Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/174 E. 2026/2714 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/174
- Karar No
- 2026/2714
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/59 E., 2022/119 K.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. ..... köyü 1553 parsel sayılı 7.750 m² yüzölçümlü taşınmaz, susuz tarla vasfıyla satış sebebiyle davalı adına tapuda kayıtlıdır. 2. Davacı ... vekili dava dilekçesinde; ...köyünde bulunan dava konusu ... numaralı parselin davalı adına tespit gördüğünü ancak dava konusu taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlardan olduğunu zilyetlikle kazanılmasının mümkün olmadığını 10 yıllık hak düşürücü sürenin Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlere uygulanamayacağı iddiasıyla dava konusu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptaliyle orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 04.06.2015 tarihli ve 2015/54 Esas, 2015/233 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine, 1553 parsel sayılı taşınmazın fen bilirkişinin 08.07.2014 tarihli ek rapor ve krokisinde kırmızı boyalı (A) harfiyle gösterilen 6423,02 m²lik kısmının davalı adına olan tapu kaydının iptaliyle 1. derecede arkeolojik sit alanı olduğu beyanlar hanesine şerh düşülmek suretiyle davacı ... adına tapuya tesciline, davacı Hazinenin fen bilirkişinin 08.07.2014 tarihli ek rapor ve krokisinde mavi boyalı (B) harfiyle gösterilen 959,81 m²lik kısmı yönünden davasının reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı ... vekili ve davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 15.01.2018 tarihli ve 2017/10771 Esas, 2018/94 Karar sayılı ilamı ile "1) Davalı vekilinin temyiz itirazları yönünden; incelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve dava konusu taşınmazın (A) harfiyle gösterilen 6423,02 m²lik kısmının 1. derecede arkeolojik sit alanı kapsamında kaldığı belirlenerek, hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığına göre temyiz isteminin reddi gerekmiştir. 2) Davacı ... vekilinin temyiz itirazları yönünden; İlk Derece Mahkemesince, dava konusu parselin kadastro tespitinin askı suretiyle ilânını takiben 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 12/3. maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş ise de, 5841 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen üçüncü tümcesinde yer alan “iddia ve taşınmazın niteliğine…” ibaresi Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarihli ve 2009/31 Esas, 2009/77 sayılı kararı iptal edilmiş olup, gerekçeli karar 23.07.2011 tarihli ve 28003 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararından sonra, “kamu malı” iddiasıyla açılan davalarda, 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinin uygulama olanağı bulunup bulunmayacağı konusuna gelince; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.12.2008 tarihli ve Esas 2008/7-717 ve Karar 2008/722 sayılı kararında da değinildiği üzere en geniş anlamıyla “kamu malı” kavramı, Devletin veya kamu tüzel kişiliğine sahip idarelerin, kamu hizmetlerini ifa ederken kullandıkları ve yararlandıkları malları ifade etmektedir. 3402 sayılı Kanun'un 16. maddesinde “kamu malları” başlığı altında, kamunun ortak kullanımına veya bir kamu hizmetinin görülmesine ayrılan yerler hakkında ayrıntılı düzenlemeler bulunmakta, eş düzenlemelere 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsinde (madde 641, 912) ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunun'da (madde 715, 999) yer verilmektedir. Keza, 3402 sayılı Kanun'un 16/D maddesinde Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ormanlara da yer verilmiştir. Kamu malları üzerinde özel mülkiyet kurulamaz. Bunlar kamu hizmeti yönünden tahsis edildikleri yetkili idarece kamu malı olmaktan çıkarılmadıkları sürece temlik edilemez; kazandırıcı zamanaşımı yoluyla da edinilemezler. Kamu malı niteliği kazanmış bir taşınmaz özel mülkiyete konu olamayacağından tapuya bağlansa bile mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsinin 931 ve Türk Medenî Kanunu'nun 1023. maddeleri bu durumda uygulanmaz. (Y.H.G.K. 30.09.1981 tarihli, E: 1979/1-167, K: 1981/656, 03.12.2008 tarihli ve 2008/7-717-722). Bu sonuçlara bağlı olarak, Hukuk Genel Kurulu’nun 21.02.1990 tarihli ve 1989/1-700 Esas, 1990/101 Karar; 18.10.1989 tarihli ve 1989/1-419 Esas, 1989/528 Karar sayılı kararlarında da açıklandığı üzere; kamu malı niteliği taşıyan bir taşınmazın her nasılsa özel mülk olarak tapuya tescil edilmesi bir yolsuz tescil olup, bu husus o yerin özde tescile tâbi bulunmama (kamu malı olma) niteliğini değiştirmez (Y.H.G.K'nun 26.02.2003 tarihli ve 2003/12-116 Esas, 2003/111 Karar; 25.12.2002 tarihli ve 2002/12-1101 Esas, 2002/1113 Karar sayılı kararları). kamu malları özel mülkler gibi devir ve temlik edilemezler. Böyle durumlarda, iyiniyet veya tapu siciline güven ilkelerinin uygulama yeri de yoktur (Y.H.G.K.'nun 11.06.2003 tarihli ve 2003/13-414 Esas ve 2003/410 Karar sayılı Kararı). Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 08.05.1987 tarihli ve 1986/3 Esass 1987/4 Karar sayılı ilâmı da, 766 sayılı Tapulama Kanunu'nun (766 sayılı Kanun) hak düşürücü süre ve kamu malına ilişkin 31... . maddeleriyle ilgili olup, içtihadı birleştirme kararı ile kamu mallarında hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı kabul edilmiştir. 766 sayılı Kanun'un 31... . maddelerine koşut düzenlemeler 3402 sayılı Kanun'un 12... . maddelerinde de yer aldığına göre, sözü edilen İçtihadı Birleştirme Kararı 3402 sayılı Kanun'un yürürlüğü döneminde de uygulama olanağı bulacaktır. Gerek 766 sayılı Kanun'un 31/2. maddesi ve gerekse 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde, özel mülkiyete konu olamayacak, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler hakkında Hazine tarafından açılacak davaların 10 yıllık hak düşürücü süreye tabi olup olmadığı konusunda açık bir hüküm bulunmamakta ve özel şahıslar ile Hazine arasında bir ayrım da içermemekte ise de, “kamu malı” savıyla açılacak davalarda 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde düzenlenen hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı konusundaki Yargıtay Kararları yerleşik içtihat halini almıştır. (Örneğin: Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 tarihli ve 2002/1-19 Esas, 2002/97 Karar; 09.06.2004 tarihli ve 2004/1-335 Esas, 2004/354 Karar; Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 09.12.2006 tarihli ve 2006/4206 – 4268; Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 11.03.2008 tarihli ve 2008/1911-3034; (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 03.04.2008 tarihli ve 2008/1564 - 5261 sayılı Kararları), (Yargıtay (Kapatılan) 20 Hukuk Dairesi 12.05.2014, 2014/1216-5356 sayılı kararı) Açıklanan hususlar gözetilerek, İlk Derece Mahkemesince yargılamaya devam edilip, tarafların sav ve savunmaları ile delilleri sorulup oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı olduğu biçimde, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi usûl ve kanuna aykırı olduğu" gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu taşınmazın orman sayılmayan alan olduğu, tapuda tarla vasfıyla kayıtlı ise de arsa vasfında olduğu, dava konusu taşınmazın bulunduğu alanda Şanlıurfa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 30.07.2018 tarihli ve 3553 sayılı Kararı ile sit alanı sınırlarının revize edilerek yeniden belirlendiği ve etkileşim geçiş sahası sınırlarının kaldırıldığı, sit alanının yeni sınırları dikkate alınarak aldırılan fen bilirkişisinin 22.02.2022 tarihli ek raporuna göre 1553 parsel sayılı taşınmazın (B) harfiyle gösterilen 1.838,37 m²lik kısmının sit ve etkileşim geçiş sahası alanından çıkartıldığı, 1553 parsel sayılı taşınmazın kalan kısmı olan 5.911,63 m²lik (A) harfiyle gösterilen kısmının ise sit alanı sınırları içerisinde kaldığı, bu kısmın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup zilyetlik yoluyla kazanımın mümkün olmadığı, hak düşürücü sürenin sit alanı niteliğindeki taşınmazlar için geçerli olmayacağı, her zaman söz konusu kaydın iptalinin talep edilebileceği, arkeolog bilirkişisinin 07.08.2021 tarihli ek raporuna göre sit alanı dışında kalan kısmın müstakil parsele dönüşebileceği ve 2863 sayılı Kanun ile bağının kesilerek mülkiyet değişikliğine konu olabileceğinin tespit edildiği, dolayısıyla taşınmazın (B) harfiyle gösterilen 1.838,37 m²lik kısmının 3402 sayılı Kanun'un 16. maddesi kapsamında "kamu malı" niteliğinde olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine, 1553 parsel sayılı taşınmazın fen bilirkişinin 22.02.2022 tarihli ek rapor ve krokisinde (A) harfiyle gösterilen 5.911,63 m²lik kısmının davalı Abuzer kızı ... adına olan tapu kaydının iptaliyle 1. derecede arkeolojik sit alanı olduğu beyanlar hanesine şerh düşülmek suretiyle davacı ... adına tapuya tesciline, krokide kırmızı renk ile taralı (B) harfiyle gösterilen 1.838,37 m²lik kısmı yönünden davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı ... vekili temyiz dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesince yapılan keşif sonucu dosyaya sunulan rapor hükme esas alınacak seviyede olmayıp istinaf ve temyiz incelemesi açısından hükme esas alınamayacağını, dava konusu parselin tamamı aynı yapıda sit alanı vasfında olduğunu, dosyaya sunulan bilirkişi raporları usul ve kanuna uygun olmayıp yapılan itirazların dikkate alınmadığını, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olup olmadığına ilişkindir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı ... vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı ... vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden usul ve kanuna uygun olan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 20.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.