Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2026/37 E. 2026/324 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2026/37
- Karar No
- 2026/324
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 147-265
I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 81/1, 53... . maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.03.2023 tarihli ve 297-135 sayılı hükmün katılan Bakanlık vekili ile sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 15.06.2023 tarih ve 885-871 sayı ile; katılan kurum lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi yönünden düzeltilerek esastan reddine; bu kararın da katılan Bakanlık vekili ile sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi dosyayı inceleyen üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 17.02.2025 tarih ve 7307-1111 sayı ile; "...Adli Tıp 1. İhtisas Kurulunun 29.06.2022 tarihli mütalaasında, maktulün yaralanmasının kişinin kendiliğinden yere yığılması hâlinde yüzünü peteğe vurması ile oluşabileceği gibi sert ve künt bir cisimle doğrudan vurulması veya kafanın sert ve künt bir cisme çarpmasıyla oluşabileceği, bunlar arasında tıbben ayrım yapılamayacağının belirtildiği, 13.09.2021 tarihli olay yeri inceleme raporunda kalorifer peteği önünde çok küçük bir kaç parça cam kırığı dışında herhangi bir suç unsuruna veya suç aletine rastlanmadığı, dolayısıyla olay günü taraflar arasında yaşanan tartışma esnasında sanığın vurarak (İstanbul Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesinin 25.04.2022 tarihli raporunda maktulün vücudunun pek çok bölümünde çok sayıda ekimotik alanlar bulunduğunun tespit edildiği) düşürdüğü maktulün ölümüne sebebiyet verdiği, sanık ile maktul arasında öldürmeyi gerektirir husumet olmaması, sanığın, ani gelişen kavga ortamında özellikle maktulün hayati organlarının bulunduğu bölgeyi hedef alarak vurduğuna, olayda silah kullandığına dair delil bulunmaması, herhangi bir engel hal olmamasına rağmen kendiliğinden eylemine son vermesi, maktulün uyanamaması üzerine sağlık ekiplerine haber vererek tedavi ettirmeye çalışması hususları birlikte değerlendirildiğinde sanığın kastının yaralamaya yönelik olduğu, sanık hakkında kastı aşan öldürme suçundan 5237 sayılı Kanun'un 87/4-1. cümle uyarınca üst sınırdan hüküm kurulması gerekirken, sanığın eylemin kasten öldürme suçu olarak nitelendirilmesi suretiyle suç vasfında hataya düşülmesi..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesince 17.06.2025 tarih ve 147-265 sayı ile; "Tüm dosya kapsamının incelenmesinde, ölenin hastaneye intikalinin 11.09.2021 olduğu bu hususta Şişli Hamidiye Etfal Hastanesinin adli muayene raporu içeriğinde de belirtildiği üzere intikal sebebinin sanığın beyanına istinaden şarap içmeleri sebebiyle uyandıramadığının belirtildiğinin anlaşıldığı, gerekli müdahaleler de yapılmasını müteakip ölenin 13.09.2021 tarihinde öldüğünün anlaşıldığı, ölene dair otopsi işleminin 14.09.2021 tarihinde yapıldığı, bu tarihte ölenin vücudundan vücut sıvıları da alınarak Kimya İhtisas Dairesine incelenmek üzere gönderildiği ve buraca yapılan inceleme neticesinin de otopsi raporuna derç edildiği, bu haliyle ölende alkol veya uyuşturucu maddenin bulunmadığının belirtildiği, her ne kadar sanık alınan savunmasında atılı suçlamaları kabul etmeyerek ölenin alkol kullanması sebebiyle kalorifer peteği üzerine düştüğünü beyan etmiş ise de, dosya kapsamında mevcut ölü muayene tutanağı ile otopsi raporunda da belirtildiği üzere ölenin vücudunda muhtelif ebat ve yerlerde olmak üzere darp ve cebir izinin bulunduğu da gözetildiğinde sanığın ölenin alkol etkisiyle düştüğüne dair savunmalarına itibar edilemeyeceği, sanık müdafiin bu hususta safahat boyunca savunmalarında belirtilen ölendeki yaralanmanın cinsel ilişki esnasında yaşandığını belirten savunmalarına da darp izlerinin muhtelif yerlerde olması da gözetildiğinde buna yönelen savunmalara itibar edilemeyeceği, yine sanık müdafiin