmaması için yalnızca holter birimine gelen hastalara hemşirenin dönüş tarihine randevu vermesinin şifahen söylendiği, holter cihazı takma ve çıkarma veya hafta sonu birimde görev yapmasına ilişkin bir görevlendirmesinin olmadığı, iş bu davaya konu olaylar nedeniyle yapılan disiplin soruşturması kapsamında hakkında devlet memurluğundan çıkarma cezası verilmesinin teklif edildiği, süreçte geçici görevlendirmesinin iptal edilerek 14.10.2020 tarihinde hastanedeki görevinden ayrıldığı, 20.12.2021 tarihinde Yüksek Disiplin Kurulu kararıyla devlet memurluğundan çıkarıldığı, idari işleme karşı açtığı davanın ise derdest olduğu; ayrıca adli sicil kaydında cinsel taciz suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı bulunan sanık hakkında celp edilen dava dosyasına göre, Tire Devlet Hastanesinde görev yaptığı dönemde mağdur A.E.’ye yönelik basit cinsel saldırı suçundan açılan kamu davasında Tire 2. Asliye Ceza Mahkemesince 22.12.2020 tarih ve 109-732 sayı ile mahkûmiyet hükmü kurulduğu; hükmün istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince 25.01.2023 tarih ve 1003-114 sayı ile mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi nedeniyle davanın CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesine karar verildiği, 28.01.2021 tarihli iddianamenin iadesi üzerine tanzim olunan İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 11.03.2021 tarihli ve 11022-1316 sayılı iddianamesiyle sanığın mağdur ... ile inceleme dışı diğer mağdurlara yönelik eylemleri nedeniyle cinsel saldırı suçundan TCK'nın 102/3-b maddesinin tatbiki cihetiyle cezalandırılmasının istenildiği, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere Torbalı Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan, "Sanık hakkındaki şikâyetten vazgeçme." konulu, inceleme dışı mağdur ...’nin 02.03.2021 tarihli, inceleme dışı mağdur ...’nin de 04.03.2021 tarihli dilekçeleriyle, "Şikâyetçi olduğum; şüpheli ... hakkındaki şikâyetimden vazgeçiyorum. Gereğinin yapılmasını saygı ile arz ve talep ederim."; mağdur ...’nin ise İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2021/84 esas sayılı dosyasına gönderilmek üzere Torbalı Ceza Mahkemeleri Ön Bürosuna 27.05.2021 günü saat 10.05’te sunduğu, "Sanık hakkındaki şikâyetimden vazgeçmemdir." konulu dilekçesiyle, "Şikâyetçi olduğum; sanık ... hakkındaki şikâyetimden vazgeçiyorum. Davaya da katılmak istemiyorum. Gereğinin yapılmasını saygı ile arz ve talep ederim." şeklindeki beyanlarla sanık hakkındaki şikâyetlerinden vazgeçtikleri, İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2021/84 esas sayısına kaydedilen davada 16.03.2021 tarihli tensip kararıyla ilk duruşmanın 27.05.2021 günü saat 14.00’te yapılmasına karar verildiği; sanık müdafilerinden A.Ç.’nin Torbalı Ceza Mahkemeleri Ön Bürosu aracılığıyla sunduğu 14.04.2021 tarihli dilekçesinde, ''14.04.2021'' tarihinde yapılacak duruşmaya mesleki mazereti nedeniyle katılamayacağını' bildirdiği, İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılamanın 27.05.2021 tarihli ilk celsesinde, sanık müdafileri S.A. ile A.Ç.’nin hazır bulundukları, vekille temsil edilmeyen inceleme dışı mağdurlar ile mağdur ...’ye iddianame ve eklerinin okunduğu, haklarının anlatıldığı, şikâyet ve delilleri sorularak beyanlarının alındığı, şikâyetten vazgeçme dilekçelerinin okunduğu; inceleme dışı mağdur ...’in şikâyetçi olduğu ve davaya katılmak istediği, mağdur ...’nin şikâyetçi olmadığı, inceleme dışı mağdurlar ... ve ...’nin ise şikâyetçi oldukları ve davaya katılmak istedikleri, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının ve inceleme dışı mağdur ...’in davaya katılan olarak kabullerine, inceleme dışı mağdurlar ... ve ...’nin ise şikâyetten vazgeçme dilekçeleri ibraz etmeleri nedeniyle katılma taleplerinin reddine karar verildiği, İnceleme dışı mağdur ...’in, İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Torbalı Ceza Mahkemeleri Ön Bürosuna sunduğu 08.09.2021 tarihli dilekçesiyle, sanık ... hakkındaki şikâyetinden vazgeçtiğini, şikâyetten vazgeçme sebebinin mahkeme sürecinde sanığın almış olduğu ceza ve bunu takip eden süreçte bu tür hataları yapmayacağı kanaatine varması olduğunu, bu nedenle şikâyetinden ve davasından vazgeçtiğini, bundan sonraki duruşmalara katılmak istemediğini belirterek şikâyetten vazgeçme beyanının kabulü ile sanık hakkında düşme kararı verilmesini talep ettiği, Yargılamanın 13.09.2021 tarihli ikinci celsesinde, inceleme dışı mağdur ...’in dilekçesinin aslının beklenmesine karar verildiği; 08.12.2021 tarihli üçüncü celsede ise dilekçenin okunduğu, Sanık ...’in, İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesine sunduğu 25.01.2022 tarihli dilekçesiyle, işlemediği bir suç nedeniyle yargılandığını, müştekilerin tümünün şikâyetlerinden vazgeçtiklerini, şikâyetten vazgeçmelerini kabul ettiğini, hakkında beraat kararı verilmesini, mahkeme aksi kanaatte ise davanın düşmesine karar verilmesini talep ettiği, Yargılamanın 07.02.2022 tarihli dördüncü celsesinde, sanık müdafileri huzurunda sanığın 25.01.2022 tarihli dilekçesinin okunduğu ve sanığın yokluğunda hükmün tefhim olunduğu, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 2022/688 esas sayılı dosyasına gönderilmek üzere Torbalı Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesine sunulan 19.09.2022 tarihli dilekçesiyle inceleme dışı mağdur ...’in, mağdur olarak duruşmalara çağrıldığını, şikâyetini bildirdikten sonra sanığın holter cihazını takmak için uğraştığı esnadaki hareketlerini yanlış anlamış olabileceğini düşündüğünü, asıl amacının cinsel saldırı olmadığını anlayınca şikâyetinden vazgeçtiğini, sanığın hareketlerinin okşama tarzında olmadığını, bu nedenle sanıktan şikâyetçi olmadığını bildirerek gereğinin yapılmasını talep ettiği, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 2022/688 esasına kayden yapılan yargılamanın 21.09.2022 tarihli ilk celsesinde, inceleme dışı mağdur ...’in 19.09.2022 tarihli dilekçesinin okunduğu, inceleme dışı mağdurlar ... ve ...’nin sanıktan şikâyetçi olduklarını, davaya katılmak istediklerini beyan ettikleri; 02.11.2022 tarihli ikinci celsede ise sanık, sanık müdafileri M.B. ile A.