Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/905 E. 2026/2370 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/905
- Karar No
- 2026/2370
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2020/10 E., 2022/120 K.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar asıl davanın davalısı Hazine vekili ve birleşen davanın davacısı ... tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Kadastro sırasında, ...köyü çalışma alanında bulunan 1 09... parsel sayılı 19.500 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu beliktilerek ham toprak vasfıyla Hazine adına; 1 08... parsel sayılı 60.400 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz tapu kaydı nedeniyle çayır vasfıyla Ali ... ve müşterekleri adına tespit edilmiştir. 2. Davacı ... dava dilekçesinde; tapu kaydı ve zilyetliğe dayanarak 1 09... parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile adına tescilini talep etmiştir. Davacı ... birleşen dava dosyasında dava dilekçesinde; 1 08... parsel sayılı taşınmazın tapu malikleri arasında yapılan taksim sonucuna göre tescilini talep etmiştir. Hazine mera iddiasına dayanarak birleşen davaya müdahil olmuştur. II. CEVAP Davalı Hazine vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince ... tarafından açılan dava dosyası hakkında yapılan yargılama sonucunda 14.10.2015 tarihli ve 2013/50 Esas, 2015/132 Karar sayılı kararı ile "... taşınmazın zilyetlikle kazanılması mümkün olmayan yerlerden olmadığı, zirai üretim için yeterince imar ve ihya edildiği, çayır niteliğinde tarım arazisi olduğu ziraat bilirkişi raporundan anlaşılmıştır. Zilyetlik bakımından yapılan değerlendirmede taşınmazın davacının babasından kaldığı, davacının babasının taşınmazı öldüğü tarih olan 1984 yılına kadar kullandığı, davacının da bu süreçte babasının kullanımına iştirak ettiği, davacının, babasının ölümünün ardından taşınmazı günümüze kadar kullanageldiği ve kullanımının devam ettiği, davacının taşınmazı kullanmasına diğer mirasçıların hiçbir zaman itiraz etmediği mahalli bilirkişi beyanlarından anlaşılmıştır. Her ne kadar mirasçılar arasında zilyetlik yoluyla kazanım söz konusu olmasa da, gerek taşınmazın davacıya bağışlandığı yönündeki mahalli bilirkişi beyanları ve gerekse davacının uzun yıllardır diğer mirasçıların itirazı olmadan süregelen zilyetliği karşısında 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 14. madde anlamında gerekli koşulların davacı yararına gerçekleştiği kanaatine varıldığı..." gerekçesiyle davanın kabulüne, 1 09... parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptaline, davacı ... adına çayır vasfıyla tapuya tesciline karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince ... tarafından açılan dava hakkında yapılan yargılama sonucunda 04.11.2015 tarihli ve 2015/96 Esas, 2015/173 Karar sayılı kararı ile "...Yasal düzenlemeler ışığında, mahkememiz gözlemi ve uzman ziraatçi bilirkişi incelemesi neticesinde dosyaya sunulan 03.07.2015 havale tarihli rapordan dava konusu 1 08... parsel sayılı taşınmazın mera niteliğinde olduğunun anlaşıldığı..." gerekçesiyle davacının davasının reddine, asli müdahilin davasının kabulüne, 1 08... parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptaline ve mera vasfıyla sınırlandırılarak özel siciline kayıt ve tesciline karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararlarına karşı taraflarca temyiz isteminde bulunulması üzerine 1 09... parsel yönünden Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 18.02.2020 tarihli ve 2016/16742 Esas, 2020/594 Karar sayılı ilamı ile "...Mahkemece, taşınmazın zilyetlikle kazanılması mümkün yerlerden olduğu, zirai üretim için yeterince imar ve ihya edildiği, çayır