Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2026/1612 E. 2026/2130 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/1612
Karar No
2026/2130
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1476 E., 2025/1984 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/744 E., 2025/238 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 68... parsel, A Blok, Zemin Kat, 3 No.lu bağımsız bölüm olarak kayıtlı olan taşınmazın mülk sahibi olduğunu, davacı ile davalı arasında İzmir 16. Aile Mahkemesinin 2024/700 Esas numarası ile devam etmekte olan boşanma davası bulunduğunu, tarafların 13... tarihinden beri ayrı yaşadıklarını, dava konusu taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu ve tarafların aile konutu niteliğinde bir taşınmaz olmadığını, davalının Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Bağımsız Denetçilik yaptığını ve 2019 yılından beri bu taşınmazı iş yeri olarak kullandığını, davalının müvekkilinin taşınmazında haksız işgalci olduğunu belirterek, davacıya ait dava konusu taşınmazda işgalci olarak bulunan davalının söz konusu taşınmazdaki haksız müdahalesinin men'ine ve taşınmazdan tahliyesine, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla; şimdilik 10.000,00 TL ecrimisil bedelinin müdahale tarihi olan 21.03.2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 09.06.2025 tarihli değer artırım dilekçesiyle ecrimisil bedeli talebini 105.467,00 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı tarafça davaya cevap verilmemiş, beyan dilekçesinde özetle; davanın, yalnızca usul ve yasaya aykırı olmakla kalmayıp, aynı zamanda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralını ve hakkın kötüye kullanılması yasağını açıkça ihlal eden, kötü niyetli bir girişim olduğunu, davanın temel amacının, İzmir 16. Aile Mahkemesinin 2024/700 Esas sayılı dosyası ile devam eden boşanma davasında davalıya karşı haksız bir baskı unsuru yaratmak, onu ekonomik ve manevi olarak yıpratarak mal rejimi tasfiyesinde avantaj elde etmek olduğunu, davanın reddi gerektiğini, boşanma davası kesinleşmeden ve mal rejimi tasfiye edilmeden, eşler arasında ecrimisil ve müdahalenin men'i talep edilemeyeceğini, dava konusu taşınmazın, davalının kişisel emeği ve finansal katkısıyla alındığını, kullanımın haksız işgal değil, hakka dayalı bir kullanım olduğunu,davalının taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisi ve kullanımının davacının rızasına dayalı olduğunu, İzmir 12. Aile Mahkemesinde görülmekte olan mal rejimi tasfiyesi davasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, davacının diğer iddiaları da kötü niyetli ve gerçek dış olduğunu, davacı, davalının taşınmazı ... ... ... isimli bir kişiye kiraya vererek haksız gelir elde ettiği yönünde tamamen hayal ürünü ve iftira niteliğinde bir iddiada bulunduğunu, adı geçen şahsın, davalının meslektaşı olup, zaman zaman kendisini ziyaret ettiğini beyanla davanın esastan reddine, Mahkeme aksi kanaatte ise, İzmir 12. Aile Mahkemesinin 2025/375 Esas sayılı dosyasında görülen mal rejimi tasfiyesi davasının, işbu davanın sonucunu doğrudan etkileyeceğinden bekletici mesele yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararı ile davacının el atmanın önlenmesi talebinin kabulüne, davalının mülkiyeti davacıya ait olan 68... parsel sayılı, 3.135 m² yüz ölçümlü kargir apartman vasıflı, Kat Mülkiyeti Kurulu, mesken nitelikli, 1/72 arsa paylı, A Blok, Zemin Kat, 3 No.lu bağımsız bölümdeki el atmasının önlenmesine, taşınmazın tahliye edilerek davacıya teslimine, davacının ecrimisil isteminin kısmen kabulüne, 100.800,00 TL ecrimisil bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacı yararına davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; savunma ve hukuki dinlenilme haklarının ihlal edildiğini dosyaya sunulan, tüm iddialarını, delillerini ve hukuki dayanaklarını içeren ayrıntılı beyan dilekçesinin görmezden gelindiğini, taraflar arasında İzmir 16. Aile Mahkemesinin 2024/700 Esas sayılı dosyasında boşanma davası hâlen derdest olup kesinleşmediğini, aynı şekilde taşınmazın edinilmiş mal niteliği ve davalının katkısı, İzmir 12. Aile Mahkemesinin 2025/375 Esas sayılı mal rejimi tasfiyesi davasında