Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/9902 E. 2026/5007 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/9902
- Karar No
- 2026/5007
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2833 E., 2025/1882 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 15. İş Mahkemesi SAYISI : 2018/286 E., 2022/127 K.
Bölge Adliye Mahkemesi davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Davalı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 02.06.2026 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir. Duruşma günü davalı vekili Avukat ... ile davacı vekili Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 1987-2017 yılları arasında davalı Şirketin yurt dışı şantiyelerinde kalıpçı formeni çalıştığını, iş sözleşmesinin haksız nedenle sona erdirildiğini, net 2.300,00 USD ücret aldığını, bir kısmının bankadan bir kısmının avans olarak elden verildiğini ödenmeyen ücret alacakları olduğunu iddia ederek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ile yıllık ücretli izin alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki ihtilafta yabancı hukukun uygulanması gerektiğini, zamanaşımı def'inde bulunduklarını, proje kapsamında belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamadığını, davacının tüm ücret alacaklarının Banka aracılığı ile ödendiğini, bordrolarda belirtilenler dışında çalışma yapıldığının yazılı delille ispatı gerektiğini, davacının aylık sabit ücretle değil saat ücreti ile çalıştığını, davacının brüt ücret hesabında yurt dışında çalıştığı hususunun dikkate alınması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ... Kurum kayıtlarına göre davacının davalıya ait işyerinde toplam 15... ay 11 gün çalıştığı, davacı ... beyanından davacı işçinin kendisinin izinden geri gelmemesi ile işyerini terk ettiği, bu duruma göre son çalışma dönemi olan 30.09.2015-30.06.2016 tarihleri arasındaki dönem için ihbar ve kıdem tazminatına hak kazanamayacağı, önceki dönemlerdeki iş sözleşmelerinin ihbar ve kıdem tazminatına hak kazanamayacak şekilde sona erdiğine dair dosyada kanıt olmadığı, bu hâlde davacı işçinin davalı iş yerindeki son çalışma dönemi dışlanarak geri kalan çalışma süresi kapsamında kıdem ve ihbar tazminat hakkının olduğu, davacının yıllık ücretli izin alacak hakkının bulunduğu, tanık beyanlarına göre davacının fazla çalışma yaptığı, iki haftada bir kez hafta tatili yaptığı, dinî bayramların bir günü ve yılbaşı tatili hariç genel tatil günlerinde çalıştığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; işçiye daha yüksek standartta koruma sağladığı anlaşılan Türk hukukunun uygulanmasının usul ve kanuna uygun olduğu; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki nitelendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Uyuşmazlıkta yabancı hukukun uygulanması gerektiğini, 2. Çalışılan ülke mevzuatlarına göre zamanaşımı sürelerinin geçtiğini, 3. Davacının hizmet süresinin hatalı tespit edildiğini, davacının 1988 yılından itibaren değil 06.11.2007 tarihinde davalı şirkette çalışmaya başladığını, 4. Davacının 06.11.2007-19.08.2009 tarihleri arasında Arnavutluk otoyol projesinde belirli süreli olarak istihdam edilmiş olduğundan kıdem ve ihbar tazminatı talep edemeyeceğini ancak kendisine iyiniyetli yaklaşımla ihbar tazminatı ödemesi yapıldığını, 5. Davacının ikinci dönem çalışmasının istifa ile sona erdiğini, 3. dönem çalışması için ihbar tazminatı ödemesi yapıldığını, ödemelerin mahsup edilmediğini, son dönem çalışmasının ise istifa ile son bulduğunu, 6. Davacının son olarak 5,78 USD saat ücreti karşılığında çalıştığını, 7. Davacının yurt dışında çalıştığı dikkate alınmaksızın ücret brütleştirilmesi yapıldığını, 8. Fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücret alacaklarının ücret bordroları ile uyumlu banka ödemeleri yok sayılarak, aralarında menfaat birliği bulunan ve davacıyla birlikte çalıma dönemleri belli olmayan tanık beyanlarına itibar edilerek hesaplandığını, 9. Ücret bordrolarında yer alan tahakkukların yok sayılarak ek tahakkuklar toplamının davacının temel ücreti kabul edilmesinin haksız ve yanlı olduğunu, 10. Yıllık izinlerin kullandırıldığını, kullanılmayan izin ücretlerinin de davacıya ödendiğini ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, hüküm altına alınan alacakların ispat ve hesaplanması, çalışma süresi, ücret miktarı, ücretin brütleştirilmesi, zamanaşımı, vekâlet ücreti ile yargılama giderine ilişkindir. Somut uyuşmazlıkta davacı işçi, davalının yurt dışında bulunan şantiyelerinde çalıştığını ileri sürerek ödenmeyen işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş; davalı işveren ise yasal süresi içinde sunduğu cevap dilekçesinde uyuşmazlığın yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince Türk hukuku uygulanmak suretiyle yargılama sonuçlandırılmıştır. Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının (Anayasa) 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir. Türk anayasal sisteminde, Devlete ... ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Anayasanın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir. Yukarıda belirtildiği üzere Anayasanın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile Devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasanın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir. Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır. İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır. Diğer yandan Anayasa'nın 90/son hükmünde usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı ifade edilmiştir. 5718 sayılı Kanun'un 1/2 hükmünde ise yabancılık unsuru taşıyan özel hukuka ilişkin işlem ve ilişkilerde uygulanacak hukuk bakımından Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümlerinin saklı tutulduğu belirtilmiştir. Buna göre yabancılık unsuru taşıyan bir iş sözleşmesine ilişkin uyuşmazlığın çözümü konusunda, 5718 sayılı Kanun karşısında uluslararası sözleşmenin uygulanma önceliği bulunmaktadır. Dolayısıyla belli bir ülke hukukunun uygulanmasını öngören uluslararası anlaşmanın varlığı durumunda 5718 sayılı Kanun'un 24. maddesi çerçevesinde hukuk seçimine değer verilmesi mümkün olmadığı gibi aynı Kanun'un 27. maddesi uyarınca iş sözleşmesine uygulanacak hukuka yönelik bir değerlendirme yapılması da mümkün değildir. Buna göre davalının esasa cevap dilekçesinde yabancı hukuk itirazı ileri sürüp sürmemesinin de sonuca etkisi bulunmamaktadır. Tarafların hukuk seçimi anlaşması yapmadıkları veya yapılan hukuk seçimi anlaşmasının geçersiz olduğu dönemde ise iş sözleşmesine, kural olarak işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukukunun uygulanması gerektiği 5718 sayılı Kanun’un 27/2 hükmünde genel bir kural olarak düzenlenmiştir. Burada yetkili kılınan hukuk, işçinin işini fiilen yerine getirdiği yer ülke hukukudur. Ancak 5718 sayılı Kanun’un 27/4 hükmünde düzenlenen daha sıkı ilişkili hukukun varlığı hâlinde bu hukuk uygulanabilir. Bu bağlamda tarafların tabiiyeti, sözleşmenin dili ve imzalandığı yer, işçinin tâbi olduğu ... sistemi, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer, ücretin ödendiği yer, iş sözleşmesinin daha sıkı ilişkili hukuka özgü kurumlar (Örneğin Türk hukuku) gözetilerek yapılması, daha önceki (daha sıkı ilişkili hukukun uygulandığı) iş sözleşmesine gönderme yapılması gibi unsurların sözleşmenin hangi hukukla daha sıkı ilişkili olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması mümkündür. Somut olayda 30.09.2015-30.06.2016 tarihleri arasındaki çalışma dönemi bakımından yurt dışı iş sözleşmesi bulunmakta olup sözleşmenin açık, net ve anlaşılır bir dilde düzenlendiği, uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün açıkça cevaz verdiği şekilde sözleşmede hukuk seçimi yapıldığı anlaşılmakta olup taraflar arasında imzalanan yurt dışı iş sözleşmesinin bağlayıcı ve geçerli olduğu sonucuna varılması gerekmektedir. Buna göre taraflar arasında hukuk seçimi anlaşması bulunduğu anlaşılan 30.09.2015-30.06.2016 tarihleri arasındaki çalışma dönemi yönünden Irak hukuku uygulanarak sonucuna göre bir karar verilmelidir. Davacının 06.11.2007-19.08.2009 tarihleri arasında Arnavutluk'ta, 18.05.2011-28.07.2011 tarihleri arasında Kosova'da, 06.06.2014-30.08.2014 tarihleri arasında Gabon'da çalıştığı anlaşılmıştır. Bu çalışma dönemleri bakımından davacı işçi ile işveren davalının tabiiyeti, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer, tâbi olunan ... sistemi ile ücretin Türkiye'de ödendiği dikkate alındığında; hukuk seçimi anlaşması bulunmayan belirtilen çalışma dönemlerinde daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle sözü edilen çalışma dönemleri bakımından Türk hukuku uygulanmalıdır. Davacının 15.06.1988-31.12.19 97... .05.2001-15.06.2004 tarihleri arasında ise davalı nezdinde çalıştığı anlaşılmakla birlikte hangi Ülkede çalıştığı dosya kapsamından belirlenememektedir. Sözü edilen dönemler bakımından dosyada hukuk seçimi yapıldığına ilişkin bir anlaşma bulunmamaktadır. Bu durumda öncelikle 15.06.1988-31.12.19 97... .05.2001-15.06.2004 tarihleri arasındaki çalışmaların hangi ülkede geçtiği tespit edilerek, tespit edilen ülke ile Türkiye Cumhuriyeti arasında işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlığın çalışılan ülke hukukuna göre çözümleneceğine yönelik milletlerarası bir andlaşma bulunduğu anlaşılırsa milletlerarası andlaşma hükümleri gözetilerek uyuşmazlığa uygulanacak hukuk belirlenmelidir. Aksi hâlde hukuk seçimi anlaşması olmadığı anlaşılan belirtilen bu dönemler bakımından da yukarıda yapılan açıklamalar ve dosya kapsamına göre Türk hukuku uygulanarak sonuca gidilmelidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Davalı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.