Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2026/2091 E. 2026/5006 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/2091
- Karar No
- 2026/5006
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/515 E., 2025/1949 K.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Davalı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 02.06.2026 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir. Duruşma günü davalı vekili Avukat ... geldi, davacı adına gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müteveffa işçinin davalı yanında 01.01.1994- 24.09.2016 tarihleri arasında ... formeni olarak çalıştığını, davacının aylık net ücretinin 2.470,00 USD olduğunu, mütevaffanın ağır çalışma koşulları dolayısıyla kalp krizi geçirerek hayatını kaybettiğini, davacının iş sözleşmesi ölümle sonuçlandığından kıdem tazminatına hak kazandığını, davacının Irak şantiyesinde 06.00-18.00 saatleri arasında çalıştığını, ... ve Gürcistan şantiyelerinde ise 08.00-20.00 saatleri arasında çalıştığını, davacının ayda 1 defa tatil yaptığını, dinî bayramların ilk iki günü dışında ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını, yıllık izinlerini kullanmadığını belirterek kıdem tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ile yıllık ücretli izin alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının davalı Şirkette belirli süreli iş sözleşmesiyle çalıştığını, taraflar arasında doğan uyuşmazlığa yabancı hukuk uygulanması gerektiğini, zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davacının kıdem tazminatının zamanaşımına uğradığını, davacının fazla çalışma, hafta tatili, genel tatil ve yıllık izin alacaklarının ödendiğini, davacının ücreti bakımından yurt dışında çalıştığının dikkate alınması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İstanbul 7. İş Mahkemesinin 18.06.2020 tarihli kararı ile; davacının 01.09.2005-30.11.2005, 01.01.2006-10.01.2007, 10.01.2007-05.12.2008, 29.01.2009-25.06.2009, 18.08.2012-11.02.2014, 17.06.2014-21.12.20 14... .05.2015-24.09.2016 tarihleri arasındaki dönemde çalıştığı, fesih tarihindeki aylık ücretinin net 2.470,00 USD olduğu, davacının Türk vatandaşı olduğu, davalı Şirket merkezinin Türkiye’de olduğu ve yurt dışındaki işyerinde çalıştırmak üzere davacıyı yurt dışına götürdüğü, davalı işyerinden davacı adına sigorta primlerinin ödendiği, bu nedenlerle uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanması gerektiği, davacının iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız olarak feshedildiği, davacının yıllık ücretli izin alacağının bulunduğu, tanık beyanlarına göre fazla çalışma yaptığı, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 18.06.2020 tarihli kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 11.05.2023 tarihli kararı ile; davacının, 01.09.2005-30.11.2005, 01.01.2006-10.01.2007, 10.01.2007-05.12.2008, 29.01.2009-25.06.2009, 18.08.2012-11.02.2014, 17.06.2014-21.12.20 14... .05.2015-24.09.2016 tarihleri arasında çalıştığı, bordroda tahakkuk ettirilen 1.970,21 USD kıdem tazminatı ödemesinin mahsubunun gerektiği, taraflarca yabancı ülke hukukunun uygulanacağı konusunda bir sözleşme bulunmadığı, bu nedenle davada yabancılık unsuru bulunmadığına yönelik Mahkemenin kabulünün yerinde olduğunu, davacının topluluk sigortasından yararlanıp yararlanmadığı ya da isteğe bağlı sigorta olup olmadığı konusunda belge ibraz edilmediği, bu nedenle davacının saat ücretine göre hesaplanan aylık ücretinin net olarak kabulü ve buna göre brüt ücretinin hesaplanmasının yerinde olduğu, dava konusu kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarının yabancı parayla tahsili talep edildiğinden, bu alacağa 'Devlet bankalarınca Amerikan doları üzerinden açılmış bir yıllık vadeli mevduata uygulanan en yüksek faize' hükmedilmesi gerekirken kıdem tazminatına mevduata uygulanan en yüksek faize ve ihbar tazminatına yasal faize hükmedilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun resen kabulüyle İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Bölge Adliye Mahkemesinin 11.05.2023 tarihli kararının süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Dairece, hukuk seçimi anlaşması bulunan davacının 01.09.2005-30.11.2005, 01.01.2006-10.01.2007, 10.01.2007-05.12.2008, 29.01.2009-25.06.2009 tarihleri arasındaki çalışma döneminde ... hukuku, 18.08.2012-11.02.20 14... .05.2015-24.09.2016 tarihleri