Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1030 E. 2026/895 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/1030
- Karar No
- 2026/895
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2024/1030 - Karar No:2026/895 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/1030 KARAR NO : 2026/895
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 27/05/2024 NUMARASI : 2023/214 E-2024/440 K
DAVACI : VEKİLLERİ : Av.
DAVALI : VEKİLLERİ : Av. DAVANIN KONUSU : Munzam Zarar (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 09/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 09/09/2026 Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan munzam zarar davasında mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine yapılan incelemede; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili; davalının borçlu olduğu Ankara 9.İcra Müdürlüğü'nün 2016/15512 sayılı icra dosyasında borcun ancak 03.12.2019 tarihinde tahsil edilebildiğini, alacağın geç tahsili nedeniyle faiz ile karşılanamayan zararlarının (munzam zarar) tahsilinin gerektiğini, Yargıtay 15.HD'nin, Anayasa Mahkemesi'nin 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru nolu kararı ile tesis ettiği hak ihlali kararından sonra munzam zarar konusunda önceki yerleşik içtihadından dönerek yeni bir içtihat tesis ettiğini, Yargıtay 15. HD'nin 25.04.2018 tarih ve 2017/2736 E- 2018/1742 K sayılı kararında da vurgulandığı üzere, munzam zararın, 818 sayılı BK'nın 105/1 ve 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK'nın 122/1. maddesinde düzenlendiğini, BK'nın 105/I. maddesinde munzam zarar başlığı altında yapılan düzenleme ile "Alacaklı düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir." denilmek suretiyle alacaklının temerrüt faizini aşan zararını borçlunun kusurunun bulunmadığını ispat edememesi halinde ödemekle yükümlü olduğunun kabul edildiğini, TBK'nın 122/1. maddesinde de "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı gidermekle yükümlüdür." şeklinde BK'nın 105. maddesindeki düzenlemeye paralel ve dili sadeleştirilmiş bir hüküm getirildiğini, munzam zararın, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sonuç ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması halinde dahi takip veya davanın konusuna dahil bir borç olarak da kabul edilemeyeceğini, asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazi kayıt dermeyanına da gerek bulunmadığını, ayrı bir dava ile on yıllık zaman aşımı süresi içerisinde her zaman istenmesinin mümkün olduğunu, munzam zarar sorumluluğunun, kusur sorumluluğuna dayandığını, zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmayacağını, sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığının asıl olduğunu, munzam zarar alacaklısını, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlü olduğunu, alacaklının, borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü olmayıp, borçlunun ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabileceğini (Anayasa Mahkemesi'nin 15.12.1998 tarih ve 1997/34 Esas- 19898/79 Karar, 10.02.2011 tarih ve 2008/58 Esas- 2011/37 Karar, Yargıtay 15.HD'nin 25.04.2018 tarih ve 2017/2736 E- 2018/1742 K, 06.12.2018 tarih ve 2018/3765 E- 2018/4907 K, 04.03.2019 tarih ve 2018/1494 E- 2019/932 K sayılı kararları), davaya konu alacaklarında 114.135,22 TL alacağının temerrüt tarihi 19.08.2013 olup, alacağın tahsil tarihinin ise 03.12.2019 olduğunu, emsal kararlara göre yapılması gereken hesaba göre müvekkilinin munzam zararının en az 100.000,00 TL olduğunu, bu alacağa temerrüt tarihinden (son oturum tarihi olan 27.03.2023) itibaren faiz de yürütülmesi gerektiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 25.000,00 TL'nin temerrüt tarihinden (27.03.2023) başlayacak yasal faizi ile davalıdan alınarak davacı müvekkile ödenmesini, 15.03.2024 tarihli ıslah dilekçesi ile; talebini 185.531,54 TL arttırarak toplam 210.531,54 TL'nin 17.10.