Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2024/828 E. 2024/5460 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/828
Karar No
2024/5460
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2775 E., 2023/3054 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 4. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/39 E., 2023/300 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava konusu...Mahallesi, 420 ada 4 parsel sayılı taşınmazda paydaş olduğunu, davalının dava dışı malikten 19.08.2019 ve 22.01.2021 tarihlerinde toplamda 102 m2 yer satın aldığını, müvekkilinin bu satıştan haberdar edilmediğini belirterek, satış bedelini Mahkemece belirlenecek yere yatırmak suretiyle önalım hakkına dayalı olarak davalı adına kayıtlı payın iptali ile müvekkili adına tescilini talep etmiştir. Davacı vekili 07.07.2022 tarihli beyan dilekçesinde; davaya 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 125. maddesi gereğince tazminat davası olarak devam ettiklerini, davalıdan ilk satış ile ikinci satış arasındaki fark olan 482.017,00 TL'nin tahsilini istediklerini beyan etmiştir. II. CEVAP Davalı asıl cevap dilekçesinde; dava konu taşınmazdaki hissesini 18.11.2021 tarihinde satıp devrettiğini, tarafına husumet yöneltilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davanın husumet yokluğu nedeniyle reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacı tarafın gerçekleşmemiş bir zarar için 6100 sayılı Kanun'un 125. maddesindeki seçimlik hakkını kullanarak davasını tazminata dönüştüremeyeceğinden, davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 1.Mahkemenin verdiği kararla önalım hakkının önüne geçildiğini, 2.Zararın ispatına dahi gerek olmayıp Yargıtay kararları ile de sabit olduğu üzere gerçekleşen zararın, payın ilk satışı ile ikinci satışı arasındaki fark olarak belirleneceğini ve davacı lehine hükmedileceğini, 3.Bir an için ispata gerek bulunduğu farz edilse dahi Mahkemece taraflarına bilgi ve belge sunmak üzere süre verilmediğini, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini, 4.Müvekkilinin hem hakkından mahrum edildiğini hem de davalıya vekâlet ücreti ödemek zorunda bırakıldığını beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, önalım hakkına dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.12.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.

(Karşı Oy) (Karşı Oy)

K A R Ş I O Y Dava, önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Bilindiği üzere; önalım hakkı paylı mülkiyet hükümlerine tâbi taşınmazlarda bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını kısmen veya tamamen üçüncü bir kişiye satması hâlinde diğer paydaşlara bu satılan payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve satışın yapılmasıyla kullanılabilir hale gelir. Önalım davasında dava konusu payın satış bedeli ile ödenmesi zorunlu harç ve masrafların toplamından ibaret olan önalım bedelinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 734/2 hükmü gereğince hükümden önce Mahkemece belirlenecek uygun bir zaman içinde depo edilmesi için davacıya süre verilmesi gerekir. Davacıya verilen bu sürenin kesin olduğuna da Mahkemece karar verilebilir. Kesin süre içerisinde öngörülen işlem yerine getirilmez ise 6100 sayılı Kanun'un 94. maddesi gereğince işlemi süresinde yapmayan tarafın o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar. Ancak anılan bu madde hükmünün uygulanabilmesi için davacının davayı sürüncemede bırakacak davranışta bulunması gerekir. Kurucu yenilik doğuran önalım (şufa) hakkının kullanılması ile doğan yeni satım sözleşmesi, önalım hakkı sahibi (davalı) ile muhatap alıcı üçüncü kişi (davacı) arasında, ilk satım sözleşmesinin koşulları ile hüküm doğurur. Önalım hakkının dava açılmak suretiyle