Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/31 E. 2026/61 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/31
- Karar No
- 2026/61
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 41. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/31 - 2026/61 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 41. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/31 KARAR NO : 2026/61
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 08/02/2024 NUMARASI : 2022/31 E. - 2024/14 K. DAVACI : VEKİLLERİ : Av. Av. Av. DAVALI : 1 - VEKİLLERİ : Av. Av DAVALI : 2 - VEKİLİ : Av. DAVANIN KONUSU : Marka ile İlgili Kurum Kararlarının İptali
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 08/02/2024 tarih ve 2022/31 E. - 2024/14 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 2020/00185 sayılı "..." ibareli markanın 37. sınıfta adına tescili başvurusunun, davalı şirketin itirazı sonucunda, diğer davalı Kurum tarafından davalıya ait " ..." ibareli marka ile karıştırılma ihtimalinin bulunduğu ve müvekkiline ait başvurunun kötü niyetli bulunduğu gerekçeleriyle reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, YİDK'nın 2021-M-10342 sayılı kararının iptalini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı Şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin "..." ibareli markası ile davacının "..." markası arasında 6/1 kapsamında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, zira her iki markanın da asli unsurunun "..." ibaresinden oluştuğunu, davaya konu markadaki "..." ibaresinin kapsam altına alınmak hizmetler yönünden ayırt ediciliğinin olmadığını, yer belirten "..." ibaresinin ise müvekkilinin şubesi izlenimi uyandırdığını, markalar arasında emtia benzerliğinin gerçekleştiğini, müvekkilinin markasının tanınmış olduğunu ve daha önceden müvekkili şirkette çalışan davacının bu şirketin markasını aynen almak istemesinin kötü niyetli olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacı adına tescilli "..." esas ibareli markalar ile davalının "..." ibareli markası arasında biçim, renk, grafik unsurlar, düzenleme ve tertip tarzı olarak görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, markaların görsel, anlamsal ve sesçil olarak birbirlerine benzemesi karşısında markaların bütünsel olarak benzer olduğu; markalar görsel, kavramsal ve sesçil olarak benzer ise de, tescil sınıflarının benzer olmaması karşısında tüketicinin iki ayrı marka ile karşı karşıya kaldığını fark edeceği, dolayısı ile taraf markaları arasında SMK 6/1 maddesi anlamında iltibas ihtimalinin bulunmadığı, buna karşılık 6769 sayılı SMK 6/9 genel hüküm ve temel prensip niteliğindeki MK’nun 2. maddesi, ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ve yerleşik Yargıtay içtihatları gereğince, yeterli seçenek özgürlüğü varken, dosya kapsamından önceki ilişkileri nedeniyle davacı tarafından bilindiği anlaşılan markaya ve sektöre yönelik olarak ... sözcüğünün ön planda olduğu ... ibaresinin seçilerek marka olarak tescili yönünde başvuru yapılması davalının kötü niyetli olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle, açılan bir dava kapsamında davalı şirketin itiraza mesnet markalarını kullanmadığını, zira davalı hakkında açılan dava kapsamında davalıya ait gayrimenkullerin üçüncü kişilere devir yetkisinin tedbiren durdurulmasına karar verildiğini, bu hususun markanın 37. sınıfın ilgili emtiaları önünden kullanılmaması için haklı bir neden oluşturmayacağını, dolayısı ile davalının itiraza mesnet 2011/ 88272 ve 2012/ 104748 sayılı markaların" 37. Sınıftaki 'İnşaat hizmetleri, inşaat araç gereçlerinin ve iş makinelerinin kiralanması hizmetleri' yönünden değerlendirmede dikkate alınamayacağını, bu husus mahkemece kabul edilmiş olmasına rağmen, müvekkilinin başvurusunun kötü niyetli olarak kabul edilmiş olmasının çelişkili olduğunu, müvekkilinin başvurusunun bir engelleme, şantaj, haksız yararlanma amacı taşıdığı sonucuna varılmasının anlaşılır olmadığını, davalı