Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2026/1331 E. 2026/2835 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/1331
Karar No
2026/2835
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2013/6 E., 2022/13 K.

İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar davalılar ... ve arkadaşları vekili, Hazine vekili, ... vekili, ... ve arkadaşları vekili ve katılma yoluyla davacılar vekili tarafından temyiz edilmiş olup İlk Derece Mahkemesinin 20.09.2022 tarihli ek kararı ile davacılar vekilinin temyiz isteminin süre yönünden reddine karar verilmiş olup ek kararın da davacılar vekilince temyiz edilmesi üzerine; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Kadastro sırasında, ..... köyü çalışma alanında bulunan 2546, 2187, 2273, 1424, 1423, 1370, 2571, 2302, 2299, 2190, 2189, 21 88... parsel sayılı muhtelif yüzölçümlü taşınmazlar tespit gününden önce Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu olduklarından söz edilerek malik haneleri açık bırakılmak suretiyle tespit edilmiş; 2559 parsel sayılı taşınmaz ise vergi kaydı, irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle 1/2 şer paylarla (..... evlatları) ... ve ... adına tespit edilmiştir. 2. Tespit gününden evvel ... tarafından ..., ..., ... ve Hazine aleyhine açılan ve yargılama sırasında ... ile muris ...'ın diğer mirasçılarının davaya dahil edildiği hisseye vaki müdahalenin men'i ve tescil davası, davaya konu taşınmazlar hakkında tutanak düzenlenmesi nedeniyle Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır.

II. CEVAP Davalı Hazine vekili ve ... temsilcisi davanın reddini savunmuşlar; diğer gerçek kişi davalıların bir bölümü ise cevap dilekçelerinde; murisin ölümünden sonra mirasının yazılı olarak taksim edildiğini, davacının 01.03.1937 tarihli senet ile hissesini alıp çıktığını ve taşınmazlarda bir hakkı kalmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuşlardır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece (Eskil Kadastro) Mahkemesinin 19.11.2002 tarihli ve 1994/14 Esas, 2002/2 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı ...'ın bir kısım mirasçıları, davalı ... ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 03.11.2003 tarihli ve 2003/11368 Esas, 2003/10359 Karar sayılı ilamıyla "...İlk Derece Mahkemesince yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermeye elverişli bulunmadığı, aktarılan davanın kapsamının keşfen belirlenmesi gerekirken bu yönde bir belirleme yapılmadığı, ayrıca dava dilekçesinde.... mevkinde bulunan bildirilen ancak parsel numaraları belirtilmeyen yerlerinde aktarılan davanın kapsamına girip girmediği hususunda yöntemince araştırma yapılmadığı, diğer taraftan davalı ...'ın ortak miras bırakanları olup 1936 yılında ölen ... terekesinin taksim edildiğini ve 15.10.19 37... .3.1937 tarihli taksim senetleri düzenlendiğinin bildirilmesine karşın ne taksim senetlerinin ne de 10.10.1937 tarihli satış senedinin uygulanmadığını ve uygulanmama nedeninin karar yerinde gösterilmediğini ve vergi kayıt uygulamalarının da yetersiz olduğuna işaret edilerek, taşınmazlar başında keşif icra edilmek suretiyle dava ve ıslah dilekçesi ile belirtmelik tutanakları okunmak suretiyle davanın kapsamının belirlenmesi, dayanılan vergi kayıtlarının, taksim ve satış senetlerinin uygulanarak kapsamlarının tayin edilmesi, bundan sonra davaya konu taşınmazların öncesinin ne olduğu, kimden kime ne şekilde intikal ettiği, zilyetliğin başlangıç tarihi ve sürdürülüş biçimi üzerinde durulması ve özellikle 2571 sayılı parselin kadim ve geleneksel biçimde kullanılan mera mı yoksa tarafların ortak miras bırakanlarından kalan tarım arazisi mi olduğunun