Ç., mağdur ... ve inceleme dışı mağdur ...’nin bulundukları, sanığın savunmasının alındığı, mağdur ...’nin sanıktan şikâyetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini beyan ettiği; mağdur ...’nin beyanlarına karşı sanık müdafii A.Ç.’nin, "Mağdurun beyanlarını kabul etmiyoruz, önceki aşamalardaki tüm savunmaları tekrar ediyoruz. Mağdur ...’nin biraz önce beyan ettiği XXX numaralı telefon hattı bana aittir ve ben kullanıyorum. Kendisi bu telefonuma dosyadan ulaşmış olabilir. Kendisinden bana bir çaldırma ve telefon çağrısı geldi. Ben telefonu açmadım. Bundan sonraki sorularınıza da bu konuyla ilgili cevap vermek istemiyorum. Suçlamaları kabul etmiyorum." şeklinde beyanda bulunduğu; "...Müdafiye mesleki mahremiyet nedeniyle mağdurun beyanında geçen kendisinin mağdurla cep telefonu veya yüz yüze görüştüğüne ilişkin ve mağdurun şikâyetten vazgeçirildiği iddiasına ilişkin sorulara cevap vermeme" şeklinde hakkı hatırlatıldığında; "Yukarıda zapta geçen mağdurun kendisini telefonunu arayıp çaldırıp kendisinin telefonu açmadığına ilişkin beyanında zabıttan çıkarılmasını talep etti ve bundan sonra bu konuyla ilgili sorulara cevap vermeyeceğini beyan etmekle duruşma zaptının duruşmanın cereyan tarzını yansıtmasının yasal zorunluluk olması nedeniyle tüm beyanlarının zapta aynen geçirilmesiyle yetinilmesine'' karar verildiği; 25.01.2023 tarihli üçüncü celsede ise mağdur ...'in sanıktan şikâyetçi olmadığını ve davaya katılmak istemediğini beyan ettiği, şikâyetten vazgeçme dilekçesinin okunduğu, inceleme dışı mağdurlar ... ile ... ve mağdur ...'nin davaya katılma taleplerinin kabullerine karar verildiği, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Torbalı Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesine sunulan 01.02.2023 tarihli dilekçeleriyle; inceleme dışı mağdurlar ... ve ...’nin özgür iradeleriye şikâyetlerinden vazgeçtiklerini bildirdikleri; yargılamanın 08.02.2023 tarihli dördüncü celsesinde, inceleme dışı mağdurlar ... ve ...'nin dilekçelerinin okunduğu ve katılan sıfatlarının kaldırılmasına karar verildiği, sanık müdafii M.B. tarafından rahatsızlığı nedeniyle 10.02.2023 tarihine kadar raporlu olduğuna dair sanık hakkında düzenlenen raporu ibraz ettiği, yargılamanın sonunda tefhim olunan hükümde ayrıca müdafii A.Ç. hakkında ilk derece mahkemesindeki yargılama aşamasında mağdurların şikâyetlerinden vazgeçmeleri konusunda kendileri ile irtibat kurup bir kısım mağdurların bu konudaki iradelerini fesada uğratarak şikâyetlerinden vazgeçmelerini sağladığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulunulmasına ve sanık hakkında tutuklanmasına yönelik yakalama emri çıkartılmasına karar verildiği; sanığın, 13.02.2023 tarihinde yurt dışından dönüşünde havalimanında yakalandığı, yapılan sorgusunda 08.02.2023 tarihli duruşmada sunulan sağlık raporuna rağmen 05.02.2023- 12.02.2023 tarihleri arasında yurt dışında bulunduğunun anlaşılması üzerine hakkında suç duyurusunda bulunulduğu, Anlaşılmıştır. Mağdur ...’in, idari soruşturma aşamasında 22.10.2020 tarihinde verdiği ifadesinde; holter cihazının çıkarıldığı gün şüphelenmesi üzerine sanığın yaptıklarını çalışan bir bayana sorduğunu, bu şahsın işe yeni başladığını söyleyerek konuyu doktora sormasını istediğini, durumu anlattığı doktorun şikâyette bulunması için kendisini Başhekimliğe yönlendirdiğini, başhekimin müsait olmaması nedeniyle olayları Hastane Müdürüne anlattığını, müdürün durumu başhekime ilettiğini, başhekimin kendisini yanına çağırarak savcılığa gidip şikâyette bulunmasını söylediğini, ailesinin durumu öğrenmesini istemediği için savcılığa gitmediğini ve gitse de iddiasını ispatlayacak delilinin bulunmadığını, 15.01.2021 tarihinde kollukta verdiği ifadesinde, başhekimliğe giderek şikâyette bulunduğunu, ailesinden korktuğu için durumu ailesine anlatamadığını ve savcılığa şikâyette bulunmadığını, olayı ailesinin öğrenmesini istemediğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu, 27.05.2021 tarihli şikâyetten vazgeçme dilekçesini Torbalı Ceza Mahkemeleri Ön Bürosuna sunduğu gün yapılan ilk derece mahkemesinin 27.05.2021 tarihli celsesinde; pazartesi günü durumu doktora, hastane müdürüne ve başhekime aktardığını, kendisine şikâyet dilekçesi yazıp hastaneye vermesinin söylendiğini ve dilekçeyi verdiğini, sanığın kendisiyle özel bir telefon görüşmesi yapmadığını, dava ve olaylardan ailesinin haberdar olmasını istemediği için sanıktan şikâyetçi olmadığını, Bölge Adliye Mahkemesinin 02.11.2022 tarihli celsesinde ise başhekime dilekçe yazdığını ve sanıktan şikâyetçi olduğunu, aslen Çermikli olduklarını, sanığın bir yakınıyla aynı yerde çalışan akrabasının sanıkla ilgili konuşma sırasında Çermikli bir kişinin şikâyetçi olduğunun söylenmesi üzerine, olayın duyulmasını istemeyeceğini düşünerek kendisine ulaşıp bir avukatla görüşmesini söylediğini ve kendisini huzurda bulunan avukat A.