Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/3337 E. 2026/3012 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/3337
- Karar No
- 2026/3012
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/2534 E., 2025/1774 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 37. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/327 E., 2024/89 K.
Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar davalı ... Genel Müdürlüğü vekili ve mülhak Vakıf vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ...'in mülhak .... Bin .... Vakfının galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduğu ile tevliyete ehil vakıf evladı olduğunun tespitini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... Genel Müdürlüğü vekili cevap dilekçesinde; ...İstanbulda kurulu bir vakıf olduğunu söz konusu vakfa ait 20/Recep/932 H./ 02... M. tarihli, 02 Şevval 933 H. tarihli, 29 ... 944 H. tarihli vakfiyelerin bulunduğunu, davacının öncelikle vakıf evladı olduğunun tespiti, sonra da tevliyete müstahak olduğunun tespiti ve buna dair Mahkeme kararının kesinleşmesinden sonra galleye müstehik vakıf evladı olduğunun tespitini isteyebileceklerini beyanla usule, kanunlara aykırı davanın öncelikle aktif husumet ehliyeti yokluğu sebebiyle reddine, haksız ve mesnetsiz davanın bütünüyle reddini savunmuştur. 2. Davalı ... Vakfı vekili cevap dilekçesinde; davacının gerekli şartları taşımadığından mütevelliliğe müstehak vakıf evladı olarak tespitine karar verilemeyeceğini, davacı zükur şartını ve sayılan diğer şartları taşımadığını, davacının dayandığı kök muris ...'in davacının babaannesinin babası olup vakıf kurucusunun oğullarının oğullarının oğullarından olmadığından galleye ve mütevelliliğe müstahak vakıf evladı olmadığını ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile celp edilen deliller ile alınan bilirkişi raporlarıyla davacının ...İbn-i ...'e ait Miladi 02... tarihli vakfiyeye göre galle fazlasına müstehik vakıf evladı olduğu, miladi 18... tarihli tafsil kaydına göre de galle fazlasına müstehik vakıf evladı olduğuna karar verildikten sonra, tevliyete de müstehik vakıf evladı olacağının tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne ve davacının ... Bin ... Vakfının galle fazlasına ve tevliyete müstehik vakıf evladı olduğunun tespitine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 15.03.2024 tarihli kararına karşı davalı ... Genel Müdürlüğü vekili ve mülhak Vakıf vekilinin istinaf başvurusunda bulunmaları üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, İlk Derece Mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle davalılar vekillerinin yerinde bulunmayan davalı ... Genel Müdürlüğü vekili ve mülhak Vakıf vekilinin istinaf başvurularının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davalı ... Genel Müdürlüğü vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeleri tekrar ederek davacının öncelikle dava konusu vakfın evladı olduğunu, kesinleşmiş Mahkeme kararı ile ispat etmesi gerektiğini, davacı tarafından açılmış bir vakıf evladiyetinin tespitine dair dava ve bu konuda verilmiş, kesinleşmiş evladiyet kararı bulunmadığından, huzurdaki davanın öncelikle davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmaması nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının silsile yoluyla vakfedenle, vakfın evlattan olan mütevellileri ile olan sahih nesep bağını kurarak ispat etmeleri ve batın şartının araştırılması gerektiğini ileri sürerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalı mülhak Vakıf vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeleri tekrar ederek galleye müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti talep olunan ve vakıfların vakıf senedi incelendiğinde, vakıf evlatlığı ile galle fazlasına ve/veya tevliyete müstehak vakıf evlatlığının yegane şartının "kızının oğulları hariç olmak üzere oğlunun en sahih