Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/16 E. 2026/34 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/16
- Karar No
- 2026/34
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 41. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/16 - 2026/34 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 41. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/16 KARAR NO : 2026/34 T Ü R K M İ L L E T İ A D I NA K A R A R
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 13/12/2023 NUMARASI : 2022/537 E. - 2023/853 K. DAVACI : VEKİLLERİ : Av. Av. DAVALI : VEKİLİ : Av. DAVANIN KONUSU : Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
Taraflar arasında görülen davada Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 13/12/2023 tarih ve 2022/537 E. - 2023/853 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı şirket arasında arasında "Gönderilerin Toplanması, Yüklenmesi, Boşaltılması, Ayrımı ve Sevki Hizmetleri" kapsamında 27/11/2015 tarihli sözleşmenin düzenlendiğini, 3065 sayılı KDV Kanununun 9. maddesi ve KDV Genel Uygulama Tebliğinin (V/C.2.1.3.2.5.) bölümü uyarınca, müvekkilinin söz konusu sözleşmelere istinaden davalı şirkete yaptığı ödemelerden KDV tutarının 9/10'unu sorumlu sıfatıyla tevkif edip kendi vergi dairesine ödemesi gerekmekle birlikte KDV tutarının tamamının davalı şirkete ödediğini, akabinde ise KDV mevzuatından kaynaklanan zorunluluklar gereği olarak 9/10 oranındaki tevkif KDV'yi 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 371. maddesi hükümlerine göre pişmanlıkla vergi dairesine beyan ederek ödemek durumunda kaldığını, davalı şirket tarafından katlanılması gereken vergi yükünün hak edişlerin KDV tevkifat yapılmaksızın davalıya tam olarak ödenmiş olması sebebiyle müvekkili şirket üzerinde kaldığını, davalı şirkette sebepsiz zenginleşme yaratan bu durum karşısında müvekkili şirketin vergi dairesine yatırılan 354.932,52 TL'nin işleyecek avans faizi ile birlikte müvekkiline iade edilmesi gerektiği hususunu davalıya bildirdiğini, ancak davalı şirketçe bugüne kadar herhangi bir ödeme yapılmadığını ileri sürerek, 354.932,52 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafından müvekkili adına KDV ödemesi yapıldığı iddia edilmişse de, müvekkil firma tarafından %18 lik KDV ödemesinin Maliye ve Hazine Bakanlığına yapıldığını, KDV'nin davacı tarafından yatırılması halinde bu hususun müvekkili yüklenici şirkete davacı kurum tarafından önceden bildirilmesi gerektiğini, bu bildirimin yapılmaması nedeniyle hem müvekkili ve hem de davacı kurum tarafından ayrı ayrı ödeme yapıldığını, Maliye'nin mükerrer ödeme aldığını ve davacının yapmış olduğu bu ödemeyi Hazine'den talep etmesi gerektiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşme uyarınca vergi sorumlusu sıfatıyla tevkifatı yapması gereken tarafın davacı ... Olduğu, vergi sorumluluğu sıfatının karşı tarafın vergisel yükümlülüklerini ortadan kaldırmayacağı, davalı şirketin borçlu olduğu KDV'i ödeyerek yükümlülüklerini yerine getirdiği, davacı tarafından yapılan ödemenin davalıdan kaynaklanmadığı ve davalı lehine herhangi bir zenginleşmeden söz edilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, müvekkili ile davalı arasında "Gönderilerin Toplanması, Yüklenmesi, Boşaltılması, Ayrımı ve Sevki" işi kapsamında sözleşme düzenlendiğini, 3065 sayılı KDV Kanununun 9. maddesi ve KDV Genel Uygulama Tebliğinin (I/C.2.1.3.2.5.) bölümü uyarınca müvekkilinin, söz konusu sözleşmeye istinaden davalıya yapılan ödemelerden KDV tutarının 9/10’unu sorumlu sıfatıyla tevkif edip kendi vergi dairesine ödemesi gerekmekte iken, herhangi bir kesinti yapmadan davalıya ödediğini, akabinde KDV mevzuatından kaynaklanan zorunlulukların gereği olarak ödenmesi gereken KDV'yi pişmanlık beyannamesi ile ödemek durumunda kaldığını, söz konusu vergiden davalı şirketin