Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/10139 E. 2026/5008 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/10139
Karar No
2026/5008
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/756 E., 2025/1765 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2020/684 E., 2022/1099 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Davalı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 02.06.2026 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir. Duruşma günü davalı vekili Avukat ... ile davacı vekili Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Şirketin Pakistan ... Başkonsolosluğu Yeni Yerleşke Binaları inşaatında muhasebeci olarak 25.10.2017 tarihinde çalışmaya başladığını, taraflar arasında imzalanan yurt dışı iş sözleşmesinde müvekkilinin ücretinin net 2.300,00 Amerikan doları (USD) olarak belirlendiğini, iş sözleşmesinin haksız şekilde feshedildiğini, ödenmeyen ücret alacakları olduğunu ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının iş görme borcunu yabancı ülkede ifa etmesi nedeniyle iş ilişkisinin yabancılık unsuru taşıdığını, bu nedenle 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'a (5718 sayılı Kanun) göre davacının iş sözleşmesinden doğan uyuşmazlığın işin görüldüğü ülke hukukuna göre çözümlenmesi gerektiğini, uyuşmazlığa Pakistan hukukunun uygulanması gerektiğini, diğer iddialarının da yerinde olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; iş sözleşmesinin kıdem tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde haklı nedenle feshedildiğini ispat yükü üzerinde olan davalı işverence bu husus ispat edilemediğinden iş sözleşmesinin haksız ve bildirimsiz olarak feshedildiğinin kabulü gerektiği, davacının 25.10.2017-12.07.2020 tarihleri arasında 2 yıl 8 ay 17 gün hizmet süresinin bulunduğu, tanık beyanlarına göre fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile ücret alacaklarının olduğu ve ödenmeyen ücret alacağının bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davada mutad işyeri hukukuna göre işçiye daha yüksek standartta koruma sağlayan hukukun Türk hukuku olduğu, bilirkişi raporuna göre İlk Derece Mahkemesinin faiz başlangıç tarihi ve faiz türü dışındaki istinaf sebeplerini karşılar mahiyetteki karar ve gerekçesinin dosya kapsamına, usul ve kanuna uygun olduğu, davacının hizmet süresi ve ücret miktarı kabulünün dosya kapsamına uygun olduğu, iş sözleşmesinin davalı tarafından haklı neden olmadan ve ihbar süresi tanınmadan feshedildiği davacının kıdem ve ihbar tazminatı hakkı bulunduğu yönündeki kabulün dosya kapsamına uygun olduğu, dosyaya davacının çalışma gün ve saatlerini gösterir yazılı kayıt sunulmadığı, davacının fazla çalışma yaptığı ve bir kısmın hafta tatili ve ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığı hususunun tanık beyanları ile kanıtlanmış olduğu, yapılan hesaplamalarda hata bulunmadığı, uygulanan indirimin dosya kapsamına uygun olduğu, ücret alacağı yönündeki değerlendirmenin de dosya kapsamına uygun olduğu ancak somut olayda uyuşmazlık konusu alacakların yabancı parayla tahsili talep edildiği gibi bu alacaklara Devlet bankalarınca uygulanan en yüksek mevduat faizi uygulanmasının talep edildiği, Mahkemece hüküm altına alınan alacaklara, 3095 sayılı ... Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunu'nun bankalarınca Euro üzerinden açılmış bir yıllık vadeli mevduata uygulanan en yüksek faiz oranının uygulanması gerekirken bu hususun gözetilmeden karar verilmesinin hatalı olduğu; ayrıca somut olayda davalının daha önce temerrüde düşürüldüğü ispat edilemediğinden, Mahkemece hüküm altına alınan alacaklara arabuluculuk son tutanak tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde dava ve ıslah tarihinden karar verilmesinin hatalı olduğu, buna göre taraf vekillerinin istinaf itirazlarının kısmen yerinde olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Huzurdaki davada Pakistan hukuku hükümlerinin uygulanması gerektiğini, 2. Davacının, istifa ederek işyerinden ayrıldığından, kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamadığını, 3. Davacının fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının bulunmadığını, davacının çok yüksek ücretle çalıştığını, 4. Davacı tanıklarının beyanlarının görgüye değil duyuma dayalı olduğunu, tanıkların davacıyla birlikte çalıştıkları sürelerin dikkate alınmadığını, tüm hizmet süresi için hesaplama yapıldığını, 5. Şantiyede kesinlikle dinî bayramlarda ve resmî tatillerde çalışma yapılmadığını, 6. Hükmedilen faiz başlangıç tarihlerininde hatalı olduğunu ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, uygulanacak hukuk, iş sözleşmesinin feshi ile davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanıp kazanmadığı, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ve ücret alacaklarının ispatı ve hesabı ile faize ilişkindir. Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir. Türk anayasal sisteminde, Devlete ... ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir. Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile Devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir. Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır. İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır. Somut uyuşmazlıkta davacı işçi; davalı işverenin yurt dışında bulunan şantiyesinde çalıştığını ileri sürerek ödenmeyen talep konusu işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş, davalı işveren ise davacının yurt dışındaki şantiyelerinde çalışması bakımından uyuşmazlığın yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince davacının çalışma dönemi yönünden Türk hukuku uygulanmak suretiyle somut uyuşmazlık sonuçlandırılmış, Bölge Adliye Mahkemesince de yanılgılı değerlendirme ile somut olayda Türk hukukunun uygulanmasında isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Ne var ki varılan sonuç, dosya kapsamına uygun düşmemiştir. Davacının yurt dışındaki çalışma döneminin yurt dışı iş sözleşmesi kapsamında geçtiği ve söz konusu iş sözleşmesi içeriği dikkate alındığında talep konusu alacaklar bakımından ilgili çalışma dönemi için tarafların iş sözleşmesi ile hukuk seçimi anlaşması yaptıkları açıktır. Dosyadaki yurt dışı iş sözleşmesinin açık, net ve anlaşılır bir dilde düzenlendiği, uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün açıkça cevaz verdiği şekilde sözleşmede hukuk seçimi yapıldığı anlaşılmakta olup, taraflar arasında imzalanan yurt dışı iş sözleşmelerinin bağlayıcı ve geçerli olduğu sonucuna varılması gerekmektedir. Tüm bu nedenlerle; uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü kapsamında hukuk seçimi anlaşması bulunduğu anlaşıldığından, davacının Pakistan'da geçen çalışma dönemi bakımından uyuşmazlığa Pakistan hukuku uygulanarak dava konusu alacaklar hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir. Eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Davalı yararına takdir edilen 40.000,00 TL vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/10139, K. 2026/5008, T. 02.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-hukuk-dairesi-2025-10139-e-2026-5008-k-0f8bd3424c94