olanına, sonra oğullarının oğullarına" şeklinde oluştuğu, bilirkişi raporunda oluşan kanaatin vakıf senedinde yer alan bu konudaki hükümler ile bağdaşmadığını, davacı tarafından açılmış bir vakıf evladiyetinin tespitine dair dava ve bu konuda verilmiş, kesinleşmiş evladiyet kararı bulunmadığından, huzurdaki davanın öncelikle davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmaması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken kabulü usul ve kanuna açıkça aykırı olduğunu, davacının vakfedenle, soybağını kurarak ispat etmesi ve batın şartının araştırılması gerektiğini, vakıf kurucusunun, bu vakfın tevliyetini hayatta oldukça kendisine, vefatından sonra batın tertibi üzere oğullarından, oğullarının oğullarından ve oğullarının oğullarının oğullarından en salih ve dindar olanına, eşit şartları taşıyorlarsa en büyüğüne, sonra belde hakiminin atayacağı kimse olmasına, soyu tükenirse en ... olanı ve batın tertibi üzere akrabalarının oğullarının oğlullarının oğlullarının oğullarına, akrabalarının soyu tükenince azatlı kölelerinin en salih olanı, sonra azatlı kölelerinin oğullarının oğullarının en .. olanına, valinin atayacağı güzel ahlaklı ve salih kimseye şart kıldığını, Vâkıfın, vakfiyesinde ve zeyllerinde tevliyeti öz evlatlarının neslinin kesilmesinden sonra kölelerine şart kılmasına rağmen, galle fazlasının azatlı kölelerine bırakıldığına dair bir hüküm belirtmediğini ileri sürerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, mülhak vakfa mütevelli atanma kararına esas teşkil etmesi yönü ile vakfın tevliyetine ehil vakıf evladı olduğunun tespiti ile vakfın gelir fazlasından faydalanmaya yönelik galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti istemlerine ilişkindir. 5737 sayılı ... Kanunu'nun (5737 sayılı Kanun) 3. maddesinde, mülhak vakıf mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin yürürlük tarihinden önce kurulan, yönetimi vakfedenlerin soyundan gelenlere şart edilen ve bu kişiler tarafından; mazbut vakıf ise bu Kanun uyarınca Genel Müdürlükçe yönetilecek ve temsil edilecek ... ile mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin yürürlük tarihinden önce kurulan ve 2762 sayılı ... Kanunu (2762 sayılı Kanun) gereğince ... Genel Müdürlüğünce yönetilen ... olarak tanımlandıktan sonra, aynı Kanun'un 6. ve 7. maddelerinde ise mazbut vakıfların ... Genel Müdürlüğü tarafından yönetilip temsil edileceği, Kanun'un (5737 sayılı Kanun) yürürlüğe girmesinden önce mazbut ... arasına alınan vakıflarla, bu Kanuna göre mazbut ... arasına alınan vakıflara bir daha yönetici seçimi ve ataması yapılamayacağı hükme bağlanmıştır. 5737 sayılı Kanun ve ... Yönetmeliğine göre, galle fazlası evlada şart kılınan mazbut ve mülhak vakıflarda vakfedenin soyundan gelen ve bu nedenle vakfın gelirinden (gallesinden) yararlanma hakkına sahip olan kişiler için öncelikle dava açılması ve bu haklarının dava ile tespit edilmesi aranmıştır. Uygulamada bu dava, vakıflarda evladiye davaları, vakıf evladı ya da galleye müstehak evlat olduğunun tespiti davası şeklinde isimlendirilmiştir. Belirtmek gerekir ki vakıf evladı kavramı daha çok, vakfedenin çocukları ya da alt soyundan gelenler için kullanılan bir kavram olup, vakfedenin akrabaları ya da vakıftan yararlanan ismi ile belirtilmiş kişileri kapsamamaktadır. Vakfın geliri üzerinde hak sahibi olduğuna ilişkin davayı, vakfiye uyarınca galleden yararlanma hakkı olan, yani vakfeden ile soy bağı olan ya da soy bağı olmasa bile galleden kendisine pay özgülenen diğer kişiler açabilir. Tevliyet ile galle fazlası evlada şart kılınan vakıflarda, mütevelli olabilmek ve galle fazlasının alınabilmesi için açılan davada öncelikle vakfeden ile soybağının ispatlanması, sonra da vakfiyede öngörülen şartların gerçekleşmesi gerekir. Yani bu tür davalarda incelenecek ilk husus; davacılar ile vakfeden arasında iddia edildiği üzere kan bağı yolu