Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/6596 E. 2026/4421 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/6596
- Karar No
- 2026/4421
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/586 E., 2025/1597 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Akyazı 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/247 E., 2023/306 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
- K A R A R -
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel isteğine ilişkindir.
Davacı; maliki olduğu 150 parsel sayılı taşınmazın davalı ...'ya verdiği vekaletname kullanılarak diğer davalı ...'a satış suretiyle devredildiğini, kendisine herhangi bir bedel ödenmediğini, vekalet görevinin kötüye kullanıldığını, baba-oğul olan davalıların el ve işbirliği içerisinde hareket ederek kendisini zararlandırdıklarını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adına tescilini, olmazsa bedelinin tahsilini istemiştir.
Davalılar; iddiaların doğru olmadığını, borca batık olan davacının icra takipleri sebebiyle banka hesabında bloke olduğundan satış bedelinin elden ödenmesini istemesi üzerine dava konusu taşınmazın satış bedelini davacıya elden ödediklerini, davacının da taşınmazın satışı için iradesi doğrultusunda davalı ...'ya vekaletname verdiğini, tüm işlemlerin davacının bilgisi doğrultusunda yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalıların satış bedelini ödediklerini yazılı delille ispatlamaları gerektiği, senede karşı tanıkla ispat yasağı gereğince davalı tanıklarının dinlenmediği, davacıya ait dava konusu taşınmazın davalı vekil Musa tarafından oğlu olan diğer davalı ...'a gerçek değerinin çok altında bedelle devredildiği, davalıların satış bedelini ödediklerini yazılı delille ispatlayamadıkları, vekalet görevinin kötüye kullanıldığı, davalıların el ve işbirliği içerisinde hareket ettikleri gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, davalılar vekilinin istinafı üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşınmazın davacı tarafından davalı ...'ya verilen vekaletname kullanılarak diğer davalı ...'a satış suretiyle devredildiği, taşınmazın satış bedelini davacıya ödediğini iddia eden davalı vekilin satış bedelini ödediğini yazılı delille ispat yükü altında olduğu, ancak davalı vekilin ödemeye ilişkin yazılı delil sunmadığı gibi yemin deliline de dayanılmadığı, ödeme iddiasının yazılı delille ispatlanması gerekmesi karşısında davalı tanıklarının dinlenmesinin sonuca etkili olmayacağı, vekalet görevinin kötüye kullanıldığı, baba-oğul olan davalıların el ve işbirliği içerisinde hareket ettiği, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davacının Karapürçek Noterliği'nin 31.03.2021 tarihli vekaletnamesi ile dava konusu taşınmazın satışı hususunda davalı ...'yı vekil tayin ettiği, vekil ...'nın dava konusu 150 parsel sayılı taşınmazı üzerindeki hacizlerle birlikte 05.04.2021 tarihinde oğlu olan diğer davalı ...'a satış suretiyle devrettiği, davacının borçlusu olduğu muhtelif icra dosyalarından ötürü dava konusu taşınmaz üzerine 08.10.2015, 28.10.20 15... .11.2020 tarihli haciz şerhlerinin konulduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan ... sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK 504/1). Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil, değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'da daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'da benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni .... Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve iş birliği içerisinde ise veya kötüniyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötüniyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötüniyet korunmamış, daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olayda, davalıların satış bedelini ödediklerini yazılı delille ispatlayamadıklarından davalı tarafın tanıklarının dinlenmesinin sonuca etkili olmayacağı gerekçesiyle tanık dinlenmeden yazılı şekilde karar verilmişse de vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı davalarda taşınmaz bedelinin ödendiği savunmasının ispat külfeti davalılara ait olmakla birlikte öncelikle davacının vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasını ispatlaması gerektiği, bununla birlikte vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasının her türlü delille ispatlanması mümkün olup eldeki davada tarafların dava ve cevap dilekçelerinde tanık deliline dayandıkları, davalıların cevap dilekçesinde tanık isimlerini bildirdikleri, davacı tarafa ise tanık isimlerini bildirmek üzere usulüne uygun şekilde süre verilmediği, taraflarca tanık dinlenilmesinden açıkça vazgeçilmediği halde Mahkemece hukuki dinlenilme hakkını ihlal edecek şekilde tanık dinlenmeden sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, davacı tarafa tanıklarını bildirmek üzere usulüne uygun şekilde süre verilmesi, davalılar tarafından bildirilen ve davacı tarafından bildirilecek tanıkların usulünce dinlenmesi, dava konusu taşınmaz üzerindeki haciz şerhlerine ilişkin icra dosyaları getirtilerek takiplerin akıbetinin araştırılması, toplanan ve toplanacak tüm deliller yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının değinilen yönden kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden davalılara iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.