Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/24 E. 2026/38 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/24
Karar No
2026/38
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 41. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/24 - 2026/38 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 41. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2026/24 KARAR NO : 2026/38

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 07/03/2024 NUMARASI : 2022/228 E. - 2024/95 K. DAVACI : VEKİLİ : Av. DAVALI : 1- VEKİLLERİ : Av. DAVALI : 2 - VEKİLİ : Av. DAVANIN KONUSU : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali)

Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 07/03/2024 tarih ve 2022/228 E. - 2024/95 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı şirketin 2020/39064 sayılı "... ......" ibareli markanın 29 ve 30. sınıflarda adına tescili başvurusuna yönelik müvekkilinin itirazlarının, davalı Kurum tarafından reddedildiğini, oysa davalının başvurusu ile müvekkiline ait "..." ibareli markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, müvekkilinin markasının tanınmış olduğunu ve davalının başvurusunun kötü niyetli bulunduğunu ileri sürerek, YİDK'nın 2022-M-5567 sayılı kararının iptaline ve tescil edilmiş olması halinde markanın 29, 30 ve 43. sınıf mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı şirket vekili, 2002 yılında faaliyete başlayan müvekkilinin faaliyet gösterdiği alanlarda "..." ibaresi ile markalaşma yoluna gittiğini, markalaşma politikası kapsamında davaya konu "... ......" marka başvurusunda bulunmuş olup markanın asli unsurunu diğer markaları gibi "......" ibaresi oluşturduğundan davacının "..." markası ile karıştırılması ihtimalinin bulunmadığını, öte yandan "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük olduğundan herkes tarafından kullanılabileceğini, ... sicil kayıtlarında tanınmışlığına ilişkin bir tescil bulunmayan davacı markasının tanınmışlığı iddiasının ispatı gerektiğini ve kötüniyet iddialarının doğru olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, "..." ibaresinin anlam kaybına uğramadan her iki taraf markasında aynen yer almasının markaların kavramsal kurgulanışı itibariyle benzer oldukları imajı yarattığı, davalı markasının, davacı markalarından farklı olarak sadece "..." ile oldukça küçük punto ile konumlandırılan "......" ibaresini içermekte olup; bu kelimenin hem anlamı hem de fonetik vurgusu ... ibaresini ön plana çıkardığı, dolayısıyla markadaki ek sözcüklerin, işitsel benzerliği ortadan kaldırmadığı, bu durumda taraf markaları arasında bütünsel açıdan benzerlik olduğu; işin uzmanı veya dikkatli kişilerden oluşmayan, ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, davalının "... ......" markasını gördüğünde bunun davacının mesnet markalarından farklı bir marka olduğunu algılayamayacağı, tescilli markaların bir uzantısı, yeni bir versiyonu, yeni bir serisi olarak algılanmasının ihtimal dahilinde olduğu, taraf markaları arasında iltibas bulunduğu, öte yandan dava dosyasında yer alan delillere göre davacının "... ..." markasının kullanım sonucunda ayırt edicilik kazandığı ve özellikle "Hububattan (tahıl) imal edilmiş, işlemden geçirilmiş buğday, arpa, yulaf, çavdar, pirinç." mallarında sektörel bir tanınırlık elde ettiği, şubeleşme kavramının oldukça yaygın olduğu "Hububattan (tahıl) imal edilmiş, işlemden geçirilmiş buğday, pirinç." açısından, sektörel anlamda bilinen bir markanın benzerinin kullanımına izin verilmesinin, üçüncü kişinin haksız menfaat elde etmesi sonucunu da doğurabileceği, buna karşılık SMK m. 6/3 ve 6/6 koşullarının meydana gelmediği gerekçesi ile 2022-M-5567 sayılı YİDK kararının iptaline ve 2020/39064 sayılı dava konusu markanın 29 ve 30. sınıfta yer alan mallar yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı şirket vekili istinaf başvuru dilekçesinde, taraf markalarının unsurlarına ayrılarak benzer unsur üzerinden markalar arasında bir benzerlik değerlendirmesi yapılmasının doğru olmadığını, markaların bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, davacının