Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/9989 E. 2026/5004 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/9989
Karar No
2026/5004
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1380 E., 2025/2422 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 56. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/470 E., 2024/73 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Davacı vekili ile davalı ... İnş. San. ve Tic. AŞ. (... Şirketi) vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 02.06.2026 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir. Duruşma günü davacı vekili ... ... , davalı ... Şirketi vekili Avukat ... ile davalı ... vekili Avukat ... duruşmaya katıldılar. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının Umman'daki işyerinde 15.01.2016-07.08.2019 tarihleri arasında kaya kamyon operatörü olarak net 1.750,00 USD ücretle çalıştığını, iki vardiya şeklinde 06.00-17.30, 17.30-06.00 saatleri arasında ve tüm ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını, davacıya yıllık izin kullandırılmadığını, iş sözleşmesinin iş bitimi nedeniyle feshedildiğini iddia ederek bakiye kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... Şirketi vekili; alacak taleplerinin zamanaşımına uğradığını, Umman Sultanlığı kanunlarının geçerli olduğunu, davacının 16.01.2016 tarihinde davalının ...-... ... Ortaklığı olarak faaliyet gösterdiği Umman Sultanlığı'ndaki işyerinde çalışmaya başladığını, mutad işyerinin Umman olduğunu, davacının iş sözleşmesinin sona erdiği tarihe kadar tüm ücret ve haklarının ödendiğini, taraflar arasında imzalanan sözleşme gereği Umman Sultanlığındaki kanunların uygulanması gerektiğini, Umman Mahkemelerinin yetkili olduğunu, Türk Mahkemelerinin yetkili olduğunun kabulü halinde de Umman hukukunun uygulanması gerektiğini, davacının sözleşmesinin ihbar öneli kullandırılmak sureti ile yaptığı işin bitmesi nedeniyle feshedildiğini, davacının hak etmiş olduğu tüm alacakların çıkış hesap detayı belgesinde belirtildiğinin ve iki ayrı çek olarak OMR cinsinden banka kanalı ile ödendiğini, davacının 06.08.2019 tarihli ibranameyi imzaladığını, davacının kıdem tazminatının ödendiğini, ihbar öneli de kullandırıldığını, işçinin toplam ücretinin 1.750,00 USD olduğunu, bunun 1.258,00 USD'sinin temel ücret 492,00 USD'sinin sabit fazla çalışma olduğunu, sabit fazla çalışmanın hafta içi pazar, pazartesi, salı, çarşamba, perşembe günleri 1'er saat Cumartesi günü için 10 saat fiilî çalışan işçilere uygulanacağını, fazla çalışma bedelinin her ay sabit şekilde fazla ödeme adı altında ödendiğini, bu durumun puantaj kayıtları ile açıkça belli olduğunu, bu çalışmalar dışında daha fazla çalışma yapmaları durumunda fazla çalışma adı altında ayrı bir kalem gösterilerek ödendiğini, tüm ulusal bayram ve genel tatil günlerinde izinlerini kullandığını, hiçbir alacağı bulunmadığını, davacının tüm yıllık izinlerini de kullandığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. 2. Davalı ... (Merkezi İtalya) Türkiye ... Şubesi (... Şirketi) vekili; alacak taleplerinin zamanaşımına uğradığını, iş sözleşmesinde işveren olarak diğer davalı Şirketin yazıldığını, davacının diğer davalı Şirket işçisi olduğunu, müvekkili Şirketin Umman'da bir faaliyeti olmadığını, husumet itirazında bulunduklarını davacı işçi ile işvereni ... Şirketi arasında yapılan iş sözleşmesi hükümlerine göre davacı işçinin temel ücreti 1.258,00 USD olup, davacı vekilin iddia ettiği gibi 1.750,00 USD olmadığını dolayısıyla davacı vekilininin ücretle ilgili iddialarını kabul etmediklerini, fazla çalışma ücretinin işçiye ödendiğini bu durumun puantaj kayıtlarından ve bordrolardan açıkça anlaşıldığını, davacının yıllık izin alacağı da bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ortaklığı oluşturan her iki davalı Şirketin birlikte sorumlu olduğunun anlaşıldığı, bu hususta davacı ile aynı projede çalışmış olan iş arkadaşlarına ait kesinleşmiş