kullanılması hâlinde, yeni satım ilişkisi, bu beyanı içeren dilekçenin karşı tarafa (davacıya) varması anında kurulmuş olur. Buna karşın mülkiyet, Mahkeme ilâmının kesinleşmesi ile karşı tarafa intikal eder. (HGK. 30.12.2009 tarih ve 2009/3-550/606 sayılı kararı) Öte yandan; önalım hakkına konu payın dava sırasında bir başka kişiye veya satışı yapan paydaşa satılması hâlinde davacının 6100 sayılı Kanun'un 125. maddesi hükmü uyarınca seçimlik hakkı olduğundan dilerse davayı yeni satın alan şahsa yöneltir, dilerse davasını tazminata dönüştürerek davalı hakkındaki davasını devam ettirir. Bu nedenle davacıya seçimlik hakkını kullanması için süre verilmelidir. Önalım hakkına ilişkin payın satış yapan önceki paydaşa dönmesi davacının ilk satışla doğan önalım hakkını kullanmasına engel değildir. Bu gibi hâllerde ilk satış bedeli ile ikinci satış bedeli farklı ise davacının hangi satış bedelinden sorumlu olacağı önem kazanır. Önalım davası açıldıktan sonra davaya konu payı satın alan kimse, bu payı önalım davasının açıldığını bilerek kötüniyetle iktisap etmişse, davacı daha düşük ise ilk satış sözleşmesindeki satış bedeli ile, aksi hâlde son satış bedeli ile sorumludur. Davacının davayı yönelttiği kimsenin kötüniyetli olduğunu iddia etmesi hâlinde bu iddiasını ispatlamakla yükümlüdür. İkinci satış fazla bedelle ilk satan paydaşa yapılmış ise o kimse ilk satışın tarafı olduğu için kötüniyetli olduğunun kabulü gerekir. Ayrıca kötüniyetin kanıtlanmasına gerek yoktur. 6100 sayılı Kanun'un 125. maddesine göre dava açıldıktan sonra dava konusunun dava dışı üçüncü bir kişiye devredilmesi mümkün olup dava konusunun el değiştirildiği bütün hâllerde uygulama alanı bulmaktadır (... Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul, 2001, s.3805, 3808). Yargıtay kararlarında, önalım davalarında da 6100 sayılı Kanun'un 125. maddesinin uygulanacağı sıklıkla vurgulanmış olup, bu husus öteden beri istikrarlı bir uygulama haline gelmiştir. Diğer taraftan; her pay satışı için önalım hakkı mevcut olup, bu hakkın yasal süresi içerisinde kullanılabileceği kuşkusuzdur. Önalım hakkı dava yoluyla kullanıldıktan sonra çekişmeli payın yargılama sırasında dava dışı üçüncü kişiye çok daha yüksek bedelle satışı hâlinde; davacı, yargılama sırasında payı temellük eden üçüncü kişinin kötüniyetli olduğunu kanıtlayamayacak ve son satış bedelini de ödeyemeyecek durumda ise 6100 sayılı Kanun'un 125. maddesi uyarınca seçimlik hakkını tazminat yönünde kullanabilmelidir. Zira, önalım hakkının kullanılmasıyla bu hakkı kullanan paydaş ile alıcı arasında kapsam ve şartları satıcı ile davalı arasında yapılan sözleşmenin aynı olan bir satım ilişkisi kurulmuş olacağına göre, davalı çekişmeli payı üçüncü kişiye devrederek akde aykırı davranmakla davacıyı zararlandırmış olacaktır. Başka bir deyişle; davacının, önalım hakkını kullanmasıyla doğan satım ilişkisi uyarınca edineceği paydan mahrum kalmakla zarara uğrayacağı açıktır. Aksi kabul, önalım hakkı davaları açıldıktan sonra, çekişmeli payın temliki suretiyle önalım davasının bertaraf edilmesi sonucunu doğuracak, böylece önalım hakkı ortadan kaldırılıp hak kaybına yol açılmış olacaktır. Emsal içtihatlarda vurgulandığı üzere; önalım davası devam ederken, davalının dava konusu hisseyi devretmesi hâlinde, davasını tazminat istemine çeviren davacı, davalıdan hissenin devredildiği andaki gerçek değerini tazminat olarak isteyebileceği gibi, bunun ispatı ile uğraşmamak için, iki satış bedeli arasındaki farkı da tazminat olarak isteyebilir. (Emsal: 6.Hukuk Dairesinin 14.11.1961 tarih ve 4398/6272, 12.01.1962 tarih ve 7658/155, 23.01.2006 tarih ve 9786/36, 18.12.2006 tarih ve 10677/13089, 20.9.2010 tarih ve 2275/9471, 19.04.2011 tarih ve sayılı 358/4953 sayılı kararları) Yine, 6. Hukuk