Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/152 E. 2026/256 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2025/152
- Karar No
- 2026/256
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 4. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2151-61
I. HUKUKİ SÜREÇ Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/1-3.a-4, 62... /2-4. maddeleri uyarınca 7.080 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Sakarya 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 10.07.2019 tarihli ve 92-489 sayılı hükmün sanık tarafından istinaf edilmesi üzerine Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesince 09.01.2020 tarih ve 2151-61 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine; bu kararın da sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 25.11.2024 tarih ve 36261-15152 sayı ile; "...Sanığın 17.07.2014 tarihinde, '...' isimli sosyal paylaşım sitesinde 'Cumhuriyet ve Atatürk Düşmanlarını tanıyalım' isimli bir sayfada yer alan, mağdur ve ailesinin fotoğraflarının yer aldığı bir paylaşımı kendi hesabından paylaşması biçiminde gerçekleşen eyleminde, paylaşım içeriğinde mağdura yönelik hakaret içerikli bir ifadenin bulunmaması karşısında hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 03.02.2025 tarih ve 22307 sayı ile, "...Sanığın sosyal medya ortamında paylaştığı sabit olan, mağdur ...'ın gençlik yıllarında ailesiyle birlikte çekildiği çeşitli fotoğrafların bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş görsel üzerine yazılan 'Çal-ıştık' kelimesinin ilk hecesini vurgulayacak şekilde yazılması, 'çal' hecesinin aynı zamanda, zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almak olarak tarif edilen 'hırsızlık yapmak' eyleminin eş anlamlısı olan 'çalmak' kelimesinin kökünü oluşturması, bu kelimenin 'fakirdik, zengin olduk', 'o şimdi zengin' ifadeleriyle birlikte kullanılmış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın mağduru, 'daha önce fakir iken hırsızlık yaparak zengin olan bir kişi' olarak tarif edip tanıtan yazıları barındıran fotoğrafı sosyal medya ortamında kendi hesabından paylaşmak suretiyle mağdura hakaret ettiği, sarf edilen tüm sözlerin bir bütün olarak mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte olduğu, sanığın eyleminde suçun yasal unsurlarının oluştuğu bu nedenle sanık hakkında verilen mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf isteminin esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararının onanması gerektiği" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 17.02.2025 tarih ve 760-2840 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU İtirazın kapsamına göre inceleme, sanığın, mağdura yönelik paylaşımına konu eylemine istinaden kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat olunan kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Sakarya İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce hazırlanan 02.10.2018 tarihli araştırma raporuna göre; internet üzerinde yer alan ve herkese açık kaynaklarda/sosyal medya platformlarında umuma açık olarak yapılan paylaşımlar üzerinde yürütülen sanal devriye faaliyetleri esnasında ... isimli/rumuzlu ve https://www.....com/... URL adresli ... hesabında hâlihazırda Cumhurbaşkanı olan ...’a yönelik hakaret içeren paylaşımlara rastlandığı, Konuyla ilgili olarak nöbetçi Cumhuriyet savcısından alınan talimatlar doğrultusunda hazırlanan fezleke ekindeki 08.10.2018 tarihli inceleme, değerlendirme ve tespit tutanağında; mağdur ...’ın Başbakan olarak görev yaptığı 17.07.2014 tarihinde, sanığın ... hesabından paylaştığı görselin, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçu kapsamında değerlendirilebileceği tespitlerine yer verildiği, tutanak ekinde gönderilen suça konu görselde de; Cumhurbaşkanı ... ve ailesine ait birkaç fotoğrafla beraber "Bir zamanlar fakirdik…!!! Çal-ıştık zengin olduk elhamdülillah…!!!" şeklindeki yazının yer aldığı, Anlaşılmaktadır. Sanık aşamalarda; söz konusu ... hesabının ve bu hesap üzerinden yapılan paylaşımların kendisine ait olduğunu, paylaşımlarının herkes tarafından görülebildiğini, suça konu paylaşımı kendisinin hazırlamadığını, ana sayfasında görmesi üzerine paylaştığını, suç olduğunu düşünmediğini, suç işleme kastının bulunmadığını savunmuştur. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar TCK’nın "Hakaret" başlıklı 125. maddesi şöyledir; "(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. (2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur. (3) Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz (4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. (5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır." Madde gerekçesi ise "Madde metninde hakaret suçu tanımlanmıştır. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukukî değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır. Bu düzenlemede 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda benimsenen hakaret ve sövme suçu ayırımı kaldırılmıştır. Hakaret suçunun oluşabilmesi için, kişiye somut bir fiil veya olgu isnat edilmelidir. Örneğin, kamu görevlisinin bir kişiden bir iş karşılığında belli bir miktar rüşvet aldığı yönünde isnatta bulunulması durumunda hakaret söz konusudur. Kişiye isnad olunan somut fiilin gerçek olup olmamasının, hakaret suçunun oluşması bakımından bir önemi yoktur. Ancak, iddia olunan hususun gerçek olduğunun ispat edildiği durumlarda, fail cezalandırılmayacaktır. Keza, kişiye herhangi bir olayla irtibatlandırmadan, soyut olarak yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de, hakaret suçu oluşur. Kötü bir niteliği veya huyu ifade eden sözler, somut bir fiil veya olguyla irtibatlandırılmadıkları hâlde, yine de hakaret suçunu oluştururlar. Örneğin, bir kimseye 'serseri', 'alçak', 'hayvan' denmesi hâlinde, somut fiil isnadı söz konusu değildir. Aynı şekilde kişiye soyut olarak 'hırsız', 'rüşvetçi', 'sahtekâr', 'fahişe' gibi yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de hakaret suçu oluşmaktadır. Kişinin bedenî arızasını ifade etmekle veya kişiye bir hastalık izafe etmekle de hakaret suçu işlenmiş olur. Örneğin, kişiye 'kör', 'şaşı', 'topal', 'kambur', 'kel' vs. demekle; kişiye 'psikopat', 'frengili' veya 'aidsli' demekle, hakaret suçu işlenmiş olur. Dikkat edilmelidir ki; davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amacına yönelik olarak belli bir siyasî kanaatin isnad edilmesi hâlinde de hakaret suçu oluşur. Örneğin, bir kişiye 'faşist', 'komünist' veya 'mürteci' demekle, hakaret suçu işlenmiş olur. Bir kişiye izafeten söylenen sözün veya bulunulan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, toplumda hâkim olan telâkkileri, örf ve âdetleri göz önünde bulundurmak gerekir. Hakaret suçu, kişi muhatap alınarak işlenebilir. Bu durumda huzurda hakaret söz konusudur. Hakaret suçu, kişinin gıyabında da işlenebilir. Kişiye hazır bulunmadığı bir ortamda veya doğrudan muttali olamayacağı bir surette hakaret edilmesi durumunda, gıyapta hakaret söz konusudur. Ancak, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, fiilin mağdurun gıyabında ve fakat en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. Bu kişilerin toplu veya dağınık olmalarının suçun oluşumu üzerinde bir etkisi yoktur. Bir veya iki kişiyle ihtilat ederek de mağdura hakaret edilebilir. Bu gibi durumlarda da esasında bir haksızlık gerçekleşmektedir. Ancak, izlenen suç siyaseti gereğince, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, mağdurun gıyabında en az üç kişiyle ihtilat edilerek, yani en az üç kişi muhatap alınarak hakaretin yapılması şart olarak aranmıştır. Maddenin ikinci fıkrasında, hakaretin mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir mesajla yapılması hâlinde, birinci fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmedileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kişiyi muhatap alan mektup, telgraf, telefon ve benzerî araçlarla yapılan hakaret de, huzurda hakaret olarak cezalandırılmalıdır. Maddenin üçüncü fıkrasında, hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi, bu suçun bir nitelikli hâli olarak kabul edilmiştir. Keza, hakaret suçunun dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı ya da kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi hâlinde, verilecek cezanın bir yıldan az olamayacağı hüküm altına alınmıştır. Maddenin dördüncü fıkrası hakaret suçunun alenen işlenmesi, bu suçun bir nitelikli şekli olarak kabul edilmiştir. Aleniyet için