Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2026/75 E. 2026/2152 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/75
- Karar No
- 2026/2152
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2015/11 E., 2025/219 K.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar, davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 18.05.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde davacı ... vekili Avukat ... ile davalı ... vekili Avukat ... geldiler. Tebligata rağmen başka gelen olmadığı anlaşılmakla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı yüklenici ...'un diğer bir kısım davalı arsa sahipleri ile arasında yapılan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca yükleniciye düşen 4. kat Kuzey - Batı cephesindeki dairenin 14.10.1997 tarihli harici daire satım sözleşmesi ile müteveffa ...'a peşin ve nakden satımını taahhüt ettiğini, alıcının ölümü ile mirasçılarının 58.000,00 Alman Markı karşılığında davacıya 14.10.1997 tarihli sözleşmenin ekine el yazısı ile 30.12.1998 tarihinde tüm haklarının devredileceğini taahhüt ettiklerini, yine alıcı ...'ın mirasçısı ...'ın 22.01.2011 tarihli Kayseri Noterliği'nin 4172 yevmiyeli satış vaadi sözleşmesi ile daireyi davacıya sattığını ve teslim edeceğini beyan ettiğini, yüklenici olan ...'un oğlunun hissedar olduğu ... İnşaat Ltd. Şti'ye inşaatı devrettiğini, davacının 30.12.1998 tarihinde bütün hakları ile satın aldığı daireye taşınamadığını ve aynı adresteki evin sahibine yılda 4.000,00 Alman Markı ödeme yaparak zarara uğradığını ileri sürerek; 4. kat Kuzey - Batı cephesindeki dairenin tapu kaydının iptali ile davacı adına tescilini mümkün olmaz ise 58.000,00 Alman Markı daire bedeli ile bunun yarısı kadar (29.000,00 Alman markı) cezai şart bedeli olmak üzere 40.000,00 TL ile şimdiye kadar ödenen kira bedeli 10.000,00 Alman Markı olan 5.000,00 TL'nin davalılardan müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP Davalı yüklenici ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin yapımını üstlendiği inşaattan 4. Kat Kuzey-Batı cephesindeki daireyi dava dışı ...'a sözleşme ile sattığını, ancak inşaatı ... İnşaat'a devrettiğini, şirket hissedarları arasında ihtilaf nedeniyle kat mülkiyetine geçilemediğini, davacının hak talep edemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 05.11.2013 tarihli ve 2006/129 Esas, 2013/1644 Karar sayılı kararı ile, her ne kadar davacı 30.12.1998 tarihli satıcısı ... mirasçıları olan alıcısı olduğu sözleşmeye dayanmış ise de, sözleşme tarihinde taşınmaz tapuda kayıtlı olup, diğer davalılar sözleşmenin tarafı olmadığı gibi tüm tapu maliklerinin kat karşılığı inşaat sözleşmesine taraf olmadıkları ve davacı vekiline verilen kesin süreye rağmen tevhid, ifraz ve inşaata ilişkin diğer işlemler yerine getirilemediğinden davacı ancak parasını ödediği kişiye karşı alacak davası açacağı yerde iş bu tapu iptali tescil davasını açmasında haksız olduğu belirtilerek, davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Mahkemenin 05.11.2013 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz başvurusunda bulunması üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesi'nin 16.09.2014 tarihli ve 2014/4630 Esas, 2014/9977 Karar sayılı kararı ile, davacıya yapılan temlik işleminin hüküm ve sonuç meydana getirmeyeceği, sadece bir taahhüt işlemi olarak yükleniciyi borçlandıracağı, bu yüzden davacının yüklenicinin temlik işlemine dayanarak mülkiyet aktarımı isteminde bulunamayacağı, ancak mahkemece davacının ikinci kademedeki tazminat istemi hakkında olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulmamasının doğru olmadığı belirtilerek, Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemenin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, ikinci satış sözleşmesinde yüklenicinin imzası bulunmayıp, ilk satış sözleşmesinde de cezai şarttan bahsedilmediğinden davacının cezai şart alacağının tek muhatabının taşınmazı satın aldığı ... olduğu, davalı yüklenici ... ile ... arasında taşınmaz satış vaadi sözleşmesi imzalandığı, ...'