Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2023/3251 E. 2024/3893 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/3251
- Karar No
- 2024/3893
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 5. Tüketici Mahkemesi Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil ile tazmiat; birleştirilen davada ipoteğin kaldırılması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ve birleştirilen davada davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ile birleştirilen davada davalı ... vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 17.09.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde temyiz eden davacı vekili Avukat ... geldi. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Gelenin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İşin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: 1. DAVA 1.Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı ... Yapı İnş. Tic. A Ş. ile dava konusu 3408 ada 3 parsel sayılı taşınmazda kayıtlı A2 Blok 5. Kat 48 numaralı bağımsız bölüme yönelik 05.03.2015 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi düzenlediklerini, sözleşmenin tapuya şerh edildiğini, satış bedelinin ödendiğini ve sözleşmeye konu taşınmazın müvekkiline teslim edildiğini, taşınmazın tapu kaydına pek çok haciz ve ipotek şerhi konulduğunu ve taşınmazın müvekkiline sözleşmeye uygun teslim edilmediğini belirterek, dava konusu taşınmazın takyidatlardan ari olarak müvekkili adına tescili ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere taşınmazdaki eksik işler ve ayıplar nedeniyle şimdilik 2.000,00 TL tazminatın teslim tarihinden itibaren ticari avans faizi ile ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Birleştirilen davada davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ... Yapı İnş. Tic. A Ş. aleyhine dava konusu 3408 ada 3 parsel sayılı taşınmazda kayıtlı A2 blok 5. Kat 48 numaralı bağımsız bölüme yönelik 05.03.2015 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davası açtıklarını, bu taşınmazda diğer davalı ... A Ş. lehine 04.10.2016 tarihinde 675.000,00 TL bedelli ipotek tesis edildiğini, ipoteğin dayanağı borcun gerçekte olmadığını, ipoteğin muvazaalı olarak tesis edildiğini, bu durumun davalı yüklenici yetkilisinin savcılık ifadesinde teyit edildiğini, mülkiyeti müvekkiline ait olan bağımsız bölümde davalı ...Ş. lehine ipotek tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, dava konusu taşınmazda davalı ...Ş. lehine 04.10.2016 tarihinde konulan ipoteğin kaldırılmasına ve müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP 1 .Asıl davada davalı ... Yapı İnş. Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; davacının satış bedelini ödemesi ve inşaatın bitirilmesinden sonra taşınmazın tapuda davcıya devredileceğini, projenin finansmanını sağlamak içim taşınmazda ipotek tesis edilmesinin olağan bir uygulama olduğunu beyan ederek davanın reddini savunmuştur. 2. Birleştirilen davada davalı ... Yapı İnş. Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; uyuşmazlığın çözümünde tüketici mahkemesinin görevli olmadığını, davacının ödeme iddiasını ispat etmesi gerektiğini, taşınmazın teslim şartlarının oluşmadığını, ipoteğin muvazaalı tesis edilmediğini, ipoteğin satış vaadi sözleşmesinin tapuya şerh edildiği tarihten önce tesis edildiğini, savcılık dosyasındaki beyandan ipoteğin muvazaalı tesis edildiği anlamının çıkmasının mümkün olmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 3. Birleştirilen davada davalı ...Ş. vekili beyan dilekçesinde; mahkemenin görevsiz olduğunu, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, taraf teşkilinin sağlanmadığını, ipoteğin muvazaalı tesis edilmediğini, müvekkilinin tapu siciline güvenerek ve iyiniyetle davaya konu ipoteği tesis ettiğini, davaya konu ipoteğin ... A.