Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/23 E. 2026/37 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/23
- Karar No
- 2026/37
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 41. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/23 - 2026/37 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 41. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/23 KARAR NO : 2026/37 T Ü R K M İ L L E T İ A D I NA K A R A R
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 15/02/2024 NUMARASI : 2022/37 E. - 2024/38 K. DAVACI : VEKİLİ : Av. DAVALI : 1- DAVALI : 2- VEKİLİ : Av. DAVANIN KONUSU : Marka ile İlgili Kurum Kararlarının İptali
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 15/02/2024 tarih ve 2022/37 E. - 2024/38 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, davalı şirketin 2020/17898 sayılı "..." ibareli markanın 35, 36 ve 41.sınıflarda adına tescili başvurusuna yönelik müvekkilinin itirazlarının, davalı Kurum tarafından reddedildiğini, oysa davalının başvurusu ile müvekkiline ait "..." ibareli markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, müvekkilinin markasının tanınmış olduğunu ve davalının başvurusunun kötü niyetli bulunduğunu ileri sürerek, YİDK'nın 2021-M-10491 sayılı kararının iptaline ve tescil edilmiş olması halinde diğer davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı şirket cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, taraf markaları arasında emtia benzerliği bulunuyor ise de, davacının itiraza mesnet "..." esas ibareli markaları ile davalının "..." baskın unsurlu markası arasında biçim, renk, grafik unsurlar, düzenleme ve tertip tarzı olarak görsel ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, markaların başlangıç harfleri dışındaki seslerin benzeşmesi karşısında taraf markalarının düşük dereceli sesçil benzerlik taşıdığı; bütünsel bakış açısıyla, markalarda "..." , "..." ibaresi bulunmakla birlikte bu ibarenin yaygın olarak kullanılan ekonomik anlamda gösterge, genel olarak da dizin anlamında olduğu, markaların görsel ve kavramsal olarak birbirlerine benzememesi karşısında markaların bütünsel olarak bir benzerlikten söz edilemeyeceği, markalar benzer olmadığından 6/5 maddesindeki tanınmışlık koşullarının gerçekleşemediği ve kötü niyetin varlığına dair dosyada delil bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, kredi ve kredi kartına ilişkin borç bilgilerinin izlenebildiği risk raporu ve çek geçmişinin izlenebildiği, çek raporu verilmesi ve finansal skorlamalara ilişkin ürün ve hizmetlerde sektörün lider kuruluşu olan müvekkilinin, "..." asıl ibareli hizmet markalarının yaygın ve yoğun faaliyetler neticesinde, başta finans sektörü olmak üzere tüm sektörlerce bilinen, ayırt ediciliği son derece yüksek ve tanınan bir marka haline getirdiğini, müvekkilinin markası ile davalının "..." esas unsurlu markasının 6/1 kapsamında benzer olduğunu, söz gelimi Google arama motorunda "..." yazıldığında bunun "..." olarak düzeltilmesinin bu benzerliği ortaya koyduğunu, markaların kapsamlarında bulunan mal ve hizmetlerde benzer olduğundan ortalama tüketicilerin markaları karıştırma ihtimalinin bulunduğunu, davaya konu markanın başında bulunan "..." harfinin ne şekilde bir ayırt edicilik kazandırdığının bilirkişi raporunda ve mahkeme kararında izah edilmediğini, markalardaki renk tonlarının dahi aynı olduğunu, mahkemece tanınmışlığa ilişkin koşulların değerlendirilmediğini ve davalı şirketin tanınmışlığı yüksek ve ayırt edicilğe sahip müvekkilinin markası ile bu derecede benzer bir marka tercihinde bulunmasının kötü niyetli olduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : 1-Dava, Marka ile İlgili Kurum Kararlarının İptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, tescilli bir marka ile başvuru konusu işaret arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede görsel, sescil ve anlamsal benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları nazara alınarak münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin nazara alınarak belirlenmesi gerektiği, davacının "..." ibareli markalarıyla davalının "..." ibareli başvurusu arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sescil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, zira, her ne kadar taraf markalarının ilk harfleri dışında kalan harfleri ortak harf dizilimine sahip ise de, davaya konu markanın ... ve davaya konu markanın - ... olarak telaffuz edilecek olması nedeniyle işitsel olarak farklılaştıkları, davaya konu markada vurgunun markanın ilk harfi olan ve aynı zamanda stilize edilmiş ... harfi üzerinde toplandığı, markalarda ortak olarak yer alan "..." "..." ibarelerinin birlirkişi raporunda belirtildiği üzere ekonomik anlamda gösterge ve genel anlamda dizin olarak yaygın bir kullanımının bulunduğunu dolayısı ile markaların bütünsel olarak birbirinden yeterince ayrıştıkları, taraf markaları benzer olmadığından, tanınmışlık iddiasının somut uyuşmazlığa bir etkisinin bulunmadığı ve kötüniyetin varlığının somut delillerle ortaya konulamadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Ancak mahkemece, "Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına" karar verilmesi doğru olmamıştır. Zira, harçlar, özel ve tüzel kişilerin, özel çıkarlarına ilişkin olarak kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir (07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, RG.12.12.1964, sayı:11880, Kuru, Baki, s:5305). Bir davada alınacak harçlar ve oranları (yargı harçları), 492 sayılı Harçlar Kanunu'nda ve bu Kanun'a bağlı 1 sayılı Tarife'de gösterilmiştir. Her davanın başlangıcında