Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2026/2161 E. 2026/4971 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/2161
Karar No
2026/4971
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/2356 E., 2025/2882 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 20. İş Mahkemesi SAYISI : 2020/799 E., 2024/384 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü: Miktar veya değeri temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352/1-(b) hükmü uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Dosya içeriğine göre hükmedilen ve temyize konu edilen toplam miktarın Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi dikkate alındığında, 04.06.2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20. maddesi ile değiştirilen 6100 sayılı Kanun'un ek madde 1/2 hükmü uyarınca dava tarihi itibarıyla kesinlik sınırı olan 72.070,00 TL'nin altında kaldığı anlaşılmakla; davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan reddine karar vermek gerekmiştir. Davacı vekilinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği tarihe kadar davalı Şirketin Gürcista'daki ... Hidroelektrik Projesi şantiyesinde robot operatörü olarak çalıştığını, son ücretinin net 1.850,00 USD olduğunu, işyerinde fazla çalışma yapıldığını, hafta tatilleri ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde de aynı şekilde çalıştığını, ancak ücreti dışında ödeme yapılmadığını belirterek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile hafta tatili ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkili Şirkette çalışmadığını, husumet itirazında bulunduklarını, davacının nezdinde çalıştığı dava dışı ... Şirketinin müvekkili Şirketten ayrı bir tüzel kişiliğinin bulunduğunu, söz konusu Şirketten temin edilen bilgilere göre davacının 09.03.2018-30.08.2019 tarihleri arasında dava dışı şirkette çalıştığı ve aylık ücretinin net 862,50 USD olduğu, sözleşmenin sona ermesi ile dava dışı Şirketten tüm yasal haklarını alarak işten ayrıldığının anlaşıldığını, ayrıca davacının işvereni olan dava dışı ... isimli Şirketin Gürcistan'da kurulu olması nedeniyle Mahkemenin uyuşmazlığın çözümünde yetkili olmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte davacının talep ettiği alacakların zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; emsal Yargıtay içtihatları dikkate alındığında davalı Şirketin husumete ilişkin itirazlarının yerinde olmadığı ve iş sözleşmesi ile dosya kapsamına göre davacının 09.03.2018-30.08.2019 tarihleri arasında davalı nezdinde çalıştığının kabulü gerektiği, davacının imzaladığı bireysel iş sözleşmesinde, taraflarca sözleşmeden doğan uyuşmazlıklara çalışılan ülke hukukunun uygulanacağının kararlaştırıldığı, bu hâliyle tarafların imzaladıkları sözleşme ile bir hukuk seçimi anlaşması yaptıklarının sabit olduğu, cevap dilekçesindeki davalı savunması da dikkate alındığında somut uyuşmazlığa Gürcistan hukukunun uygulanması gerektiği, Gürcistan İş Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca İş Kanunu'nda düzenlenmeyen iş ilişkileri ile ilgili hususların Gürcistan Medeni Kanunu normlarına uygun olarak düzenlenip yorumlanması gerektiği, Gürcistan Medeni Kanunu'nun 129/1 hükmüne göre sözleşmeden kaynaklı alacak taleplerinde zamanaşımı süresinin 3 yıl olarak belirlendiğinin anlaşıldığı, somut uyuşmazlıkta talep edilen alacak kalemlerinin zamanaşımı süreleri göz önünde bulundurularak değerlendirildiği, Gürcistan İş Kanunu'nda kıdem tazminatına ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmadığından yasal dayanağı bulunmadığı anlaşılan talebin reddine karar verilmesi gerektiği, davacının iş sözlemesinin "iş sözleşmesinin süresinin dolması" sebebine dayanılarak feshedildiği, söz konusu fesih sebebinin Gürcistan İş Kanunu'nun 37.1/B bendinde düzenlendiği, Gürcistan İş Kanunu'nun 38. maddesi incelendiğinde ise işverenlere bahsi geçen fıkralara dayanarak iş sözleşmesinin feshedilmesi yoluna gidildiği takdirde fesih öncesinde işçilere bildirimde bulunma yükümlülüğü getirilmediği; ayrıca iş sözleşmesinin 30.08.2019 tarihinde feshedileceği hususunun davalı işveren tarafından 31.07.2019 tarihinde davacı işçiye bildirildiği, buna göre davacının ihbar tazminatı alacağına da hak kazanamadığı, Gürcistan İş Kanunu'nun 21. maddesi uyarınca davacının kıdemine göre 24 gün yıllık izin ücreti alacağına hak kazandığı, yurda giriş çıkış kayıtları ve yıllık izin formlarına göre 44 gün izin kullandığı sabit olduğundan davacının yıllık izin ücreti alacağına da hak kazanamadığı, dosyada yazılı delil bulunmadığından dinlenilen tanık beyanları uyarınca davacının fazla çalışma yaptığı, iki hafta pazar tatillerinde de çalıştığı, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde de çalışmaya devam ettiği anlaşıldığı, söz konusu çalışmaların karşılığının ödendiğinin işverence ispatlanmadığı, ancak davalı tarafça ileri sürülen zamanaşımı def'i dikkate alındığında söz konusu alacakların ıslah tarihi itibarıyla zamanaşımına uğradığı, dava dilekçesindeki miktarlar ile sınırlı olacak şekilde fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının kabulüne; diğer taleplerin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının davalı nezdinde yürütülen ... hidroelektrik projesinde 09.03.2018-30.08.2019 tarihleri arasında robot operatörü olarak çalıştığı, davacıya aylık 925,00 USD ücret ödendiği, bunun içerisinde aylık 80 saatlik fazla çalışma ücreti ile ayda 2 pazar çalışma ücretinin de yer aldığı, taraflar arasında imzalan iş sözleşmesinde Gürcistan hukukunun uygulanacağının açıkça ifade edildiği, İlk Derece Mahkemesince Gürcistan hukuku dikkate alınarak yapılan değerlendirmelerin yerinde olduğu, hükme esas alınan hesap bilirkişisi raporunun usul ve yasaya uygun olduğu, Gürcistan Medeni Kanunu'nun 129. maddesinde düzenlenen 3 yıllık zamanaşımı süresinin dikkate alındığı, dava tarihi itibarıyla zamanaşımı söz konusu değil ise de, ıslah tarihi itibarıyla fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının zamanaşımına uğradığı, dava dilekçesinde talep edilen miktarla sınırlı olarak hüküm kurulmasının yerinde olduğu, davanın 2020 yılında açıldığı gözetildiğinde davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesinin yerinde olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; a. Uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanması gerektiğini, b. Gürcistan hukukuna göre zamanaşımının yanlış değerlendirildiğini, belirsiz alacak davası olarak açılan davalar yönünden yalnızca dava zamanaşımı def'inin dikkate alınması gerektiğini, c. İçtihat değişikliğinin somut davada uygulanamayacağını, hukuk seçiminin geçerli olmadığını, yabancı hukuka göre değerlendirme yapılmasının kamu düzenine aykırı olduğunu, Anayasa Mahkemesi iptal kararı doğrultusunda değerlendirme yapılması gerektiğini, d. Ücretin hatalı tespit edildiğini, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretini de kapsayacak şekilde kabul edilen temel ücretin bu hâliyle Türk kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğini, e. Gürcistan hukukuna göre yapılan hesaplamaların hatalı olduğunu ve alacaklarının eksik hesaplandığını ileri sürmüştür. 2. Davalı vekilinin temyiz dilekçesi miktardan reddedildiğinden temyiz sebeplerine yer verilmemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, davacının aylık ücretinin miktarı ile kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile hafta tatili ücreti alacaklarının ispatı ve hesaplanmasına ilişkindir. İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır. Somut uyuşmazlıkta davacı işçi; davalının Gürcistan'da bulunan şantiyelerinde çalıştığını ileri sürerek ödenmeyen işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş, davalı işveren ise yasal süresi içinde sunduğu cevap dilekçesinde davacının yurt dışı şantiyelerinde çalışması sebebiyle uyuşmazlığın çalışılan ülke hukukuna göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince, uyuşmazlığa Gürcistan hukuku uygulanmak suretiyle yargılama sonuçlandırılmış; taraf vekillerinin istinaf talebi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, taraflar arasında imzalan iş sözleşmesinde Gürcistan hukukunun uygulanacağının açıkça ifade edildiği, İlk Derece Mahkemesince Gürcistan hukuku dikkate alınarak yapılan değerlendirmelerin yerinde olduğu kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir. Türk anayasal sisteminde, Devlete ... ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için "iptal kararlarının geriye yürümezliği" kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir. Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile Devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir. Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile, aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır. Dosya kapsamına göre, davacının tüm çalışma dönemi için tarafların iş sözleşmesi ile hukuk seçimi anlaşması yaptıkları açık olup somut uyuşmazlığa Gürcistan hukukunun uygulanmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Diğer yandan Bölge Adliye Mahkemesi karar gerekçesinde; davacıya aylık 925,00 USD ücret ödendiği, bunun içerisinde aylık 80 saatlik fazla çalışma ücreti ile ayda iki pazar çalışma ücretinin de yer aldığı ifade edilmiş ise de, İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının temel ücreti 925,00 USD olup aylık 80 saatlik fazla çalışma ücreti ile ayda iki pazar çalışma ücretinin de eklenmesi suretiyle kabul edilen ücret toplam 1.850,00 USD olduğundan Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinde yer alan ifadenin maddi hataya dayandığı değerlendirilmiştir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. İlk Derece Mahkemesince, davacının ıslah/bedel arttırım dilekçesi ile artırdığı kısımlar yönünden zamanaşımı süresi dolduğundan artırılan kısımların reddi gerektiğine karar verilmiş ise de yapılan değerlendirme hatalıdır. Davanın fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili ücreti alacakları bakımından belirsiz alacak davası şeklinde açıldığı anlaşılmakla belirsiz alacak davasında, davanın açılması ile alacağın tamamına ilişkin zamanaşımı süresi kesildiğinden, 6100 sayılı Kanun'un 107/2 hükmü gereğince talebin arttırılması ıslah olarak nitelendirilip ıslaha karşı zamanaşımı def'inin dikkate alınması isabetli olmamıştır. Talep arttırım dilekçesi ile talep edilen miktarlar zamanaşımına uğramayacağından, yalnızca süresinde ileri sürülen dava zamanaşımı def'i dikkate alınmak suretiyle yapılacak hesaplama sonucunda bedel arttırım dilekçesi ile arttırılan miktarlara göre hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; A. Davalı Temyizi Yönünden Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalı tarafa iadesine, B. Davacı Temyizi Yönünden 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.06.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

K A R Ş I O Y

Yabancı unsurlu uyuşmazlıklarda kamu düzeni, 5718 sayılı Kanun'un 5. maddesi uyarınca uygulama alanı bulmakta olup söz konusu hüküm “Yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz; gerekli görülen hâllerde, Türk hukuku uygulanır.” şeklindedir. Yabancılık unsuru taşıyan hukuki uyuşmazlığa uygulanacak hukuk yabancı Devletin hukuku ise kural, yabancı hukukun uygulanmasıdır. Bununla birlikte yabancı hukukun uygulanmasının sınırı, doğacak hukuki sonuçların Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmamasıdır. Bir yabancı hukuk kuralı Türk hukukunun temel değerlerine, genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına ve hukuk siyasetine, Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak ve kabul görmüş hukuk prensiplerine, ahlak ve adalet anlayışına, medeniyet seviyesine siyasi ve ekonomik rejimine aykırı olması hâlinde kamu düzenimize aykırılığı söz konusu olabilir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı, 10.02.2012 tarihli ve 2010/1 Esas, 2012/1 Karar sayılı kararı). Avrupa Adalet Divanının bir kararında belirtildiği üzere azami çalışma süresi işçi sağlığı ve güvenliği ile ilgilidir (14.10.2010, Günter Fuß v Stadt Halle, Case C-243/09, EU:C:2010:609, p. 32-33). Ülkemizde de çalışanların sağlık ve güvenliğini korumak amacıyla çalışma süreleri sınırlandırılmıştır. Bu kapsamda 4857 sayılı İş Kanunu'nda (4857 sayılı Kanun) günlük çalışma için en çok 11 saat, haftalık çalışma için ise en çok 45 saatlik bir süre öngörülmüştür. İşçinin onayı ile yılda 270 saati geçmemek üzere fazla çalışma yapılabileceği göz önünde bulundurulduğunda 4857 sayılı Kanun'a tâbi işçiler bakımından haftalık azami çalışma süresinin 50 saat olduğu söylenebilir. Dairemiz uygulamasına göre aylık ücretin asgari ücretten ayda en az 22,5 saatlik fazla çalışmayı karşılayacak miktarda yüksek olması kaydıyla fazla çalışma ücretinin aylık ücrete dâhil olduğuna yönelik sözleşme hükmü geçerlidir. Böyle bir durumda yılda 270 saat fazla çalışma karşılığının aylık ücret içinde ödendiği kabul edilmektedir. Yine Dairemiz uygulamasına göre aylık ücretin fazla çalışmayı da kapsadığı şeklinde bir düzenleme olması durumunda temel ücret yılda 270 saatlik fazla çalışmayı de içine alan ücrettir. İşçilik alacakları bu temel ücret üzerinden hesaplanmaktadır. Yani temel ücret belirlenirken fazla çalışma karşılığı olarak ödenen miktar ayrıştırılmamaktadır. Gerçekten işçiye, fazla çalışma yapmasa dahi aynı ücretin ödenmesi, ayrıştırma yapılmamasını gerektirir. Ayrıca Dairemizce, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin kararlaştırılan aylık ücrete dâhil olduğu yönündeki sözleşme hükümlerine değer verilmemektedir. Somut olayda taraflarca imzalanan iş sözleşmesinde davacı işçiye her ay 1.850,00 USD ödeneceği ve bunun için davacının ayda iki hafta 57 saat iki hafta ise haftalık 67 saat çalışacağı düzenlenmiştir. İlk Derece Mahkemesince, hükme esas alınan bilirkişi raporunda 1.850,00 USD ücretin içinde aylık 80 saat fazla çalışma ücreti ve ayda iki hafta hafta tatili çalışması karşılığı 20 saatlik hafta tatili ücreti olduğu kabul edilerek Gürcistan İş Kanunu’na göre yapılan hesaplamaya itibarla 925,00 USD temel ücret olarak esas alınarak fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ve ulusal bayram, genel tatil ücretleri hüküm altına alınmıştır. Davacının sürekli biçimde bu şekilde çalıştırılması Türk hukukunda öngörülen azami çalışma süresini ihlal eden bir durumdur. Türk hukuku bakımından da azami çalışma sürelerine ilişkin kurallar iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanabilmesinin bir gereğidir. Azami çalışma süresi, ihlali hâlinde ortaya çıkabilecek kazalar dikkate alındığında, sadece işçinin değil üçüncü kişilerin de sağlık ve güvenliğini ilgilendirdiğinden Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ve vücut bütünlüğünün dokunulmazlığı ile doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle kamu düzenine ilişkin bir düzenleme olarak kabul edilmelidir. Yukarıda belirtildiği üzere 5718 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca belirli bir uyuşmazlığa uygulanacak yabancı hukuk hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde, gerekli görülen hâllerde, o kural yerine Türk hukuku uygulanmalıdır. Davacı işçinin her ay sürekli olarak iki hafta 57 saat, iki hafta ise 67 saat çalışması gerektiğinin kararlaştırılması, Türk hukukunda yer alan ve kamu düzenine ilişkin azami çalışma süresini açıkça ihlal ettiğinden, uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanması ve davacı tarafından kanıtlanan 270 saati aşan fazla çalışma alacağının temel ücret olan 1.850,00 USD üzerinden hesaplanıp hüküm altına alınması gerekir. Bu durumda aylık temel ücretin 1.850,00 USD olduğu ve bunun sadece yıllık 270 saat fazla çalışma ücretini kapsadığı, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin aylık ücrete dâhil olmadıkları kabul edilmeli, dava konusu tüm işçilik alacakları da buna göre hesaplanmalıdır. Sayın Çoğunluğun fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin belirsiz alacak davası olarak açılması sebebiyle İlk Derece Mahkemesince yalnızca dava zamanaşımı def'inin dikkate alınması gerektiği şeklindeki bozma gerekçesine katılmakla birlikte, İlk Derece Mahkemesi kararının ayrıca bu ilâve gerekçe ile bozulması gerektiği kanaatinde olduğumdan belirtilen nedenlerle Sayın Çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.

Atıf: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2026/2161, K. 2026/4971, T. 02.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-hukuk-dairesi-2026-2161-e-2026-4971-k-a3a2f4b8bfee