Dairesinin 09.02.2010 tarih ve 8600/1179 sayılı kararında “...Olayımızda; davacı 1086 Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 186. maddesi gereğince, açılan davada seçimlik hakkını kullanarak davasını tazminata dönüştürdüğü hâlde, ikinci bir dava ile de davasını yeni malike karşı yöneltmiştir. Davacı ikinci davasında, tapudaki önalım bedelinin şufa hakkını engellemek amacıyla muvazaalı olarak yüksek gösterildiğini, payı satın alan davalının kötü niyetle payı devir aldığını iddia etmemiş, önalım bedeli olan ikinci satımdaki 7.000,00 TL'yi tapu, harç ve masrafları ile birlikte ödemiştir. Bu durumda davacının iş bu davada artık iki satım bedeli arasındaki bedeli davalıdan istemesi usul ve yasaya aykırıdır. Yasal dayanaktan yoksundur...” açıklamalarına yer verilmiştir. Hukuk Genel Kurulunun 11.05.2011 tarih ve 2011/6-123 Esas 2011/301 Karar sayılı kararıyla “6.Hukuk Dairesinin 08.12.2009 tarih ve 11028/10703 sayılı “...HMUK’nun 186. maddesi davanın devamı sırasında dava konusu olan mal ya da hakkın bir başkasına temlik edilmesi halinde davacıya seçimlik hak tanımış olup buna göre davacı yukarda açıklandığı üzere dilerse davasını yeni satın alan şahsa yöneltir, dilerse davasını tazminata dönüştürerek davalı hakkındaki davasını devam ettirir. Maddedeki düzenleme seçimlik hak getirdiğinden bu hakkın bir kez kullanılması mümkündür. Davacılar yeni malik ... Ç. hakkında önalım davası açmakla bu seçimlik haklarını ayın davası olarak kullanmışlardır. ... . hakkında ayrı bir dava açılmış olsa da bu dava 1086 sayılı Kanun'un186. maddesi gereği ilk davanın devamı ve teşmili niteliğindedir. Bu aşamadan yani seçimlik hak ayına yönelik olarak kullanıldıktan sonra ilk davadaki davalının davalı sıfatı kalmadığı için davacıların ilk açılan davaya dönerek davalarını tazminata dönüştürmeleri mümkün değildir. Kaldı ki 1086 sayılı Kanun'un 186. maddesi uyarınca yapılacak tercih işlemi 185/2 hükmü uyarınca iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağının kapsamı dışında kalmakta ise de bu maddede gösterilen seçimlik haklarından biri olan davayı yeni malike yöneltme hakkı kullanıldıktan sonra davacı karşı tarafın muvakafati bulunmadıkça iddiasını değiştirip daha sonra tazminat isteyemez. Davalı buna karşı çıktığına ve 1086 sayılı Kanun'un 86. maddesi uyarınca bir ıslah talebi de bulunmadığına göre davacının ilk davalıdan tazminat istemesine olanak yoktur. Bu itibarla mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir...” şeklindeki bozma kararına direnilmesi üzerine “...Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalıya yapılan pay satışı nedeniyle ön alım hakkını, eldeki dava yoluyla kullanan davacının, davalı payın yeniden satılması üzerine, yeni satın alana karşı açtığı ayrı bir dava yoluyla bu ikinci satış için de önalım hakkını kullanması ardından da bu ikinci davadan feragat ederek, eldeki davadaki talebini tazminata dönüştürmesinin mümkün olup olmadığı; diğer bir deyişle ikinci satışa ilişkin olarak önalım davası açmakla tercih hakkını kullanmış sayılıp sayılmayacağı ve oluşan duruma göre ilk davanın davalısının bu sıfatının sona erip ermeyeceği noktalarında toplanmaktadır... Davacılar, payın yeniden satışı nedeniyle henüz tercih hakkını kullanmadan 25.02.2008 tarihinde yeni malik ... . hakkında önalım davası açma yolunu seçmişlerdir. Eldeki davada ise, tercih hakkını bu davanın açılma tarihinden sonra olmak üzere, 12.03.2008 tarihli dilekçeyle tazminata dönüştürme şeklinde kullanılmışlardır. Bu somut durum karşısında, Hukuk Genel Kurulunca, ikinci satışa karşı da ayrıca önalım davası açılmakla tercih hakkının bu yolla kullanıldığının kabul edilip edilemeyeceği ve söz konusu tercih hakkının birden fazla kullanılmasına olanak bulunup