Ç ile Torbalı Adliyesinin önünde, İzmir’deki yargılama aşamasından önce görüştürdüğünü, A.Ç'nin sanığın avukatı olduğunu bilmediğini, görüşmede yanında akrabası ...’nin de bulunduğunu, A.Ç'nin ise yalnız olduğunu, arabuluculuk gibi bir şey zannettiğini, A.Ç'nin kendisine "Avukat olduğunu, sanıkla ilgili soruşturma ve davanın zaten kamu davasına döneceğini, zaten 10-15 yıl hapis cezası alacağını, şikâyetini geri çekse de bu şekilde olacağını, sanığın birkaç tane iyi avukat tuttuğunu, bu davayı muhtemelen sanığın kazanacağını ve kazanırsa aleyhine tazminat davası açacağını, şikâyetten vazgeçerse sanık davayı kazandığında hakkında tazminat davası açılmayacağını'' söylediğini, sanığın çıplak vaziyette kendisine holter taktığını ailesinin ve kimsenin duymamasını istediği için ne bir avukata ne de annesi dışında başka bir kimseye, olaydan ve de avukatın beyanlarından bahsetmediğini, A.Ç'ye şikâyetinden vazgeçeceğini söylediğini, akrabası vasıtasıyla A.Ç’ye ulaşabildiğini, daha sonra A.Ç’yi cep telefonu numarasından aradığını, şikâyetten vazgeçmek için kâğıdı imzalayabileceğini söylediğini, aynı gün Torbalı Adliyesinde buluştuklarını, A.Ç'nin adliyenin içerisinde bir birimde dilekçeden çıktı aldığını ve yazdırdığını, yazılan dilekçeyi okuduğunu, tarih ve ismini yazarak dilekçenin altını imzaladığını, A.Ç'nin dilekçeyi oradaki ilgili birime verdiğini, bu sırada annesinin de yanında bulunduğunu, aynı gün İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesinde duruşmanın olduğunu, duruşmada bunları anlattığını, duruşma öncesi A.Ç'nin mağdur ... ile bir diyalog yaşayıp yaşamadığını bilmediğini, kendisinin duruşmaya annesiyle geldiğini, Torbalı’da dilekçeyi imzalarken A.Ç'nin "Sen tek kalmıştın, diğer mağdurlar zaten şikâyetlerini çekmişti." dediğini, daha önceden başhekimden başka mağdurların olduğunu duyduğunu, duruşmada sanığın avukatı olarak A.Ç’yi ve başkaca iki avukatı daha gördüğünü, A.Ç'nin sanığın avukatı olduğunu duruşmada öğrenince şaşırdığını, daha önce sanığın avukatı olduğunu kendisine söylemediğini, duruşma öncesi diğer mağdurla tanıştığını, diğer mağdurların duruşma öncesi A.Ç’nin sanığın avukatı olduğunu kendisine söylediklerini, orada sanığın avukatı olduğunu öğrendiğini, duruşma dışında ...’i hatırlamadığını ancak ... ve ...’nin A.Ç’nin kendileriyle görüştüğünü, kendisini hastanenin avukatı olarak tanıttığını ve şikâyetten vazgeçme dilekçesi aldığını söylediklerini, diğer mağdurlar bu konudan mahkemede bahsettikleri için tekrar bu konuda beyanda bulunma zorunluluğu hissetmediğini, sanığın kendisine yönelik eylemleri nedeniyle şikâyetçi olduğunu, davaya katılan sıfatıyla katılmak istediğini, duruşmanın yapıldığı 21.09.2022 tarihinden önce 18.09.2022 tarihinde sanığın annesi, yengesi ve bir yakınının evlerine geldiklerini, sanığın işe dönmesi için bir kâğıt imzalatmaları gerektiğini söylediklerini, kâğıtta holter cihazı takılması sırasındaki sanığın hareketlerini yanlış anladığını belirttiğinin yazdığını, ısrarlarına rağmen imzalamadığını, tanımadığı şahsın fikri değişirse kendisini araması için telefonunu verdiğini, sanığın yengesinin zaten doğruyu yapacağını bildiği tarzında sözler söylediğini, ertesi günü tekrar annesi, yengesi ve bu kez başka bir kişinin yine şikâyetten vazgeçmesi ve olayı yanlış anladığını yazdıkları yazıyı imzalaması konusunda geldiklerini, yine kabul etmediğini, tekrar gelebileceklerini düşündüğünden karakola bilgi verdiğini, telefonunu bulup babasına da ulaştıklarını, iki gün önce yine bir tanıdıklarına gittiklerini, sanığın sürekli birilerini göndererek baskı oluşturmaya çalıştığını, önceki beyanlarının doğru olduğunu, şikâyetten vazgeçmeden vazgeçmenin olamayacağını mahkeme başkanı söylediği için ilk yargılama aşamasında şikâyetçi olmadığını, İnceleme dışı mağdur ...’in, Cumhuriyet Başsavcılığındaki 13.10.2020 tarihli ifadesinde ve idari soruşturma kapsamında alınan 20.10.2020 tarihli beyanında sanıktan şikâyetçi olduğunu, 27.05.2021 tarihli ilk derece mahkemesi celsesinde sanıktan şikâyetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini, 08.09.20 21... .09.2022 tarihli şikâyetten vazgeçme dilekçelerinden sonra yapılan Bölge Adliye Mahkemesinin 25.01.2023 tarihli celsesinde; Ağır Ceza Mahkemesindeki yargılama öncesinde sanığın akrabalarından birinin kendisini arayarak yaklaşan ramazan ayı hürmetine sanıktan şikâyetçi olmamasını, sanığın yanlış bir şey yapmadığını ve yanlış anlamış olabileceğini söylediğini, şahsa muhatap olmayacağını bildirdiğini; duruşma günü duruşma salonu dışında sanık müdafii A.Ç.’nin yanına gelerek davadan vazgeçse de devletin işin peşini bırakmayacağını, sanığın ceza alacağını, "Zaten bu içeride yatacak, devlet bunu bırakmaz, şu an zaten sen tek başınasın, bu şikâyette diğer mağdurlar şikâyetlerinden vazgeçti." dediğini, kendisinin avukat olduğunu söylediğini ancak sanığın avukatı olduğunu söyleyip söylemediğini hatırlamadığını, söz ve davranışlarından dava ile ilgili görevli olduğunu düşündüğünü, duruşma salonu dışında kendisine telefon numarasını verdiğini, sonradan öğrendiği kadarıyla diğer mağdurlara kendisinin şikâyetten vazgeçtiğini söylediğini duyduğunu, duruşma öncesinde A.Ç.’nin kendisini diğer üç mağdurla tanıştırdığını, "Sen de istersen duruşmada şikâyetten vazgeç." dediğini, yanlarından ayrıldıktan sonra diğer üç mağdurun A.