Mahkeme kararlarının da bulunduğu, iş sözleşmesinde tarafların kıdem ve ihbar tazminatı alacağı dışındaki dava konusu alacaklar bakımından hukuk seçimi anlaşması yapmış olmaları, feshin de 4857 sayılı İş Kanunu'na göre yapılmış olması göz önüne alınarak kıdem ve ihbar tazminatı alacağına Türk hukuku uygulanması, diğer alacaklara ise sözleşmede hukuk seçimi anlaşması bulunması nedeniyle Umman hukukunun uygulanması gerektiği sonucuna varıldığı, davacının temel ücretinin 1.750,00 USD olduğunun tespit edildiği, davacıya bir miktar kıdem tazminatı ödemesi de yapıldığı tespit edilmiş olup bu durumda davacının kıdem tazminatına hak kazandığı hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmadığı, bakiye kıdem tazminatının bilirkişi ek raporunda hesaplandığı, sunulan kayıtlarla davacıya ihbar öneli tanındığı anlaşıldığından bu talebin reddedildiği, bakiye yıllık izin hakkı bulunmadığın belirlendiği, imzalı puantaj kayıtlarına göre hesaplanarak ödenmeyen fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücret alacaklarının tespit edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden usule uygun olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; a. Daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğunu, dava konusu alacaklar hakkında Türk hukuku uygulanması gerektiğini, b. Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) sözleşmesinin 1 yıllık olduğunu, tüm dönem yönünden Umman hukukunun uygulanamayacağını, c. Umman İş Kanunu uygulanması nedeniyle reddedilen kısım yönünden vekâlet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür. 2. Davalı ... Şirketi vekili temyiz dilekçesinde; a. Davacının talep ettiği alacakların zamanaşımına uğradığını, davanın zamanaşımından reddi gerektiğini, b. Umman İş Kanunu'ndaki ücretlerin ibrasına ilişkin hükmün uygulanmadığını, c. Umman hukukuna göre kıdem ve ihbar tazminatının hesaplanması ve taleplerin reddi gerektiğini, d. Dosyaya sunulan ödeme belgesinin dikkate alınmadığını, e. Davacının fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağı bulunmadığını ileri sürmüştür. 3. Davalı ... Şirketi vekili temyiz dilekçesinde; a. Müvekkili şirket açısından davanın reddi gerektiğini, b.Bir kısım alacaklara Türk hukukunun bir kısmına Umman hukukunun uygulanmasının kabul edilemeyeceğini, c. Davacının ulusal bayram ve genel tatil ile fazla çalışma ücreti alacağının bulunmadığını, davacının imzasını taşıyan ve ihtirazı kayıt bulunmayan ücret bordrolarının bulunduğunu, d. Davanın zamanaşımından reddi gerektiğini, e. Davacı işçinin ne kadarlık mesaisi karşılığı ne kadar ücret alacağının bireysel iş sözleşmesinde taraflarca açıkça düzenleme konusu yapıldığını ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, dava konusu uyuşmazlığa uygulanacak hukuk, davacının ücreti, talep ettiği alacaklara hak kazanıp kazanmadığı, alacakların hesaplanması, zamanaşımı, vekâlet ücreti ve yargılama giderleri hususlarına ilişkindir. 1. Somut uyuşmazlıkta davacı işçi, davalının yurt dışında bulunan şantiyelerinde çalıştığını ileri sürerek ödenmeyen işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş; davalı ... Şirketi ise yasal süresi içinde sunduğu cevap dilekçesinde davacının yurt dışı şantiyelerinde çalışması sebebiyle uyuşmazlığın yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince; davacının kıdem ve ihbar tazminatına sözleşmede düzenleme olmadığından Türk hukuku uygulandığı, diğer talepler yönünden ise Umman hukuku uygulandığı açıklanmıştır. Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir. Türk anayasal sisteminde, Devlete ... ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir. Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile Devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir. Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır. İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır. Somut uyuşmazlıkta, davacının davalılara ait Umman'da bulunan işyerinde 15.01.2016-07.08.2019 tarihleri arasında çalıştığı, davacı işçi ile imzalanan 16.01.2016 tarihli iş sözleşmesinin tamamen Umman hukukuna göre düzenlendiği ve ihtilaf hâlinde Umman kanunlarının uygulanacağının belirtildiği, 03.02.2016 tarihli ve 15.01.2016-15.01.2017 tarihleri arası için yapılan İŞKUR sözleşmesinde de sözleşmenin süresi ve sona erdirilmesi başlıklı 5. maddesi ile talep konusu diğer alacakları düzenleyen maddelerinde ihtilaf halinde çalışılan ülke hukukunun uygulanacağının düzenlendiği hususları görülmüştür. Ayrıca taraflar arasında 16.01.2016 tarihli iş sözleşmesinin birden çok kez aynı şartlarla uzatılmasına karar verilerek sözleşmenin fesih tarihine kadar geçerli olduğu anlaşılmıştır. Bu itibarla fazla çalışma, yıllık ücretli izin ve ulusal bayram ve genel tatil ücret alacakları yönünden Mahkemece Umman hukukunun uygulanması yerinde olmuş ise de hukuk seçimi yapıldığı anlaşılmış olan kıdem ve ihbar tazminatı yönünden de Umman hukukunun uygulanması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 2. Umman İş Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı 1. maddesinde temel ücret; "İşçi ile işverenin üzerinde periyodik artışla birlikte nakit olarak anlaştığı ve iş sözleşmesinde yazılı olan karşılık." olarak düzenlenmiştir. Umman İş Kanunu'nun 60. maddesi şöyledir: "Dönüşümlü, saatlik, günlük, haftalık, yarım aylık ya da aylık olarak belirlenen ücretle çalışan işçi, izinsiz veya geçerli bir mazereti olmaksızın işe gelmezse, fiili olarak çalıştığı saatlerin dışındaki süreler için herhangi bir ücret almayı hak edemez. Aylık ücret alan işçinin saat ücreti, temel ücretin kendisine ücreti ödenen süreye, sonra iş sözleşmesine veya Kanuna göre hangisi az ise çalıştığı asıl saat sayısına bölünmesi ile hesap edilir. Bu durumda dönüşümlü olarak çalışan işçinin saat ücreti, temel ücretin fazla çalışma saatleri olmaksızın tam olarak çalıştığı dönemdeki asıl çalışma saati sayısına bölünmesi ile hesaplanır. İşçinin mahkemede bulunmak üzere veya savcılık tarafından tanık olarak çağrılması sebebiyle çalışamadığı süreler için ücretlerinden herhangi bir saat ya da gün olarak kesinti yapılamaz." Umman İş Kanunu'nun 68. maddesi şöyledir: "İşçi, en az yarım saat dinlenme ve yemek için mola verilerek bir günde 9, haftada 45 saatten fazla çalıştırılamaz. Ramazan ayında Müslüman işçiler için azami çalışma saati günde 6, haftada 30 saattir. Çalışma saatleri Bakan kararı ile belirlenebilir." Aynı Kanun'un 70. maddesi ise şu şekildedir: "İşin yararı gerektirdiğinde işçiye 68. Maddede belirtilen çalışma saatlerinden daha fazla çalışma yaptırılabilir. Bu durumda asıl çalışma saatleri ile fazla çalışma saatlerinin toplamı bir günde 12 saatten fazla olmamalıdır. İşveren işçiye asıl ücret üzerinden hesaplanan ve gündüz çalışmaları için en az % 25, gece çalışmaları için en az % 50 ilave edilen oranda fazla ücret ya da yapmış olduğu fazla çalışma karşılığında süresini ve miktarını işçinin yazılı olarak onaylamış olması şartıyla izin verecektir." Somut olayda; davacıyla imzalanan ve fesih tarihine aynı şartlarda uzatıldığı anlaşılan 16.01.2016 tarihli yurt dışı iş sözleşmesinin "Ücretler" başlıklı 4. maddesinde ise; "4.1.İşçi aşağıda belirtilen kalemlerden oluşan toplam 1.750,00 USD maaşı alır: 4.2) Temel Ücret: 1.258, 00... .3) Sabit Fazla Mesai 492,00 USD Sabit fazla mesai ücreti haftaiçi her bir gün için (Pazar, Pazartesi, Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri) 1'er saat ve Cumartesi günleri için 10 saat fiili çalışmış personele uygulanacaktır." şeklinde belirtildiği görülmüştür. Bu şekildeki düzenleme ile davalı işveren haftalık 15 saat ve aylık 60 saat fazla çalışma karşılığı 492,00 USD'yi sabit ödeme olarak işçinin aylığı içinde ödemeyi kabul etmiştir. Sözleşmede; davacının temel ücretinin ve fazla çalışma saatine göre karşılığının ayrı ayrı belirtildiği, haftalık 15 saatlik çalışmanın Umman İş Kanunu'nun 72. maddesi uyarınca günlük 12 