itiraza dayanak markasında "..." unsuru asli unsur olarak yer almakta iken müvekkilinin markasında asli unsurun "......" ibaresinden oluştuğunu, müvekkilinin bu ibareyi taşıyan seri markasının bulunduğunu, davaya konu markanın da bu kapsamda olduğunu, ayrıca markaların tertip tarzı itibariyle herhangi bir karıştırılmanın da söz konusu olamayacağını, ayırt ediciliği son derece düşük olan "..." ibaresinin davacının tekeline bırakılamayacağını ve ... kayıtlarında tescilli çok sayıda "..." ibareli markanın mevcut olup bu hususun ibarenin ayırt ediciliğinin zayıflığını gösterdiğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde, "..." ibaresinin günlük hayatta sıklıkla kullanılan, hoş, tadı güzel, lezzetli gibi herkesçe anlamı bilinen ve ayırt ediciliği düşük bir ibare olduğunu, "... ..." ve "... ..." ibarelerinden oluşan markalarına dayalı olarak davacının tek başına "..." ibaresinin ibaresinin tesciline ve tekeline sahip olmadığını, davaya konu markada asli unsurun "......" ibaresi olduğunu, dolayısı ile markalar arasında bir benzerlikten söz edilemeyeceğini ve ortalama tüketicilerin markalar arasındaki farkı algılayabileceğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE: 1-Dava, marka ile ilgili Kurum Kararının iptali ve hükümsüzlük istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, " ... ..." ibareli marka başvurusu ile "..." ibareli itiraza mesnet tescilli marka arasında, biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede SMK'nın 6/1. maddesi anlamında bir benzerlik bulunduğu, zira davacının markasının asli unsurunu oluşturan "..." ibaresinin davaya konu markada ön planda bulunduğu, markada altta bulunan ve oldukça geri planda kalan "..." ibaresinin yeterli bir ayırt edicilik sağlamadığı, hoş, tadı güzel, lezzetli gibi anlamlara gelen ve yaygın kullanımı olan bir ibare olmakla birlikte "..." ibaresinin bilirkişi raporunda belirtildiği üzere davacının uzun yıllara dayanan kullanımı sonucu ayırt edicilik kazanmış olduğu ve aynı zamanda "Hububattan (tahıl) imal edilmiş, işlemden geçirilmiş, buğday, arpa, yulaf, çavdar ve pirinç" mallarında belli bir tanınırlığının bulunduğu anlaşılmakla, davalı şirket vekili ile davalı ... vekilinin istinaf başvurularının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Ancak mahkemece, "Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına" karar verilmesi doğru olmamıştır. Zira, harçlar, özel ve tüzel kişilerin, özel çıkarlarına ilişkin olarak kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir (07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, RG.12.12.1964, sayı:11880, Kuru, Baki, s:5305). Bir davada alınacak harçlar ve oranları (yargı harçları), 492 sayılı Harçlar Kanunu'nda ve bu Kanun'a bağlı 1 sayılı Tarife'de gösterilmiştir. Her davanın başlangıcında taraflardan, başvurma harcı ve karar ve ilam harcı olmak üzere iki tür harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun "Maktu harçlarda ödeme zamanı" başlıklı 27. maddesinde; "(1) sayılı tarifede yazılı maktu harçlar ilgili bulunduğu işlemin yapılmasından önce peşin olarak ödenir. Mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler, harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç peşin veya süresinde ödenmemiş ise, mütaakıp muamelelere ancak harç ödendikten sonra devam olunur". hükmü, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun Mükerrer Madde 138/2. maddesinde de; "Her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan maktu harçlar (Maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil), o yıl için tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır". hükmü bulunmaktadır. Başvurma harcı, dava açılırken peşin olarak ödenmesi gereken maktu bir harç olup, dava açılırken başlangıçta ödenen bu harcın, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi uyarınca, başvuru işleminin yapılmasına ilişkin bulunması, diğer bir deyişle ilgili bulunduğu işlemin, dava açarken başvuru işleminin yapılması ile tamamlanmış olması nedeniyle sonradan yeniden değerleme oranına göre arttırılamayacağı tabiidir.

