Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/26 E. 2026/40 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/26
- Karar No
- 2026/40
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 41. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/26 - 2026/40 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 41. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/26 KARAR NO : 2026/40 T Ü R K M İ L L E T İ A D I NA K A R A R
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 21/03/2024 NUMARASI : 2022/267 E. - 2024/135 K. DAVACI : VEKİLİ : Av. DAVALI : 1- VEKİLİ : Av. DAVALI : 2 - VEKİLİ : Av. DAVANIN KONUSU : Marka ile İlgili Kurum Kararlarının İptali
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 21/03/2024 tarih ve 2022/267 E. - 2024/135 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalılar..., ... A.Ş. tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, 2020/168236 sayılı "..." ibareli markanın 43. sınıfta müvekkili adına tescili başvurusunun, davalı şirketin itirazı sonucunda diğer davalı Kurum tarafından davalıya ait 2018/100627 sayılı "..." ibareli marka ile karıştırılma ihtimalinin bulunduğu gerekçesiyle reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, YİDK'nın 2022-M-6093 sayılı kararının iptalini talep ve dava etmiştir. Davalı... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı şirket vekili, davaya konu marka ile müvekkilinin "..." ibareli markası arasında benzerlik bulunduğunu, "..." markasının yüksek ayırt ediciliğe sahip tanınmış marka vasfında olduğunu, müvekkilinin 2005 yılından beri kullanması nedeniyle marka üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu ve davaya konu markanın tescilinin istendiği 43. sınıfta müvekkilinin markası tescilli olduğundan Kurum kararının doğru olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, "..." esas ibareli marka ile davalının "..." ibareli markası arasında biçim, renk, grafik unsurlar, düzenleme ve tertip tarzı olarak görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, işin uzmanı veya dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, davacının "..." markasını gördüğünde bunun davalının mesnet markasından farklı bir marka olduğunu algılayabileceği, taraf markaları arasında iltibas bulunmadığı, davalı tarafından işlem dosyasına sunulan delillerin 43. sınıf otel işletmeciliği alanındaki faaliyetlere yönelik olduğu, davalının otellerine ilişkin tanıtıcı dokümanlar, broşürler, misafir yorumları ve haberler gibi içeriğe sahip bu delillerin itiraza dayanak markanın tanınmış marka koruması kapsamında korunması gerektiğini ortaya koyar nitelikte olmadığı, ... sicilinde markanın davacı adına tanınmış marka olarak tescil edildiğine dair herhangi bir kayıt bulunmadığı, dolayısı ile SMK 6/5 koşullarının somut olayda oluşmadığı, davalı tarafından başvuru konusu markanın ya da bu marka ile karıştırılma ihtimali bulunan bir ibarenin Türkiye’de uzun süredir dava konusu mallar/hizmetler bakımından tescilsiz olarak kullanıldığı hususunun da ispat edilemediği gerekçesi ile davanın kabulü ile 2022-M-6093 sayılı YİDK kararının iptaline karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı şirket vekili istinaf başvuru dilekçesinde, müvekkilinin "..." İbaresinden oluşan markalarını 2005 yılından itibaren kullanmakta olduğunu, bu kapsamda "..." markası altındaki ilk otelin 2005 yılında faaliyete geçtiğini, o tarihten itibaren "...", "... ...", "..." gibi "..." asli unsurunu içeren çok sayıda markanın müvekkili tarafından ciddi olarak kullanılmakta olduğunu, müvekkili tarafından "... ..." ibareli markasının yanı sıra "..." ibareli diğer markalar dikkate alınarak inceleme yapılması talep edilmiş ise de, ilk derece mahkemesi tarafından buna ilişkin talep ve delillerin değerlendirilmediğini, davacının marka başvurusundan önce oluşturulan "..." markasının kullanma neticesi belirli bir tanınırlık seviyesi kazandığını, müvekkilinin eskiye dayalı kullanım iddiasının delillendirilmiş olmasına rağmen değerlendirmeye alınmadığını, ilk derece mahkemesi kararının yeterli bir gerekçe içermediğini, davalı şirketin dahi markalar arasında benzerlik bulunduğunu ikrar ettiğini, müvekkilinin markası ile benzer "...", "..." markalarının tescil başvurularının müvekkilinin itirazı sonrasında Kurum tarafından reddedildiğini, müvekkile Ait "... ..." İbareli markanın tanınmış marka statüsünü haiz olduğunu, bir markanın tanınmışlığı için bu tanınmışlığın ... sicilinde tescilli olmasının gerekli olmadığını, dosyada mevcut haber içeriklerinin müvekkilinin makasının tanınmışlığını yeterince ortaya koyduğunu ve hükme esas