otopsinin ölüm olayından 3 gün sonra yapıldığına dair savunması gözetildiğinde de ölenin hastaneye intikalinin 11.09.2021 olduğu bu hususta Şişli Hamidiye Etfal Hastanesinin adli muayene raporu içeriğinde de belirtildiği üzere intikal sebebinin sanığın beyanına istinaden şarap içmeleri sebebiyle uyandıramadığının belirtildiğinin anlaşıldığı, gerekli müdahaleler de yapılmasını müteakip ölenin 13.09.2021 tarihinde öldüğünün anlaşıldığı, ölene dair otopsi işleminin 14.09.2021 tarihinde yapılması karşısında itibar edilemeyeceği, ayrıca bu hususta ölenin ilk hastaneye intikali sonrasında düzenlenen adli muayene raporu ve kan tahlil sonuçlarında da alkol bulunduğuna dair bir hususun bulunmaması karşısında sanık savunmalarının suçtan kurtulmaya yönelik bulunduğunun kabulünde zorunluluk bulunduğu, neticeten her ne kadar sanık alınan savunmalarında atılı suçlamaları kabul etmeyerek ölenin kullandığı alkolün etkisiyle yüzünü kalorifer peteğine çarparak öldüğünü beyan etmiş ise de, itibar edilmeyen savunmaları karşısında dosyada mevcut 25.04.2022 tarihli Morg İhtisas Dairesince tanzim edilen otopsi raporu tüm dosya kapsamından kabul edilen oluşa göre olay tarihinde sanığın ölen ... ... 'a darp ederek, künt kafa travmasına bağlı yüz kemik kırıkları ile birlikte beyin kanaması, beyin doku hasarı gelişecek şekilde yaraladığı ve neticesinde gelişen komplikasyonlar sonucu ölüm olayını meydana getirmek suretiyle kasten öldürme suçunu işlediği" gerekçesiyle bozmaya direnilerek sanığın önceki hüküm gibi kasten öldürme suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de katılan Bakanlık vekili ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.09.2025 tarih ve 95254 sayılı bozma istemli tebliğnamesi ile dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 08.12.2025 tarih ve 6683-8664 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU Direnmenin kapsamına göre inceleme, sanığın maktule yönelik kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin kasten öldürme suçunu mu yoksa kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 25.04.2022 tarihli otopsi raporuna göre; maktulün ölümünün künt kafa travmasına bağlı yüz kemiği kırıkları ile birlikte beyin kanaması, beyin doku hasarı ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu, 29.06.2022 tarihli Adli Tıp Kurulu 1. İhtisas Kurulu raporuna göre; maktulün ölümüne neden olan künt kafa travmasına bağlı travmatik değişimlerin özellikleri ve ağırlıkları itibarıyla, kişinin kendiliğinden yere yığılması hâlinde yüzünü kalorifer peteğine vurması ile oluşabileceği gibi sert ve künt bir cisimle doğrudan vurulması veya kafanın sert ve künt bir cisme çarpmasıyla da meydana gelebileceği, bunlar arasında tıbben ayrım yapılamayacağı, 20.10.2021 tarihli Kimya İhtisas Dairesi raporuna göre; maktulün kanında alkol veya uyuşturucu madde bulunmadığı, 14.09.2021 tarihli olay yeri inceleme raporuna göre; salonda bulunan kalorifer peteğinin ön kısmındaki zeminde dağınık hâlde küçük cam kırıkları görüldüğü, mutfakta çöp poşeti bulunmadığı, banyoda bulunan kirli çamaşır torbasının ve çamaşır makinesi içinin boş olduğu, Anlaşılmıştır. Tanık ...; maktul ve sanığın komşuları olduklarını, yan dairede oturduklarını, çok samimi olmadığı maktul ve sanığın sık sık tartıştıklarını, seslerinin zaman zaman duyulduğunu, olay günü ise tartışıp tartışmadıklarını bilmediğini, Tanık ...; sanık ve maktul ile aynı evde kaldıklarını, maktulü sanığın sevgilisi olarak tanıdığını, birlikte kaldıkları dönemde herhangi bir anlaşmazlıklarına şahit olmadığını, ancak maktulün alkol kullandığı zamanlar kötü olduğunu, bayıldığını ya da düştüğünü ise hiç görmediğini, İfade etmişlerdir. Sanık kollukta; maktulün sevgilisi olduğunu ve birlikte yaşadıklarını, maktulün kalp rahatsızlığı bulunduğunu, ilaç kullandığını ancak olay günü ilaç kullanıp kullanmadığını bilmediğini, olay tarihinde gece saatlerinde eve gelen maktulün dolaptaki