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; davanın kabulü anlamına gelmemek üzere zaman aşımı itirazlarının bulunduğunu, dava dışı ... şirketi ile müvekkili şirket arasında imzalanan sözleşmenin tarihinin 05.06.2012 olduğunu, eser sözleşmelerinde zamanaşımı sürelerinin de 5 yıl olduğunu, dava dilekçesinde yeterli ayrıntıya yer verilmediğinden taraflar arasındaki icra dosyası ve İlişki len beyanda bulunmalarının taraflar arasındaki ihtilafın çözülmesinde odak noktası olduğunu, davacı ile dav: yir şekilde geçmiş de dahil olmak üzere ticari münasebet bulunmadığını, davalı müvekkili şirket hakkında dava dışı... tarafından yapılan icra takibi ilamsız icra takibi olmayıp ilamlı takip olduğunu, ilamsız icra dosyada olmadığı için yapılan herhangi bir borca itiraz da bulunmadığını, dava dışı ... şirketi ile davalı arasında Ankara 12. Ticaret Mahkemesi'nin 2014/736 esas sayılı dosyası ile alacak davası görüldüğünü, davacı tarafın, dava dışı......Limited Şirketi tarafından müvekkili şirket aleyhine Ankara 9. İcra Müdürlüğü'nün 2016/15512 sayılı dosyası ile yapılan icra takibinin temlik alacaklısı olduğunu, dava dilekçesinde belirtildiği gibi doğrudan bir ticari münasebete dayalı olarak müvekkili şirket hakkında bir icra takibi başlatılmış olmadığını, muhtemelen davacı ile dava dışı..., geçmiş dönemde...'ın borca batık durumda olması sebebiyle alacaklarını muvazaalı olarak davacıya devrettiğini, zaman içerisinde davacı tarafın icra takibi konusu alacağı bir ticari ilişkiye dayalı olan alacak şeklinde değerlendirmeye başladığını, temlik alacaklısının ne şekilde munzam zarar talep hakkının bulunduğunun dava dilekçesinde açıklanmamış olduğunu, temlik tutarı üzerindeki bir alacağın varlığının ne şekilde ortaya konulduğunun davacı tarafından açıklanması gerektiğini, temliknamede yazılı alacaklarının tamamı icra dosyasından tatmin edilemediği taktirde tatmin edilemeyen alacak kısmı için muhatabın temlik veren olduğunu, temlik borçlusu temlik konusu borcu ödemekle borçtan tamamen kurtulmuş olacağını, icra dosyasında temliknamenin... vekilinin vekalet ücretlerini de dahil eder şekilde düzenlendiğini, yaklaşık 178.000 TL civarında bir paranın ödendiğini, bakiyenin ise vekalet ücreti olarak avukata ödendiğini, dava dışı... ile uyuşmazlık konusu olan alacağın kaynağı sözleşmede yer almayan sözleşme içi ve dışı yapılan işlere ilişkin alacağın tahsilini içerir uyuşmazlık olup, taraflar arasındaki uyuşmazlığın giderilmesinde yapılacak yargılama ve bilirkişi incelemesi sonucu ortaya çıkmış olduğunu, davacı vekilince Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin munzam zarar konusunda değişen içtihatları doğrultusunda bir zarar talebinde bulunulmuş ise de, bağlayıcılığı bulunmayan içtihat değişikliğinin geçmiş tüm olaylara uygulanabilir olduğunu düşünmenin yargıyı içinden çıkılmaz bir sıkıntıya sokacağını ki bunun da adalet duygusu ile bağdaşmayacağını, söz konusu alacağın... tarafından birden fazla kişiye temlik edildiğini, ...'ın avukatına azilname çekildiğini, ... vekilinin hukuki yollara müracaat ettiğini, Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ve icra müdürlüğünün kararıyla dosyadaki paranın temlik alacaklılarına ödenmemesi yönünde karar alındığını, müvekkili tarafindan “yatırılan paranın kime ait olacağı noktasında yargılama sonucunda paraların tahsil edildiğini ve bu yargılamalara hiçbir şekilde davalı müvekkilinin sebebiyet vermediğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, tüm dosya kapsamından; Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2021/5517 Esas 2021/1758 Karar sayılı ilamı ile belirtildiği üzere, asıl alacak ödenmedikçe faizin zamanaşımına uğramayacağı ancak asıl alacak ödenmişse faiz borcunun da sona ereceği, asıl alacak 15.05.2019 tarihinde kesinleştiğinden eldeki davanın zamanaşımı süresinde açıldığı ve ıslahın da zamanaşımı süresinde yapıldığının değerlendirildiği, davacının alacağı dava dışı asıl alacaklıdan temlik alması noktasında, davalıdan hariç sebep nedeniyle Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/494 Esas- 2019/338 Karar sayılı dosyası nezdinde temlikname dava sürecinin yaşandığı, bu davada verilen kararın 19.11.2019 tarihinde kesinleştiği, davalının bu süreden önce 17.10.2019 tarihinde icra dosyasına ödemeyi yaptığı, bu haliyle davacının alacağının geç tahsili nedeniyle faiz ile karşılanamayan zararlarının tazmini talebi yerinde görülmekle munzam zarar hesabının 17.10.2019 tarihi esas alınmak suretiyle yapılması gerektiği gerekçesiyle, davacının ıslahı da dikkate alınarak davanın kabulü ile toplam 210.531,54 TL'nin 25.000 TL'sinin davalının munzam zarar talebi yönünden