ile soybağı mevcut olup olmadığı, eğer soybağı kurulabiliyorsa ikinci aşamada vakfiyelerde tevliyet ve galle fazlası için öngörülen şartların somut olayda davacılar yönünden gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması olacaktır. Davacı ile vakfeden arasında soybağı kuruluyor ise davacının vakfın evladı olduğu, vakfiyede öngörülen tevliyet veya galle fazlası için öngörülen şartların davacı yönünden mevcut olması halinde ise talebe göre tevliyete ehil veya galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduğuna karar verilmesi gerektiği, başka bir deyişle vakfiyede tevliyet veya galle fazlası için öngörülen şartların davacı yönünden mevcut olmaması halinde sadece vakıf evladı olduğunun tespiti ile yetinilmesi gerekecektir. Bir vakfın evladı olunabilmesi için vakfın kurucusuna kadar soy bağının götürülmesi zorunlu olmayıp, daha önceden kesinleşmiş Mahkeme kararı ile evlat olduğuna karar verilen kişilerle veya 1943 tarihli Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararına göre tevliyeti evlada bırakılan vakıflarda mütevellilik yapan kişilerle yöntemince kanbağı ilişkisinin kurulması yeterlidir. Yargıtay uygulamalarında Osmanlı döneminden kalan ... ve bu vakıfların kurucuları ile arasında soybağı ilişkisinin kurulmasının davacı tarafa manevi haz vereceği dikkate alınarak bu şekilde bir dava açılmasında hukuki yararın var kabul edildiği, nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.11.2019 tarihli ve 2017/8(18)-1923 Esas, 2019/1217 Karar sayılı ilamında; galleden yararlanmak için vakfiyedeki koşulların oluşmadığı belirlenmiş olsa da bu kişilerin vakfeden ile soybağı tespit edilerek vakıf evladı oldukları belirlenmişse, davacının vakıf evladı olduğunun tespitine karar verilmesinde hukuki yararı bulunmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.06.1999 tarihli ve 1999/18-497 Esas, 1999/503 Karar sayılı kararında da aynı görüş benimsenmiştir.
Bir vakfın evladı olunabilmesi için vakfın kurucusuna kadar soy bağının götürülmesi zorunlu olmayıp, daha önceden kesinleşmiş mahkeme kararı ile evlat olduğuna karar verilen kişilerle veya 1943 tarihli Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararına göre tevliyeti evlada bırakılan vakıflarda mütevellilik yapan kişilerle yöntemince kanbağı ilişkisinin kurulması yeterlidir. Dolayısı ile idarenin (... Genel Müdürlüğü veya Mülhak Vakıf Yönetiminin) tek taraflı olarak evlat listesine yaptığı dayanaksız bir kayıt yeterli olmayıp, açıkça galle fazlasını almaya hak kazanıldığını gösterir bir mahkeme ilamına dayalı olarak vakıf evlat listesine eklenen kişiler, daha sonra açılacak vakıf evlatlığı davalarında kesin hüküm olmasa da güçlü delil olarak değerlendirilebilecektir. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden; galle fazlası ve tevliyet için vakfiyelerde öngörülen şartların incelenmesinden önce davacı ile vakfeden ... oğlu ... arasında kan bağına dayalı olarak soybağı kurulmasının üzerinde durulması gerektiği, davacı ...'in babasının annesi olan ... ...'nın (1889-1966) babası ...1835-1918) şahsiyet kayıt örneğine göre tevliyet görevi evlada şart kılınan davalı mülhak vakfa 8 Cemaziye'l-Evvel 1306 H./ 10... tarihinde mütevelli olarak tayin edildiği, ...ile davacı arasında üstsoy-altsoy bağlantısının Şeriye Sicilleri Arşivi 783 numaralı Evkâf-ı Hümâyûn Mahkemesi ilamı, mevcut ve atik nüfus kayıtları ile kurulduğu için 1943 tarihli Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararının somut olayda uygulama yeri olduğu, yani davacı ile vakfeden arasında usulüne uygun olarak soybağı kurulduğu anlaşılmaktadır. Şimdi tevliyete ehil ve galle fazlasına müstehak vakıf evladı olduğunun tespiti için ikinci aşama olan, tevliyet ve galle fazlası için vakfiyede öngörülen şartların davacı yönünden gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalıdır. Vakfiyeler, vakıf davalarında birinci