belirlenmesi, komşu parsellerin tespitine esas kayıtların nizalı taşınmazlar yönünü ne şekilde okuduğu üzerinde de durulması, bilirkişi ve tanıklardan muris ......terekesinin taksim edilip edilmediği, edilmişse tüm mirasçılarının ya da temsilcilerinin katılıp katılmadığının belirlenmesi, yapılacak uygulama sonucunda dava konusu olmadığı belirlenen taşınmazlar bulunduğu takdirde bu taşınmazlara ait tutanakların olağan usullere göre tamamlanması için Kadastro Müdürlüğüne iade edilmesi" gereğine değinilerek hüküm bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... 2185, 2188, 2299, 2189, 2032, 2190 sayılı taşınmazların belirtmeliklerde şagil olarak gösterilen kişilerin zilyetliklerinde olduğu, 4753 sayılı Kanun gereğince dağıtım dışı tutulan bu yerlerin öncelikle Hazine adına tapulanarak daha sonra aynı kanun gereğince şagillerine tapulandığı, davacı tarafından her ne kadar 15.04.1968 tarihli dava dilekçesi ile 2299 ( 12... ada 5 parsel) ve 2302 ( 12... ada 2 parsel) parsellere dava yönlendirilmiş ise de 15.02.1971 tarihli ıslah dilekçesi ile bu taşınmazlara yönelik taleplerinden vaz geçtiği, 2185, 2188, 21 89... parsellerin ise dava dilekçesi ve ıslah dilekçesinde dava konusu edilmediği dava kapsamında kaldığı düşünülerek tapulama tutanaklarının dosya kapsamına aktarıldığı gerekçesiyle bu parseller yönünden olağan usullere göre kesinleştirilmek üzere Kadastro Müdürlüğüne iadesine karar vermek gerektiği, 15.10.1937 tarihli taksim senedinin geçerli olduğu, senette 1. sırada belirtilen yerin 2187 parseli kapsadığı, taksim senedine göre; ...., ..., ...., ...'a bırakıldığı, 2. sırada belirtilen yerin 2546 parseli kapsadığı, taksim senedine göre; ...., ..., ..., ...'a bırakıldığı, dosya içerisinde bulunan 10.07.1943 tarihli satış senedinin uygulanmasında satıcısının ... alıcılarının ...., ... ... olduğu 2546 parseli kapsadığı, 4. ve 6. sırada belirtilen yerlerinin 25 71... parselleri kapsadığı, taksim senedine göre; ...., ..., ..., ...'a bırakıldığı, 6. sırada belirtilen yerin ......'a bırakıldığının anlaşıldığı; 1370, 14 23... parsellerin taksim senedinde yer almadığı gibi bu parsellere yönelik taksimin yapılmadığı, bu taşınmazların kök muristen davacı ve davalılara miras yolu intikal ettiği; 2571 parselin davalıların zilyetliğinde bulunmakla birlikte, bir kısım beyanlarda taşınmazın mera olduğu bir kısım beyanlarda ise vasfının mera olmadığının belirtildiği, ne var ki doğusunda bulunan 2279 parsele uygulanan vergi kaydının dava konusu parseli mera olarak okuduğundan bu kayıtta yazılı vasfa itibar edilmesi gerektiği ve taşınmazın mera olduğunun kabul edildiği, dava kapsamında bulunan ancak yolsuz olarak tescili yapılan 2559 parselin kuzeyinde hudutları mera arazisi ile çevrili Hazineye ait ham toprak vasıflı taşınmaz doğu ve batısında mera güneyinde yol olduğu mahalli bilirkişinin taşınmazın öncesinin mera olduğu beyanı dosya içerisinde bulunan 13 sayılı belirtmelikte taşınmazın 3 hududunun mera olarak göründüğü mahalli bilirkişi tarafından taşınmazın mera arazisine dahil edildiği beyanı, fen bilirkişileri tarafından dosyaya sunulan rapor eki 16 sayfada 1975 tarihli hava fotoğrafında taşınmazda kullanım olmadığı, ziraat bilirkişisi raporunda bu hususun doğrulandığı, bu halde taşınmazın iki tarafının kadim mera ile çevrili, taşınmaza komşu olup mera parseli ile arada ayırıcı doğal ya da yapay unsur bulunduğu kanıtlanamadığına göre bu taşınmazında mera olduğunun kabulü gerekeceği..." gerekçesiyle davanın 1370, 14 23... parseller bakımından kabulü ile taşınmazların hükümde gösterilen paylarla pay devirleri de gözetilerek ... ve müşterekleri adına tapuya tescillerine; 2273, 2187, 2546 parsel sayılı