niteliğinde tarım arazisi olduğu ve davacı lehine irsen intikal yoluyla zilyetlikle edinim koşullarının gerçekleştiği gerekçesi ile yazılı şekilde karar verilmiş ise de, yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Davacı ..., çekişmeli taşınmaz hakkında kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmış, davalı Hazine ise 20.7.2015 tarihli dilekçesinde taşınmazın mera olduğunu savunmuştur. Ne var ki, mer'a yönünden yapılan araştırma hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Mahkemece, dava konusu taşınmazın niteliğinin belirlenmesinde esaslı unsur olan hava fotoğraflarından yararlanılmamış, komşu parsel tutanak ve dayanakları getirtilmemiş, taşınmazın bulunduğu bölgede tahsisli mera bulunup bulunmadığı ilgili kurumlardan sorulmamış, ziraatçı bilirkişi raporunda taşınmazın hali hazırda yüzeyinin dağ teresi, yüksek otlak ayrığı, yumrulu çayır salkım otu ile kaplı olduğu belirtildiği halde, taşınmazın çayır vasfında mı yoksa mera niteliğinde mi olduğu somut olarak ortaya konulmamış, komşu parsel tutanak ve dayanakları getirtilerek taşınmazın sınırında mera parseli bulunup bulunmadığı ve mera parseli mevcut ise dava konusu taşınmazı mera parselinden ne şekilde ayrıldığı belirlenmemiş, yerel bilirkişi ve tanıkların soyut ve yetersiz beyanlarına dayanılarak hüküm kurulmuştur. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilemez...." gerekçesiyle; 1 08... parsel yönünden Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 18.11.2020 tarihli ve 2020/8909 Esas, 2020/5392 Karar sayılı ilamı ile "...Davacı, tapu kaydına ve taksime dayanarak tapu kayıt malikleri aleyhine dava açmış olup, Mahkemece, ''davalılardan ...açılan davayı kabul etmiş ise de Mahkemenin gözlemi ile ziraat bilirkişi raporuna göre, çekişmeli taşınmazın mera niteliğinde olduğu ''gerekçesi ile müdahil Hazinenin davasının kabulüne karar verilerek yazılı şekilde karar verilmiştir. Ne var ki, yapılan inceleme, araştırma ve uygulama hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Davacının dayandığı, aynı zamanda tespite de esas alınan tapu kaydı tedavülleri ile birlikte getirtilerek mahallinde yöntemince uygulanmamış, revizyon durumu sorulmamış, çekişmeli taşınmaza komşu olan parsellerin tutanak ve dayanakları getirtilmemiş, dava konusu taşınmazın niteliğinin belirlenmesinde esaslı unsur olan hava fotoğraflarından yararlanılmamış, yöntemine uygun şekilde mera araştırması yapılmamış, bu kapsamda taşınmazın bulunduğu bölgede tahsisli mera bulunup bulunmadığı ilgili kurumlardan sorulmamış, soyut nitelikteki yerel bilirkişi ve tanık anlatımları ile taşınmazın kullanım durumunu ve toprak yapısını açıklama bakımından yetersiz, denetime elverişli olmayan zirai bilirkişi raporuna dayanılarak karar verilmiştir. Bu şekilde eksik araştırma, inceleme ve uygulamaya dayalı olarak karar verilemez..." gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararları bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince dava dosyaları birleştirilerek 19.04.2022 tarihli ve 2020/10 Esas ve 2022/120 Karar sayılı kararı ile "..1 08... parsel yönünden; 1 08... parsel sayılı taşınmazın kadastro tespit tutanak aslının incelenmesi neticesinde; çayır vasfıyla davalılar adına tespit edildiği anlaşılmıştır. Dava konusu taşınmaz başında 29.05.2015 tarihinde yapılan keşif esnasında etrafın mera parselleri ile çevrili olduğuna ilişkin mahkeme gözlemi ile birlikte, keşif sonrasında düzenlenen 04.11.2015 hakim havale tarihli raporda 1 08... parselin 1 08... sayılı parsel ile bütünlük arz ettiği ve bitki örtüsünde mera bitkilerinin hakim olduğu, gevenlerin yoğun olduğu şeklinde görüldüğü gözlemine yer verilmiştir. Sonuç ve kanaat kısmında