şirkette çalışması esnasında bu şirket tarafından müvekkiline "..." unvanlı şirket kurması hususunda izin verildiğini, esasen bu iznin verilmesinin davalı şirketin inşaat/müteahhitlik sektöründe faaliyet göstermemesinden kaynaklandığını, davalı şirket yetkilisi...'un Denizli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2020/433 Esas sayılı dosyasında tanık olarak verdiği beyanıı ile sabit olduğu üzere, müvekkili ... davalı şirket çalışanı iken davalı şirketin, ... ŞTİ.'yi açmasına ve "..." olarak şirket kurmasına onay verdiğini, bu onaya rağmen marka başvurusuna itiraz edilmesinin kötü niyetli olduğunu, başvuru sahibinin, başvurusu yapılan markayla karıştırılması ihtimali bulunan bir markanın üçüncü bir kişi tarafından kullanıldığının bilinmesi veya bilinmesi gerekliliği hususunun, tek başına başvuru sahibinin kötü niyetle hareket ettiği sonucuna varılması için yeterli olmadığını, yerel mahkemenin kötü niyetin kabulü ile ilgili olarak tamamen gerekçesiz ve dayanaksız olarak vardığı sonucun Anayasa'nın 141. maddesi uyarınca adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE: 1-Dava, Marka ile İlgili Kurum Kararlarının İptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, tescilli bir marka ile başvuru konusu işaret arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları gözetilerek münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin dikkate alınarak belirleneceği, buna göre "..." ile davalı şirketin "..." ibareli başvurusu arasında "..." ibaresinin ortaklığı nedeniyle işaret benzerliği bulunduğu, davaya konu markadaki "..." ibaresinin marka kapsamında bulunan hizmetler yönünden tanımlayıcı ve "..." ibaresinin coğrafi yer adı olması itibariyle ayırt ediciliğinin bulunmadığı, her ne kadar ilk derece mahkemesince taraf markalar arasında emtia benzerliğinin bulunmadığı kanaatine varılmış ise de, kullanım ispatına tabi olmayan 2017/40124 sayılı markanın kapsamında bulunan 42. sınıftaki "mühendislik hizmetleri, mühendislik ve mimari tasarım hizmetleri, mühendislik çizim hizmetleri, mimarlık hizmetleri, iç mimarlık hizmetleri" ile davaya konu markanın 37. sınıftaki inşaat hizmetleri arasında tamamlayıcılık ilişkisi bulunduğu ancak istinaf edenin sıfatına göre bu hususun istinaf nedeni yapılamayacağı ve başvuru sahibi davacının bir dönem davalı şirketin ...'lı çalışanı olduğu ve bu itibarla davalı şirketin "..." ibareli markasını bilmesine rağmen bu şirketle bağlantılı olduğu izlenimi verecek şekilde benzer bir marka tercihinde bulunmasının SMK 6/9 maddesi anlamında kötü niyetin varlığının kabulü için yeterli bir durum olduğu anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Ancak mahkemece, "Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına" karar verilmesi doğru olmamıştır. Zira "harçlar, özel ve tüzel kişilerin, özel çıkarlarına ilişkin olarak kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir" (07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, RG.12.12.1964, sayı:11880, Kuru, Baki, s:5305). Bir davada alınacak harçlar ve oranları (yargı harçları), 492 sayılı Harçlar Kanununda ve bu Kanuna bağlı 1 sayılı Tarifede gösterilmiştir. Her davanın başlangıcında taraflardan, başvurma harcı ve karar ve ilam harcı olmak üzere iki tür harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanununun "Maktu harçlarda ödeme zamanı" başlıklı 27. maddesi uyarınca "(1) sayılı tarifede yazılı maktu harçlar ilgili bulunduğu işlemin yapılmasından önce peşin olarak ödenir. Mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler, harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç peşin veya süresinde ödenmemiş ise, mütaakıp muamelelere ancak harç ödendikten sonra devam olunur". 492 sayılı Harçlar Kanununun Mükerrer Madde 138/2 hükmü uyarınca "Her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan maktu harçlar (Maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil), o yıl için tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır".