ın vefatı üzerine mirasçıları tarafından taşınmaz satış vaadinden ... hakların davacı ...'a satıldığı, davacının terditli taşınmaz bedeli talebi yönünden yüklenicinin sorumlu olduğu, taşınmazın yüklenicisinin davalı ... olduğu, hesaplanan kira bedelinin sadece davalı yüklenici ...'den tahsil edilmesi gerektiği belirtilerek, tapu iptal ve tescil talebinin reddine, 27.000,00 TL rayiç bedelin dava tarihinden işleyecek avans faizi ile davalılar ... ve ...'dan müteselsilen tahsiline, 13.630,00 TL cezai şartın dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalı ...'dan tahsiline, 2.537,42 TL kira bedelinin dava tarihinden işleyecek avans faizi ile davalı ...'tan tahsiline, tazminat talebinin diğer davalılar yönünden pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; aralarında halef-selef ilişkisi bulunan davalıların tamamına husumet yöneltilmesinde usulsüzlük bulunmadığını, zararın temerrüt faiziyle giderilmesi mümkün olmadığından munzam zarar hesabı yapılması gerektiğini, ıslahın da ancak bu tespit yapıldıktan sonra mümkün olabileceğini, bağımsız bölümün arsaya isabet eden hissesi üzerindentapu iptali ve tescile hükmedilmesi gerektiğini, sözleşme ile kararlaştırılan bedelin denkleştirici adalet ilkesi gereğince dava tarihindeki bedele endekslenmesi gerektiğini, dairedeki eksiklerin taleplerine rağmen tespit edilmediğini, dava kabul edilip taşınmaz teslim edilmesine rağmen tapu tescil taleplerinin reddinin hatalı olduğunu, tüm taraflara aynı miktar vekalet ücreti takdirinin hatalı olduğunu, davalı ... İnşaatın tasfiye edildiğini beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; yüklenicinin temliki sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil mümkün olmazsa tazminat istemlerine ilişkindir.
1.Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla, karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise, yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Dava konusu bağımsız bölüm; davalı yüklenici ... ile diğer birkısım davalı arsa sahipleri arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca yükleniciye düşen taşınmazlardan olup, yüklenici tarafından önce 14.10.1997 tarihli adi yazılı daire satış mukavelesi ile müteveffa ...'a, onun vefatından sonra ise mirasçısı ... tarafından davacıya 58.000,00 Mark karşılığında tarihsiz adi yazılı sözleşme ile temlik edilmiştir. Yine ...'a ve çocuklarına vekaleten yapılan 22.01.2001 tarihli noter sözleşmesi ile aynı bağımsız bölümün, 2. kez, davacıya bu defa 18.000.000.000 (on sekiz milyar) TL bedelle satışının vaadedildiği anlaşılmıştır.
Bağımsız bölümün tapu devrinin gerçekleştirilememesi nedeniyle yüklenici, arsa sahipleri ve devri vadeden 3. kişi Zehra aleyhine tapu iptali ve tescil mümkün olmaz ise tazminat istemli işbu dava açılmış, taşınmaz, davadan sonra, 13.09.2001 günü davacıya teslim edilmiş ve o tarihten beri de davacı tarafından kullanıldığı anlaşılmıştır.
Dava konusu bağımsız bölümün bulunduğu ana taşınmazın imâra aykırı şekilde inşa edildiği ve kat mülkiyeti tapusunun verilmesine yasal olarak imkân bulunmadığı dosya içeriği ile sabittir. Davacı ödediği meblağın TL olarak değeri, cezai şart ve kira kaybı istemlerinde bulunmuş olup, cezai şart ve kira kaybına ilişkin olarak kurulan hüküm temyize konu edilmemiştir. İbraz edilen ıslah dilekçesi ile; bağımsız bölüm değerine USD (Amerikan Doları) olarak hükmedilmesi talep edilmiş, aksi halde aradan geçen zaman nedeniyle zararlarının karşılanmasının mümkün olmayacağı beyan edilmiştir. Bu beyan; tazminat dışında hükmedilecek faizin zararı karşılayamayacağına, dolayısıyla TBK madde 120'de düzenlenen munzam zarar talebine ilişkindir.
Aşkın Zarar (Munzam Zarar): Para borçlarında borçlunun temerrüdünün bir sonucu niteliğindeki munzam (aşkın) zarar TBK. m. 122 (...105) hükmünde düzenlenmektedir. Söz konusu hükmün ilk fıkrasına göre, "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür". Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.11.1999 tarihli, 1998/13-353 E., 1999/929 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere munzam zarar, sorumluluğu kusura dayanan borçlu temerrüdünün hukukî bir sonucudur ve alacaklının zararının faizi aşan bölümüdür. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlanabilir.