Ş. ile aralarındaki faktoring sözleşmesinden kaynaklanan alacaklarının teminatını teşkil ettiğini, faktoring müşterisi firma ile ilk sözleşmenin 03.09.2015 tarihinde düzenlendiğini ifade ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen karan ile; davalı tarafça cevap dilekçesinde tapuda devir ve teslime ilişkin olarak ileri sürmüş olduğu sebeplerin mücbir sebep olarak kabul edilemeyeceği, satış bedelinin ödenmiş olduğu, davalı şirket yönünden verilen iflas kararının kesinleşmemiş olduğu, soruşturma dosyasında fer'i müdahilin ifadesine göre birleştirilen dava davalısının basiretli bir iş adamı gibi davranmadığı, dava konusu taşınmazın davacıya satılmış olduğu tespit olabilecek iken ipotek tesis edilmesinin yolsuz tescil niteliğinde olduğu, benzer mahiyetteki dosyalarda verilen kabul kararlarının onandığı gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin 20.05.2022 tarihli ek karan ile 6100 sayılı Kanun'un 305/A maddesi gereği değer kaybı istemiyle birleştirilen davada nispi vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve birleştirilen davada davalı ...Ş. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; değer kaybı taleplerinin kabulü gerektiğini, birleştirilen davada hükmedilen vekalet ücretinin hatalı olduğunu beyan ederek ve re'sen gözetilecek sebeplerle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2. Birleştirilen davada davalı ...Ş. vekili istinaf dilekçesinde; eksik incelemeyle karar verildiğini, müvekkilinin iyi niyetli olduğunu, rapora itirazlarının dikkate alınmadığını, mahkemenin görevsiz olduğunu ifade ederek ve re'sen gözetilecek sebeplerle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla ipoteğin kaldırılmasına ilişkin istemin değeri parayla ölçülemeyen ayıbın giderilmesi istemine ilişkin olduğu gözetilerek birleştirilen dava yönünden maktu vekalet ücretine hükmedilmesinde bir yanılgı bulunmadığı, dosyada bulunan bilirkişi raporu taşınmazın henüz iskan alınarak tam olarak bitirilmemiş olması gözetilmekle bu aşamada değer kaybına yönelik talebin reddine ilişkin hükümde bir hata olmadığı, bu istem yönünden hükmün tamamlanmasının mevzuata uygun olduğu; davalı ...Ş.'nin temyiz itirazları yönünden ise davacının sözleşme tarihi itibariyle yani ipotekten önce ödemelerini yapmış olduğu şirket hesaplarında kayıtlı bulunduğundan, bankanın inşaat yapıp satış yapan şirkete kredi verirken bu dairelerin tüketicilere satılması gerçeği üzerinde hiç durulmadığı ve 4721 sayılı Kanun'un 1024 üncü maddesi kapsamında durumu bilebilecek durumda olan bankanın gerekli özeni göstermediği gerekçesiyle davacı vekili ve birleştirilen davada davalı ...Ş. vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davacı vekili ve birleştirilen davada davalı ... A Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; taşınmazın sözleşmeye uygun şekilde anahtar teslim olarak müvekkiline teslimi gerçekleşmediğinden değer kaybına yönelik talepleri yönünden ek karar ile davanın reddine karar verilmesinin ve birleştirilen davada maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu beyan ederek ve re'sen gözetilecek sebeplerle kararın bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalı ...Ş. vekili temyiz dilekçesinde; mahkemenin görevsiz olduğunu, davacı ile müvekkili arasında tüketici ilişkisi olmadığını, rapora itirazlarının dikkate alınmadığını, bilirkişi raporunun hükme esas teşkil edemeyeceğini, dosyaya sunulan belgeler değerlendirilmeden eksik incelemeyle karar verildiğini, müvekkili şirketin kayıtları üzerinde inceleme yapılmadan yeni rapor alınmaksızın karar verilmesinin kabul edilemez olduğunu, müvekkili şirketin davalı ... A.