taraflardan, başvurma harcı ve karar ve ilam harcı olmak üzere iki tür harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun "Maktu harçlarda ödeme zamanı" başlıklı 27. maddesinde; "(1) sayılı tarifede yazılı maktu harçlar ilgili bulunduğu işlemin yapılmasından önce peşin olarak ödenir. Mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler, harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç peşin veya süresinde ödenmemiş ise, mütaakıp muamelelere ancak harç ödendikten sonra devam olunur". hükmü, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun Mükerrer Madde 138/2. maddesinde de; "Her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan maktu harçlar (Maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil), o yıl için tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır". hükmü bulunmaktadır. Başvurma harcı, dava açılırken peşin olarak ödenmesi gereken maktu bir harç olup, dava açılırken başlangıçta ödenen bu harcın, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi uyarınca, başvuru işleminin yapılmasına ilişkin bulunması, diğer bir deyişle ilgili bulunduğu işlemin, dava açarken başvuru işleminin yapılması ile tamamlanmış olması nedeniyle sonradan yeniden değerleme oranına göre arttırılamayacağı tabiidir. Karar ve ilam harcı, nispi ve maktu karar ve ilam harcı olmak üzere iki çeşit olup, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nispi olarak karar ve ilam harcı alınır. Nispi harçlarda ödeme zamanını düzenleyen Harçlar Kanunu'nun 28/a maddesi uyarınca, karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Peşin olarak ödenecek bu dörtte bir karar ve ilam harcı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanır. Yargılama sırasında dava değerinin daha fazla olduğu tespit edilirse eksik karar ve ilam harcı tamamlattırılır (Harçlar Kanunu m.16/4, 30). İlk derece mahkemesince mülkiyet hakkının ihlali görülen harç ise, davanın başlangıcında davacıdan alınan maktu karar ve ilam harcıdır. Nispi karar ve ilam harcına tabi davalar dışındaki hallerde veya davanın reddine karar verilmesi halinde, alınması gereken karar ve ilam harcı, maktudur. Maktu harca tabi davalarda karar ve ilam harcının tamamı, dava açarken peşin olarak ödenir. Ancak başvuru harcından farklı olarak maktu karar ve ilam harcında, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi uyarınca, "ilgili bulunduğu işlem", diğer bir deyişle dış dünyada değişiklik yaratan, taraflarca infaza konulabilecek şey, mahkemece verilen "karardır". Dolayısıyla maktu karar ve ilam harcının alınma zamanı da esasen mahkemece verilen karar tarihidir. Zira maktu harcın hangi taraftan alınacağı ya da başlangıçta nispi harca tabi bir davada, sonradan davanın reddine karar verilip verilmeyeceği de ancak karar tarihi itibariyle belli olmaktadır. O halde maktu karar ve ilam harcı, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesinde belirtilen "mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler" türünden bir harçtır.
Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanunu'na bağlı 1 sayılı Tarife'nin, maktu karar ve ilam harcını düzenleyen A/III-2. maddesinde, her bir karar türüne göre alınması gereken harç miktarı ayrı ayrı belirtilirken, her bir karar türü için maddede yer alan "kararlar" ibarelerinden, yukarıda açıklandığı üzere, bir davada verilecek kararın ne olacağının, ancak karar tarihi itibariyle ortaya çıkabileceği, yine tarafların ellerinde ancak mahkemece bir karar verilmesi halinde yararlanabilecekleri, infazı mümkün bir belge bulunabileceği maddi gerçeğinden hareketle, maktu karar ve ilam harçlarının da karar tarihi itibariyle hesap edilip alınması gerektiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, dava açarken başlangıçta ödenen maktu karar ve ilam harcının, sonradan yürürlüğe giren tarife ile artırılması halinde, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi ve Mükerrer Madde 138/2 hükümleri uyarınca, eksik tutarın ilgilisine tamamlattırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru değildir. Kaldı ki kamu düzenine ilişkin olan karar ve ilam harcının, karar tarihine göre belirlenmesi gerektiği, aynı mahkeme tarafından aynı yönde verilen bir kararın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/11/2024 tarih ve 2024/3186 Esas, 2024/8189 Karar sayılı kararı ile "yargılama harçlarının kamu alacağı niteliğinde ve re'sen dikkate alınacak hususlardan olduğu" gerekçesiyle doğru görülmeyip, düzeltilerek onanması suretiyle de tespit edilmiştir. HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 15/02/2024 tarih ve 2022/37 E. - 2024/38 K. sayılı kararın KALDIRILMASINA, 2-Davanın yukarıda açıklanan nedenlerle REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 80,70-TL harçtan mahsubu ile bakiye 651,30-TL karar ve ilam harcın davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 4-Davalı ... kendisini vekille temsil ettirdiğinden ve istinaf eden davacı aleyhine hüküm kurumlamayacağından ilk derece mahkemesi karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. hükümlerine göre belirlenen 25.500,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 6-Davalılar tarafından ilk derece mahkemesinde ve istinaf aşamasında herhangi bir gider yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip resen taraflara iadesine (HMK m.333), 8-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, kararın kesinleşmesinden sonra ve talebi halinde davacıya iadesine, 9-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 01/10/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 02/10/2026
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.