MUNZAM ZARARIN TAZMİNİNİN ŞARTLARI: Yukarıda anlatılanlardan anlaşılacağı üzere, alacaklı temerrüt faizini isteme hakkı bakımından avantajlı bir konuma sahiptir. Oysa, aynı durum munzam zararın tazminini isteme hakkı bakımından geçerli değildir. Alacaklı, ancak aşağıda açıklanan şartların bir arada bulunması halinde borçludan munzam zararın tazminini isteyebilir.
a. Bir Para Borcunun Bulunması Munzam zararın tazmininin istenebilmesi için borcun bir para borcu olması gerekir. Zira, munzam zararın istenmesi her türlü borç bakımından değil, sadece para borçları için mümkündür. Para borcunun kaynağı ise önemli değildir;
Munzam zararın tazmini sadece tüketim ödüncü sözleşmesine münhasır değildir. Meselâ, sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme veya vekâletsiz işgörmeden ... para borcunda munzam zararın tazmini söz konusu olabilir. Bunun için her şeyden önce borçlunun temerrüde düşmüş olması gerekir.
b. Borçlunun Temerrüdü Türk Borçlar Kanunu'nun 117. maddesi uyarınca davalı borçlunun usulüne uygun olarak temerrüde düşürülmesi gerekir. Borçlu temerrüde düşürülmemişse borçlu hakkında yapılan icra takip tarihinde veya dava açılmışsa dava tarihinde borçlunun temerrüdü oluşur.
c. Munzam Zarar Munzam zararın tazmini için aranan şartlardan üçüncüsü zarardır. Nitekim, bu şart "temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa" ifadesi ile TBK'nın m. 122/1 hükmünde açıkça belirtilmektedir. Ancak, söz konusu hükümde zararın türü ve niteliği konusunda açıklık yoktur. Bununla beraber munzam zarar da zarar teorisindeki genel esaslara uygun biçimde anlaşılmalıdır.
Türk-İsviçre Hukuku'nda zarar daha ziyade dar anlamda, yani maddî zararı ifade etmek için kullanılır. Eksilmenin malvarlığında ortaya çıkması halinde maddî zarardan bahsedilir. Malvarlığındaki eksilme, alacaklının, zarar veren davranıştan sonra malvarlığının mevcut hali ile bu olay meydana gelmeseydi göstereceği hal arasındaki farkı ifade eder. Bu tanım çerçevesinde munzam zarar da bir tür maddî zarardır. Bu zarar gerek doktrinde gerekse Yargıtay içtihatlarında (müspet) olumlu zarar olarak nitelendirilmektedir. Munzam zarardan söz edebilmek için temerrüt faizini aşan bir zararın meydana gelmesi gerekir. Şu halde, munzam zarar hesaplanırken, bundan temerrüt faizinin çıkarılması gerekir. Munzam zarar çeşitli tarzlarda ortaya çıkabilir. Alacaklı, borçlunun kendisine para borcunu ödememesi sonucunda üçüncü kişiye olan borcunu ifa edemediği için temerrüde düşmüş ve kendisinin aldığı temerrüt faizinden daha yüksek bir temerrüt faizini ödemek zorunda kalmış olabilir. Alacağını zamanında tahsil edemeyen alacaklı şirket, üçüncü kişiye olan ve vadesi gelmiş borcunu ödemek için ihtiyacı olan krediyi 3. kişilerden sağlaması nedeniyle malvarlığında meydana gelen eksilmeden dolayı da munzam zararı oluşabilir.
d. Uygun İlliyet Bağı Munzam zararın tazmini için söz konusu zararla borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının varlığı aranır. Buna göre, alacaklının temerrüt faizini aşan zararı ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Şayet alacaklının uğradığını iddia ettiği zararla borçlunun temerrüdü arasında hiçbir illiyet bağı yoksa borçlu munzam zarardan sorumlu tutulamaz, Alacaklının uğradığı munzam zarar objektif bir şekilde genel hayat tecrübelerine ve olayların normal akışına göre borçlunun temerrüde düşmüş olmasının sonucu sayılabilirse borçlu aşkın zarardan sorumlu tutulur. Yani, borçlunun temerrüdü böyle bir zarara yol açmaya elverişli olmalıdır. Aksi takdirde, alacaklı munzam zararın tazminini isteyemez.