derecede delil olup (....; İslam Hukukunda ve Osmanlı Tatbikatında Vakıf Müessesesi, 1996, Sh. 428), kadimden beri uygulandığı bilinmedikçe vakıf davalarında yazılı delil olarak kullanılamazlar. (Mecelle md.1739) Vakfiyelerin uygulanma şartı, bunların ifade ettikleri maddelerin sabit ve meşhur olmasıdır. Vakfiyelerdeki şartları değiştirme bakımdan “değiştirme, çevirme, olduğundan başka bir hale dönüştürme, başkalaştırma, tahvîl, tebdîl, nesh, bozma, tahrif” gibi anlamlara gelen “tağyîr yetkisi" münhasıran vakfedene ait olup bu yetkinin de kullanılabilmesi için vakfeden bu hakkı saklı tuttuğunu vakfiyede açıkça saklı tuttuğunu ifade etmesine bağlıdır. Bu genel açıklamalar sonrası dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden dava konusu ... Bin ... Vakfı'nın 20... H./ 02... M.; 02 Şevval 933 H. /02 Temmuz 1527 M.; 29 ... 944 H./02. Mart 1538 M. tarihli vakfiyelerinin bulunmaktadır. Vakfiyelerde tevliyet için öngörülen şartların incelenmesinde; 20... H./ 02... M. tarihli vakfiyede; "...hayatta oldukça nefsi nefisine şart eyledi ve kendisinden sonra yalnız tevliyeti evladından aslahına sonra kızının oğulları hariç olmak üzere oğlunun en iyi halli oğullarına sonra oğullarının oğullarının aslahına sonra oğullarının oğullarının oğullarının aslahına..." şart kılındığı; 02 Şevval 933 H. /02 Temmuz 1527 M. tarihli vakfiyede; "...Muma ileyh vakfın tevliyet ve tasarrufunu sağ oldukça kendi nefsine sonra oğullarının aslahına ve oğulları oğullarının aslahına ve karnen bade kanin ve batnen isre batnin oğulları oğulları oğullarının aslahına..." şart kılındığı, 29 ... 944 H./02. Mart 1538 M. tarihli vakfiyede; "...vakfın tevliyesini kendisine şart kıldı şöyle ki gerek vakıfta ve gerek vakfın gelirinde istediği gibi tasarruf yapar. Yakından uzaktan kimse münakaşa edemez kimse ortaklık yapamaz... Sırası geldiğinde üzerinde duracağın sarf edilecek yerlerden artanı ile hayatta olduğu müddete her çeşit temettü ve intifa ile faydalanır kimse buna ne itiraz edebilir ne de münakaşa ta hicam bardağından tadıncaya kadar Allah ona uzun ömürler versin Allahın davetine icabet ettiğinde Allah dârü's selâma davet ediyor mezkur vakıflara yukarıda geçen tasarrufat hariç yalnız tevliyet işi oğullarından ve oğullarının oğullarından ve oğullarının oğullarının oğullarının batnen bade batnin karnen isre karnin en salihine intikal eder... ....te müsavi bir mertebede iki kişi bulunursa tevliyet hakkı büyüğündür..." şeklinde tevliyetin kendisinden sonra batın şartı ile oğullarının oğullarının oğullarının en salihine, salihlikte müsavi iki kişi bulunur ise tevliyet hakkının büyük olana şart kılındığı, her üç vakfiyede de tevliyet görevini kız evladın oğulları hariç oğullarının oğullarının oğullarına şart kıldığı anlaşılmıştır. Her ne kadar hükme esas alınan 03.01.2024 tarihli bilirkişi ek raporunda “...'nin iki yüz yetmiş numaralı takririndeki ifadeler esas alınarak " (...) ... Vakfı'nın 932 tarihiyle müverrah ve mukayyed olan Vakfiyesi'nin tevliyeti aslah evlâdına ve sonra bint (Kız) dahil olarak aslah ebni ebnâsının ba'dehu ebnâ-ı ebnâ-i ebni ini istid'a eden (...)" vakfiyelerdeki şartların değiştirildiği kabul edilerek kız evlat soyundan gelen davacının da vakfiyelerdeki hükümlere rağmen tevliyete ehil olduğu değerlendirilmiş ise de; idari işlemlere esas olmak üzere vakfiyelerdeki şartların yorumlanabileceği ancak vakfiyelerde tevliyet ve galle fazlası için düzenlenen şartların idari bir işlem ile değiştirilmesinin mümkün olmadığı, bu şartlar vakfeden tarafından daha sonra düzenlenecek vakfiye veya zeyl vakfiyelerde değiştirilmediği müddetçe geçerliliğini koruyacağından vakfiyelerdeki düzenlemeler esas alınarak uyuşmazlığın çözülmesi gerekmektedir. Dolayısı ile az yukarıda da açıklandığı üzere vakfiyelerde tevliyet görevini kız evladın oğulları hariç oğullarının oğullarının oğullarına şart kılınmış olduğu, davacı ile vakfeden arasındaki soybağı babaannesi .... (... ile ... 