Ş'nin ticari defterlerini inceleme yükümlülüğünün olmadığını, ipotek tarihinde satış vaadi sözleşmesinin tapuya şerh edilmediğini, müvekkilinin tapu kayıtlarına güvenerek iyi niyetle dava konusu ipoteği tesis ettirdiğini, taşınmazın davacıya ipotek tesis edildikten sonra teslim edildiğini, 29.09.2016 tarihli ekspertiz raporunda taşınmazın natamam olduğunun tespit edildiğini beyan ederek ve re'sen gözetilecek sebeplerle kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, yüklenici ve arsa sahibi sıfatı birleşen davalıdan gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile satın almaya dayalı tapu iptali ve tescil ile tazminat; birleştirilen dava ise ipoteğin kaldırılması istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 2, 3, 706, 716, 1009, 1021, 1023, 1024, 1025 uncu maddeleri, 2.6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 29 ve 237 nci maddeleri, 3. 1512 sayılı Noterlik Kanununun 60 ve 89 uncu maddeleri, 4.2644 sayılı Noterlik Kanununun 26 ncı maddesi, 5. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 18 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1 .Asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre asıl davaya yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Birleştirilen davaya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Kaynağını 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, 6098 sayılı Kanun'un 237 nci maddesi ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 706 ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinden doğan haklar, kişisel bir hak niteliğinde olduğundan, taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinden doğan alacak hakkının üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi, 4721 sayılı Kanun'un 1009 uncu maddesi ile 2644 sayılı Kanun'un 26 inci maddesi uyarınca sözleşmenin tapuya şerh edilmesi halinde mümkündür. Diğer bir ifadeyle, tapuya şerh edilmemiş taşımaz satış vaadi sözleşmesi ile kendisine taşınmaz satışı vadedilen tarafın, kural olarak bu sözleşmeden doğan nispi hakkını sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişilere ileri sürmesi mümkün değildir. Bu aşamada, "yolsuz tescil” kavramı hakkında açıklama yapılmasında yarar vardır. 4721 sayılı Kanun'un 1021 inci maddesine göre kurulması kanunen tescile tâbi aynî haklar, tescil edilmedikçe varlık kazanamaz. Kanunun 1022 inci maddesinin birinci fıkrasına göre de aynî haklar, kütüğe tescil ile doğar; sıralarını ve tarihlerini tescile göre alır. Bu hükümlerden anlaşılacağı üzere aynî hakların doğumu, devri, muhtevalarının değiştirilmesi ve ortadan kalkması kural olarak tapu siciline tescil şartına bağlanmış olup, tescil kurucu bir nitelik taşımaktadır. Aynî haklar tescil ile doğmakla birlikte tapu kayıtlarının oluşumunda “illilik”, diğer bir anlatımla “sebebe bağlılık” prensibi esas alındığından, tescilin kendisinden beklenen hukukî sonucu doğurabilmesi için geçerli ve haklı bir sebebe dayanması gerekmektedir. Bu bakımdan tescil, hukukî sebebe bağlı bir tasarruf işlemidir. Tescilin geçerli bir hukukî sebebe dayanmaması, aynî hakkın doğumunda ve kazanılmasında kurucu unsur niteliğinde olan tescil işlemini temelde sakat hâle getirir. Burada sözü edilen hukukî sebep, aynî hakkı ya da mülkiyeti geçirme borcu doğuran hukukî işlem anlamında kullanılmaktadır. Tescilin taraflar arasında hukukî sonuç doğurması için hukukî sebebi doğuran borçlandıncı işlemin esas ve şekil yönünden geçerli ve doğru bir işlem olması gerekir. Bu nedenle, tapu kütüğünde yapılan sebebe bağlı kazandırıcı tasarruf işlemlerinde, kazandırma sebepsiz ya da geçerli bir hukukî sebep olmaksızın yapılmış ise hiçbir hüküm ve sonuç doğurmaz. Böyle bir tescil yolsuzdur. Bu husus 4721 sayılı Kanun'un 1024 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, "Bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur" şeklinde