Genel esas, burada da geçerlidir. Bu itibarla, munzam zarar ile fiil arasındaki uygun illiyet bağının var olduğunu gösteren tüm olguları ispatlaması gereken taraf davacıdır. Dolayısıyla, alacaklı uygun illiyet bağının bulunduğunu ortaya koyan vakıaları ve bunların dayanağı olan delilleri mahkemeye sunmalıdır.
e. Kusur Borçlunun temerrüde düşmesi veya temerrüt faizi ödemesi için kusur şart değildir. Munzam zararın tazmini ise temerrüdün kusura bağlı sonuçlarından biridir. Gerçekten de, kusur, munzam zarar istemi bakımından mutlaka bulunması gereken bir unsurdur. TBK. m. 122/1 gereğince "borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe" faizi aşan zararı da tazmin etmekle yükümlüdür. Kusurun derecesi ise sorumluluğun doğması bakımından önemli değildir; borçlu her türlü kusurundan sorumludur. Borçlu hafif ihmali sonucunda temerrüde düşmüş olsa bile temerrüt sebebiyle ... ve faizle karşılanamayan munzam zararı tazmin etmek zorunda kalır.
TBK. m. 112 hükmüyle uyumlu olarak TBK. m. 122 hükmünde de alacaklı yararına bir kusur karinesi kabul edilmiştir. Buna göre, alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir; borçlunun kusurlu olduğu varsayılmaktadır. Borçlunun sorumluluktan kurtulması için kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispatlaması gerekir.
Borçlu temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu çeşitli şekillerde ispatlayabilir. Meselâ, alacaklıya zamanında ulaşacak şekilde gönderdiği paranın kendi kusurundan kaynaklanmayan bir sebeple geciktiğini ispatlayan borçlu munzam zararı tazmin yükümlülüğünden kurtulabilir. Aynı esas, alacağın varlığından haberdar olmadığını ve bunda bir kusurunun bulunmadığını ya da ödemeyi zamanında yapmamasının beklenilmeyen bir halden kaynaklandığını ispatlayan borçlu için de geçerlidir.
MUNZAM ZARARIN İSPATI: Munzam zararın hesaplanmasında somut ve soyut yöntemler dikkate alınır.
Somut yöntemde; davacı alacaklının munzam zarar kaleminin oluştuğunu somut bir biçimde ispatlaması gerekir. Örneğin borcunu zamanında tahsil edememesi nedeniyle kredi borçlanması yaptığını veya 3. kişilere borcunu zamanında ödeyememesi nedeniyle temerrüd faizi ödediğini, cezai şart gibi ödemelerde bulunduğunu, yine dövizle yapmış olduğu borçlanmadan dolayı borcunu zamanında ödeyememiş olması nedeniyle kur farkından kaynaklanan zararı olduğunu, ödemekle yükümlü olduğu vergi, sosyal sigorta prim ödemeleri gibi ödemeleri zamanında ifâ edememesi nedeniyle gecikme faizi ödemek zorunda kaldığını iddia ederek bu zararını ispatlayabilir.
Soyut yöntemde; yaşayan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili kârineler başka bir deyişle Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde belirtilen genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı lehine değerlendirilir. Ülkemizde seyreden hiper enflasyon nedeniyle bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için çaba ve girişimlerde bulunmak, örneğin en azından vadeli mevduat, altın, devlet tahvili, döviz gibi yatırımlarda değerlendirmesi olayların normal akışına, hayat tecrübesine uygun bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Enflasyonist ortamda yaşayan normal makul bir insanın parasını atıl bir biçimde tutmayacağı, gelir getirecek bir yatırıma yatıracağı bilinen bir gerçektir. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 232 (TBK 187, madde de belirtildiği üzere herkesçe bilinen vakıalarla ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz). Yasal deyimle bu maruf ve meşhur vakıaların ispatına gerek yoktur.
Yüksek Enflasyon Dönemlerinde; Sürekli ve yüksek enflasyonun görüldüğü ülke ekonomilerinde para borcunun zamanında ödenmemesi halinde alacaklının borçluyu temerrüde düşürmesi, borcun ifasının uzun süre alması nedeniyle alacaklı her zaman zarara uğrar. Bu zararın bazı ispat kolaylıkları ile de olsa ispat edilmesi gerekir. Paranın değer kaybetmesi alacaklının mal varlığında bir eksilmeye yol açması halinde alacaklının zararının bulunduğu kabul edilmelidir.
Normal Enflasyon Döneminde; Normal enflasyon dönemlerinde temerrütten sonra ifa anına kadar paranın değer kaybetmesi kural olarak zararın varlığını göstermez. Enflasyon ülke ekonomisinde süreklilik ve yükseklik arzetmiyorsa bu durumda alacaklının somut olaylarla zararını ispatlaması gerekir.
20.10.1989 gün ve 1988/4 Esas, 1989/3 Karar sayılı İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında “para her zaman kullanılması mümkün ve temettü meta olduğundan geç ödenmesi halinde zararın varlığı kesindir” denilerek para borcunu ödemekte geciken borçlunun bu eyleminden dolayı alacaklının zararının doğacağı kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru no.lu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip, mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması Anayasa Mahkemesi'nin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı gözönünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir.