sorumlu olup talep edilmesine rağmen müvekkiline ödenmediğini ve yapılan ödemenin davalının sebepsiz zenginleşmesine neden olduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE: Dava, taşıma sözleşmesine dayalı olarak ödenen KDV bedelinin istirdadı istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, 3065 sayılı KDV Kanunu ve KDV Genel Uygulama Tebliği'nin ilgili hükümleri uyarınca, "iş gücü temini hizmeti alınması durumunda", alıcıların satıcılara KDV tutarının tamamını ödemeyip, 9/10'luk kısmını tevkif etmesinin ve bu kısmı kendi vergi dairesine beyan edip ödemesinin, buna karşılık 1/10'luk kısmının ise satıcıya ödenmesinin, satıcının da bu 1/10'luk kısmı kendi vergi dairesine beyan ederek ödemesinin gerektiği, somut uyuşmazlıkta da davacı tarafça davalıdan alınan hizmet bedelinin KDV tutarının tamamının davalıya ödenmesinin ardından, davalıdan alınan hizmetin "iş gücü temini hizmeti" olduğundan bahisle daha önce davalıya ödenen KDV tutarının 9/10'luk kısmının, bu kez vergi dairesine beyan edilerek tekrar ödendiği, işbu davada ise davacı tarafça ödenen anılan 9/10'luk bu kısmın davalı taraftan geri istendiği anlaşılmaktadır. Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği'nin "Kapsam" başlıklı 2.1.3.2.5.2. maddesinde, "Gerçek veya tüzel kişiler, faaliyetlerinin yürütülmesine ilişkin olarak ihtiyaç duydukları işgücünü, kendilerine hizmet akdi ile bağlı ücretli statüsünde hizmet erbabı çalıştırarak temin etmek yerine, alt işverenlerden veya bu alanda ya da başka alanlarda faaliyette bulunan diğer kişi, kurum, kuruluş veya organizasyonlardan temin etmektedirler. Bu tür hizmetler, esas itibarıyla, temin edilen elemanların, hizmeti alan işletmenin bilfiil sevk, idare ve kontrolü altında çalıştırılabilmesinin mümkün bulunduğu durumlarda tevkifat kapsamına girmektedir. Bu şekilde ortaya çıkan hizmetlerde aşağıdaki şartların varlığı halinde tevkifat uygulanır: - Temin edilen elemanların, hizmeti alana ücretli statüsünde hizmet akdiyle bağlı olmaması gerekmektedir. - Temin edilen elemanların, hizmeti alanın sevk, idare ve kontrolü altında çalıştırılması gerekmektedir. Elemanların işletmenin mal ve hizmet üretimi safhalarından herhangi birinde çalıştırılması halinde, sevk, idare ve kontrolün hizmeti alan işletmede olduğu kabul edilir. Dolayısıyla işgücü temin hizmetinin varlığının tespitinde; hizmetin ifasında kullanılan elemanların işgücü temin hizmetini veren firmanın bünyesinde bulunması ve ona hizmet akdiyle bağlı olması, hizmeti alanın sevk, idare ve kontrolü altında çalıştırılması gibi karineler göz önünde bulundurulur, bu hususların varlığı, taraflar arasında bir sözleşme yapılmışsa bu sözleşmedeki hükümler veya sözleşmeye bağlı teknik şartnamedeki açıklamalar da dikkate alınarak tespit edilir. İşgücü temin hizmeti veren mükellefin, söz konusu hizmeti bir başka mükelleften temin ettiği elemanları kullanarak sunması halinde, sadece kendisine verilen işgücü temin hizmetinde tevkifat uygulanır. ..." hükmü yer almaktadır. Anılan hüküm uyarınca, bir sözleşmenin iş gücü temin hizmet sözleşmesi olarak kabul edilebilmesi ve hizmet alanın tevkifat sorumlusu olabilmesi için hizmetin ifasında kullanılan elemanların iş gücü temin hizmetini veren firmanın bünyesinde bulunması ve ona hizmet akdiyle bağlı olması, hizmeti alanın sevk, idare ve kontrolü altında çalıştırılması gibi karineler kabul edilmiş olup, bu hususların varlığının, taraflar arasında bir sözleşme yapılmışsa bu sözleşmedeki hükümler veya sözleşmeye bağlı teknik şartnamedeki açıklamalar dikkate alınarak tespit edileceği hüküm altına alınmıştır. Diğer bir deyişle taraflar arasındaki sözleşmenin iş gücü temin hizmeti sayılabilmesi için KDV Genel Uygulama Tebliği 2.1.3.2.5.2. maddesinde yazılı olduğu üzere "elemanların sevk, idare ve kontrolünün" hizmet alan davacıda olması