'den olma 01.07.1835 doğumlu .... kızı) üzerinden kurulmuş olduğundan yani kız evladın altsoyu olduğundan tevliyet görevi için gerekli şartları taşınmadığı tespit edilmiştir. Vakfiyelerde galle fazlası için öngörülen şartların incelenmesinde; 20... H./ 02... M.tarihli vakfiyede; "...bütün hakları ile birlikte vakıf kendi evladına, sonra kızlarının değil oğlunun oğullarına, sonra bunların oğullarının oğullarına, sonra ...oğullarının oğullarına nesilden nesle, batından batına teakub ve tenasül ettikçe vakf ve kendi evladını erkek ve dişi galleye müsavi surette tasarruf etmek üzere şart edip ve inkırazından sonra vakıfın mübeccel ve mükerrem ve müfahham kardeşleri .... ve... sonra bunların evlatları ile diğer kardeşi merhum .... evlatlarına sonra bunlardan her birinin kızlarının değil oğullarının ebnasına sonra yine müsavi surette gallatta tasarruf etmek üzere üredikçe neslen bade neslin ve cilen bade cilin ve batnen bade batnin ebnası ebnası ebnasına..." şeklinde galle fazlasının vakıfın sulbi evlâdları (kendi neslinden gelen, öz (biyolojik) çocukları olup torunları kapsamaz) arasında eşit paylaştırılması, sonra nesilller boyu batın şartı ile kızlarının değil oğlunun oğullarına, sonra bunların oğullarının oğullarına, sonra zükür oğullarının oğullarına şart kılındığı; 02 Şevval 933 H./02 Temmuz 1527 M. tarihli vakfiyede galle fazlasına dair bir düzenleme bulunmadığı; 29 ... 944 H./02. Mart 1538 M. tarihli vakfiyede; "...vakfın tevliyesini kendisine şart kıldı şöyle ki gerek vakıfta ve gerek vakfın gelirinde istediği gibi tasarruf yapar. Yakından uzaktan kimse münakaşa edemez kimse ortaklık yapamaz... Sırası geldiğinde üzerinde duracağın sarf edilecek yerlerden artanı ile hayatta olduğu müddete her çeşit temettü ve intifa ile faydalanır kimse buna ne itiraz edebilir ne de münakaşa ta hicam bardağından tadıncaya kadar Allah ona uzun ömürler versin Allahın davetine icabet ettiğinde Allah dârü's selâma davet ediyor mezkur vakıflara yukarıda geçen tasarrufat hariç yalnız tevliyet işi oğullarından ve oğullarının oğullarından ve oğullarının oğullarının oğullarının batnen bade batnin karnen isre karnin en salihine intikal eder..." şeklinde galle fazlasını sadece kendisine şart kıldığı, tevliyet gibi galle fazlasının evlada bırakıldığına dair vakfiyede bir düzenlemenin bulunmadığı anlaşılmıştır. Özetle galle fazlasının evlada şart kılındığı 20... H./ 02... M.tarihli vakfiyede (diğer iki vakfiyede galle fazlasının evlâda şart kılındığına dair düzenleme mevcut değil) galle fazlasının vakıfın sulbi evlâdları (kendi neslinden gelen, öz (biyolojik) çocukları olup torunları kapsamaz) arasında eşit paylaştırılması, sonra nesilller boyu batın şartı ile kızlarının değil oğlunun oğullarına, sonra bunların oğullarının oğullarına, sonra zükür oğullarının oğullarına şart kılınmıştır. Yukarıda tevliyet kısmında da açıklandığı üzere davacı ile vakfeden arasındaki soybağı babaannesi ..... (... ile ... ....'den olma 01.07.1835 doğumlu ... kızı) üzerinden kurulmuş olduğundan yani kız evladın alt-soyu olduğundan davacının tevliyet gibi galle fazlası için de gerekli şartları taşınmadığı tespit edilmiştir. Buna göre İlk Derece Mahkemesince, davacı ile vakfeden arasında soybağının usulüne uygun kurulduğu, ancak vakfiyelerde tevliyet görevi ve galle fazlası için öngörülen şartların davacının şahsında gerçekleşmediği, bu durumda davacının sadece vakıf evladı olduğunun tespitine, tevliyete ehil ve galle fazlasına müstahak olduğu yönündeki taleplerin ise reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulü doğru görülmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, İstek halinde peşin harcın temyiz eden davalı Mülhak ... Bin ... Vakfı'na iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 29.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.