Yine Anayasa Mahkemesi'nin 2017-24810 başvuru numaralı 27.11.2019 tarihli kararında da aynı ilkelere temas edilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 57031/12 başvuru no.lu Suna Denizci/Türkiye hakkında verilen kararda da munzam zararın talep edilebileceği belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen kararlar uyarınca kişinin mal varlığında meydana gelen azalmanın mülkiyet hakkının ihlâli niteliğinde olduğu munzam zarar ispatı konusunda katı ispat kurallarına bağlı kalındığında ihlâl kararları verildiği ve tazminata hükmedildiği yine yüksek enflasyonist dönemlerde borçlunun borcunu ödemeyerek düşük temerrüt faizinden yararlanarak haksız kazanç elde ettiği ve borçlunun borcunu ödememesi, direngen durumda olması nedeniyle mahkemelerdeki dava sayısının hızla arttığı görülmektedir. Bu nedenle yüksek enflasyonist dönemde soyut yöntemin dikkate alınması tüm bu sakıncaları ortadan kaldıracak, adaletin gerçekleşmesini sağlayacaktır. Her somut olayın özelliği de dikkate alınarak bulunulacak zarar miktarının TBK'nın 50... . maddeleri (mülga BK'nın 42... md) kapsamında değerlendirilerek belirlenmesi gerekir.
Munzam zararın hesap yönteminde dikkate alınacak ekonomik veriler;
1. Her yıl itibariyle gerçekleşen TEFE- TÜFE, oranı,
2. Bankaların 3 aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları,
3. Devlet tahvillerine verilen faiz oranları,
4. Döviz kurlarındaki Amerikan Doları ve Euro değişim oranları,
5. Asgari ücret artışı,
6. Altın fiyatlarındaki artış
Sepetteki bu verilerin ortalamasının mahkemece zararın hesaplanmasında dikkate alınması gerekir.
Öte yandan, alacağın devri ile devredenin kişiliğine özgü olanlar dışındaki öncelik hakları ve bağlı haklar da devralana geçer. Asıl alacakla birlikte işlemiş faizler de devredilmiş sayılır. (TBK. m. 189.) Bağlı haklardan maksat, alacağın teminatı olan ayni veya şahsi (kefalet) teminatlar. Yenilik doğuran haklar, örneğin, seçimlik bir borçta alacaklıya geçmiş olan seçim hakkı, ihbar ile alacağı muaccel kılma hakkı, ifayı talep yerine ondan vazgeçerek tazminat talep etme hakkı gibi haklar ile nafaka alacağı gibi alacaklının şahsına bağlı olmayan İcra ve İflas Kanunu ve diğer kanunlarda belirtilen hacze iştirak alacağını iştirak eden diğer alacaklılardan öncelikle alabilme hakları, temlik alana intikal eder. TBK’nın 189. maddesinde düzenlenen alacağın devrinde, devrin kapsamı sayılmak suretiyle belirlenirken “munzam zarar” ifade edilmemiştir. Dolayısıyla alacağın devri sözleşmesinde açıkça “munzam zarar” devredilmemişse alacağın ilk sahibi, borçludan temerrüt tarihinden tahsil tarihine kadar geçen süre için munzam zarar isteminde bulunabilecektir.
TBK'nın 122/2. maddesi; "Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder" hükmünü ihtiva etmektedir. Bahsi geçen madde; zarar miktarının belirlenebilir olması ve istem halinde, mahkemece asıl talep ile birlikte bu tutara da hükmedilebilmesine imkân vermektedir.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş; davacının ıslah dilekçesindeki beyanlarının munzam zarar istemine ilişkin olduğu kabul edilerek, yukarıda yapılan açıklamalar uyarınca bilirkişi marifetiyle tespit edilecek munzam zarar tutarından, bağımsız bölümün fiilen teslim edildiği 13.09.2001 günü ile işbu bozma kararı sonrasında mahkemece verilecek son karar tarihi arasındaki dönem için hesaplanacak kullanım bedelinin mahsubu neticesinde oluşacak meblağa, asıl alacak ile birlikte hükmetmekten ibarettir.
3.Bozma nedenine göre; davacı vekilinin vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine,
2.Temyiz olunan Mahkeme kararının davacı lehine BOZULMASINA,
Dairemizdeki duruşmada vekille temsil olunan davacı yararına takdir olunan 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılar ... ve ...'tan alınarak, davacıya verilmesine,
Dosyanın kararı veren Yerel Mahkemeye gönderilmesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
18.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.