Ç.'nin sanığın avukatı olduğunu ve kendisinin şikâyetten vazgeçtiğini kendilerine ilettiğini, bu nedenle şikâyetten vazgeçmelerini istediğini söylediklerini, sonra duruşmanın başladığını, A.Ç.’nin sanık avukatı olduğunu bu şekilde öğrendiğini, buna rağmen duruşmada şikâyetçi olduğunu, yakın çevresinden kimsenin olayı bilmediğini ve öğrenmelerini de istemediğini, sanık yakınlarının şikâyetten vazgeçmesi için kendisiyle ve babasıyla sürekli temas kurmaya çalıştıklarını, bu davranış ve baskılar nedeniyle korkmaya başladığını, karakola başvurarak sanık hakkında uzaklaştırma kararı aldığını, korktuğu için evden çıkmamaya çalıştığını, annesinin patronlarına dahi ulaşıldığını, olayın duyulması ve sanık ile yakınlarının baskılarının artması üzerine ailece korkup çekindiklerini, bu baskılara dayanamayarak ve iş daha fazla uzamasın düşüncesiyle şikâyetinden ve davasından vazgeçtiğini, 08.09.2021 tarihli dilekçesini yazıp mahkemeye sunduğunu, dilekçenin sonuna "Düşme kararı verilmesini arz ederim.'' ibaresini yanlış beyanda bulunmamak için internetten araştırarak eklediğini, dilekçeyi yazarken A.Ç.’den veya başka bir kişiden yardım almadığını, şikâyetçi olmadığını, olayın hayatını çok etkilediğini, davaya katılma talebinde bulunmadığını, şikâyetten vazgeçmesinin sonuç ve mahiyetini bildiğini ve anladığını, İnceleme dışı mağdur ...'nin; Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği 13.10.2020 tarihli ifadesinde dilekçelerini tekrar ettiğini ve sanıktan şikâyetçi olduğunu, İdari soruşturma kapsamında 21.10.2020 tarihinde verdiği ifadesinde, olaylardan sonra yazılı olarak şikâyette bulunduğunu, 02.03.2021 tarihli şikâyetten vazgeçme dilekçesinden sonra ilk derece mahkemesinin 27.05.2021 tarihli celsesinde; sanıktan şikâyetçi olduğunu, duruşmadan önce sanık müdafinin, "Kamu davasıdır, 7,5 yıl ceza alacak.'' dediğini, bu nedenle şikâyetçi olmak istemediğini, şikâyetten vazgeçme dilekçesi verdiğini, şikâyetten vazgeçme hususundan da vazgeçtiğini, şikâyetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini, Bölge Adliye Mahkemesinin 21.09.2022 tarihli celsesinde ise; savcılığa giderek sanık hakkında şikâyetçi olduğunu, daha sonra sanık müdafii A.Ç.’nin yanlarına gelerek "Hastanenin tuttuğu avukatım, sizin yanınızdayım, sizin avukatınızım, merak etmeyin en ağır cezayı alacak." dediğini, günlerce kendileriyle iletişim kurduğunu, kendisine "Diğer mağdurlar ..., ... ve ... vazgeçtiler, sen de vazgeç. Bayraklı’ya tek gidip gelme, çok yorulursun. Zaten kamu davası olduğu için 40 yıl ceza alacak. Sizden de en fazla mağdur bazında 7 yıl ceza alır." dediğini, bunun üzerine şikâyetinden vazgeçtiğini, A.Ç.'nin iş yerinde yanına geldiğinde yalnız olduğunu, duruşmada A.Ç.'nin sanığın avukatı olduğunu görünce yeniden şikâyetçi olduğunu; hâlen şikâyetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini, ayrıca duruşmadan sonra duruşma salonu dışında A.Ç.'nin yanına giderek "Bize neden bunu yaptınız, ayıp değil mi?" dediğini, A.Ç.’nin "Böyle olması gerekiyor." şeklinde cevap verdiğini, kendisinin "Sizin de kızınız olacak." demesi üzerine A.Ç.’nin "Kızımı karıştırma lütfen, hakkını helal et." dediğini, "Etmiyorum, Allah sizi de kızınızla sınasın." şeklinde karşılık verdiğini; duruşma salonuna girmeden önce A.Ç.’nin kendilerinin avukatı gibi yanlarında durduğu sırada ...’nin de yanında bulunduğunu, ...’in ise yanında olmadığını, duruşmadan çıktıklarında ...’in yanlarında olduğunu, sanığın cezalandırılmasını istediğini ve tazminat davası açma niyetinin bulunmadığını; istinaf duruşmasından yaklaşık bir ay önce telefonda adının arabulucu... olduğunu söyleyen ancak soyadını hatırlamadığı kişinin şikâyetinin devam edip etmediğini sorduğunu, devam ettiğini söylemesi üzerine "Sonuçta sanık gazi, böyle şeylerle adı kirlenmesin." dediğini, kendisine "...beni ellesin mi, vazgeçmeyeceğim." şeklinde cevap verdiğini, ...’in "O zaman belli bir miktar para istiyorsanız onu verelim." şeklinde teklifte bulunduğunu, kesinlikle kabul etmeyeceğini söylediğini; sanık ... yakınlarının evlerine ve iş yerlerine kadar gelerek kendilerini rahatsız ettiklerini, bu nedenle sanık aleyhine uzaklaştırma kararı aldırmak istediklerini, 18.09.2022 tarihinde yapılan nişanına sanığın ailesinden üç kişinin misafir gibi geldiğini, annesinin kim olduklarını bilmediği için eve davet ettiğini, bu kişilerin annesine "Davadan vazgeçsin diye geldik." dediklerini, annesinin de bu şahsıları gönderdiğini, daha önce de evlerinin alt katındaki iş yerine gelerek babasını sorduklarını, "Bu iş çok uzadı, davanızdan vazgeçin." dediklerini, 19.09.2022 tarihinde tekrar geldiklerini, şikâyetten vazgeçmesi konusunda rahatsız etmeleri üzerine karakola giderek şikâyetçi olduğunu, İnceleme dışı mağdur ...'nin; Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği 14.10.2020 tarihli ifadesinde, dilekçelerini tekrar ederek sanıktan şikâyetçi olduğunu, İdari soruşturma kapsamında 20.10.2020 tarihinde verdiği ifadesinde, sanık hakkında şikâyetinin devam ettiğini, 04.03.2021 tarihli şikâyetten vazgeçme dilekçesinden sonra ilk derece mahkemesinin 27.05.2021 tarihli celsesinde; sanık müdafii tarafından ''Sanık zaten fazlaca ceza alacak. Siz şikâyetçi olmazsanız da kamu davası olduğu için farketmez zaten 7,5 yıl ceza alacak.'' dediğini ve duruşmalara gelip gitmek istemediği için şikâyetten vazgeçme dilekçesi verdiğini, şikâyetten vazgeçmiş ve dilekçe vermişse de şu an şikâyetçi olduğunu, davaya katılmak istediğini, Bölge Adliye Mahkemesinin 21.09.2022 tarihli celsesinde ise arkadaşı ...’nin anlattığı gibi A.