taşınmazlar yönünden davanın reddi ile bu taşınmazların eşit paylarla ... mirasçıları, ... mirasçıları, ... mirasçıları ve ... mirasçıları adlarına miras payları oranında tapuya tescillerine, 2302, 2299, 2190,2189, 21 88... parsel sayılı taşınmazların dosyada bulunan tutanak asıllarının ve eki belgelerin olağan usullere göre kesinleştirilmek üzere Kadastro Müdürlüğüne iadesine, 25 71... parsel sayılı taşınmazlara yönelen davanın reddi ile bu taşınmazların mera olarak sınırlandırılmasına ve özel siciline kaydedilmesine, diğer taleplerin ise reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davalılar ... ve arkadaşları vekili temyiz dilekçesinde; eksik araştırma ve inceleme ile karar verildiğini, davaya konu taşınmazların müvekkillerinin murisi ....'ın zilyetliğinde bulunduğunu, zilyetliğin çok uzun yıllar müstakilen devam ettiğini, yine 22 99... parsellerinde tespit gibi tesciline karar verilmesi gerektiğini, 25 71... parsel sayılı taşınmazların mera ile ilgisi bulunmadığını ve tarım arazisi olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalılar ... ve arkadaşları vekili temyiz dilekçesinde; davaya konu taşınmazların uzun yıllardır müvekkillerinin yakın murisinin zilyetliğinde olduğunu, muris ... ile hiçbir ilgileri bulunmadığı, mera olarak tesciline karar verilen taşınmazların da hiç bir zaman mera olmadığını ileri sürerek, hükmün bozulmasını talep etmiştir. 3. Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı olduğunu, davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını ve eksik araştırma ve inceleme ile karar verildiğini ileri sürerek, hükmün bozulmasını talep etmiştir. 4. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; eksik araştırma ve inceleme ile karar verildiğini, davaya konu taşınmazların müvekkillerinin murisi . ...'ın zilyetliğinde bulunduğunu, zilyetliğin çok uzun yıllar müstakilen devam ettiğini, yine 22 99... parsellerinde tespit gibi tesciline karar verilmesi gerektiğini, 25 71... parsel sayılı taşınmazların mera ile ilgisinin bulunmadığını ve tarım arazisi olduğunu ileri sürerek, hükmün bozulmasını talep etmiştir. 5. Davacılar vekili katılma yoluyla verdiği temyiz dilekçesinde; davalı tarafın hükme yönelen tüm temyiz itirazlarının reddi gerektiğini, taksim olduğuna dair Mahkeme kararının hatalı olduğunu, davaya konu taşınmazların kök muris ... mirasçıları adına tescil edilmesinin gerekli olduğunu, taksim sözleşmesinin geçerli olmadığını, mera olarak tesciline karar verilen taşınmazlarında mera olmadığını ileri sürerek, hükmün bozulmasını talep etmiş; İlk Derece Mahkemesinin 20.09.2022 tarihli ek kararı ile temyiz isteminin süre yönünden reddine karar verilmiş ve bu ek karar da davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, kadastro tespitine itiraza ilişkindir. 1. İlk Derece Mahkemesinin 20.09.2022 tarihli ek kararı ile davacılar vekilinin temyiz isteminin süre yönünden reddine karar verilmiş ise de davacı vekiline 12.07.2022 tarihinde tebliğ edildiği, davacı vekili tarafından ise temyiz kanun yoluna başvuru dilekçesinin 15.08.2022 tarihinde verildiği, Kadastro Kanunu'nun 29/son maddesinde Kadastro Mahkemelerinin adli tatile tabi olmadığı, bu durumda, bir kısım davacılar vekilinin temyiz başvuru süresinin 27.07.2022 tarihinde dolduğu gerekçesiyle temyiz talebinin reddine karar verilmiş ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önceki 433/2. fıkrası gereğince, karşı taraf, hükmü süresinde temyiz etmemiş olsa bile, cevap dilekçesinde hükme ilişkin itirazlarını temyiz dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren 10 günlük süre içerisinde bildirerek temyiz isteminde bulunabilir. Buna göre davalılardan ... ve