ayrıca incelendiğini, davalının taşınmazı kullanımı, rızaya, muvafakatnameye ve mali katkıya dayanmakta olup, kötü niyetli işgal unsuru bulunmadığını, boşanma davası kesinleşmeden eşler arasında ecrimisil talep edileyeceğini, davalının kullanımının haksız işgal niteliğinde olmadığını, dava konusu taşınmaz edinilmiş mal olup, davalının kullanımı hakka dayandığını, davacının talebi hakkın kötüye kullanılması olduğunu, mal rejimi tasfiyesi davasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, davacının diğer iddialarının da kötü niyetli ve gerçek dışı olduğunu, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı taraf üzerine yükletilmesine karar verilmesi gerektiğini belirterek Mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine göre; taraflar arasındaki uyuşmazlık, el atmanın önlenmesi, tahliye ve ecrimisil istemlerine ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 4721 sayılı Kanun'un "mülkiyet hakkının içeriği" başlıklı 683. maddesinde; "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir." şeklinde düzenleme mevcuttur. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun "Değer" başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrasında; "Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahalenin men'i, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır." Müdahalenin men'i ve ecrimisil talepli davaların taşınmazın aynına ilişkin dava olduğu, bu tarz davalarda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 120. ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 16. maddesi uyarınca, dava değerinin ve buna göre alınacak harcın el atılan yerin değeri ile talep edilen ecrimisil bedelinin toplamından (04.03.1953 tarihli ve 10/2 sayılı İ.B.K.) ibaret olduğu, Dairemizin yerleşik içtihatlarında da el atmanın önlenmesi davalarının tümü kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olarak nitelendirilmekte ve bu davalar yönünden 492 sayılı Kanun'un 16. maddesi uyarınca taşınmazın değeri üzerinden nispi harca ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Bununla birlikte müdahalenin men'i davalarının tamamının kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi doğru olmayıp taraflar arasındaki ihtilafın niteliğine göre davanın taşınmazın aynına ilişkin olup olmadığının saptanması gerekir. Buna göre gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda harcın gayrimenkulün değeri nazara alınarak belirleneceği açıktır. Bir başka ifadeyle yukarıda anılan hükümle taşınmazın değerinin esas alınacağı davalar tek tek sayılmak suretiyle değil bazı örnekler verilmek suretiyle ancak sonuç olarak temel kıstas gayrimenkulün aynına taalluk eden dava olarak belirlenmiştir. Burada dikkat edilecek husus, hükümde müdahalenin men'i davası bir belirleyeci kriter olarak değil, belirleyici kriter olan taşınmazın aynına ilişkin dava esasının bir örneği olarak gösterilmiştir. Gerçekten de müdahalenin men'i davalarının önemli bir kısmına bakıldığında, davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta, karşı taraf davalı da taşınmazda davacının değil kendisinin mülkiyet hakkının bulunduğu, davacının mülkiyet kaydının yolsuz veya hukuka aykırı olarak oluştuğu yönünde ihtilaf çıkarmaktadır. Bu çerçevede bu nevi müdahalenin men'i davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu hususunda hiçbir kuşku bulunmamaktadır. Ancak el atma davalarının tamamı bu niteliğe sahip olmayıp bazılarında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta iken taraflar arasında taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir ihtilaf bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle taşınmazın kime ait olduğu hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık dolayısıyla bir dava bulunmamaktadır. Bu nedenle bu davaların da taşınmazın aynına ilişkin olduğu kabul edilerek, harç ve vekâlet ücretinin taşınmazın toplam değeri üzerinden hesaplanmasının, tarafların mülkiyet hakkını ölçüsüz biçimde ihlal etmesi söz konusu olacağı gibi bunun gerek hakkaniyetle ve gerekse de mevzuatımızın bu konuyla ilgili genel sistemiyle bağdaştırılması mümkün olmayan sonuçlar doğurabilecektir. Bu çerçevede; taşınmazın mülkiyeti konusunda aralarında