Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2026/1557 E. 2026/2790 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/1557
- Karar No
- 2026/2790
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/238 E., 2023/2760 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 2. Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2019/540 E., 2021/364 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı duruşma istemli olarak davacı vasisi ... vekili tarafından ve katılma yoluyla davalılar ... ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmekle; davanın niteliği itibariyle duruşma talebinin reddine, kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. .... Mahallesi çalışma alanında 7143 sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un (7143 sayılı Kanun) geçici 1. maddesi gereğince yapılan kullanım kadastrosu sırasında, 1 39... parsel sayılı 501,77 m² ve 1 39... parsel sayılı 827,86 m² yüzölçümündeki taşınmazlar, kadastro tutanaklarının beyanlar hanesine, "üstündeki dört katlı yapı ve arsa ...ve ... kullanımındadır" şerhi yazılarak, arsa vasfında, Sultanbeyli Belediye Başkanlığı adına tespit edilmiştir. 2. Davacı ... vasisi ... vekili asıl ve birleşen dava dosyalarına sunduğu dilekçelerinde;..... ilçesi ... Mahallesi 1 39... ve 12 parsel sayılı taşınmazları müvekkili olan davacının 30.07.1985 yılında satın aldığını, o tarihten bu yana emlak vergilerinin ödendiğini, davalıların davacının kardeşleri olduklarını, hiçbir haklı ve yasal nedenleri olmadan davacının 2003 yılında geçirdiği ağır trafik kazası neticesinde hastanedeki durumu ortadayken davalı kardeşlerinin davacının zilyetliği altına bulunan kendi emek ve kazancıyla satın aldığı arsası ve yine davacının kendi emeği ile yaptırdığı üzerinde bulunan dükkanlar ve daireler olmak üzere taşınmazın bazı kısımlarına haksız müdahalede bulunulduğunu ve taşınmazların bir kısımı hakkında yapılan kullanım kadastrosunda hatalı olarak davalılar adına kullanıcı şerhi yazıldığını ileri sürerek, taşınmaza vaki el atmanın önlenmesini ve davalılar adına olan kullanıcı şerhinin iptali ile taşınmazların tamamında davacı adına kullanıcı şerhi verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalılar ... ve arkadaşları vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesinde iddia edilenin aksine davacının ne geçirdiği trafik kazası öncesi ne de kaza sonrası davaya konu ettiği yapıları yapacak ekonomik gücü olmadığını, davacının 2003 yılında trafik kazası geçirdikten sonra yatırıldığı ve tedavi gördüğü hastahanenin masraflarını dahi karşılayamadığını, gerek kaza geçirdiği tarih öncesi ve gerekse sonrasında borçlarından dolayı hakkında icra takiplerinin yapıldığını, davacının hiç bir ticari faaliyetinin söz konusu olmayıp, dava dilekçesinde asılsız iddia ve ithamlarla suçladığı davalı ...'ın 1987 tarihinden beri vergi mükellefi olduğunu, iyi bir gelir düzeyine sahip olan davalının, davacının gerek kendisinin ve gerekse ailesinin trafik kazası öncesi ve gerekse kaza sonrası tüm ihtiyaçlarını karşılayıp borçlarını ödediğini, kendisine olan borçlarını ödemedikleri halde bedelini ödeyerek satın aldığı dükkan ve daire yanında bizzat kendisinin yaptığı iki adet daireyi de kardeşi olan davacıya devrettiğini, davacının inşaatların yapımında çalışan bir takım işçilere müvekkillerden aldığı parayı ödemiş olmasını bu inşaatları kendisinin yaptırdığı anlamına gelmeyeceğini, davacının 1989-1990 yıllarından beri müvekkillerinin zilyetliğinde olan ve davalılar tarafından yapılan, kullanılan, kiraya verilen, emlak beyannameleri verilip, emlak vergileri ödenen arsa ve dükkan ve daireler ile ilgili asılsız iddialarda bulanarak açmış olduğu davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı ... Belediye Başkanlığı vekili cevap dilekçesinde; 7143 sayılı