arkadaşları vekilinin temyiz dilekçesi 31.07.2022 tarihinde müstakilen davacı tarafa tebliğ edilmiş ve bu tebliğ tarihine göre temyiz tarihi arasında 10 günlük kanuni süre geçmiş ise de yine davalılardan Hazine vekili ile ... ve arkadaşları vekilinin temyiz dilekçesinin davacı taraf vekiline tebliğ tarihine göre; davacılar vekilince sunulan katılma yoluyla temyiz dilekçesi süresinde olup 20.09.2022 tarihli ek kararın bozularak ortadan kaldırılmasına karar verilerek tüm tarafların 26.05.2022 tarihli asıl kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1370, 1423, 1424, 2273, 2187, 2546, 2302, 2299, 2190, 2189, 2188, 21 85... parsel sayılı taşınmazlara yönelen temyiz itirazlarının incelenmesinde; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesinin 2. fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi ile 439. maddesinin 2. fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup tarafların temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. 2. 2559 parsel sayılı taşınmaza yönelen temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; İlk Derece Mahkemesince yapılan araştırma, inceleme ve uygulamaya göre işbu taşınmazın aktarılan davanın kapsamında bulunduğu doğru olarak belirlenmiş ve kadastro tutanağı ihya edilerek dosya arasına konulmuştur. Dava konusu taşınmazın kadastro tutanağının incelenmesinde vergi kaydı, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle 1/2 şer paylı olarak ... ve ... adına tespitine karar verildiği ve taşınmazın aktarılan davanın konusu olduğu gözden kaçırılarak 09.01.1980 tarihinde tapuya tescil edildiği, akabinde kayden yapılan satışlar sonucunda 1/2'şer paylarla dava dışı ....ve .... adlarına tapuya tescil edildiği dosya arasında yer alan tapu kaydından anlaşılmaktadır. Bu duruma göre; dava konusu taşınmaza ilişkin kadastro tutanağı henüz kesinleşmeden tapu kaydı oluşturulup, ardından bu tapu kaydına dayalı olarak işlem yapılmış olduğunun anlaşılması karşısında, Kani Yerli ve Ahmet Bektaş'ın taraf olarak davada yer alması gerektiği açıktır. Zira, bir davada taraf teşkilinin sağlanması dava şartlarından olup, bu koşul yargılamanın her aşamasında resen göz önünde bulundurulması gerektiği gibi yöntemince taraf teşkili sağlanmadan davanın esasına girilmesi de hukuken mümkün bulunmamaktadır. Hal böyle olunca; adı geçenlerin yöntemince davaya dahil edilip taraf teşkilinin sağlanması; bildirdikleri takdirde delillerinin toplanması ve bundan sonra işin esasına girilerek, toplanan ve toplanacak olan tüm deliller ile 3402 sayılı Kanun'un 12/son fıkrası da değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir hüküm kurulması gerektiğinden, hükmün 2559 parsel sayılı taşınmaz yönünden bozulmasına ve bozma nedenine göre bu taşınmaz hakkındaki sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. VI. KARAR Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, 20.09.2022 tarihli ek kararın kaldırılmasına ve tarafların 1370, 1423, 1424, 2273, 2187, 2546, 2302, 2299, 2190, 2189, 2188, 21 85... sayılı taşınmazlara ilişkin temyiz itirazlarının reddi ile bu taşınmazlar hakkındaki hükmün ONANMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, tarafların 2559 parsele yönelik temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile 2559 parsel hakkındaki hükmün 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin harçların istek halinde temyiz edenlere iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/1 maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 22.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2026/1331, K. 2026/2835, T. 22.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2026-1331-e-2026-2835-k-171f454683e3