uyuşmazlığın/ihtilafın bulunmadığı davalarda, dava konusunun taşınmazın aynına müteallik olmadığının kabul edilmesi gerekir. Söz konusu Kanun maddesinin de yorum yapmaya elverişli olması karşısında kanun koyucunun buradaki muradının sadece taşınmazın aynına ilişkin olan davalara yönelik müdahalenin men'i davasına örnek göstermek olduğu, yoksa taşınmazın aynının ihtilaflı olmadığı müdahalenin men'i davalarında, ihtilaf konusu ne ise onun dava değeri olarak belirlenmesini, bu çerçevede örneğin kira ilişkisinin bulunduğu durumlarda ecrimisil bedeli üzerinden harç ve vekâlet ücretine hükmedilmesini amaçladığı söylenebilir. Somut olayda; davacı taraf mülkiyet hakkına dayanarak dava konusu taşınmaza yapılan müdahalenin men'i, tahliye ve ecrimisil talebinde bulunmuş, davalı taraf ise, taşınmazın evlilik birliği içerisinde işyeri olarak kullanıldığını savunmuştur. Davacı tarafın, taşınmazda ayni hak iddiası bulunmamaktadır. Bu itibarla yargılama harç ve giderlerinin, davacının taşınmazdan yoksun kaldığı dönemde elde edebileceği ecrimisil oranında hesaplanması, vekâlet ücretine de bu miktar üzerinden hükmedilmesi gerekirken, el atılan taşınmazın değeri ve ecrimisil tazminatının toplamı üzerinden harca ve davalı aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru olmayıp hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2. Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.04.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.

K A R Ş I O Y

Dava, mülkiyet hakkına dayalı el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince el atmanın önlenmesine ve ecrimisile hükmedilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteği esastan reddedilmiştir. Davalı vekilinin temyizi üzerine Dairenin sayın çoğunluğu tarafından işin esasına yönelik temyiz isteği reddedilerek harç ve vekalet ücreti yönünden hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Harçlar Kanunu'nun 16. maddesinde; "Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahelenin men'i tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taallük eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır." hükmü düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanunu'nun 683. maddesinde ise; "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir." hükmü yer almaktadır. Bilindiği üzere, harçlar kanunla düzenlenir. ... düzenleme olmayan bir hususta mahkemeler harç alamayacağı gibi, kanunun düzenlediği bir harcın türünü ve oranını belirleme hak ve yetkisine de sahip değildirler. Yukarıda belirtilen Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi, el atmanın önlenmesi davası yönünden herhangi bir ayrıma gitmeye, bu anlamda sayın çoğunluğun kabul ettiği gibi mülkiyet hakkı sahibi davacının taşınmazına mülkiyet iddiası olmaksızın el atmaları hariç tutmaya ihtiyaç duymamıştır. Çünkü mülkiyet hakkının içeriğini tanımlayan Türk Medeni Kanunun 683/1. maddesinde; bir şeye malik olanın onu dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahip olduğu belirtilmiş olup bunlardan herhangi birinin başkası tarafından kısıtlanması doğrudan mülkiyet hakkının içeriğini ihlal anlamını taşıyacaktır. Harçlar Kanunu'nun 16. maddesinde yer alan "aynına taallük eden" ibaresinin çok uzun zamandan bu yana Türk Medeni Kanunu'nun 683. maddesindeki tanımlama ile beraber malikin mülkiyet hakkının her türlü kısıtlanmasını kapsadığı kabul edilmiş ve uygulama bugüne gelinceye dek istikrar kazanmıştır. Gözden kaçırılmaması gereken husus, el atmanın önlenmesi davasının davacı yönünden mülkiyet hakkına dayanıyor olmasıdır. Davayı ayni hak davası yapan en önemli özellik işte davacının sahip olduğu bu haktır, yoksa davalıya bağlı bir durum değildir. Bu nedenle de (ayni hak olma durumu), el atma devam ettiği sürece dava hakkı zamanaşımına uğramamaktadır. Bu açıklamalara göre; sayın çoğunluğun eldeki davada ecrimisil hesabı üzerinden harç alınması yönündeki gerekçesinin hiç bir ... bir dayanağı bulunmadığı, buna bağlı olarak vekalet ücretinin de hesap edilemeyeceği gözetilerek hükmün onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2026/1612, K. 2026/2130, T. 20.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2026-1612-e-2026-2130-k-5671b81b0bee