bulunmadığı, tartışılmış; sonuçta da; davacıların seçimlik haklarını ayın davası olarak kullandıkları; ... hakkında ayrı bir dava açılmış olsa da bu davanın HMUK’nun 186. maddesi gereği ilk davanın devamı ve teşmili niteliğinde olduğu; seçimlik hakkın ayına yönelik dava açma yoluyla kullanılmasından sonra, artık açılan ilk davada hasım gösterilen kişinin davalı sıfatı kalmayacağı, bu nedenle de davacıların seçimlik haklarını bir kez ayına yönelik olarak kullandıktan sonra, ilk açılan davaya dönerek ikinci kez ve üstelik de sıfatı kalmayan davalıya karşı kullanamayacakları; sonuçta bu yolla davalarını tazminata dönüştürmeleri olanağının bulunmadığı oybirliği ile kabul edilmiştir. Şu hale göre; davacıların ikinci satışa karşı önalım davası açmakla 1086 sayılı Kanun'un 186. maddesi anlamındaki tercih hakkını “ayın yönünde” kullandıkları ve söz konusu maddedeki tercih hakkının “aynı dava içerisinde” ya da “farklı dava içerisinde” de olsa bir kez kullanılabileceği belirgindir. O hâlde, 1086 sayılı Kanun'un 186. maddesi uyarınca yapılacak tercih işlemi 185. maddenin 2.fıkrası uyarınca iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağının kapsamı dışında kalmakta ise de bu maddede gösterilen seçimlik haklarından biri olan davayı yeni malike yöneltme hakkını kullanan davacının, karşı tarafın muvakafati bulunmadıkça iddiasını değiştirip, ayın yönünde kullandığı bu tercih hakkından dönerek tazminat istemesi olanaklı değildir. Davalı buna karşı çıktığına ve HUMK'un 86. maddesi uyarınca bir ıslah talebi de bulunmadığına göre davacının davalı sıfatını yitiren ilk davalıdan tazminat istemesine olanak yoktur. Bu itibarla mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, davanın kabulüne ilişkin önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup; karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır...” gerekçesiyle direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2022 tarih ve 2020/1-130 E. 2022/1576 K. sayılı kararında da, seçimlik hakkın tazminat olarak kullanılmasından sonra bu tercih hakkından dönülerek yeni maliklere karşı ayni nitelikte talepte bulunulmasının mümkün olmadığı vurgulanıp, karar içeriğinde “...Dava ikame edildikten sonra iki taraftan biri müddeabihi ahara temlik ederse diğer taraf muhayyerdir. Dilerse temlik eden taraf ile olan davasından sarfınazar ederek müddeabihe temlik eden kimseye karşı dava eder. Bu suretle davayı kazanırsa mahkumunaleyh, müddeabihi kendisine temlik eden kimse ile beraber masarifi muhakemeyi kefaleti müteselsile ile vermeğe mahküm olur. Dilerse davasını müddeabihi ahara temlik eden taraf hakkında zarar ve ziyan davasına tebdil eder” hükmünü taşımakta iken; 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Kanun'un 125. maddesinde dava konusunun devri; “(1) Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir: a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde dava davacı lehine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur. b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür. (2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. Bu takdirde dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur” şeklinde düzenlenmiştir. 21. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 186. maddesine göre, dava konusunun devri üzerine, karşı tarafın devreden kişi ile aralarındaki davadan vazgeçerek, davayı devralan üçüncü kişiye yöneltmek veya davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına çevirmek şeklinde seçimlik hakkı söz konusudur. Hemen belirtmelidir ki, buradaki “vazgeçme (sarfınazar etme)” ibaresi, “davadan feragat” anlamında olmayıp; HUMK’nın 185/1. maddesi anlamında davanın takibinden sarfınazar edilmesi; diğer bir ifade ile müddeabihi devretmiş olan davalı hakkındaki davanın geri alınmasıdır... 