Kanun'un geçici madde 1. hükmü gereği çalışmaların kadastroca yürütülebileceğinin açıkça belirtildiğini, idari ve hukuki sorumluluğun müvekkilleri belediyeye ait olmadığını ileri sürerek, davanın belediye açısından husumetten reddine karar verilmesini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, " Mahkememizde yapılan yargılama ve toplanan deliller ışığında; davacı özetle mahkememizden önce İstanbul Anadolu 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/194 Esas sayılı dosyada dava konusu taşınmazın tamamının kendisine ait olduğunu, 2003 yılında geçirdiği kaza sonucunda sakatlandığı bu sırada Belediye'de yapılan bir takım işlemlerle arsanın davalı kardeşleri adına tespit edildiğini iddia etmiş ise de; Asliye Hukuk Mahkemesinde ve Mahkememizce ayrı ayrı yapılan keşiflerde taşınmazlardan 11 numaralı parselin 12 numaralı parseldeki yapının bahçesi olduğu, keşif tarihi itibariyle 1 adet müştemilat ve ağaçların bulunduğu, 12 numaralı parselde 60... numaralı 2 adet bitişik yapının bulunduğu, yapının dairelerin tek tek zillerine basıldığı ve davacı va davalılarca kullanıldığının anlaşıldığı, dinlenen bilirkişisi tanık beyanlarından da taşınmazların bir bütün olarak taraf olan kardeşlerce alındığı, üzerine yapının yaptırıldığı, 2006 yılından bu yana 12 numaralı taşınmazdaki yapıların var olduğu 11 numaralı parselin yapının bahçesi olduğu beyannamelerin en eski 1990 tarihine ilişkin olduğu teknik rapor ile belirlendiği anlaşılmıştır. Hal böyle olunca; davacının Belediye kayıtlarını sahteliğini ileri sürmüş ise de fiili kullanım yanında evraklardaki sahteliğin incelemeye değer olmadığı ve dava konusu taşınmazlara ilişkin 1 yıllık hak düşürücü sürede zilyetliğin korunması davası açılmadığı iş bu taşınmazların Belediye kayıtlarına göre 1990 yılından, hava fotografına göre en az 2006 yılından bu yana tüm taraflarca ev ve bahçe olarak kullanıla geldiği, keşif tarihi itibariyle 11 numaralı parsele bir adet müştemilat bulunmuş ise de bunun davacının ayrı kullanımı sayılamayacağı, 11... numaralı parsel arasında sınır olmadığı, davalılarca kaza geçirmiş sakatlanmış kardeşe ilişkin müştemilat nedeniyle zilyetliğin korunması davası açılmasının düşünülemeyeceği kanaat edinilmekle, dava konusu taşınmazların ...., ...'ın ortak kullanımında olduğuna karar verilmiştir." gerekçesiyle davacı ...’ın açtığı asıl ve birleşen davanın reddine, 1 39... parsel sayılı taşınmazın beyanlar hanesindeki şerhin iptali ile, beyanlar hanesine "dava konusu taşınmaz arsasının (müştemilatın) ..., ..., ..., ..... kullanımındadır." şeklinde şerhine, 7143 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi gereğince tapuya tesciline, dava konusu 1 39... parsel sayılı taşınmazın beyanlar hanesindeki şerhin iptaline beyanlar hanesine "dava konusu taşınmaz ve üzerindeki 4 katlı yapı (bir birine bitişik 60 nolu ve 58 numaralı olmak üzere) ve arsasının ..., ..., ..., ..... kullanımındadır." şeklinde şerhine, 7143 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi gereğince tapuya tesciline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı esas hakkında davacı vasisi vekili ve vekalet ücreti yönünden davalılar ... ve arkadaşları vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "Dosyanın yapılan incelenmesinde, dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan binanın 1989-1990 tarihinde önce ilk iki katı yapıldığı, daha sonra diğer katların yapıldığı, gerek görevsiz Mahkemece yapılan keşifte dinlenen mahalli bilirkişi ve taraf tanıkları beyanından, gerekse Kadastro Mahkemesince yapılan keşifte dinlenen tespit bilirkişisi ve taraf tanıklarının beyanından, dava konusu taşınmazın yapıldığı tarihten beri davacı ve davalılar tarafından kullanıldığı, davalıların ayrı ayrı dairelerde ikamet ettiği, her ne kadar davacı 2003 tarihinde