Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/2530 E. 2026/4277 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/2530
- Karar No
- 2026/4277
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2613 E., 2024/3397 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 24. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/925 E., 2023/242 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Kadastro sırasında, İstanbul ili ... ilçesi ... . Mahallesi çalışma alanında bulunan 5947 parsel sayılı 352,50 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kaydı nedeniyle arsa niteliği ile ... adına tespit ve tescil edildikten sonra, satış işlemi neticesi davacı ... adına tescil edilmiş ve tapunun kaydının beyanlar hanesine 03.04.2013 tarihinde "taşınmazın tamamı orman sınırları içinde kalmaktadır" şerhi konulmuş; İstanbul ili ... ilçesi .... Mahallesi çalışma alanında bulunan 12 parsel sayılı 101.600,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz ise, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle senetsizden ham toprak niteliği ile Hazine adına tespit edildikten sonra 16.02.1996 tarihli ifraz işlemi ile 6336, 6337, 63 38... sayılı parsellere ayrılmış ve ifrazen oluşan eski 6337 (yeni 168 84... ) parsel 43.447,52 metrekare yüzölçümlü olarak, ham toprak niteliği ile Hazine adına tescil edilmiştir. 2. Davacı ... dava dilekçesinde; İstanbul ili ... ilçesi ... Mahallesinde bulunan 5947 parsel sayılı taşınmazı üçüncü kişiden satın aldığını, taşınmazın İstanbul ili ... ilçesi ... Mahallesinde bulunan 6337 parsel sayılı taşınmazla mükerrerlik teşkil etmesi nedeniyle tapu sicilinden terkin edileceğinin Ataşehir Tapu Müdürlüğünün 23.10.2019 tarihli sayılı yazısı ile bildirildiğini, kendisine ait 5947 sayılı parsel sayılı taşınmazın 13.01.1947 tarihinde, davalı Hazine adına kayıtlı bulunan 6337 parselin ise 26.11.1956 tarihinde tespit edildiğini, mükerrer tapu kayıtlarında eski tarihli tapu kaydının geçerli olduğunu ileri sürerek, davalı Hazineye ait 6337 parsel sayılı taşınmazın, kendisi adına kayıtlı bulunan 5947 parsel sayılı taşınmaza tekabül eden kısmının tapu kaydının iptalini, olmadığı takdirde kendisine ait 5947 parselle ilgili olarak mükerrer tapu kaydına sebebiyet verilmesi nedeniyle 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 1007. maddesi uyarınca lehine tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Hazine vekili cevabında; davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "uzman bilirkişi raporlarına göre dava konusu edilen taşınmazın, orman niteliğinde olduğunun tespit edildiği, 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi gereğince davalı idarenin sorumlu olduğu" gerekçesiyle, tapu iptali ve tescil talebinin reddine, tazminat talebi yönünden davanın kabulü ile 783.193,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı ve davalı Hazine vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "İlk Derece Mahkemesince yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporlarına göre, dava konusu taşınmazın iptal edilen kısmının kesinleşen orman tahdidi içinde bulunduğu, dava konusu taşınmazın 338,38 metrekarelik kısmının orman parseli ile mükerrerlik oluşturacak şekilde tescil edildiği, dava konusu 5947 sayılı parselin, 6337 sayılı orman parselinin geldi kaydı olan 12 sayılı parselin kadastro tespiti tarihinden daha sonra kadastro tespitinin yapıldığının anlaşılmasına göre Tapu Müdürlüğünce yapılan terkin işlemi usul ve kanuna uygun olduğundan İlk Derece Mahkemesince tapu iptal ve tescil talebinin reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı, ne var ki, İlk Derece Mahkemesince tazminat koşullarının oluştuğu gerekçesiyle terditli tazminat talebinin kabulüne hükmedilmiş ise de, tazminat talebi yönünden verilen kararın usul ve kanuna aykırı olduğu, dava konusu taşınmazın beyanlar hanesine satın alma tarihinden önce 03.04.2013 tarihinde taşınmazın tamamen orman sınırları içinde kaldığını ilişkin şerh verildiği, davacının söz konusu şerhin hukuki vecibelerini kabul ederek taşınmazı satın aldığı, dolayısıyla satış işlemleri sonradan bu şerhle