temerrüde düşürülmemesi nedeniyle dava tarihi olan 31.03.2023 tarihinden itibaren, 185.531,54 TL'sinin ıslah tarihi olan 15.03.2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. Davalı vekili istinaf başvurusunda; mahkemece usul ve yasaya aykırı olarak, sunulan beyan ve itirazları dikkate alınmaksızın ve yeterli inceleme yapılmaksızın hüküm tesis edildiğini, mahkeme kararının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, zamanaşımı itirazlarının tekrarla, eser sözleşmelerinde zamanaşımının 5 yıl olup, mahkemece söz konusu dava edilen alacağın zamanaşıma uğradığı hususunun gözetilmediğini, mahkemece cevap dilekçesinde ve yargılamanın sefahatinde öne sürülen itirazlarının göz önüne alınmadığını, söz konusu icra takibine konu alacağın eser sözleşmesinden kaynaklı olarak müvekkili şirket ve ... Ltd Şti arasında Ankara 12.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/739 Esas sayılı dosyasına konu edilmiş olup, dosyanın 15.05.2019 tarihinde kesinleştiğini, davacı ile müvekkili şirket arasında hiçbir şekilde ticari münasebet bulunmadığını, davacı şirketin... Ltd Şti'den temlik alacaklısı olduğunu, dava dışı... Ltd Şti'nin aynı zamanda söz konusu aynı alacakla ilgili olarak dava dışı ... isimli kişiye de temlik vermiş olup, Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/494 Esas sayılı dosyası ile 05.09.2019 karar tarihinde görülen davada ...'e verilen verilen temliğin iptal edilerek davacıya verilmiş olan temliğe istinaden davacı şirkete tahsil yetkisi verilmesine dair karar verildiğini, işbu temlik kararının ise 19.11.2019 tarihinde kesinleştiğini, munzam zarar borcunun hukuki sebebinin, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılık olduğunu, borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borç olduğunu (Yargıtay 3. HD'nin 2023/3852 E- 2024/1141 K), yani alacağın temlik edilmesinin, borcun ve ferilerinin devrinden farklı bağımsız bir durum olup, müvekkili ve davacı şirket arasında hiçbir ilişki olmamasından dolayı bu talebin müvekkili şirketten istenebilmesinin mümkün olmadığını, davacıya verilen temliğin 19.11.2019 tarihinde kesinleştiğini, temlik alacaklısının temlik aldığı tarihten önceki munzam zararı isteyebilmesinin olanaksız olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte, bir munzam zarar varsa dahi, istenebilecek zaman aralığının yalnızca 15.05.2019 - 17.10.2019 tarihleri arasında olduğunu, temlik konusu alacağın ise henüz davacının temliği kesinleşmeden önce 17.10.2019 tarihinde müvekkili şirket tarafından ödendiğini, davacı şirketin alacağın geç ödenmesinden kaynaklanan munzam zararı hiçbir şekilde bulunmadığını, müvekkili şirketin hiçbir şekilde davacıya karşı sorumluluğunun bulunmadığını, öncelikle davacının munzam zararının ne şekilde ortaya çıktığının ortaya konulması gerektiğini, salt enflasyonun yüksek olması davacının davasının kabul edilemeyeceğini, davacının dava dilekçesinde temerrüt faiziyle karşılayamadığı bir somut zararın varlığından söz edilmediğini ve buna ilişkin de delil sunulmadığını, Yargıtay 11. HD'nin 2021/6204 Esas- 2023/1610 Karar sayılı kararında "...genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu kapsamda ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz." denildiğini, müvekkili şirketin, borcu geç ödemesi ve bu nedenle ortaya bir munzam zararın çıkması gibi bir hususun söz konusu olmadığını, söz konusu Ankara 12.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/739 Esas sayılı alacak davasında verilen kararın icrası için başlatılan dosyaya teminat yatırılarak mahkeme kararıyla ihtiyati tedbir kararı alındığını, akabinde dosyanın kesinleşmesi ile dosya borcunun yatırıldığını, müvekkili şirketin, kanunun kendisine tanıdığı yasal haklarını kullandığını, herhangi bir şekilde gecikmeye sebebiyet vermediğini, munzam zarar mahiyetiyle, borçlunun temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüdün sonunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farkın temerrüt faizi ile karşılanmayan, onu aşan bölüme tekabül eden zarar olduğunu, anlaşılamayan bir şekilde mahkemece temlik konusu alacağın tamamının 17.10.2019 tarihinde ödendiği halde hiçbir gerekçe belirtmeksizin 2023 yılına göre yapılmış hesaplamanın esas alınarak davanın kabulüne karar verildiğini, davacı şirketin bir