meydana gelen kazadan sonra davalıların belediyedeki evraklarda oynamak suretiyle gerçeğe aykırı evrak düzenlendiğini ileri sürmüş ise de, dava tarihi olan 01.07.2016 tarihine kadar zilyetliğin korunmasına yönelik bir dava açılmadığı, 7143 sayılı Kanuna göre kadastro tespit tarihindeki fiili kullanımın araştırılması gerektiği ve yapılan araştırmaya göre dava konusu taşınmazların davacı ve davalıların kullanımında bulunduğu anlaşılmakla davacılar vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. Davalılar ......, ... ve ... vekilinin istinaf itirazı bakımından yapılan incelemede, Asliye Hukuk Mahkemesinde dava devam ederken, taşınmazların bulunduğu mahalde 7143 sayılı Kanuna göre kadastro çalışmalarının başladığı ve dava konusu taşınmazlar hakkındaki kadastro tespitlerinin 21.05.2019 tarihinde yapıldığı, kadastro tespit tarihi itibariyle Asliye Hukuk Mahkemesinin görevinin sona erdiği, 3402 sayılı Kanun'un 27. maddesi gereğince Asliye Hukuk Mahkemesince dosyanın resen Kadastro Mahkemesine devredilmesi gerektiği, Kadastro Müdürlüğünce de dava konusu taşınmazların kullanımı hususunda dava bulunması nedeni ile, tutanakların davalı olarak düzenlenerek Kadastro Mahkemesine devredilmesi gerektiği, ancak Kadastro Müdürlüğünce kadastro tutanaklarının davalı olarak düzenlenmeyip askı ilanına alındığı, bu nedenle davacı tarafça Kadastro Mahkemesinde ayrı bir dava açıldığı, her iki dosyanın tek bir dosya mahiyetinde bulunduğu, bu nedenle davanın reddine karar verilirken Asliye Hukuk Mahkesindeki dosya için ayrıca bir vekalet ücretine takdir olunamayacağı anlaşılmakla davalılar vekilinin de istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir." gerekçesiyle davacı vasisi vekilinin ve davalılar ... ve arkadaşları vekilinin istinaf başvurularının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vasisi vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu 11 parsele yönelik fiili kullanımın dikkate alınmadığını, ancak 12 parselde fiili kullanım ortaklığı edilmesinin çelişkiye sebep olduğunu, Kadastro Mahkemesinden önce Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen zilyetliğe vaki müdahalenin menni davasında inceleme yapan bilirkişisi kurulunun yüzeysel hatalı raporunun mevcut dosyadaki hiç bir delili irdelemeden ve incelemeden yapmış olmak için hazırlanan bir rapor olarak hazırlandığını, bu raporun hükme esas alınmasının mümkün olmadığını, davalı tarafından dosyaya sunulan belgelerin müvekkilinin hastahanede olduğu zaman diliminde sahte evrak, sahte imza ve gerçekliği şüpheli olarak hazırlandığını, İlk Derece Mahkemesince verilen karanın eksik inceleme ve yetersiz araştırma ile oluşturulduğunu ileri sürerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalılar ... ve arkadaşları vekili katılma yoluyla sunmuş oldukları temyiz dilekçesinde; davacı tarafça İstanbul Anadolu 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/194 Esas sayılı dosyası üzerinden açılan ve dava dosyası ile birleşen dava ile ilgili red kararı vermiş olmasına rağmen, davalılar lehine tek vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, kullanım kadastrosu tespitine itiraza ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık, 7143 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesine göre yapılan kullanım kadastrosunun usul ve kanun hükümlerine uygun olarak yapılıp yapılmadığı notasında toplanmaktadır. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vasisi vekilinin ve davalılar ... ve arkadaşları vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, Davalılar ..., ... ve ...'ın yatırmış olduğu 732,00 TL peşin harcın onama harcına mahsubuna, 269,85 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 462,15 TL'nin temyiz eden davacı vasisi ...'tan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.