birlikte gerçekleştirilmiş olmakla davacının iyiniyetli olduğundan bahsedilemeyeceği, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 2022/2039 Esas ve 2022/11584 Karar sayılı ve emsal içtihatlarında belirtildiği üzere, tapunun beyanlar hanesine şerh işlendikten sonra bu şerhi tapuda görmesine rağmen taşınmazı devralan kişinin iyi niyetli olduğundan ve 4721 sayılı Kanun'un 2. maddesi uyarınca dürüst davrandığından söz edilemeyeceği, davacının tapu kaydının terkini sebebiyle bir zararının oluştuğu kabul edilse bile bu zararın tapu sicil kayıtlarının doğru tutulmamasından kaynaklandığının söylenemeyeceği gibi zarar ile tapu işlemleri arasında nedensellik bağının varlığından da bahsetmenin de mümkün olmadığı, hal böyle olunca terditli tazminat talebi yönündende davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu" gerekçesiyle, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı temyiz dilekçesinde; dava konusu 5947 sayılı parselin, orman olduğu için değil 1956 yıllarındaki kadastro işlemleri sırasında oluşturulan çifte tapu sonrasında, hatalı olarak Hazinenin taşınmazına öncelik verilmesi sonucu terkin edildiğini, tazminatın da çifte tapuya dayalı olup, sonradan konulan orman şerhine yönelik dava olmadığını, bu nedenle orman şerhini bilerek satın alma iddiasının davada uygulanma imkanı bulunmadığını, bunun yanında çifte tapu halinde; 5947 sayılı parsel eski tapu kaydına dayalı tespit görmüş iken, davalı idare adına olan 12 numaralı parselin ise senetsizden tespit görüldüğünü, bu nedenle eski tapu kaydına dayalı olan ... nolu parsele üstünlük tanınması gerektiğini, eksik araştırma ve inceleme ile karar verildiğini, ... numaralı parselin dayanak tapu kayıtlarının getirtilip incelenmediğini, bilirkişi raporlarının hüküm vermeye yetersiz ve elverişsiz olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, mükerrer kadastro nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat isteğine ilişkin olup, dosya içeriğine göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava konusu taşınmazlar arasında mükerrerlik bulunup bulunmadığı ve mükerrerlik söz konusu ise davalıya ait taşınmazın davacının parseli ile mükerrer olan kısmının iptalinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesince, yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm vermeye yeterli değildir. Şöyle ki; dava konusu 5947 parsel sayılı taşınmaz ile mükerrerlik oluşturduğu belirlenen 6337 parsel (yeni 16884/8 parsel) sayılı taşınmaz ve bu taşınmazın ifraz edildiği 12 parsel sayılı taşınmaza ait kadastro tutanakları ile taşınmazların tapuya tescillerine esas bilgi ve belgeler temin edilip, ilk kadastro tespit tarihindeki durumları açıklığa kavuşturulmaksızın hüküm kurulmuştur. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Öte yandan; 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 22/1. maddesinde, evvelce tespit, tescil veya sınırlandırma suretiyle kadastro veya tapulaması yapılmış olan yerlerin yeniden kadastrosunun yapılamayacağı, bu gibi yerlerin ikinci defa kadastroya tâbi tutulması halinde ikinci kadastronun bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılacağı ve 4721 sayılı Kanun'un 1026. maddesine göre işlem yapılacağı, süresinde dava açılmadığı takdirde, ikinci defa yapılan kadastronun, Tapu Sicil Müdürlüğünce re'sen iptal edileceği belirtilmiştir. Yine, 4721 sayılı Kanun'un 1026. maddesinde de, bir aynî hakkın sona ermesiyle tescil her türlü hukukî değerini kaybettiği takdirde, yüklü taşınmaz malikinin terkini isteyebileceği, tapu memurunun bu istemi yerine getirmesi halinde her ilgilinin, bu işlemin kendisine tebliği tarihinden başlayarak otuz gün içinde terkine karşı dava açabileceği; 3402 sayılı Kanun'un 12/3. Maddesinde ise, "kadastro tutanaklarında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamayacağı ve dava açılamayacağı" hükmüne yer verilmiştir. Eldeki davada, İstanbul ili ... ilçesi ... Mahallesi eski 12 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin 26.11.1956 tarihinde yapılarak davalı Hazine adına tescil edildiği; aynı yer ... Mahallesi 5947 