birayı içtiğini, sonra kendisinden şarap almasını istediğini, şarap alıp geldiğini, bira ve şarabı içen maktulün sarhoş olduğunu, "Bu kadar içmemelisin, sağlına zarar veriyorsun." dediği maktulün "Bana karışma!" şeklinde karşılık verdiğini, bunun üzerine münakaşa ettiklerini, maktulün ayakta zor durduğunu, bir ara dengesini kaybedip yere düştüğünü ve yüzünün sağ kısmını kalorifer peteğine vurduğunu, onu yerden kaldırıp sakinleştirmeye çalıştığını, "Sabah işe gideceksin dinlen." dediğini, daha sonra onu yatak odasına götürdüğünü, ardından birlikte yatıp uyuduklarını, sabah olunca maktulü uyandırmaya çalıştığını, uyanmayan maktulün göz kapaklarını eliyle açmaya çalıştığını fakat açamadığını, telefonu bozuk olduğu için arkadaşı ...'dan 112 Acil Çağrı Merkezini aramasını istediğini, acil ekibinin gelerek sabah 04.00 sıralarında maktulü Seyrantepe Etfal Hastanesine götürdüklerini, Savcılıkta; olay günü kavga ettikten sonra uyuduklarını, olay akşamı alkol almadığını, tartışmalarının tek sebebinin maktulün çok fazla alkol kullanması olduğunu, bu konuda kendisiyle birçok kez kavga ettiklerini, hatta bu sebeple maktulden ayrılmak istediğini, kesinlikle maktulü darp etmediğini, Mahkemede ise; maktulün olay günü birkaç kez düştüğünü, ilk düştüğü anı bizzat görmediğini, diğer odada olduğunu, ses üzerine yanına gittiğinde maktulü düşmüş hâlde gördüğünü, ikinci düştüğünde ise maktulün yanında olduğunu, maktulün düşerken yüzünün üzerine yığıldığını ve kalorifere yüzünü çarptığını, kendisini hastaneye götürdüğünü, Savunmuştur. IV. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun, 01.10.2025 tarihli ve 539-370 sayılı, 19.03.2025 tarihli ve 154-130 sayılı, 21.02.2024 tarihli ve 116-84 sayılı, 08.12.2022 tarihli ve 130-780 sayılı kararlarında ayrıntılarına yer verildiği üzere; TCK'nın "Kasten öldürme" başlığı altında 81. maddesinde düzenlenen suçun manevi unsuru öldürme kastı iken, 87. maddesinin dördüncü fıkrasına düzenlenen yaralama sonucunda ölüme neden olma suçunun manevi unsuru yaralama kastıdır. O hâlde, kasten öldürme suçu ile kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçu arasındaki ayırıcı kriterlerden en önemlisi manevi unsur farklılığı olacaktır. Dolayısıyla suçun vasıflandırılmasından önce çözülmesi gereken konu, failin kastının öldürmeye mi yoksa yaralamaya mı yönelik olduğuna ilişkindir. TCK'nın 21. maddesinin birinci fıkrasına göre, suçun kanuni tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak daha açık bir ifadeyle failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun müstakar kararlarına (15.10.2025 t., 363-407 sy, 30.10.2025 t., 499-443 sy.,) göre, bahse konu suçlara ilişkin kastın belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda yara meydana gelmiş ise bu yaraların yerleri ile nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır. Öldürme ya da yaralama kastının belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır. TCK'nın 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen aynı Kanun'un 87. maddenin 4. fıkrasına göre; gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi, TCK'nın 86. maddesinin 1. fıkrası veya 1. fıkrası ile birlikte 3. fıkrası kapsamında bulunur ve bunun sonucunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak şartıyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir. Kasten yaralama sonucu mağdurun ölmesine ilişkin TCK'nın 87. maddesinin 4. fıkrasının uygulanması için: a. Failin yaralama kastı ile hareket etmesi, b. Mağdurun TCK'nın 86. maddesinin birinci maddesi kapsamında yaralanmış olması veya 86. maddenin birinci fıkrası kapsamındaki yaralama fiilinin üçüncü fıkra da ihlal edilmek suretiyle gerçekleştirilmesi, c. Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi, d. Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması, Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Şu hâle göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil de ölmesini istemiş ve ölüm meydana gelmiş ise bu durumda kasten öldürmeden sorumlu tutulacaktır. Madde metnine göre faile verilecek ceza belirlenirken kasten yaralama suçunun düzenlendiği TCK'nın 86. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına yollama yapılmıştır. O hâlde, mağdurun basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek dereceden daha ağır şekilde yaralanması gerekmektedir. Anılan maddenin 2. fıkrasında karşılığını bulan basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde meydana gelen yaralamalarda 87. maddenin 4. fıkrası uygulanamayacaktır. Üçüncü şart olarak mağdurun ölmesi ve failin eylemi ile mağdurun ölümü arasında uygun nedensellik bağının bulunması; son olarak, failin meydana gelen bu ölüm sonucundan, en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gerekir. Diğer yandan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, suçun işlenmesi ile bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrinde ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmı gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığın cezalandırılması, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşılmadan hüküm verilmesi anlamına gelecektir. Şu hâlde, isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira, kabili te'lif olmayan şüphe ve gerçeğin yan yana mevcudiyeti üzerinden salt bir kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kurallarına uygun olduğu söylenemeyeceği gibi maddi gerçekliğin bütünüyle ortaya çıkarıldığı da ileri sürülemeyecektir. B. Hukuki Nitelendirme Sanığın sevgilisi olan maktulün sanıkla birlikte aynı evde yaşadığı, maktulün çok fazla alkol kullanması nedeniyle zaman zaman tartışan tarafların olay tarihinde de bu sebeple münakaşa ettikleri, ayakta durmakta zorlanan maktulün yere düşerek yaralandığı ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiğinin anlaşıldığı, adli raporlara göre maktulün ölüm sebebinin, künt kafa travmasına bağlı yüz kemiği kırıkları ile birlikte beyin kanaması, beyin doku hasarı ve gelişen komplikasyonlar olduğu kabul edilen olayda; Maktul ve sanık arasında meydana gelen ve komşuları olan tanıklarca da doğrulanan tartışmaların temel sebebi, sanık tarafından savcılıktaki ifadesinde maktulün aşırı miktarda alkol kullanması olarak açıklanmıştır. 29.06.2022 tarihli Adli Tıp Kurulu 1. İhtisas Kurulu raporunda, maktulün ölümüne yol açan künt kafa travmasına bağlı travmatik değişimlerin kendiliğinden yere yığılması hâlinde yüzünü kalorifer peteğine vurması ile mi yoksa sert ve künt bir cisimle kendisine doğrudan vurulması sonucu mu oluştuğunun tıbben ortaya konulamayacağı belirtilmiştir. Bununla birlikte, maktulün alkol aldıktan sonra başının döndüğü ve sürekli düştüğü yönündeki aşamalarda değişmeyen sanık savunmaları ile taraflarla aynı evi paylaşan tanık ...'un maktulün alkol aldığı zamanlarda kötü olduğuna ilişkin anlatımlarından, maktulün alkole dayanıklı bir bünyeye sahip olmadığı anlaşılmaktadır. Bahsedilen mesele dışında sanık ve maktul arasında ciddi bir husumet bulunmaması ile maktulün uyanmaması üzerine sanığın sağlık kuruluşlarını durumdan haberdar etmesi de nazara alındığında, mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin sanığın maktule yönelik kasten öldürme suçunu işlediğine dair tam bir vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince oluşan şüphenin sanık lehine değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu, açıklanan nedenlerle de sanığın kastının yaralamaya yönelik olduğu ve eyleminin kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesinin direnme gerekçesinin isabetli olmadığına ve direnme kararına konu hükmün, sanığın eyleminin kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.06.2025 tarihli ve 147-265 sayılı direnme gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, 2- İlk Derece Mahkemesi hükmünün, sanığın eyleminin kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.