arasındaki çalışma döneminde Irak hukuku, 17.06.2014-21.12.2014 tarihleri arasındaki çalışma döneminde Gürcistan hukukunun uyuşmazlıkta uygulanması gerektiği gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda, Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararına göre eldeki davada daha sıkı ilişkili lehe Türk hukukunun uygulanması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; a. Bozma kararına aykırı hüküm tesis edildiğini, usuli kazanılmış hakların dikkate alınmadığını, b. Uyuşmazlıkta yabancı hukuk uygulanması gerektiğini, c.Taleplerin zamanaşımına uğradığını, d.Davacının kesintisiz çalışması olmadığını, e. Belirli süreli iş sözleşmeleri ile proje kapsamında çalıştığından kıdem ve ihbar tazminatı talep edemeyeceğini ayrıca iş sözleşmelerinin kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanacak şekilde son bulmadığını, f. Ücret tespitinin hatalı yapıldığını, g.Tanıkların menfaat birliği içerisinde olduğunu, h. Davacının fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücret alacaklarının bordrolara yansıtılarak kendisine ödendiğini, tanıkların çalışma sürelerinin tam tespit edilmeden hesaplama yapıldığını ileri sürmüştür. 2. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; a. Hizmet süresinin eksik tespit edildiğini, davacının 17.08.1995-24.09.2016 tarihleri arasında 8 yıl 1 ay 21 gün kıdemi olduğunu, b. Kıdem tazminatından yapılan mahsubun hatalı olduğunu, c. Yıllık ücretli izin alacağının eksik hesaplandığını, d. İndirim yapılmasının hatalı olduğunu ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, hizmet süresinin tespiti, ücret seviyesi, kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ispatı ve hesaplanması ilişkindir. Somut uyuşmazlıkta bozma kararında, hukuk seçimi anlaşması bulunan davacının 01.09.2005-30.11.2005, 01.01.2006-10.01.2007, 10.01.2007-05.12.2008, 29.01.2009-25.06.2009 tarihleri arasındaki çalışma döneminde ... hukuku, 18.08.2012-11.02.20 14... .05.2015-24.09.2016 tarihleri arasındaki çalışma döneminde Irak hukuku, 17.06.2014-21.12.2014 tarihleri arasındaki çalışma döneminde Gürcistan hukukunun uyuşmazlıkta uygulanması gerektiği ifade edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyulmasına karar verilmesine rağmen Türk hukukuna göre yargılama sonuçlandırılmıştır. Hükmün Yargıtay tarafından bozulması üzerine bozma kararına gerek iradi ve gerekse ... şekilde uymuş olan mahkeme, bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve hüküm kurmak zorundadır. Bozma kararına uyulduğunda, bozma kararı lehine olan taraf için usuli kazanılmış hak oluştuğundan, Mahkemece bozma gereklerinin yerine getirilerek karar verilmesi zorunludur. Usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin yerleşik ilke ise Dairemizin 14.12.2022 tarihli ve 2022/16498 Esas, 2022/16753 Karar sayılı kararında; Bilindiği üzere 6100 sayılı Kanun'da usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibarıyla bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı karar). Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usuli kazanılmış hakları oluşturup, korumaktır. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 04.02.1959 tarihli ve 1959/13 Esas, 1959/5 Karar sayılı karar). ..." şeklinde açıklanmıştır. Diğer yandan, Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir. Türk anayasal sisteminde, Devlete ... ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir. Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile Devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir. Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile, aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır. Yukarıda açıklanan hukuki ve maddi olgulara göre; Bölge Adliye Mahkemesince 17.04.2024 tarihli duruşmada hükmüne uyulan bozma kararı doğrultusunda hukuk seçimi anlaşması bulunan davacının 01.09.2005-30.11.2005, 01.01.2006-10.01.2007, 10.01.2007-05.12.2008, 29.01.2009-25.06.2009 tarihleri arasındaki çalışma döneminde ... hukuku, 18.08.2012-11.02.20 14... .05.2015-24.09.2016 tarihleri arasındaki çalışma döneminde Irak hukuku, 17.06.2014-21.12.2014 tarihleri arasındaki çalışma döneminde Gürcistan hukuku hükümlerinin uygulanması suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, bozma gereği yerine getirilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Davalı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.