aranan temel ölçüt, fiilin, gerçekleştiği koşullar itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olmasıdır. Keza, aleniyetin basın ve yayın yoluyla gerçekleşmesi durumunda artırma oranı ayrıca düzenlenmektedir. Maddenin son fıkrasında, kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde, suçun kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır." şeklindedir. Suçun faili herkes olabilir. Hakaret suçunun kamu görevlisine karşı işlendiğinin kabulü için bir kamu görevlisinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edecek nitelikteki fiilin, kişinin görevinden dolayı işlenmesi gerekmektedir. Fiilin, görevle illiyet bağı taşıması şarttır. Suç, serbest hareketli suçtur. Suçun fiil unsuru, hakaret teşkil edecek söz, yazı, resim, işaret veya benzeri vasıtalarla gerçekleştirebilecek hareketlerdir. Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. Hakaret suçunun oluşabilmesi için hakaret niteliği taşıyan sözlerde mağdurun isminin açıkça kullanılması şart olmayıp, hakaret teşkil eden söz veya cümle içerisinde herhangi bir mağdur ismi yer almamasına rağmen, somut olayda kullanılan ifadenin bütünlüğü değerlendirildiğinde yöneltildiği kişi ile ilgili olarak duraksamaya yer olmayacak şekilde bir kesinlik varsa mağdurun belirli olduğu sonucuna varılacaktır. Kamu görevlisine görevi nedeniyle hakaret ve sövme suçunun oluşması için; onun sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun sahip olduğu düşünce ve duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Madde gerekçesinde de ifade edildiği üzere, bir kişiye izafeten söylenen sözün veya bulunulan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, toplumda hâkim olan telâkkileri, örf ve âdetleri göz önünde bulundurmak gerekir. Ne tür hareketlerin şeref ve itibarı ihlal edici olduğu, toplumda hâkim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre belirlenmelidir, bunu tayinde ölçü bireyin özel duyarlılığı değildir, bu itibarla basit bir saygısızlık hakaret ve sövme olarak nitelendirilemez (Sahir Erman, Hakaret ve Sövme Suçları, s. 80 vd.). Manevi unsur genel kasttır. Mağdurun sıfatı bilinerek hareket edilmelidir. Saikin siyasi olması şart değildir. Bir hukuka uygunluk sebebi varsa, tipik eylemin suç teşkil etmeyeceğinde şüphe yoktur. Hukuka uygunluk sebepleri TCK'nın 24... . maddelerinde düzenlenmiştir. Hakkın kullanılması da 26. maddede bir hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edilmiş ve hakkını kullanan kimseye ceza verilemeyeceği açıkça vurgulanmıştır (TCK madde 26/1). Düşünceyi açıklama özgürlüğü temel insan haklarından biri olarak; Anayasa'nın 26, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19 ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10/1. maddelerinde en üst düzeyde güvence altına alınmıştır. Hakaret suçlarının yapısı ve niteliği itibarıyla, hukuka uygunluk sebebi olarak düşünce ve düşünceyi açıklama hakkı gündeme gelecektir. Bu bağlamda fiil tipe uysa ve kasten işlense de düşünceyi açıklama özgürlüğü kapsamında kalmakta ise hukuka uygun olması nedeniyle suç teşkil etmeyecektir. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Doktrinde değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve özgürlüğüdür. Demokrasinin olmazsa olmaz şartlarından olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, T.C. Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur. Anılan düzenlemeler şöyledir: İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde; "Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, karışmasız görüş edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir.", İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin; 10. maddesinin 1. fıkrasında; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir." Hükümlerine yer verilmiş, Anayasa’nın; 25. maddesinde "Düşünce ve kanaat hürriyeti" başlığı altında; "Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.", 26. maddesinde ise İHAS’ın 10. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.", Bu hükümlerin yanı sıra mutlak haklardan olmayan ifade hürriyetinin sınırsız bir koruma sağlamadığı görülmektedir. Uluslararası ve ulusal hukukta bu hakkın sınırlandırılabilme ilkeleri de; İHAS’ın; 10. maddesinin 2. fıkrası; "Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir.", 17. maddesi; "Bu sözleşme hükümlerinden hiçbiri, bir devlete, topluluğa veya kişiye, Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine veya burada öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlamalara uğratılmasına yönelik bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamaz." Anayasa’nın 2. maddesi; "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.", 13. maddesi; "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.", 14. maddesi; "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir", 26. maddesinin 2. ve devamı fıkraları ise; "Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir." Şeklinde belirlenmiştir: Şu hâle göre; düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti, temel ve doğal insan hakları arasında yer alır. Esas itibarıyla ifade özgürlüğü, demokrasinin, çoğulculuk ve açık fikirlilik temelli demokratik toplumun mayasıdır. Bu nedenledir ki, "İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her 'formalite', 'koşul', 'yasak' ve 'ceza', izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır." (AİHM’nin 07/12/19 76... /12 başvuru nolu Handyside-Birleşik Krallık kararı). Bununla birlikte, kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak, hakkın özüne dokunmayan, tahdidi olarak belirlenmiş anayasal ve yasal sebeplerle sınırlanabilir. Hiç şüphesiz aslolan özgürlüktür. Sınırlama ise istisna. Zikredilen bağlayıcı temel metinler ile AYM ve İHAM'ın istikrar kazanmış içtihadları ışığında konu değerlendirildiğinde mes'elenin özünün, birbiriyle çatışan iki hak arasında adil bir denge kurmaktan ibaret olduğunu söylemek mümkündür. Toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesinin esaslı koşullardan biri demokratik toplumun inşasıdır. Demokratik toplum, çoğulculuk ve açık fikirlilik sütunları üzerine kurulur. Bu hedefe ulaşmanın en temel unsurunun da ifade özgürlüğü olduğunda şüphe yoktur. Açıklanan düşüncenin hukuk düzeninin koruduğu bir başka değere/hakka müdahale oluşturmadığı sürece bir müdahaleyle karşılaşmayacağı bellidir. Sorun, bir başka hakla çatıştığında, kişilerin huzur ve sükunu, toplum barışı ve kamu düzeni gibi himayesi gereken umdelere bir tehdit/saldırı oluşturduğunda ortaya çıkan gerilimdedir. Bu durumda korumaya değer ifadenin öncelikle, demokratik toplumdan beklenen hoşgörü ve toleransı hak eder bir amaca hizmet etmesi, aktüel bir toplumsal tartışmaya ya da kişinin kendisini gerçekleştirmesine katkı sunması beklenir. İşte hukukun himayesinde olan; "sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız ya da ilgilenmeye değmez görülenler için değil, ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin" bu nev'iden olması gerekir. Yoksa kişisel ya da sosyolojik olarak demokratik topluma hiç bir katkısı olmayan, iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet oluşturmaya yönelik özellikleriyle aslında demokratik toplum için de tehdit oluşturan ifadelerin hukuki koruma göremeyeceği söylenmelidir. Müdahalenin demokratik toplum için zorunlu bir ihtiyacı karşılayıp karşılamadığı tartışmaları bağlamında; a. İfadeleri söyleyenin kim olduğu, b. Kime karşı söylendiği, c. Söylenen sözlerin değer yargısı mı yoksa olgu isnadı mı olduğu, d. Muhatabın etkili yolla cevap verme imkanı olup olmadığı, e. Kamuoyunu bilgilendirme değeri taşıyıp taşımadığı f. Müdahalenin ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki oluşturup oluşturmadığı gibi kriterler yanında, g. İfadenin, güncel bir toplumsal tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, h. Kişinin kendini gerçekleştirmesine faydasının bulunup bulunmadığının da olaysal bir değerlendirmeye tabi tutulması gerekir (AYM. Durmuş Fikri Sağlar b.GK 2017/29735 17.3.2021, Çetin Koçyiğit b.28.5. ... no.2023/64287). Yüksek Ceza Genel Kurulu, failin basın mensubu veya siyasetçi olması durumunda tolerans marjının daha geniş olduğunun (İHAM Oberschlick/Avusturya, 20834/92, 01/07/1997), siyasetçilerin eleştirilere özel kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiğinin (İHAM Lingens/Avusturya, 9815/82, 08/07/1986), hükümet politikaları için yapılan eleştiriler ve yorumların daha geniş bir korumayı hakettiğinin (İHAM Castells/İspanya), romantik ve kalıplaşmış, korunan değerler bakımından ciddi tehlike/saldırı riski taşımadığı test edilmiş sloganların (İHAM.Karataş/Türkiye, no.23168/94, Sürek ve Özdemir/Türkiye no.23927/94) demokratik toplumdan beklenen hoşgörü şemsiyesi altında kalması lazım geldiğinin bilincindedir. Maamafih, bu ilkeler ışığında çatışan haklar arasında adil denge kurulurken, sosyolojik gerçekleri bağlamında olgusal temellere dayalı yeterli gerekçelerle değerlendirme yapma hususunda her ülkenin geniş bir takdir hakkı bulunduğunun, AYM ve İHAM'nin yetkisinin ikincil olduğunun da farkındadır. Kültürel ve geleneksel değerlerine bağlı kalmaya çalışan Türk toplumu açısından hakaret suçları, sosyolojik değerler hiyerarşisinin üstlerinde yer verdiği onur ve saygınlığına saldırı teşkil etmesi nedeniyle ciddi sorunlar oluşturabilmektedir. Hatta bu saldırı muhatabın sadece onurunu kırıp iç huzurunu bozmakla da kalmamakta ne yazık ki onu suç işlemeye de sevk edebilmektedir. Nitekim hakaret etmek, Türk ceza hukuku uygulamasında öldürme ve yaralama suçları başta olmak üzere kasten işlenen suçlar yönünden haksız tahrik oluşturduğu için TCK'nın 29. maddesi kapsamında cezada indirim sebebi kabul edilegelmiştir. Hakaret edenin öldürülme, yaralanma gibi suçlara maruz kalabilmesi sosyolojik bir olgudur. Böyle olduğu içindir ki kanun vazıı, TCK'nın 125. maddesinde hakareti bir suç olarak düzenleyip hürriyeti bağlayıcı ceza ile yaptırıma bağlarken, suçu önlemek ve toplum düzenini korumayı da amaçlamaktadır. B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme Sanığın, ... sosyal paylaşım sitesinde mağdur ...’ın Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak görev yaptığı 17.07.2014 tarihinde, mağdur ve ailesine ait birkaç fotoğrafla beraber "Bir zamanlar fakirdik…!!! Çal-ıştık zengin olduk elhamdülillah…!!!" şeklinde yazıların bulunduğu görseli site kullanıcıları ile paylaştığı olayda; Paylaşımın bütünlüğü ile sebep ve amacı bağlamında yapılan değerlendirmede, mağdur ve ailesine ait sosyal medyada yer alan fotoğrafların derlenmesi suretiyle, ekonomi politikasından duyduğu hoşnutsuzluk nedeniyle tehevvüren yapıldığı anlaşılan nezaket dışı, kaba ve rahatsız edici ağır eleştiri niteliğindeki paylaşımların, Başbakanın doğrudan/açıkça şeref ve saygınlığına saldırı kastı da taşımadığından demokratik toplum düzeninde siyasetçi liderlerden beklenen hoşgörü çerçevesinde tolere edilmesi gerektiğinin, bu nedenle de kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunun kanuni unsurları itibarıyla oluşmadığının kabulü gerekir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu ...; "Bireyin kendini gerçekleştirmesine ya da aktüel bir tartışmayla ilgili olarak toplumun gelişmesine katkı sunması beklenen bir değer içermeyen incelemeye konu, mağdur ve ailesine ait birkaç fotoğrafla beraber paylaştığı 'Bir zamanlar fakirdik…!!! Çal-ıştık zengin olduk elhamdülillah…!!!'şeklindeki doğrudan çalmaya/hırsızlamaya matuf sözlerinin; kullanıldıkları zaman ve mecra itibarıyla bağlamından uzak, kalıplaşmış sıradan bir söylem ya da eleştiri olmaktan öte, özellikle suç tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olan mağdur ve ailesi yönünden olgusal bir temeli de bulunmayan, belirli olaylara telmihen marjinal gruplarca oluşturulmuş mütemadi bir organizasyonun parçasını teşkil eden değer yargısı olmasına, farklı görüşte grupların bulunduğu sosyal medya ortamında toplumsal barış ve kamu düzeni açısından da ciddi risk barındırmasına nazaran, düşünce özgürlüğü ve eleştiri sınırları kapsamında değerlendirilemeyeceği düşünülmüştür. Şu hâle göre, bir hukuka uygunluk sebebi bulunmayan olayda, ifade ettikleri açık manaları itibarıyla doğrudan mağdurun şeref ve saygınlığına saldırı mahiyeti taşıyan sözlerin müsnet suçu oluşturacağı," düşüncesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan dokuz Ceza Genel Kurulu üyesi de; benzer görüşlerle, Karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, Sakarya 5. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilamının bir örneğinin ise Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.03.2026 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 22.04.2026 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.