ise dava konusu taşınmazın mera, yaylak, otlak arazileri ile benzer özellik gösterdiği ve bu yerlerden olduğu tespitine yer verilmiştir. Bozma ve birleştirme kararları sonrasında 05.11.2021 tarihinde taşınmazlar başında yeniden keşif icra edilmiş, tarafça sunulan tapu kaydı okunarak uygulanmış; ancak hem mahalli bilirkişiler, hem de davacı tanıkları, okunan sınırların mevki ve hudut itibariyle sabit bir nokta belirtmediğinden taşınmaza tam olarak uyup uymadığı hususunu bilmedikleri şeklinde beyanda bulunmuşlardır. Kamu malı niteliğindeki bu taşınmaz özel mülkiyete konu olamayacağından tapuya bağlansa dahi mülk edinme koşulları hiçbir durumda oluşmayacaktır. Keşif sonrasında düzenlenen fen bilirkişi raporu, zirai bilirkişi kurulu raporu, jeodezi bilirkişi raporları incelendiğinde de; tarafça sunulan tapu kaydının mevki ve hudut itibariyle yönleri belli olmadığından uygulama kabiliyetinin olmadığı tespitine, mera çevresindeki kuru dereden ötürü sulak olup, bu alanda (A) ve (C) harfli kısımlarda çayırlık alanın mevcut olduğu, ancak etrafının tamamen mera parselleri ile çevrili olduğu ve mera parsellerinin devamı niteliğinde olduğu, aralarında herhangi bir kot farkı olmadığı ve toprak yapısı topoğrafik yapı ve bitki örtüsü açısından aynı özelliklere sahip olduğu tespitlerine yer verildiği görülmüştür. Alınan zirai bilirkişi kurulu ek raporunda dava konusu taşınmazın kadimden beri mera olup olmadığı hususuna ilişkin değerlendirilme yapılması istenilmiş olup; düzenlenen rapor ile taşınmazın kadimden beri mera olarak kullanılan yerlerden olduğu görüşüne yer verilmiştir. 4342 sayılı Mer’a Kanunu'nun 4. maddesine göre, mera’lar Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olup, özel mülkiyete geçirilemez ve zamanaşımı suretiyle iktisap edilemez. Yargıtay ilamları ile de sabit olduğu üzere; mera, hayvanların otlatılması ve otundan yararlanılması için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yerlerdir. Mera, yaylak ve kışlaklar; özel mülkiyete konu olamaz, amacı dışında kullanılamaz, zilyetlik ya da ihya yoluyla edinilemez, sınırları daraltılamaz, komşu parsellerin içinde eylemli mer’a olan ve mer’ayla aralarında doğal ve değişmez sınırı bulunmayan bir yerin öncesininde mer’a olduğunun kabulü gerekmektedir. Mahkememizce yapılan keşif esnasında da ilgili taşınmazın yapılan incelemesinde ve dinlenen tanık beyanları sonrasında taşınmazın kadimden beri mera olan arazilerden olduğu kanaatine varılmıştır. Keşif esnasında köy tüzel kişiliğini temsilen bulunan ...'nın: 'Dava konusu 1 08... parsel sayılı taşınmazı ... ve ...'in çayırı olarak bilirim. Dava konusu taşınmazın evveliyatını bilmem,' şeklindeki beyanına itibar edilmemiştir. Şöyle ki; taraf sıfatı köy tüzel kişiliğini temsilden kaynaklı olan ve üzerinde şahsi bir tasarrufu ya da taraf sıfatı bulunmayan şahsın kabul, feragat gibi beyanları hüküm ifade etmeyecektir. 1 09... parsel yönünden yapılan incelemede; Ana dosya davacısı ... 03.04.1990 tarihli dava dilekçesinde özetle; ...Köyünde kain 1 09... parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında Hazine adına tespit edildiğini, taşınmazın 50 yılı aşkın bir süredir nizasız ve fasılasız malik sıfatıyla zilyetliğinde olduğunu, kadastro çalışmaları sırasında mahallinde bulunmadığı için bu durumun meydana geldiğini, taşınmazda Hazine'nin hiçbir hakkının olmadığını belirtmiş ve dava konusu taşınmazın adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Dava, 3402 sayılı Kanunu'nun 11/1. maddesine göre 30 günlük askı ilan süresi içerisinde açılan kadastro tespitine itiraz davasıdır. 1 09... parsel sayılı taşınmazın kadastro tespit tutanak aslının incelenmesi neticesinde; ham toprak vasfıyla Hazine adına tespit edildiği anlaşılmıştır. Bozma sonrasında yapılan yargılama esnasında davacı ...'nın bir kısım dayanak kayıt sunmuş olduğu görülmekle; sunulan kayıt ve komşu 1 09... sayılı parsel numaralı taşınmaza ait dayanak kayıt geldileri ve gittileri ile birlikte okunarak keşif mahallinde uygulanmış, kayıtlar her bir mahalli bilirkişi ve tanığa okunarak ayrı ayrı sorulmuştur. Dinlenen mahalli bilirkişiler ortak ve uyumlu beyanlarında; dayanak kayıtların dava konusu 1 09... parseli ve davacı adına kayıtlı olan 1 09... parseli kapsadığını beyan etmişlerdir. Yine sunulan tapu kayıtları bilirkişilerce de taşınmaza uygulanmış ve tapu kaydının bu taşınmaza uyduğu kanaatini içerir raporları da dosya arasına alınmıştır. Mahkememiz gözlemince ve dosya kapsamındaki bilirkişi raporları ile de sabit olduğu üzere; dava konusu 1 09... sayılı parselin, doğusunda yer alan mera parseli ile aynı toprak yapısına sahip olmadığı incelenen hava fotoğrafları ile ortaya konulmuş, alınan zirai bilirkişi raporu ile de; mera arazilerine benzemediği ve çayır vasfındaki arazilerden olabileceği hususu sabit görülmüştür. Dava konusu taşınmaza sunulan tapu kaydı ile birlikte; davacı adına kayıtlı olan dava dışı 1 09... sayılı parsele dayanak olan kayıt, 1 09... sayılı parselin iktisap sebebi olan, kadastro tutanağındaki edinme sebebinde davacının bu taşınmazdaki diğer paydaşların hisselerini satım almış olduğu hususuna ilişkin beyan ve kanaatler, dava dışı 1 09... sayılı parselin dayanak kaydının 1 09... parsel ve komşu parseli olan dava dışı 1 09... parseli de kapsadığının sabit olması hususları da göz önüne alınarak..." gerekçesiyle ana dosya davacısı ...'nın davasının kabulüne, dava konusu ...köyü Kavaklık mevkiinde kain 1 09... parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptaline ve kadastro tespitindeki yözölçümüyle aynı miktarda çayır vasfıyla davacı ... adına tapuya tesciline, birleşen dosya davacısı ...'in davasının reddine, asli müdahil Hazinenin davasının kabulü ile dava konusu 1 08... parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptaline ve mera vasfıyla sınırlandırılarak özel siciline karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Asıl davanın davalısı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; delillerinin toplanmadığını, bilirkişi raporuna itirazlarının dikkate alınmadığını, somut veriler olmaksızın doğrudan davanın kabul edildiğini, bilirkişi raporlarının bilimsel olmadığını ileri sürerek, açıklanan ve resen tespit edilecek nedenlerle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. 2. Birleşen davanın davacısı ... temyiz dilekçesinde özetle; bozmanın gereklerinin yerine getirilmediğini, taşınmazın tapulu yer olduğunu, dayanak tapu kaydı uygulamasının usulüne uygun yapılmadığını, keşif için komşu köyden bilirkişi seçimi yapılmadığını, bilirkişi ve tanık beyanları arasındaki çelişkilerin giderilmediğini, bilirkişi raporunda çayır olan kısımların belirtildiğini ileri sürerek, açıklanan ve resen tespit edilecek nednelerle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, kadastro tespitine itiraz istemine ilişkindir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup asıl davanın davalısı Hazine vekili ve birleşen davanın davacısı ...'in temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Tarafların temyiz itirazları yerinde görülmediğinden usul ve Kanuna uygun olan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, 80,70 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 651,30 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına, Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 08.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.