alacağı 19.11.2019 tarihinde temlik aldığını, bu alacağı ise 17.10.2019 tarihinde tahsil ettiğini, zaten 2019 yılında tahsil edilmiş olan bir alacağın 2019-2023 yılları arasında munzam zararının hangi mevzuat hükmüne göre hesaplanarak kabul edildiğinin de anlaşılamadığını, mahkeme kararına göre, müvekkili şirketin 2019 yılında ödemiş olduğu paranın 2023 yılına göre olan hesaplamasından sorumlu tutulduğunu, davacı şirketin, 2019 yılında tahsil ettiği parayı altın, dolar, euro; ezcümle herhangi bir yatırım aracına zaten yatırabilir ve munzam zararını karşılayabileceğini, hiçbir yasanın, yönetmeliğin, Yargıtay, BAM kararında bir alacağın ödendikten sonraki tarihler için munzam zararın hesaplanabileceğine yer verilmediği gibi, bu durumun akıl ve mantığa uyan hiçbir tarafının bulunmadığını belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan munzam zarar istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dava, dava dışı temlik eden... San. Tic. Ltd. Şti. ile davalı ... A.Ş arasında görülen Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23.05.2016 tarih ve 2014/736 Esas- 2016/350 Karar sayılı kararı kapsamında hüküm altına alınan ve Ankara 9.İcra Müdürlüğü'nün 2016/15512 sayılı icra dosyası ile icra takibine konu edilen 190.000,00 TL'sine kadar olan kısmın 19.06.2018 tarihli temlikname ile davacıya temlik edilmesi nedeniyle temlik alınan alacağın geç ödenmesine ilişkin 19.08.2013 tarihi ile alacağın tahsil tarihi olduğu belirtilen 03.12.2019 tarihi arası munzam zarar alacağının belirlenerek, alacağa arabuluculuk anlaşmazlık tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren faiziyle tahsili istemine ilişkindir. Sözleşme tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 105/1 (TBK'nun m.122) maddesinde para borçlarında, borçlunun temerrüdünün bir sonucu niteliğindeki munzam zarar düzenlenmiştir. Söz konusu hükmün ilk fıkrasında "Alacaklı düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir." Yargıtay HGK'nın 10.11.1999 gün ve 13-353/929 sayılı kararında vurgulandığı üzere; Munzam zarar sorumluluğu kusura dayanan borçlu temerrüdünün hukuki bir sonucudur ve alacaklının zararının faizi aşan bölümüdür. Borçlu para borcunun vadesinde ödemediğinde (temerrüt) oluştuğunda sözleşme veya yasada belirlenen “gecikme faizi” ödeme yükümü altına girer. Bu durumda BK'nın 103. maddesi uyarınca alacaklının mutlak ve tartışmasız bir zarara uğradığı kabul edilmektedir. O nedenle alacaklıya, uğradığı zararı ispat yükümü verilmeksizin, en önemlisi borçlunun kusuru olup olmadığı araştırılmaksızın yasa gereği kabul edilen zararı giderme hakkı tanınmıştır. Bunun dışında, alacaklının uğradığı zararın temerrüt faizinin üstünde gerçekleşmiş olması durumlarında ise, davada uygulanması gereken BK'nın 105. maddesi gündeme gelir. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlanabilir. BK 105. kaynağı ne olursa olsun, temerrüt faiz yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, nedensiz zenginleşme, kanun, vekâletsiz iş görme olabilir. Bu bağlamda hemen belirtelim ki, munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuki aykırılıktır. O nedenle, borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü (BK 105), asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Munzam zarar bu hukuki niteliği ve karakteri itibariyla, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sonuç ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması halinde dahi (BK'nın 105/2) takip veya davanın konusuna dahil bir borç olarak da kabul edilemez. Hâl böyle olunca, asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamaktadır. Ayrı bir dava ile on yıllık zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür. Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. BK'nın 105. maddesi kusur karinesini benimsemiştir. Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun tümerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Alacaklı, borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlu ancak, temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesince uzun yıllar munzam zararın varlığını davacı alacaklının somut delillerle kanıtlamak zorunda olduğu kabul edilip uygulanmış olmakla birlikte, Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru nolu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tesbite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması Anayasa Mahkemesinin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı gözönünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir (Yargıtay (Kapatılan) 15.HD'nin 25.04.2018 tarih ve 2017/2736 E- 2018/1742 K, Yargıtay 6. HD'nin 13.01.2026 tarih ve 2025/811 E- 2026/141 K sayılı ilamları). Öte yandan, alacağın devri ile devredenin kişiliğine özgü olanlar dışındaki öncelik hakları ve bağlı haklar da devralana geçer. Asıl alacakla birlikte işlemiş faizler de devredilmiş sayılır (BK m.172, TBK. m. 189.). Bağlı haklardan maksat, alacağın teminatı olan ayni veya şahsi (kefalet) teminatlar. Yenilik doğuran haklar, örneğin, seçimlik bir borçta alacaklıya geçmiş olan seçim hakkı, ihbar ile alacağı muaccel kılma hakkı, ifayı talep yerine ondan vazgeçerek tazminat talep etme hakkı gibi haklar ile nafaka alacağı gibi alacaklının şahsına bağlı olmayan İcra ve İflas Kanunu ve diğer kanunlarda belirtilen hacze iştirak alacağını iştirak eden diğer alacaklılardan öncelikle alabilme hakları, temlik alana intikal eder. TBK’nın 189. maddesinde düzenlenen alacağın devrinde, devrin kapsamı sayılmak suretiyle belirlenirken “munzam zarar” ifade edilmemiştir. Dolayısıyla alacağın devri sözleşmesinde açıkça “munzam zarar” devredilmemişse devralan, borçludan, borçlunun temerrüdü nedeniyle devir tarihinden tahsil tarihine kadar olan dönem için munzam zarar isteminde bulunabilecektir. Tüm bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince, davalı ile dava dışı......San. Tic. Ltd. Şti arasında ...parsel kat karşılığı 160 konut inşaatı mekanik tesisat işlerini konu alan 05.06.2012 tarihli sözleşme düzenlendiği, , dava dışı... ... Tic. Ltd. Şti'nin davalı aleyhine bu sözleşme kapsamında Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/736 Esas sayılı dava dosyasında açmış olduğu alacak talebine ilişkin davada yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verildiği, kararın kesinleştiği, kararın Ankara 9. İcra Müdürlüğü'nün 2016/15512 sayılı icra dosyası ile takibe konulduğu, Ankara 62.Noterliği'nin 12.06.2018 tarih ve 30546 sayılı temlikname ile temlik eden dava dışı......Ltd.Şti tarafından icra dosyasındaki alacaklarından 190.000,00 TL'sine kadar olan kısmın davacıya temlik edildiği anlaşılmıştır. Mahkemece yapılması gereken, davaya konu temliğin kapsamı ve niteliği, yukarıda belirtilen içtihatlar, temliğe konu alacak yönünden davalı tarafça Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/494 Esas sayılı dava dosyasında alınan tedbir ve icra dosyasında Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/736 Esas sayılı dava dosyasında verilen kararın icraya konulması üzerine alınan tehiri icra kararı da değerlendirilerek, borçlunun temlik tarihinden sonraki durum için kusur durumunun incelenmesi, kusursuz olmadığının saptanması durumunda temlik tarihinden tahsil tarihine kadar olan zaman dilimi dikkate alınarak munzam zarar alacağının olup olmadığının incelenmesi yönünde konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan denetlenebilir bilirkişi rapor alınarak, itiraz varsa itirazları karşılayacak şekilde ek rapor alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, belirtilen ilkeler kapsamında inceleme ve değerlendirme yapılmadığı gibi, kabule göre de mahkemece hatalı değerlendirmeyle tahsil tarihinden arabuluculuk anlaşmazlık tutanağı tarihine kadar hesap yapılarak hüküm altına alınması da doğru olmamıştır. Açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden görülmesi için ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, 2-Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/05/2024 tarih ve 2023/214 Esas- 2024/440 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, 3-Dairemiz kararına uygun şekilde davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 4-Davalı tarafından yatırılan 3.595,35 TL istinaf karar harcının talep halinde iadesine, 5-İstinaf talep eden davalı tarafında yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nun 353/1-a maddesi gereğince KESİN olarak 09/09/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan e-imzalıdır
Üye e-imzalıdır
Üye e-imzalıdır
Katip e-imzalıdır
e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır