Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2023/447 E. 2025/5177 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/447
- Karar No
- 2025/5177
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/261 E., 2022/74 K. KARAR : Davanın kabulüne Taraflar arasındaki tapusuz taşınmazın tescili istemli davandan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davacılar ve müdahillerin davalarının kabulüne karar verilmiş olup hükmün, davalı Hazine vekili ve davalı ... İdaresi vekili tarafından ve duruşma talepli olarak davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 17.06.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma için tayin edilen günde davalı Hazine vekili Avukat ...., davalı ... İdaresi vekili Avukat ... ve asli müdahil ... vekili Avukat ... katılımlarıyla duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen günde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Davacılar vekili, 16.05.2012 tarihli dava dilekçesinde; sınırlarını bildirdiği ... ilçesi ... beldesi ... Mahallesinde bulunan 16600 m² yüzölçümlü tarla olarak kullanılan tespit dışı taşınmazın müvekkillerinin babasına ait iken ölümü ile müvekkillerine kaldığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğunu belirterek müvekkilleri adına tescili istemiyle dava açmıştır. Müdahil ... vekili, 21.10.2013 tarihli dilekçesi ile dava konusu taşınmazın müvekkilinin muris babalarından kaldığını bu nedenle miras payı oranında taşınmazın müvekkili adına tapuya kayıt ve tescili talebiyle davaya katılmıştır. İlk Derece Mahkemesince verilen, davanın kısmen kabulü ile Antalya ili ... ilçesi ... Mahallesi ... mevkinde bulunan 30.11.2015 tarihli fen bilirkişi raporunda (C1), (C2), (C3) ve (C4) rumuzlu sırasıyla 2755 m², 3110 m2, 632 m², 4015 m² olmak üzere toplam 10.498 m² yüzölçümlü taşınmazın tarla vasfı ile davacılar ..., ..., ..., ... ve asli müdahil ... adına eşit hisse ile tapuya kayıt ve tesciline, aynı raporda (A1) rumuzlu 1899 m², (A2) rumuzlu 1538 m² (B1) rumuzlu 4017 m², (B2) rumuzlu 627 m² yüzölçümlü taşınmazların orman vasfı ile Hazine adına tesciline dair hüküm, davalı Hazine vekili, davalı ... Belediyesi Başkanlığı vekili ve davalı ... Belediyesi vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 24.09.2018 tarihli ve 2018/2362 Esas, 2018/5887 Karar sayılı ilamıyla; "... yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya yeterli ve elverişli olmadığı, hükme dayanak yapılan orman bilirkişi raporunda; çekişmeli taşınmazın % 5-7 eğimli olduğu, kesinleşen orman tahdit haritası dışında kaldığı, eski tarihli memleket haritasında (A) ve (B) harfleri ile işaretlenen bölümlerinin ormanlık alanda, (C) harfi ile işaretlenen kesimlerinin açık alanda gözüktüğü, 1953 yılı hava fotoğrafının stereoskop aleti yapılan incelemesinde memleket haritasındaki görünümüne uyduğu, taşınmazların (C) harfi ile gösterilen kısımlarının orman sayılmayan yerlerden olduğunun bildirildiği, aynı gün 2018/4470 Esas sırasında temyiz incelemesi yapılan yerel mahkemenin 2012/285 Esas sayılı dosyasındaki bilirkişi raporlarından dava konusu olan tescil harici taşınmazın eldeki dosyada dava konusu edilen taşınmazın kuzey komşusu olduğu, taşınmazın (A) ve (B) harfleri ile gösterilen kısımlarının orman vasfı ile Hazine adına (C) harfi ile gösterilen kısmının ise dosya davacısı ... adına tesciline karar verildiği, bahsi geçen dosyada dava konusu taşınmaz hakkında düzenlenen orman bilirkişi raporu ile dava konusu taşınmaz yönünden düzenlenen orman bilirkişi raporlarının farklı olduğu bu farklılığın neden kaynaklandığının belirtilmediği ve raporlar arasında çelişki olduğu gibi mahkemece bahsi geçen dava dosyasının yargılama ve keşif sırasında nazara alınmadığı, çekişmeli taşınmaza komşu, tescil davası sonucunda kişiler adına tesciline karar verilen veya halen davası devam eden başkaca taşınmazlar bulunup bulunmadığı araştırılarak bunlara ilişkin dava dosyaları da getirtilerek değerlendirilmediği, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde imar planı çalışmaları yapılıp yapılmadığı, yapılmışsa ilk kez hangi tarihte yapılıp onaylandığı, imar revize çalışmaları yapılmışsa hangi tarihte yapıldığının araştırılmadığı, yapılmışsa buna ilişkin evrak-ı müsbiteleri ve imar planı haritalarının getirilmediği, davaya konu taşınmazın zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olup olmadığı ve zilyetlik koşullarının davacı yararına gerçekleşip gerçekleşmediğinin de usûlünce araştırılmadığı açıklanarak, usulüne uygun orman ve zilyetlik araştırması yapılması ..." gereğine değinilerek bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; "... hükme esas alınan bilirkişi raporları ve tanık beyanları uyarınca dava konusu taşınmaz kısımlarının orman sayılmayan yerlerden olduğu, davacılar ve müdahiller lehine zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğu ..." gerekçesi ile davacıların ve asli müdahillerin davasının kabulü ile 25.11.2021 havale tarihli harita mühendisi .... tarafından hazırlanan ek bilirkişi raporuna ekli krokide (A) harfi ile belirtilen 2395,15 metrekarelik taşınmazın tarla vasfı ile davacı ... adına; (B) harfi ile belirtilen 2368,21 metrekarelik taşınmazın tarla vasfı ile Asli müdahil ... adına, (C) harfi ile belirtilen 2395,68 metrekarelik taşınmazın tarla vasfı davacı ... adına, (D) harfi ile belirtilen 2371,91 metrekarelik taşınmazın tarla vasfı ile asli müdahil ... adına, (E) harfi ile belirtilen 2430,00 metrekarelik taşınmazın tarla vasfı ile asli müdahil ... Adına, (F) harfi ile belirtilen 2430,00 metrekarelik taşınmazın tarla vasfı ile davacı ... adına, (G) harfi ile belirtilen 2364,93 metrekarelik taşınmazın tarla vasfı ile davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline, karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili, davalı Hazine vekili ve davalı ... İdaresi vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 713. maddesi uyarınca açılan tapusuz taşınmazın tescili istemine ilişkindir. Dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine göre yapılıp 20.04.1990 tarihinde ilân edilerek kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B uygulaması, 1954 yılında yapılıp kesinleşen arazi kadastrosu vardır. Somut olaya geçmeden önce "taraf sıfatı" kavramı üzerinde durulmalıdır: Sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen (nitelendirilen) kişiler, şeklen (biçimsel açıdan) o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası bakımından bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olma sıfatı yoksa dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava, sıfat yokluğundan reddedilir. Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bir subjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kim olduğu (yani bir davada, davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu) tamamen maddî hukuka göre belirlenir. Bu nedenle, bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (subjektif) hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur. Sıfatın usul hukuku bakımından önemi (usul hukukunu ilgilendiren yönü) şudur: Bir davanın tarafları (veya taraflardan biri) o davada gerçekten (davacı veya davalı olarak) taraf sıfatına sahip değilse mahkeme, dava konusu hakkın esası (mevcut olup olmadığı) hakkında inceleme yapıp karar veremez. Mahkeme, davanın sıfat yokluğundan reddine karar verir. Bu karar, davanın dinlenemeyeceğine ilişkin bir karar olmayıp, davanın esasına ilişkin bir karardır (taraf olarak gösterilenlerden birinin taraf sıfatının bulunmadığını tespit eden bir karardır). Mahkemenin sıfat yokluğunu kendiliğinden (re'sen) gözetmesi gerekir. Çünkü sıfat yokluğu, bir def'i değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hakim, kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan, yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden gözetir (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 234; Yılmaz, Ejder; Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 530). Bir davanın esası hakkında değerlendirme yapılabilmesi için az yukarıda açıklandığı üzere öncelikle taraf ehliyetinin bulunması zorunlu olup, bu husus dava şartı olduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114/1-d maddesi gereğince mahkemelerce re'sen gözetilmesi gerekir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; İlk Derece Mahkemesince her ne kadar davacılar ve asli müdahillerin davasının kabulüne karar verilmiş ise de, davacılar vekilinin, müvekkillerinin murisi ...’nin sınırları dava dilekçesinde yazılı, yaklaşık 16.600 m2 yüz ölçümlü taşınmaza 1929 yılından 1990 yılına kadar ekip biçerek zilyet olduğunu, 1990 yılında yaşlılık nedeni ile taşınmazın zilyetliğini müvekkillerine devrettiğini ve 1996 yılında vefat ettiğini, muris ve müvekkillerinin zilyetlik süresinin 20 yılı geçtiğini öne sürerek ,taşınmazın müvekkilleri adına tesciline karar verilmesini talep ettiği, muris ...'nin davacılar dışında, ..., ve ... isimli mirasçılarının bulunduğu, mirasçılardan ...'nin 31.10.2013 tarihli müdahale dilekçesi ile, taşınmazın muris babalarından geldiğini, taksim edilmediğini öne sürerek kendisine de payı oranında hisse verilerek taşınmazın tesciline karar verilmesini talep ettiği, davada yer almayan mirasçı ...'in tanık sıfatı ile beyanına başvurulduğu, davacıların kardeşleri olup, babalarından tarlalar kaldığını, tüm mirasçıların toplanıp kura çektiklerini, dava konusu olan tarlanın davacılara düştüğünü, müdahil olan ...'ye başka bir tarlanın düştüğünü, ancak bir süre sonra ...'nin tarlayı beğenmeyip itiraz ettiğini, davacıların burayı ıslah ettiklerini, düzeltip zeytin ağacı diktiklerini beyan ettiği, İlk Derece Mahkemesince ilk kararda davanın kısmen kabulü ile, toplam 10.498 m² yüzölçümlü taşınmazın tarla vasfı ile davacılar ..., ..., ..., ... ve asli müdahil ... adına eşit hisse ile tapuya kayıt ve tesciline karar verildiği, yargılamanın devamı sırasında taksim iddiasında bulunan davacıların anılan hükmü temyiz etmediği, anılan ilk kararın davanın tarafları arasında yer almayan ve mirasçı sıfatı da bulunmayan ... tarafından müdahale talebinde bulunularak temyiz edildiği, ...'in müdahale dilekçesinde taşınmazın zilyetliğini davada yer almayan mirasçı ...'den 08.08.2018 (karardan sonra) devraldığını, terekeye temsilci atanarak miras payı oranında karar verilmesi gerektiğini beyan ettiği, bozma ilamından sonra ... vekilinin bu sefer davada yer almayan mirasçı ...'ye ilişkin olarak da müdahale dilekçesi sunduğu ve İlk Derece Mahkemesince ... ve ...'nin de müdahale taleplerinin kabulüne karar verildiği, ... ve ... vekilinin bilirkişi raporlarının ibrazından sonra murisin ölümünden sonra mirasçıların taksim yaptığını öne sürerek herkesin kendi yerini kullanmaya başladığını beyan ettiği, İlk Derece Mahkemesince ... ve ... vekilinin ibraz ettiği taksim krokisi uyarınca davanın kabulüne karar verildiği, davacılar vekilinin müvekkillerinin uzun yıllardır dava konusu taşınmazı kullandıkları, dava konusu tarlayı kendilerinin ihya ettikleri ve ağaçlandırdıkları, asli müdahil davacıların dava konusu taşınmazı hiçbir zaman kullanmadıkları ve ihya da etmedikleri, buna rağmen İlk Derece Mahkemesince asli müdahiller yönünden de davanın kabulüne karar verilerek müvekkillerinin hak kaybına uğradıkları iddiası ile hükmü temyiz ettiği anlaşılmıştır. Bu durumda İlk Derece Mahkemesince, davacıların ortak miras bırakanı ...'nin davacılar dışında başkaca mirasçılarının da bulunduğu, ortak mirasbırakanın terekesinin mirasçılar arasında taksim edilmediği, davaya konu taşınmazın terekeye dahil olduğu ve davacıların kendi adlarına tescil talepli olarak iş bu davayı açamayacakları, her ne kadar davacılar ile birlikte ortak mirasçı olan ... ve ... davaya müdahil olarak katılmış iseler de bu şekilde açılan davalarda diğer mirasçıların davaya sonradan muvafakat etmeleri veya davaya katılmaları ya da terekeye 4721 sayılı 644. maddesi gereğince temsilci atanmış olmasının dava şartı sağlanarak davanın görülmesini sağlamayacağı, davacıların iş bu davayı açmada aktif dava ehliyetlerinin bulunmadığı gerekçesi ile davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, somut olay ve delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davalı Hazine vekilinin ve davalı ... İdaresi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Bozma neden ve şekline göre davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 28.000,00 TL avukatlık ücretinin davacılardan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalılar Hazine ve Orman İdaresine verilmesine, Peşin harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, Taraflarca 1086 sayılı HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 02.07.2025 gününde oy birliği ile karar verildi.