alınan raporun denetlenebilir olmadığını savunarak ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde, Davaya konu marka "..." ibresinden oluşmakta iken, davalının redde mesnet gösterilen "... ..." ibareli markasının ayırt edici unsurlarından birinin "..." ibaresinden oluştuğunu, doğayla buluşma anlamındaki "..." ibaresinin "..." ya yönelik bir eyleme atıf yaptığını, dolayısı ile markada ayırt edici niteliği yüksek olan "..." ibaresinin öne çıktığını, ".../..." ibareleri sebebiyle markalar arasında anlamsal, görsel ve işitsel olarak benzerlik bulunduğunu ve markaların kapsamında bulunan mal ve hizmetler yönünden de emtia benzerliği oluştuğundan ortalama tüketici kitlesinin malın ticari kaynağı hususunda yanılmasının yüksek ihmal dahilinde olduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE :1-Dava, Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, tescilli bir marka ile başvuru konusu işaret arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları gözetilerek münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin dikkate alınarak belirleneceği, buna göre "..." ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet "... ..." markası arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılma tehlikesinin olmadığı, zira mavi bir dikey dik dörtgen zemin üzerinde yukarıdan aşağıya doğru yazılan "..." ibaresinden oluşan davaya konu marka ile davalı şirketin düz yazıdan ibaret " ..." yazısı ve bu yazının sağ alt kenarında geri planda kalacak şekilde küçük punto ile yazılı bulunan "......" ibaresinden oluşan itiraza mesnet markası arasında markaların tertip tarzı itibariyle bir benzerlik bulunmadığı, tarafların marka işaretleri arasında benzerlik bulunmadığından davacı markalarının tanınmış olmasının da dava konusu markanın tesciline engel oluşturmadığı ve davaya konu marka ya da bu marka ile karıştırılma ihtimali bulunan bir ibarenin Türkiye’de uzun süredir dava konusu mallar/hizmetler bakımından tescilsiz olarak kullanıldığı hususunun davalı şirket tarafından ispat edilemediği anlaşılmakla, davalı şirket ile davalı ... vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2- ilk derece mahkemesince, "Davacı tarafça yatırılmış olan peşin harç yatırıldığı anda yeterli olduğundan yeniden değerleme oranı dikkate alınarak karar tarihinde geçerli olan harç miktarına tamamlanmasının davacının mülkiyet hakkını ihlal edeceği dikkate alınarak yeterli olduğuna ve yeniden harç alınmasına yer olmadığına" karar verilmesi de doğru olmamıştır. Zira "harçlar, özel ve tüzel kişilerin, özel çıkarlarına ilişkin olarak kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir" (07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, RG.12.12.1964, sayı:11880, Kuru, Baki, s:5305). Bir davada alınacak harçlar ve oranları (yargı harçları), 492 sayılı Harçlar Kanununda ve bu Kanuna bağlı 1 sayılı Tarifede gösterilmiştir. Her davanın başlangıcında taraflardan, başvurma harcı ve karar ve ilam harcı olmak üzere iki tür harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanununun "Maktu harçlarda ödeme zamanı" başlıklı 27. maddesi uyarınca "(1) sayılı tarifede yazılı maktu harçlar ilgili bulunduğu işlemin yapılmasından önce peşin olarak ödenir. Mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler, harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç peşin veya süresinde ödenmemiş ise, mütaakıp muamelelere ancak harç ödendikten sonra devam olunur". 492 sayılı Harçlar Kanununun Mükerrer Madde 138/2 hükmü uyarınca "Her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan maktu harçlar (Maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil), o yıl için tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır". Başvurma harcı, dava açılırken peşin olarak ödenmesi gereken maktu bir harçtır. Dava açarken başlangıçta ödenen bu harcın, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi uyarınca, başvuru işleminin yapılmasına ilişkin bulunması, diğer bir deyişle ilgili bulunduğu işlemin, dava açarken başvuru işleminin yapılması ile tamamlanmış olması nedeniyle sonradan yeniden değerleme oranına göre arttırılamayacağı tabiidir. Karar ve ilam harcı ise nispi ve maktu karar ve ilam harcı olmak üzere iki çeşittir. Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nispi olarak karar ve ilam harcı alınır. Nispi harçlarda ödeme zamanını düzenleyen Harçlar Kanununun 28/a maddesi uyarınca, karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Peşin olarak ödenecek bu dörtte bir karar ve ilam harcı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanır. Yargılama sırasında dava değerinin daha fazla olduğu tespit edilirse eksik karar ve ilam harcı tamamlattırılır (Harçlar Kanunu m.16/4, 30). İlk derece mahkemesince mülkiyet hakkının ihlali görülen harç ise davanın başlangıcında davacıdan alınan maktu karar ve ilam harcıdır. Nispi karar ve ilam harcına tabi davalar dışındaki hallerde veya davanın reddine karar verilmesi halinde, alınması gereken karar ve ilam harcı, maktudur. Maktu harca tabi davalarda karar ve ilam harcının tamamı, dava açarken peşin olarak ödenir. Ancak başvuru harcından farklı olarak maktu karar ve ilam harcında, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi uyarınca, "ilgili bulunduğu işlem", diğer bir deyişle dış dünyada değişiklik yaratan, taraflarca infaza konulabilecek şey, mahkemece verilen "karardır". Dolayısıyla maktu karar ve ilam harcının alınma zamanı da esasen mahkemece verilen karar tarihidir. Zira maktu harcın hangi taraftan alınacağı ya da başlangıçta nispi harca tabi bir davada, sonradan davanın reddine karar verilip verilmeyeceği de ancak karar tarihi itibariyle belli olmaktadır. O halde maktu karar ve ilam harcı, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesinde belirtilen "mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler" türünden bir harçtır. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı 1 sayılı Tarifenin, maktu karar ve ilam harcını düzenleyen A/III-2. maddesinde, her bir karar türüne göre alınması gereken harç miktarı ayrı ayrı belirtilirken, her bir karar türü için maddede yer alan "kararlar" ibarelerinden, yukarıda açıklandığı üzere, bir davada verilecek kararın ne olacağının, ancak karar tarihi itibariyle ortaya çıkabileceği, yine tarafların ellerinde ancak mahkemece bir karar verilmesi halinde yararlanabilecekleri, infazı mümkün bir belge bulunabileceği maddi gerçeğinden hareketle, maktu karar ve ilam harçlarının da karar tarihi itibariyle hesap edilip alınması gerektiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, dava açarken başlangıçta ödenen maktu karar ve ilam harcının, sonradan yürürlüğe giren tarife ile artırılması halinde, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi ve Mükerrer Madde 138/2 hükümleri uyarınca, eksik tutarın ilgilisine tamamlattırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru değildir. Kaldı ki kamu düzenine ilişkin olan karar ve ilam harcının, karar tarihine göre belirlenmesi gerektiği, aynı mahkeme tarafından aynı yönde verilen bir kararın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/11/2024 tarih ve 2024/3186 Esas, 2024/8189 Karar sayılı kararı ile "yargılama harçlarının kamu alacağı niteliğinde ve re'sen dikkate alınacak hususlardan olduğu" gerekçesiyle doğru görülmeyip, düzeltilerek onanması suretiyle de tespit edilmiştir. HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, diğer bir ifade ile kanun koyucu, temyiz kanun yolunda Yargıtay tarafından verilebilen, yerel mahkeme hükmünün gerekçesinin değiştirilerek düzelterek onanması kararını, istinaf mahkemeleri için öngörmeyip, bu halde istinaf mahkemesince yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiğini düzenlediğinden, Dairemizce davalı şirket vekili ile davalı ... vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davalılar..., .... A.Ş. vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 21/03/2024 tarih ve 2022/267 E. - 2024/135 K. Sayılı kararın KALDIRILMASINA, 2-23.05.2022 tarih ve 2022-M-6093 sayılı YİDK kararının İPTALİNE, 3-Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30-TL'nin davalılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 4-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan ve istinaf eden davalılar aleyhine hüküm kurulamayacağından ilk derece karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. hükümlerine göre belirlenen 25.500,00-TL maktu vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 5.250,00-TL bilirkişi ücreti, 176,00-TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 50,00-TL tebligat giderinden oluşan toplam 5.476,00-TL yargılama giderine 80,70-TL peşin harç, 80,70-TL başvurma harcı tutarı eklenerek oluşan toplam 5.637,40-TL'nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davalılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin uhdelerinde bırakılmasına, 7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 8-Davalılardan ayrı ayrı peşin olarak alınan 427,60'ar-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalılara ayrı ayrı iadesine, 9-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 01/10/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 05/10/2026
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.