açıklanmıştır. Yasa maddesindeki bu tanımdan anlaşılacağı gibi gerçek hak durumuna uymayan tescil, yolsuz tescildir. Bu yolsuz tescil durumu, tescilin kurucu unsurlarından biri veya bir kaçının eksik olması nedeniyle başlangıçtan itibaren söz konusu olabileceği gibi sakat bir terkin veya tadil yüzünden sonradan da oluşabilir. Tescilin yolsuz olması hâlinde, tescil işlemi gerçek hak sahipliğini ve hakkın kapsamını göstermez. Bu tür bir tescil yolsuzluğu nedeniyle sonuç doğurmaz, diğer bir anlatımla geçerli bir sebebe dayanmayan tescil veya terkin işlemi taşınmaz üzerindeki aynî hakkın durumunu etkilemez ve böyle bir durumda gerçek hak sahipliğinde herhangi bir değişiklik meydana gelmez. Ancak, tapu sicilindeki bir kaydın gerçek hak durumunu yansıtmayıp, sadece şekli bir değer taşıması hâlinde, tapu sicilinin kendisinden beklenen fonksiyonu yerine getirmesi imkânı ortadan kalkar. 4721 sayılı Kanunun 1025 inci maddesinin birinci fıkrasında; aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmiş ise bu yüzden aynî hakkı zedelenen kimsenin tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebileceği öngörülmüştür. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20.12.2022 tarihli ve 2020/291 Esas, 2022/1801 Karar sayılı kararı) Dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 3408 ada 3 parselde kayıtlı A2 blok 5. kat 48 numaralı bağımsız bölümün davalı ... A.Ş. adına kayıtlı olduğu, davalı ... A.Ş.'nin 05.03.2015 tarihli düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesiyle taşınmazı davacıya satmayı vadettiği, taşınmazda 04.10.2016 tarihinde davalı ...Ş. lehine ipotek tesis edildiği, dava konusu taşınmazın 06.06.2017 tarihinde davacıya fiilen teslim edildiği ve 14.02.2018 tarihinde taşınmazın tapu kaydına satış vaadi şerhi konulduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda değinilen yasal düzenlemeler, ilkeler ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacılar, davaya dayanak satış vaadi sözleşmesini 2644 sayılı Kanun'un 26 inci ve 4721 sayılı Kanun'un 1009 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca tapu kütüğüne şerh ettirmediğinden ve satış vaadi sözleşmesinden doğan haklar kişisel hak niteliğinde olduğundan, taşınmazda sonradan sınırlı ayni hak (ipotek) kazanan davalı ...Ş.'ye karşı satış vaadi sözleşmesinden doğan haklarını 4721 sayılı Kanun'un 1009 uncu maddesinin ikinci fıkrasına dayalı olarak kural olarak ileri süremezler. Ayrıca; 4721 sayılı Kanun'un 1023 ve 1024 üncü maddeleri ancak tapuda bir yolsuz tescilin varlığı halinde uygulanabilir. Başka bir ifadeyle, 4721 sayılı Kanun'un 1023 üncü maddesi tapu kütüğünde yolsuz bir tescil bulunduğu durumda bu tescile iyi niyetli olarak güvenerek hak kazanan kişilerin kazanımlarını korur. Borçlandırıcı işlem olan satış vaadi sözleşmesinin varlığı, malikin taşınmazı üzerinde tasarruf yetkisini bertaraf ederek taşınmazı üzerindeki tasarruf hakkını sona erdirmeyeceği gibi davalı ...Ş. lehine tescil edilen ipoteği yolsuz hale getirmez. Bu nedenle lehine ipotek tesis edilen davalı ...Ş.'nin satış vaadi sözleşmesinin varlığını bilmesi de kural olarak sonucu değiştirmez. Bu durumda, davacıların 4721 sayılı Kanun'un 1025 inci maddesine dayalı olarak da ipoteğin kaldırılmasını talep edemeyecekleri açıktır. Bunun yanında; davacılar tarafından, dava konusu ipoteğin, ayni hak sahibi davalı yüklenici ile ipotek lehtarı davalı ...Ş. tarafından ahlaka aykırı hareketle ve kendilerine zarar vermek kastıyla tesis ettirildiğinin iddia ve ispat edilmesi halinde terkinini isteyebilmeleri mümkün ise de, dosya kapsamından bu iddianın ispatlanamadığı anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, ipoteğin kaldırılması isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde sonuca gidilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1 Asıl ve birleştirilen davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, birleştirilen davada davalı ...Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, bozma nedenine göre vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Yargıtay duruşma vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.09.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava konusu bağımsız bölüm hakkında davacı ile davalılardan ... inşaat A.Ş. arasında 05/03/2015 tarihinde düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi yapılmış, davacı sözleşme kapsamında ödeme yükümlülüğünü tam olarak yerine getirmiş, dava konusu taşınmaz tamamlanarak 06/06/2013 tarihinde davacıya tutanak ile teslim edilmiştir , Bağımsız bölüm teslim tarihinden itibaren davacının kullanımında ise de tapu kaydı halen davacı adına tescil edilmemiştir. Taşınmazın tapu kaydında davalılardan ... lehine 04/10/2016 tarihli ipotek konulmuştur. Davacı tescil isteminin yanında davalı banka lehine olan ipoteğin terkinini de istemiştir. Türk Medeni Kanununun Dürüst davranma başlıklı 2. maddesine göre; Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Yine İyiniyet başlıklı 3. maddesi gereğince; Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz. Türk Ticaret Kanununun Tacir olmanın hükümleri başlıklı 18- (2) maddesi gereğince; her tacir, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümü, objektif bir özen ölçüsü getirmekte ve tacirin ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinden kendi yetenek ve imkanlarına göre ondan beklenebilecek özeni değil, aynı ticaret dalında faaliyet gösteren tedbirli, öngörülü bir tacirden beklenen özenin gösterilmesinin gerekli olduğu kabul edilmektedir. Bankalar risk derecesini tayin edebilmek ve kullandırdıkları kredilerin geri dönüşünü sağlamak için “hesap durum belgesi” başlığı altında bazı bilgiler yanı sıra denetlenmiş finansal tabloları ve dipnotları ile eklerini ve diğer finansal tabloları isterler. Kredi talep edenler bu istemi hem kredi talep ederken hem de aldıkları krediyi kullandıkları süre içinde her yıl denetlenmiş finansal tabloları, dipnotları ve diğer finansal tabloları vermekle yükümlüdürler. Bankaların sorumluluğu, bir anlamda kamu hizmeti ifa etmeleri nedeniyle kamusal güvene sahip kuruluşlar olarak tanımlanmalarından dolayı ağırlaştırılmıştır. Sorumluluğun ağırlaştırılmasında dikkate alınan, özen borcuna aykırılıktan doğan sorumluluğun kapsamı, hafif kusurlu ve hatta kusursuz olsalar dahi bankaların faaliyet alanlarındaki iş ve eylemlerinden sorumlu olmalarını sağlamaktır. Böylece ağırlaştırılmış sorumluluk karinesine sahip olan bankaların, TTK'da düzenlenen basiretli tacirin özen yükümlülüğünden çok daha ağır bir özen yükümlülüğü ile hareket etmesi gerekmektedir. Bir bankacılık işlemi olan kredi tahsis işlemi sürecinde de kredi vereceği müşterisine ilişkin risk analizi yapması, kredi karşılığı teminat alması, müşterinin gelir tespitini yapması ve kredi için bir süre belirlemesi ticari hayatın ve bankacılık işlemlerinin olağan uygulaması olmalıdır. Dava konusu bağımsız bölümün davacıya teslim edilmiş olması ve davacının kullanımında olduğu yapılacak basit bir araştırma ile tespit edilebileceği halde, davalı finans kuruluşunun taşınmazı kullananın belirlenmesine dair gereken özenin gösterilmediği, yukarıda açıklandığı gibi kredi verdiği inşaat şirketinin kayıtlarını inceleyerek bağımsız bölümün başkasına satılmış olabileceğini araştırmadığı anlaşılmakla, ipoteğin tesisinde basiretli davranmayan, özen yükümlülüğüne uymayan bankanın iyi niyetli olduğundan bahsedilemeyeceğinden davalı ...Ş. lehine olan ipoteğin terkinine dair mahkeme kararları isabetli olduğundan hükmün onanması gerektiği kanaatindeyim.