23. Davalı tarafın yargılama sırasında dava konusunu üçüncü bir kişiye devretmesi durumunda davacı tarafın sahip olduğu yetkiler her iki Kanun’da da aynı şekilde düzenlenmiştir. Davacı isterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder; ya da davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür. Görüldüğü üzere, dava konusunun devrinde öngörülen bu sisteme göre, seçimlik hakkın kullanılması sonucunda, dava üçüncü kişiye yöneltildiği zaman taraf işlemi sebebine dayanan kanuni bir taraf değişikliği, tazminata çevrildiği zaman ise dava konusunda bir değişiklik, yani dava değişikliği ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar medenî usul hukukumuzda iddia ve savunmanın değiştirilmesi yasağı bulunmakta ise de davacının kanunun kendisine tanıdığı seçim hakkına dayanarak dava konusunu tazminata çevirmesi hâlinde ona karşı iddianın, dolayısıyla davanın değiştirildiği itirazında bulunulamaz; çünkü buradaki değişiklik kanuni düzenlemeden kaynaklanmakta, dolayısıyla iddia ve savunmanın değiştirilmesi yasağının kapsamı dışında kalmaktadır... 26. Davacının, dava sırasında dava konusunu (müddeabihi) devralan üçüncü kişiye karşı davaya (ayın davası olarak) devam edilmesini istemesi (yani davayı üçüncü kişiye teşmil etmesi) üzerine, davaya davacı ile üçüncü kişi (yeni davalı) arasında devam edilir. Bu hâlde, davanın tarafları davacı ile müddeabihi dava sırasında devralmış olan üçüncü kişi olmakla, üçüncü kişi davalı sıfatını alacağından, eski davalının, artık davada taraf sıfatı kalmayacaktır. Ne var ki, davacı ile yeni davalı arasında görülen bu dava, yeni bir dava olmayıp, davacı ile müddeabihi temlik etmiş olan eski davalı arasındaki davanın bir devamıdır. Bu sebeple, davasını üçüncü kişiye teşmil etmiş olan davacıdan yeniden harç alınmaz; eski davalıya karşı dava açılması ile meydana gelen sonuçlar devam eder. 27. Davacının diğer seçimlik hakkını kullanıp, davasını, müddeabihi temlik etmiş olan davalıya karşı zarar ziyan (tazminat) davasına çevirmesi hâlinde ise davaya aynı taraflar arasında devam olunur ve davacının tazminat talebi hakkında bir karar verilir... 30. Ne var ki, Hukuk Genel Kurulunun 11.05.2011 tarihli ve 2011/6-123 E., 2011/301 K. sayılı kararında da benimsendiği gibi 1086 sayılı Kanun'un 186. maddesindeki tercih hakkının “aynı dava içerisinde” ya da “farklı dava içerisinde” de olsa bir kez kullanılabileceği, bu maddede gösterilen seçimlik haklardan biri olan davayı yeni malike yöneltme hakkını kullanmayan ve davalıya karşı tazminat davası olarak devam eden davacının, bu tercih hakkından dönerek tekrar yeni maliklere karşı aynî nitelikte talepte bulunması olanaklı değildir. Keza, buradaki seçimlik hak bir kez kullanılmakla sonuç doğuran ve tüketilen bir haktır...” şeklinde 6100 sayılı Kanun'un 125. maddesi gereğince seçimlik hakkın kullanılmasının sonuçlarına değinilmiştir. Somut olayda da; davacı, eldeki davayı açarak önalım hakkını kullandıktan sonra dava konusu pay davalı tarafından üçüncü kişiye satılmış olup, davacı 6100 sayılı Kanun'un 125. maddesi uyarınca davasını tazminata çevirerek, iki satış bedeli arasındaki fark kadar tazminata hükmedilmesini istemiştir. Hâl böyle olunca; yukarıda açıklandığı üzere davacının dava konusunun temliki nedeniyle zarar gördüğü ve seçimlik hakkını tazminat yönünde kullandığı gözetilerek, tazminat yönünde kabul kararı verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı düşüncesiyle mahkeme kararının bozulması görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun hükmün onanmasına dair kararına katılamıyoruz.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2024/828, K. 2024/5460, T. 04.12.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2024-828-e-2024-5460-k-492457ea2656