Ç.'nin ''Kendi avukatları olduğunu, yanlarında olduğunu, siz şikâyetçi olsanız da olmasanız da sanık zaten ceza alacak, çoluğunun çocuğun var gelip gitmen zor olur.'' dediği için kendisinin de şikâyetinden vazgeçtiğini, ancak duruşmada A.Ç.'nin sanığın avukatı olduğunu görünce şikâyetçi olduğunu, zaten duruşma salonuna girene ve duruşma saati gelene kadar A.Ç.'nin hep yanlarında olduğunu, duruşma salonunda durumu anladıklarını ve duruşmada yeniden şikâyetçi olduğunu beyan ettiğini, halen şikâyetinin devam ettiğini ve davaya katılmak istediğini, sanığın cezalandırılmasını istediğini ve tazminat davası açma niyetinin olmadığını, sanık ... yakınlarının evlerine kadar gelerek kendilerini rahatsız ettiklerini, aynı zamanda iş yerlerine de geldiklerini, bu nedenle sanık aleyhine uzaklaştırma kararı aldırmak istediğini, mağdur ...’nin kendisini 19.09.2022 tarihinde akşam nöbetteyken aradığını ve olanları anlattığını, kendisine "Bizden sonra sizin eve de gideceklerdi." diyerek sanığın ailesinin evine geldiğini söylediğini, nöbetteyken bu şahıslarla görüşmek istemediği için güvenlikteki arkadaşlarına kesinlikle şahısları yanına getirmemelerini ve şikâyetinden vazgeçmeyeceğini söylediğinden sanığın ailesi ile bir görüşmesinin olmadığını ve acilden çıkarak gittiklerini, gece saat 03.00-03.30 sıralarında siyah bir araçla dört kişinin gelerek kendisiyle görüşmek istediklerini söylediklerini, kendisiyle görüşmelerini engelleyen güvenlik görevlisi...’in telefon numarasını bulduklarını, ...’e "Sen kimsin, niye ... ile gelenleri görüştürmüyorsun?" diye sorduklarını, ...’in de kendisinin şikâyetten vazgeçmeyeceğini ilettiğini, ayrıca kendisini bulup şikâyetinden vazgeçirecekleri yönünde tehdit edilmesi nedeniyle ertesi sabah şikâyetçi olduğunu, Tanık ... aşamalarda verdiği ifadelerinde, pazartesi günü tanık ...’ın odasına gittiğinde 18 yaşlarında genç bir kadının ağladığını ve sanığın holter cihazı takarken özel bölgelerine dokunduğunu ve şikâyetçi olduğunu söylediğini, şahsı başhekimliğe yönlendirdiklerini, Tanık ...'in aşamalarda verdiği ifadelerinde, pazartesi günü yirmi yaşlarında bayan hastanın ...hemşire de yanında iken holter odasında üst ve alt çamaşırlarının çıkartıldığını, sanığın kasıklarını ellediğini, alt iç çamaşırlarını çıkarttığını ve özel bölgesine baktığını söylediğini, tanık İlker’i çağırdığını, hastayı başhekimliğe yönlendirdiklerini, hastanın özellikle arkası dönükken fotoğrafının çekildiğini sandığını ve oradan ayrıldığını söylediğini daha sonra da bu konuyla ilgili işlem yapıldığını öğrendiğini, daha önce de yine başka bir genç kadın hastanın da sanığın dokunmalarından rahatsızlık hissettiğini söylediğini, bu hastanın şikâyetçi olmadığını, ilk şikâyetten sonra da diğer hastaların şikâyetçi olduğunu duyduğunu, Tanık ..., kızı ... şikâyetçi olunca sanığın yakınlarının ısrarlı şekilde kendilerini aramaya başlamış olduklarını, muhtara ulaşarak uzlaşalım dediklerini, huzurda bulunan sanık avukatı A.Ç.'nin kızını telefonla arayıp ''Şikayetinizi geri alın onlar zaten 4-5 tane avukat tutmuş siz davayı kaybederseniz size tazminat davası açarlar.'' şeklinde sözler söylemiş olduğunu, eşinin olayı duymasını istemediği için kızıyla birlikte Torbalı Adliyesinde A.Ç. ile buluştuklarını, avukatın kendilerine bir kâğıt verdiğini, kızının da bir şeyler yazdığını, kendisinin fazla okuma yazmasının olmadığından yazılan kağıdı okumadığını ancak kızının okuduğunu ve avukata verdiğini, önce adliye dışında buluşup konuştuklarını, sonra belirttiği bu olayın adliye içerisinde gerçekleştiğini, avukatın sanığın avukatı olduğuna dair bir şey söylemediğini, İfade etmişlerdir. Aşamalarda verdiği ifadelerinde isnat edilen suçlamaları inkâr eden sanık ..., bu olaylar nedeni ile önce avukatlar M.D. ve N.Ö. ile anlaştığını fakat kendilerini azlettiğini, sonra A.Ç.'ye ve yargılama aşamasında da M.B.’ye vekâletname verdiğini, iddia edildiği gibi mağdurların şikâyetten vazgeçmeleri için avukatın baskı yapmasını, tavsiye ya da telkinde bulunmasını kesinlikle söylemediğini ve böyle bir şey yapmadığını düşündüğünü, ailesinin mağdurların düğününe vs... katılıp katılmadıklarını bilmediğini, mağdurların çalıştığı hastaneye yakınlarının şikâyetten vazgeçme konusunda tavsiye ve telkinde bulunmak için gidip gitmediklerine dair bilgisinin olmadığını, mağdurların neden bu şekilde beyanda bulunduklarını bilemediğini, Savunmuştur.

IV. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler Genel olarak ceza hukukumuzda suçlar , "ceza muhakemesinin kamusallığı" ilkesi gereğince re'sen soruşturulur ve kovuşturulur. Bununla beraber bazı suçlar bakımından bu re'sen takipten ayrılarak soruşturma ve kovuşturma için suçtan zarar görenin müracaatı, şikâyeti aranmıştır. Bu nedenle kanunda şikâyete tabi suçlar açıkça gösterilmiştir. Bir suç hakkında ilgili kanunda şikâyetle ilgili bir düzenleme yoksa o suçun re'sen takibi gereken suç olduğu anlaşılır. Bir suçun temel şeklinin şikâyete tabi olması, aynı suçun nitelikli hâllerinin de şikâyete tabi olduğu anlamına gelmez. CMK'nın 223.maddesinin sekizinci fıkrası; "Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir." şeklinde düzenlenmiş olup, bir suçun soruşturması ve kovuşturması mağdurun şikâyetine bağlı olduğu hâlde şikâyet şartının gerçekleşmediği durumlarda davanın düşmesine karar verileceği kabul edilmiştir.(CGK 20.03.2024 tarihli ve 497-134 sayılı kararı) Bu genel açıklamalardan sonra şikâyet hakkının sahibi, şikâyetten vazgeçmenin şekli ve bu beyanın sonuçları üzerinde durulmalıdır. Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 22.04.2014 tarihli ve 71-206 sayılı kararında da açıklandığı üzere; Şikâyet hakkı kural olarak suçtan zarar görene ait olup kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardandır. Bunun doğal sonucu olarak şikâyetten vazgeçme hakkı da suçtan zarar görene aittir. Nitekim TCK’nın 73/4. Maddesinde bu husus açıkça belirtilmiştir. Şikâyetten vazgeçme; daha önce yetkili kimse tarafından yapılmış olan şikâyetin geçersiz sayılmasının muhakeme makamlarından istenmesidir. Bir başka deyişle fiil sebebi ile kovuşturma yapılmasını isteme iradesinin açıklanmasından sonra bu açıklanmış olan iradeden vazgeçilerek, fiil sebebi ile artık kovuşturma yapılmamasını istemektir. CMK'da şikâyetten vazgeçmenin şekli hakkında herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle şikâyetten açıkça vazgeçme Cumhuriyet savcılığı ve mahkeme veya hakim gibi yargı organları huzurunda olabileceği gibi zabıta makamları veya noter gibi makamlar huzurunda da olabilir. Ayrıca suçtan zarar gören kimse şikâyetten vazgeçme beyanını içeren bir yazı ile de şikâyetten vazgeçebilir. Burada önemli olan husus, bu beyanın suçtan zarar görene ait olduğunun ispatlanabilmesidir. Diğer bir ifadeyle, şikâyetten vazgeçme iradesinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi yeterli olup bu irade açıklamasının CMK'nun 158. maddesinde sayılan merciler önünde yapılması zorunlu değildir. Ceza Genel Kurulu 19.03.1984 tarihli ve 418-106 sayılı kararında, "Hazırlık soruşturması sırasında müştekinin şikâyetini geri alması hâlinde, söz konusu durumun bir tutanakla belgelenmeli, gerek CMUK’da gerekse TCK’da şikâyeti geri almanın her türlü delille kanıtlanabileceğine ilişkin hüküm bulunmadığı, bu itibarla mahkeme huzurunda olmayan ve geçerli bir belge ilede ispat edilmeyen şikâyetin geri alınması durumuna dayanak davanın düşmesinin mümkün olmayacağı", 04.05.1992 tarihli ve 112-134 sayılı kararında; "Yargılama Yasasında şikâyetten vazgeçme belirli bir şekle tabi olmamakla birlikte, şikâyetçinin bu iradesini hiçbir duraksamaya yol açmayacak biçimde açıklaması gerekmektedir. Bu açıklama mahkeme önünde beyanda bulunmak suretiyle sözlü olarak yapılabileceği gibi dilekçe ile veya tutanak düzenlenmek üzere mahkeme kâtibine beyanda bulunmak suretiyle de yapılabilir. Bunun gibi mahkeme dışında da şikâyetten vazgeçme olanaklıdır. Bu halde de şikâyetçinin vazgeçme iradesini açıklıkla belli etmesi aranmalıdır. Ancak, şikâyetçinin vazgeçme iradesini açıklamaksızın, açıklamalı davetiye üzerine de olsa duruşmaya gelmemesi onun şikâyetten zımnen vazgeçtiği biçiminde kabul edilemez"; 11.02.1994 tarihli ve 473-96 sayılı kararında da; "Feragatin mutlaka hakim huzurunda yapılmasına dair bir yasa hükmü yoksa da, geçerli olması için yetkili merciler tarafından düzenlenen bir tutanakla tespit edilmesi veya merciine verilmiş dilekçe de yer alması gerekir" sonuçlarına ulaşılmıştır. Usulüne uygun ve geçerli bir şikâyetten vazgeçme beyanı, sadece davanın düşüp düşmeyeceğini değil kamu davasına katılma hakkını da doğrudan etkiler. Bir hak olarak hüküm altına alınmış olan kamu davasına katılma, CMK'nın "Mağdur, Şikâyetçi, Malen sorumlu, Katılan" başlıklı dördüncü kitabının, "Kamu Davasına Katılma" başlıklı ikinci kısmında 2 37... . maddeleri arasında düzenlenmiştir. Mağdur, şikâyetçi, suçtan zarar gören ve malen sorumlu olanların kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılmaları mümkün olup bunun için kamu davasının açılmasından sonra mahkemeye dilekçe verilmesi ya da katılma istemini içeren sözlü başvurunun duruşma tutanağına geçirilmesi yeterlidir. Kamu davasına katılma hakkını kullanmanın öncelikli şartı şikâyetin devam etmesi olduğundan, şikâyet hakkı bulunan kişinin şikâyetten vazgeçmesi hâlinde davaya katılma hakkı bulunmamaktadır.(CGK.13.06.2006 tarihli ve 155-1 58... .10.2019 tarihli ve 29-598 sayılı kararlar ) Bununla birlikte, kovuşturma aşamasında suçun şikâyete bağlı olduğunun anlaşılması hâline ilişkin düzenleme ayrıca gözetilmelidir. CMK'nın 158/7.maddesinde, ''Yürütülen soruşturma sonucunda kovuşturma evresine geçildikten sonra suçun şikâyete bağlı olduğunun anlaşılması halinde; mağdur açıkça şikâyetten vazgeçmediği takdirde, yargılamaya devam olunur.'' şeklindeki amir hüküm gereğince, yürütülen soruşturmaya konu eylemin takibi şikâyete bağlı olmayan bir suçu oluşturduğu düşüncesiyle hareket eden Cumhuriyet savcısının dava açması üzerine kovuşturma evresine geçildikten sonra eylemin gerçekte takibi şikâyete tabi olan bir suçu oluşturduğunun anlaşılması hâlinde mağdur açıkça şikâyetten vazgeçmediği takdirde yargılamaya devam edilecektir. Soruşturma aşamasından itibaren takibi şikâyete bağlı bir suç oluşturduğu açıkça anlaşılan eylemler bakımından hak sahibi tarafından süresinde yapılmış bir şikâyet bulunmadığı hâlde bu husus dikkate alınmaksızın kamu davası açılmış ve kovuşturma evresine geçilmiş olması, şikâyetin süresinde yapılmadığı gerçeğini değiştirmeyecektir. Zira burada eylemin takibi şikâyete bağlı bir suç oluşturduğunun kovuşturma aşamasında anlaşılmasından bahsetmek mümkün olmayacaktır (CGK 10.03.2015 tarihli ve 15-38 sayılı kararı). Nitekim doktrinde de bu fıkra ile ilgili olarak; "Soruşturma evresinde suç, takibi şikâyete bağlı bir suç olarak değerlendirilmezse, suçtan zarar görenin bildirimi ihbar niteliğinde olacaktır. Kovuşturma evresinde bu suçun şikâyete bağlı olduğunun anlaşılması hâlinde soruşturma