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin ise 13.01.1957 tarihinde yapılarak, 18.05.1957 tarihinde dava dışı şahıslar adına tapuya tescil edildiği, buna göre ikinci kadastro işleminin, ilk yapılan kadastro çalışmasının kesinleşme tarihi itibariyle 3402 sayılı Kanun’un 12/3 maddesinde düzenlenen 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar; kadastro tespiti öncesi nedene dayalı davaların, kadastro tutanağının kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerekmekte ise de; dava konusu 5947 parsel sayılı taşınmazda 18.05.1957 tarihi itirabiyle davacının taşınmazı satın aldığı dava dışı şahıslar adına tapu kaydı oluşmuş olup bu davacının bayii olan bu kişilerden tapuda adlarına kayıtlı bulunan yer hakkında hak düşürücü süre içerisinde dava açmaları beklenemez. Davacının, aleni olan tapu siciline güvenmesi doğal olup, sicile göre kayıt maliki olduğuna, bir başka deyişle zaten kadastro ile hakkına kavuşmuş durumda olduğuna göre, belirtilen hukuki sebeple açacağı davada hak düşürücü sürenin işletilmesi hayatın olağan akışına aykırı bulunduğundan, sözü edilen sürenin geçtiğinden söz edilemez. Aksi halde, yani her halde kadastrosu daha sonra yapılan bölüm yönünden terkine karar verilecek olması halinde, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22/1. maddesinde ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1026/2. maddesinde, tapu kütüğünden terkine karşı dava açma hakkının düzenlenmiş olmasının bir anlamı olmayacağı ve düzenlemenin işlevsiz olacağı açıktır. Kadastro çalışmalarındaki amaç, tapu sicillerinin gerçek durumu yansıtması olduğuna göre, sicildeki hakkın kime ait olduğunun doğru olarak belirlenmesi gerekir. Bu duruma göre, mükerrerliğin giderilmesi amacıyla açılan eldeki dava, artık çifte tapuyu önleme maksadına yöneliktir. Tabiatıyla yukarıdaki açıklamalar, birinci kadastronun kesinleşmesinden sonra işlemeye başlayan hak düşürücü sürenin dolmasından önce ikinci kadastronun yapılıp kesinleşmesi haline ilişkin olup, hak düşürücü süre dolduktan sonra ikinci kez kadastro yapılması halinde ise, dava açma olanağı bulunmadığı kuşkusuz olup, eldeki davada ikinci kadastro, birinci kadastronun kesinleşmesinden sonra işlemeye başlayan hak düşürücü süre dolmadan yapılmış olduğundan hak düşürücü süre hükümlerinin uygulanması mümkün bulunmamaktadır. Bu durumda; İlk Derece Mahkemesince, hukuki durumun (mülkiyet hakkının taraflardan hangisine ait olduğunun) ilk kadastro çalışmasına ait tespit günü esas alınarak belirlenmesi gerekir. Ayrıca; Ataşehir Tapu Müdürlüğünün 23.10.2019 tarihli yazısının davacıya tebliğinden sonra, davacının belirlenen sürede eldeki davayı açtığı anlaşılmakta olup, davacının süresinde davayı açmasına rağmen, ilgili Tapu Müdürlüğü tarafından mükerrer kayıt nedeniyle davacıya ait 5947 parsel sayılı taşınmazın mükerrer bölümünün tapu kaydının iptaline ilişkin idari işlemin hukuki kıymetinin bulunmadığında da kuşku yoktur. Hal böyle olunca; Bölge Adliye Mahkemesince, işin esasına girilerek, dava konusu 5947 parsel sayılı taşınmaz ile dava konusu taşınmazla mükerrerlik oluşturduğu belirlenen 6337 parsel (yeni 16884/8 parsel) sayılı taşınmaz ve bu taşınmazın ifraz edildiği 12 parsel sayılı taşınmaza ait kadastro tutanakları, dayanak tapu kayıtları, ifraz krokileri, tesis kadastrosuna ait kadastro paftaları ve taşınmazların tapuya tescillerine esas tüm bilgi ve belgeler temin edilip, tarafların iddia ve savunmalarına ilişkin tüm deliller toplanıp değerlendirilmek suretiyle, dava konusu taşınmazların, mükerrer kadastro gören bölümünün, ilk önce kadastrosu yapılan eski 12 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin yapıldığı 26.11.1956 tarihindeki üstün hakkın kime ait olduğu araştırılmalı, buna göre mülkiyet hakkının taraflardan hangisine ait olduğu belirlenip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır. Bölge Adliye Mahkemesince, bu hususlar gözden kaçırılarak, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmiş olması isabetsiz olduğundan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,10.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.