Başvurma harcı, dava açılırken peşin olarak ödenmesi gereken maktu bir harçtır. Dava açarken başlangıçta ödenen bu harcın, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi uyarınca, başvuru işleminin yapılmasına ilişkin bulunması, diğer bir deyişle ilgili bulunduğu işlemin, dava açarken başvuru işleminin yapılması ile tamamlanmış olması nedeniyle sonradan yeniden değerleme oranına göre arttırılamayacağı tabiidir. Karar ve ilam harcı ise nispi ve maktu karar ve ilam harcı olmak üzere iki çeşittir. Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nispi olarak karar ve ilam harcı alınır. Nispi harçlarda ödeme zamanını düzenleyen Harçlar Kanununun 28/a maddesi uyarınca, karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Peşin olarak ödenecek bu dörtte bir karar ve ilam harcı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanır. Yargılama sırasında dava değerinin daha fazla olduğu tespit edilirse eksik karar ve ilam harcı tamamlattırılır (Harçlar Kanunu m.16/4, 30). İlk derece mahkemesince mülkiyet hakkının ihlali görülen harç ise davanın başlangıcında davacıdan alınan maktu karar ve ilam harcıdır. Nispi karar ve ilam harcına tabi davalar dışındaki hallerde veya davanın reddine karar verilmesi halinde, alınması gereken karar ve ilam harcı, maktudur. Maktu harca tabi davalarda karar ve ilam harcının tamamı, dava açarken peşin olarak ödenir. Ancak başvuru harcından farklı olarak maktu karar ve ilam harcında, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi uyarınca, "ilgili bulunduğu işlem", diğer bir deyişle dış dünyada değişiklik yaratan, taraflarca infaza konulabilecek şey, mahkemece verilen "karardır". Dolayısıyla maktu karar ve ilam harcının alınma zamanı da esasen mahkemece verilen karar tarihidir. Zira maktu harcın hangi taraftan alınacağı ya da başlangıçta nispi harca tabi bir davada, sonradan davanın reddine karar verilip verilmeyeceği de ancak karar tarihi itibariyle belli olmaktadır. O halde maktu karar ve ilam harcı, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesinde belirtilen "mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler" türünden bir harçtır. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı 1 sayılı Tarifenin, maktu karar ve ilam harcını düzenleyen A/III-2. maddesinde, her bir karar türüne göre alınması gereken harç miktarı ayrı ayrı belirtilirken, her bir karar türü için maddede yer alan "kararlar" ibarelerinden, yukarıda açıklandığı üzere, bir davada verilecek kararın ne olacağının, ancak karar tarihi itibariyle ortaya çıkabileceği, yine tarafların ellerinde ancak mahkemece bir karar verilmesi halinde yararlanabilecekleri, infazı mümkün bir belge bulunabileceği maddi gerçeğinden hareketle, maktu karar ve ilam harçlarının da karar tarihi itibariyle hesap edilip alınması gerektiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, dava açarken başlangıçta ödenen maktu karar ve ilam harcının, sonradan yürürlüğe giren tarife ile artırılması halinde, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi ve Mükerrer Madde 138/2 hükümleri uyarınca, eksik tutarın ilgilisine tamamlattırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru değildir. Kaldı ki, kamu düzenine ilişkin olan karar ve ilam harcının, karar tarihine göre belirlenmesi gerektiği, aynı mahkeme tarafından aynı yönde verilen bir kararın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/11/2024 tarih ve 2024/3186 Esas, 2024/8189 Karar sayılı kararı ile "yargılama harçlarının kamu alacağı niteliğinde ve re'sen dikkate alınacak hususlardan olduğu" gerekçesiyle doğru görülmeyip, düzeltilerek onanması suretiyle de tespit edilmiştir. HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile Ankara 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 08/02/2024 tarih ve 2022/31 Esas - 2024/14 Karar sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nin 353/1-b-2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 2-Davanın REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30 TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 4-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiğinden ve istinaf eden davacı aleyhine hüküm kurulamayacağından ilk derece mahkemesi karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesap olunan takdiren 25.500,00-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 6-Davalılar tarafından ilk derece mahkemesinde ve istinaf aşamasında herhangi bir gider yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip resen taraflara iadesine (HMK m.333), 8-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, kararın kesinleşmesinden sonra ve talebi halinde davacıya iadesine, 9-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 08/10/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 09/10/2026
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.