evresinde de ihbar olarak yapılan bildirim şikâyet olarak kabul edilir. Suçtan zarar görenin kovuşturma evresinde yeniden şikâyet dilekçesi vermesi gerekmez. İhbar dilekçesi şikâyet dilekçesine dönüşür. Suçtan zarar gören açıkça şikâyetten vazgeçmediği takdirde yargılamaya devam olunur" şeklinde görüşlere yer verilmiştir (Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları, 10. Baskı, İstanbul, 2013, s. 86). Öte yandan, şikâyetten vazgeçme iradesinin sakatlandığı yani hata, hile veya tehdit sonucunda mağdur/suçtan zarar görenin şikâyetinden vazgeçtiği durumlarda ne olacağı konusunda kanunda bir düzenleme yoktur. Doktrinde, şikâyetten vazgeçme iradesinin sakatlandığı, yani kişinin kandırılarak şikâyetinin geri aldırıldığı hâllerde işlemlerdeki sakatlığın, geri almanın geri alınması için ilgiliye ek süre verilerek giderilmesi gerektiği ileri sürülmüştür (Centel/Zafer, s. 682). Aldatılarak, mesela "Ben şikâyet etmiyeceğim, sen de etme." denilerek şikâyet hakkı düşürülmüş olan kişinin uğradığı haksızlığın önlenmesi ve bu hâlde istisna olarak vazgeçmenin veya geri almanın geri alınması yahut süresinde yapılmayan işlemin yapılması için kısa bir ek süre tanınması uygun olacaktır ( Kunter/Yenisey N.5.9(47) IX, 82.sayfa). Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.12.2002 tarihli ve 302-428 sayılı kararında belirtildiği üzere; esasen bir irade beyanı olan şikâyetten vazgeçme ve yapılmış şikâyetin geri alınması, dönülemez nitelikteki yargılama işlemlerindendir. Özgür irade ürünü ve açık olması, kişinin vazgeçme iradesini hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya koyması gereken bu beyan kamu davasının açılmasından sonra vakî olduğu takdirde davaya katılma hakkını düşürür. Ancak açıklanan bu irade herhangi bir nedenle gerçek maksada uymayabilir. Rızanın fesada uğradığı bu gibi hâllerde, irade beyanının hüküm ifade edip etmeyeceği, o kimsenin bu beyandan dönüp dönemeyeceği ve ne şekilde döneceği yargılama hukukunun genel ilkelerine göre çözümlenmeli, bunun için de vazgeçme veya geri almanın açık ve özgür irade ürünü olup olmadığı ve kişinin gerçek iradesini hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya koyup koymadığı belirlenmelidir. Dönülmesi mümkün olmayan işlemlerde beyan edilenin istenilenden farklı olması hâlinde, kural beyana itibar edilmesidir. Bu da söylenenin yorum yoluyla ortaya çıkarılacak anlamının esas alınmasını gerektirir. Anlam açık olduğu takdirde, yanlış teknik tabirlerin kullanılması veya yazı hataları bir rol oynamaz. Beyan edilen sözler açık ve objektif olarak bir anlam içeriyorsa, beyan eden kişi iradesi ile bağlıdır. Ancak açık değilse ve çelişkiler içeriyorsa, beyan açıklattırılmalı, söylediklerinin tümü dikkate alınarak, beyanda bulunanın gerçek iradesi belirlenmelidir. Nitekim benzer biçimde doktrinde de, "Mahiyetleri itibariyle dönülemeyen irade beyanı şeklindeki yargılama işlemlerinde hata esas olarak kabul edilmemekle beraber, bu kural haklı ihtiyaçlar göz önünde tutularak çeşitli suretlerde yumuşatılmıştır. Önce beyanı yapanın kim olduğuna bakılmalıdır. Resmî beyanlarda veya müdafi gibi bir hukukçunun yaptığı beyanlarda, bunların beyanlarını düşünerek ve mahiyetini bilerek yaptıkları kabul edilir. Bunlar beyan ettikleri hususlarla bağlıdırlar. Bunların beyanlarının hakiki iradelerini ifade ettiğine herkesin güvenebilmesi lazımdır. Buna karşılık hukukçu olmayanların beyanlarının onların hakiki iradesini ifade ettiğini kabulde daha dikkatli davranmak lazım gelir. Yargılama hukukunun terimlerine ve şekil şartlarına aşina olmayan kimselerin yaptıkları beyanın tümü nazara alınmalı ve bu suretle onun gerçek iradesi belirlenmelidir. Beyan açık değilse, çelişkiler içeriyorsa, beyanı yapana gerçek iradesinin ne olduğu sorulup beyanı açıklattırılmalıdır." görüşü ileri sürülmüştür (Dr. Sami Onursal, Mahkeme Kararları Kroniği, İÜHFM, 1964, sy. 414). Netice itibarıyla ulaşılması gereken sonuçlar şöyle sıralanabilir: a. Şikâyet hakkı kural olarak suçtan zarar görene aittir ve kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardandır. Şikâyetten vazgeçme ile bu hak tükenir. Vazgeçmeden vazgeçilemez. Çünkü yargılama kamu/millet adına yapılır ve hukuk güvenliği, sanığı belirsiz süre mağdurun ruh haline göre değiştirebileceği şikayet silahına bağlı cezalandırılma tehdidi altında tutulmasına müsaade edemez. Şu kadarı var ki; hem şikayet hem de vazgeçme özgür iradenin ürünü olmalıdır. b.Hukuk devletinin in'ikaslarından birini de; "hukuk düzeninin tekliği" ilkesi oluşturur. Ceza hukukunun konusu iradi/özgür insan davranışlarıdır. Hukuk düzenleri, iradenin fesada uğratıldığı durumlarda, fesada uğratan taraf lehine hukuki sonuçlar öngöremez. Nitekim Türk Ceza Kanunu; cebir, şiddet, korkutma ve tehdit (madde 28) ile hatayı (madde 30) ceza sorumluluğunu kaldıran/azaltan sebepler cümlesinden addetmiş, Türk Borçlar Kanunu; hata (madde 30-35), aldatma/hile (madde 36) ve korkutma/tehdit/ikrah (madde 37-38) hallerinde mağdurun sözleşme ile bağlı tutulamayacağını amirken, Türk Medeni Kanunu da 148-151.maddelerinde iradeyi fesada uğratan aynı durumları nispi butlan sebebi olarak kabul etmiştir. Esasen tipik haksızlığın yargılanmasını konu edinen ceza yargılama hukukunun da aynı sonuca ulaşması gerektiğinde şüphe duymamak gerekir. B.Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Holter cihazının takılması ve çıkarılması sırasında sanığın cinsel saldırısına maruz kaldığını beyan ederek soruşturma aşamasında sanıktan şikâyetçi olan mağdur ...'nin, 27.05.2021 tarihinde ilk derece mahkemesine sunduğu dilekçeyle sanık hakkındaki şikâyetinden vazgeçtiğini, aynı gün yapılan duruşmada da dava ve olaylardan ailesinin haberdar olmasını istemediği için şikâyetçi olmadığını belirttiği fakat istinaf aşamasında bu vazgeçme beyanının gerçek ve özgür iradesini yansıtmadığını açıklayarak sanıktan yeniden şikâyetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini ifade ettiği olayda; Süreçte benzer şekilde düşme kararı verilmesi ile neticelenen bir başka davaya konu eylemi nedeni ile yapılan disiplin soruşturması kapsamında geçici görevlendirildiği hastanenin holter biriminde çalışmaktayken mağdur ... inceleme dışı mağdurlara karşı eylemlerinden ötürü cinsel saldırı suçundan cezalandırılması istenilen sanık hakkında düzenlenen iddianamede TCK'nın 102/3-b maddesinin tatbiki istenilmiştir. Mağdur ... ile inceleme dışı mağdurların birbirini doğrulayan beyanlarından ise bu hukuki durumun sanık müdafii A.Ç. tarafından mağdurlara, şikâyetten vazgeçseler dahi sanığın kamu davası nedeniyle zaten ceza alacağı, duruşmalara katılmalarına gerek bulunmadığı yönünde aktarıldığı anlaşılmıştır. Gerek mağdur ... gerekse inceleme dışı mağdurlar, avukat A.Ç’nin kendileriyle sanık müdafii sıfatını açıkça ortaya koymadan temas kurduğunu/kurduklarını ifade etmişlerdir. Mağdur ... ile inceleme dışı mağdurlar ... ve ... anlatımlarında A.Ç'yi yanlarında olan bir kişi, hastanenin avukatı veya arabulucu zannettiklerini; duruşma salonuna girmeden önce görüşmelerinde avukat olduğunu söylediğini fakat sanık müdafii olduğunu söyleyip söylemediğini hatırlamadığını söyleyen inceleme dışı mağdur ... ise davayla ilgili bir görevli sandığını belirtmişlerdir. Bunun yanı sıra tüm mağdurlar, A.Ç'nin diğer mağdurların zaten şikâyetlerinden vazgeçtikleri yönünde telkinlerde bulunduğunu; sanık yakınlarının veya üçüncü kişilerin kendileriyle veya ailelerine doğrudan veya üçüncü kişiler aracılığıyla ulaşarak şikâyetten vazgeçmeleri yönünde ısrarlı temas ve baskı oluşturduklarını da izah etmişlerdir. İnceleme dışı mağdurlar ... ve ...'nin soruşturma aşamasında gönderdikleri şikâyetten vazgeçme dilekçelerinin şeklen ve içerik olarak ayniyetiyle tek merkezde üretildikleri değerlendirilmiştir. Mağdur ... aşamalarda, sanık yakınlarının duruşmadan önce, 18.09.2022 tarihinde evlerine geldiklerini, sanığın işe dönmesini sağlamak için maksatlı ve sanığın hareketlerini yanlış anladığı yönünde bir yazıyı imzalatmak istediklerini beyan etmiştir. 08.09.2021 tarihli şikâyetten vazgeçme dilekçesini internetten araştırarak yazdığını izah etmişse de, süreçte mağdur yakınlarının baskısı altında olduğunu da ifade eden inceleme dışı mağdur ...'in 19.09.2022 tarihli şikâyetten vazgeçme dilekçesinde de sanığın hareketlerini yanlış anlamış olabileceği belirtilmiştir. Mağdur ...'nin 27.05.2021 tarihinde öğleden sonra yapılan duruşma öncesinde gönderdiği şikâyetten vazgeçme dilekçesini, sanık müdafii A.Ç. ile buluştukları Torbalı Adliyesinden gönderdiğine tanık... şahitlik etmiştir. Daha öncesinden maddi hata da içerir mazeret dilekçesini sunduğu duruşmada A.Ç de sanık müdafii olarak hazır bulunmuştur. Şu hâlde, kovuşturma aşamasında verilen şikâyetten vazgeçme beyanının kural olarak davaya katılma hakkını ortadan kaldıracağı ve şikâyetten vazgeçmeden dönülemeyeceği kabul edilmekle birlikte, müşahhas olayın özellikleri itibarıyla, soruşturma aşamasından itibaren sanık hakkında şikâyetçi olduğunu, şikâyetinden vazgeçme dilekçesini ise olayın ailesi ve çevresi tarafından duyulacağı endişesi altında, ortak bir akrabası vasıtasıyla görüştüğü ancak sanığın müdafii olduğunu bilmediği A.Ç'nin "Davanın zaten kamu davasına döneceği, şikâyetten vazgeçse de zaten sanığın on veya on beş yıl ceza alacağı, sanığın tuttuğu bir kaç iyi avukat sayesinde davayı kazanacağı ve kazanırsa aleyhine tazminat davası açacağı, şikâyetten vazgeçerse açamayacağı" tarzında ve hukuki sonuçları itibarıyla da tazminat sorumluluğu doğabileceği yönündeki, ısrarlı, sistematik yanıltıcı telkin ve baskıları neticesinde gönderdiğini beyan eden; ayrıca sanık yakınları tarafından, sanığın işe dönmesi için hareketlerini yanlış anladığına dair getirdikleri dilekçeyi imzalamaktan imtina ile de süregelen biçimde rahatsız edildiğini ve şikâyetçi olduğunu ısrarla ifade eden mağdurun anlatımının dosya kapsamındaki diğer beyan ve olgularla desteklenmesi karşısında, soyut ve denetlenemez bir iddiadan ibaret olmadığının anlaşılmasına nazaran, 27.05.2021 tarihli şikâyetten vazgeçme dilekçesi ve aynı tarihli duruşmada sadır olan vazgeçme beyanının, irade fesadı altında bulunan mağdur ...'nin gerçek iradesini yansıttığından söz edilemez. Mahkemeye etkin başvuru hakkı parametreleri de aynı sonuca müncer olmayı gerektirir. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu hükümlerine ilişkin gerekçesinin isabetli olduğuna ve temyiz incelemesi için dosyanın Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Ceza Genel Kurulu üyesi; Bölge Adliye Mahkemesinin direnme gerekçesinin isabetli olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 17.01.2024 tarihli ve 1942-71 sayılı direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, 2- Dosyanın, temyiz incelemesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.05.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2024/429, K. 2026/325, T. 20.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2024-429-e-2026-325-k-574a5845e6c9