saati geçmediği ve aynı Kanun'un 68. maddesi ile 70. maddesine göre gündüz çalışmada davacının temel ücretinin %25'ine göre yapılacak hesaplamada 492,00 USD'nin 60 saatin karşılığı olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde; bu düzenlemenin Umman İş Kanunu'na aykırılık oluşturmadığı, bu nedenle dava konusu uyuşmazlığa sözleşmenin bu hükmünün uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Davacının, sözleşmede belirlenen haftalık 15 saatin üzerinde fazla çalışma yapması hâlinde karşılığının ayrıca ödeneceği de Kanun gereğidir. Bu itibarla; davacının temel ücretinin 1.258,00 USD olarak kabul edilmesi ile tazminat ve işçilik alacaklarının buna göre hesaplanması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 3. Maddi hukukun bir müessesesi olan zamanaşımı, hukuki işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tâbidir (Vahit Doğan, Milletlerarası Özel Hukuk, ..., 2022, s.315; ..., Türk Milletlerarası Özel Hukuku, ..., 2021, s.127). Buna göre ... Federasyonu İş Kanunu'nun ve Kazakistan İş Kanunu'nun bu konudaki hükümlerinin uyuşmazlıkta uygulanması, 5718 sayılı Kanun'un 2. ve 8. maddelerinin bir gereğidir. Somut uyuşmazlıkta, davacı 15.01.2016-07.08.2019 tarihleri arasında Umman'da çalışmış ve 25.04.2020 tarihine işbu dava açılmış olup Umman İş Kanunu'nun 7. maddesi uyarınca uygulanması gereken zamanaşımı süresi bir yıldır. Buna göre talep edilen alacaklar bakımından 7. madde çerçevesinde değerlendirme yapılarak bir yıllık zamanaşımı süresinin dolup dolmadığı belirlenmelidir. Davacı kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık ücretli izin alacaklarını kısmi dava, fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarını ise belirsiz alacak davası yoluyla talep etmiş, 28.09.2023 tarihli dilekçesi ile belirsiz alacak davası olarak açtığı fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücretleri yönünden bedel artırım talebinde bulunmuştur. Davalı ... Şirketi süresinde sunmuş olduğu cevap dilekçesinde davalı ... Şirketi ise cevap dilekçesinin ıslahı suretiyle zamanaşımı def'i ileri sürmüştür Buna göre belirsiz alacak davası olarak talep edilen ulusal bayram ve genel tatil ile fazla çalışma ücreti alacakları ıslaha karşı zamanaşımı def'inden etkilenmese dahi bu talepler bakımından her bir aya ait alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren bir yıllık sürenin geçmesi ile talep edilen alacakların zamanaşımına uğrayacağının gözetilmemesi hatalıdır. 4. Yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklarda, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukukun tespiti bakımından yeni esaslar belirlenerek yabancı hukukun uygulanması yönünde içtihat değişikliğine gidilmiştir. Diğer taraftan gerek Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin gerekse Dairemizin önceki uygulamasına güvenilerek açılan davaların bir kısmında, benimsenen yeni görüş doğrultusunda yabancı hukukun uygulanması, davacı taraf aleyhine bazı olumsuz sonuçların ortaya çıkmasına sebebiyet verebilmektedir. Bu sebeple Dairenin önceki uygulamasına güvenilerek açılan davalarda, Mahkemece görüş değişikliğine bağlı olarak yabancı hukukun uygulanması sonucunda ret kararı verilmesi hâlinde, davacı aleyhine vekâlet ücreti ile yargılama giderine hükmedilmesinin hakkaniyetli olmayacağı ve adaletsizliğe yol açacağı sonucuna varılmıştır. Somut uyuşmazlıkta; davacının Umman'da geçen çalışma dönemine Umman hukukunun uygulanması sonucunda bir kısım alacakların reddine karar verilmiş olduğundan, bu reddedilen miktarlar bakımından davacı aleyhine vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesi de isabetsizdir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Davacı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıya, davalılar yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/9989, K. 2026/5004, T. 02.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-hukuk-dairesi-2025-9989-e-2026-5004-k-3c4a91b3bc3a