gerekmektedir. Somut uyuşmazlıkta ise taraflar arasında imzalanan sözleşme kapsamında işçilerin sevk ve idaresinin hizmet alınan davalı tarafta olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla taraflar arasında imzalanan sözleşmelerde yüklenicinin, sözleşme konusu iş ile ilgili çalıştıracağı personele ilişkin sorumluluklarının, ilgili mevzuatın bu konuyu düzenleyen emredici hükümleri çerçevesinde yükleniciye ait olduğuna, ...'nin yüklenicinin çalıştırdığı işçilerin muhatabı ve sorumlusu bulunmadığına ilişkin düzenlemeye yer verildiği, bu nedenle davalı tarafından üstlenilen işin Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği'nin 2.1.3.2.5.2 maddesi kapsamında iş gücü temini niteliğinde olmadığı ve KDV tevkifatına tabi bulunmadığı, KDV tevkifatına tabi olmayan bir iş nedeniyle davacı tarafından yapılan tevkifat işleminin mevzuata aykırı bulunduğu, KDV tevkifatı nedeniyle davalı tarafın davacı idareye borcunun bulunmadığı ve taraflar arasındaki akdi ilişki dikkate alındığında, davalının sebepsiz zenginleştiğinden bahsedilemeyeceği kanaatine varılmıştır. Derecattan geçerek kesinleşen Ankara 2. Vergi Mahkemesinin 30/03/2023 tarih ve 2022/1910 Esas- 2023/427 Karar, 29/04/2021 tarih ve 2020/2458 Esas, 2021/704 Karar, Ankara 3. Vergi Mahkemesinin 06/06/2023 tarih ve 2022/1684 Esas- 2023/1034 Karar, Ankara 3. Vergi Mahkemesinin 23/05/2022 tarih ve 2021/2031 Esas, 2022/1372 Karar, 23/05/2022 tarih ve 2021/2033 Esas, 2022/1374 Karar, 23/05/2022 tarih ve 2021/2032 Esas, 2022/1373 Karar , 23/05/2022 tarih ve 2021/2016 Esas, 2022/1371 Karar ve Ankara 7. Vergi Mahkemesince verilen 15/10/2021 tarih ve 2021/829 Esas, 2021/1417 Karar sayılı kararlarında da bu hususa işaret edilmiştir. Böylelikle idari yargıda verilen kararlar ile taraflar arasında imzalanan sözleşmelerin "işgücü temini" niteliğinde olmadığı, yani 9/10 KDV tevkifatına tabi bulunmadığı, davacının vergi dairesine yaptığı dava konusu ödemelerin hatalı olduğu hususları kesinleşmiştir. Tüm bu nedenlerle Dairemizce de davalı tarafça üstlenilen işin Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği'nin 2.1.3.2.5.2 maddesi kapsamında iş gücü temini niteliğinde olmadığı ve KDV tevkifatına tabi bulunmadığı, KDV tevkifatına tabi olmayan bir iş nedeniyle davacı tarafından yapılan tevkifat işleminin mevzuata aykırı olduğu, KDV tevkifatından davalıların davacı idareye borcunun bulunmadığı, davalıların sebepsiz zenginleşmediği kabul edilmiş, bu durum karşısında mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından ve HMK.'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 13/12/2023 gün ve 2022/537 Esas - 2023/853 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Davanın yukarıda açıklanan nedenlerle REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 6.061,37-TL harçtan mahsubu ile bakiye 5.329,37-TL karar ve ilam harcın davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 4-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden ilk derece mahkemesi karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. hükümlerine göre belirlenen 55.239,88-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 6-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde ve istinaf aşamasında herhangi bir gider yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7-HUAK 18A/13 maddesi ile HUAK yönetmeliği 26/2 maddesi gereğince yargılama giderlerinden sayılan 1.560,00-TL zorunlu arabuluculuk giderinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip resen taraflara iadesine (HMK m.333), 9-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, kararın kesinleşmesinden sonra ve talebi halinde davacıya iadesine, 10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 02/10/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 02/10/2026
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.