Karar ve ilam harcı, nispi ve maktu karar ve ilam harcı olmak üzere iki çeşit olup, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nispi olarak karar ve ilam harcı alınır. Nispi harçlarda ödeme zamanını düzenleyen Harçlar Kanunu'nun 28/a maddesi uyarınca, karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Peşin olarak ödenecek bu dörtte bir karar ve ilam harcı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanır. Yargılama sırasında dava değerinin daha fazla olduğu tespit edilirse eksik karar ve ilam harcı tamamlattırılır (Harçlar Kanunu m.16/4, 30). İlk derece mahkemesince mülkiyet hakkının ihlali görülen harç ise, davanın başlangıcında davacıdan alınan maktu karar ve ilam harcıdır. Nispi karar ve ilam harcına tabi davalar dışındaki hallerde veya davanın reddine karar verilmesi halinde, alınması gereken karar ve ilam harcı, maktudur. Maktu harca tabi davalarda karar ve ilam harcının tamamı, dava açarken peşin olarak ödenir. Ancak başvuru harcından farklı olarak maktu karar ve ilam harcında, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi uyarınca, "ilgili bulunduğu işlem", diğer bir deyişle dış dünyada değişiklik yaratan, taraflarca infaza konulabilecek şey, mahkemece verilen "karardır". Dolayısıyla maktu karar ve ilam harcının alınma zamanı da esasen mahkemece verilen karar tarihidir. Zira maktu harcın hangi taraftan alınacağı ya da başlangıçta nispi harca tabi bir davada, sonradan davanın reddine karar verilip verilmeyeceği de ancak karar tarihi itibariyle belli olmaktadır. O halde maktu karar ve ilam harcı, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesinde belirtilen "mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler" türünden bir harçtır. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanunu'na bağlı 1 sayılı Tarife'nin, maktu karar ve ilam harcını düzenleyen A/III-2. maddesinde, her bir karar türüne göre alınması gereken harç miktarı ayrı ayrı belirtilirken, her bir karar türü için maddede yer alan "kararlar" ibarelerinden, yukarıda açıklandığı üzere, bir davada verilecek kararın ne olacağının, ancak karar tarihi itibariyle ortaya çıkabileceği, yine tarafların ellerinde ancak mahkemece bir karar verilmesi halinde yararlanabilecekleri, infazı mümkün bir belge bulunabileceği maddi gerçeğinden hareketle, maktu karar ve ilam harçlarının da karar tarihi itibariyle hesap edilip alınması gerektiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, dava açarken başlangıçta ödenen maktu karar ve ilam harcının, sonradan yürürlüğe giren tarife ile artırılması halinde, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi ve Mükerrer Madde 138/2 hükümleri uyarınca, eksik tutarın ilgilisine tamamlattırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru değildir. Kaldı ki kamu düzenine ilişkin olan karar ve ilam harcının, karar tarihine göre belirlenmesi gerektiği, aynı mahkeme tarafından aynı yönde verilen bir kararın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/11/2024 tarih ve 2024/3186 Esas, 2024/8189 Karar sayılı kararı ile "yargılama harçlarının kamu alacağı niteliğinde ve re'sen dikkate alınacak hususlardan olduğu" gerekçesiyle doğru görülmeyip, düzeltilerek onanması suretiyle de tespit edilmiştir. HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Her ne kadar ilk derece mahkemesi kararı, sadece davalılarca istinaf edilmiş ise de yargılama harçları kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, harçlar konusunda kazanılmış haktan söz edilemeyeceği ise tabiidir (Yargıtay 5. HD.'nin 22/01/1982 tarih ve 12534/240).

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davalılar ..., ... .... A.Ş. vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 07/03/2024 tarih ve 2022/228 Esas - 2024/95 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-2022-M-5567 sayılı kararının İPTALİNE, 2020/39064 sayılı 29 ve 30. sınıfta yer alan mallarda tescil başvurusu yapılan ... ...... ibareli markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE SİCİLDEN TERKİNİNE 3-Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30-TL'nin davalılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 4-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan ve istinaf eden davalılar aleyhine hüküm kurulamayacağından ilk derece karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. hükümlerine göre belirlenen 25.500,00-TL maktu vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 5.250,00-TL bilirkişi ücreti, 178,50-TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 50,00-TL tebligat giderinden oluşan toplam 5.478,50-TL yargılama giderine 80,70-TL peşin harç, 80,70-TL başvurma harcı tutarı eklenerek oluşan toplam 5.639,90-TL'nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davalılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin uhdelerinde bırakılmasına, 7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 8-Davalılardan ayrı ayrı peşin olarak alınan 427,60'ar-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalılara ayrı ayrı iadesine, 9-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 01/10/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 05/10/2026

Başkan

Üye

Üye

Katip

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/24, K. 2026/38, T. 05.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-24-e-2026-38-k-929efb0cdcae