Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/780 E. 2026/468 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
6. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/780
Karar No
2026/468
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/468 E., 2023/570 K.

Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ile aralarında düzenlenen 17.01.2005 tarihli sözleşme ile hastane inşaatında üstlendikleri işleri tamamladıklarını, işin devamı sırasında projede belirtilmeyen sözleşme dışı imalâtları da yaptıklarını ancak bunların bedellerinin ödenmediğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 3.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, talebini 17.05.2017 tarihinde ıslah ederek 169.442,09 TL'ye çıkarmıştır.

II. CEVAP Davalı cevap dilekçesinde özetle; yapılan işlerin bedelinin ödenmesine rağmen davacının hak ettiği bedelden daha fazlasını talep ettiğini belirterek davanın reddini istemiştir.

III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 24.01.2018 tarih, 2012/392 Esas ve 2018/60 sayılı kararı ile zamanaşımından ret kararı verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1.Mahkemenin 24.01.2018 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekilinin temyiz başvurusunda bulunması üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nin 02.12.2019 tarihli, 2019/3315 Esas ve 2019/4957 Karar sayılı ilamı ile davada fazla imalât bedeli talep edildiği için 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, bu süre uygulandığında ise dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresi dolmadığı için davanın esasına girilerek karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.

2.Mahkemenin, bozma sonrası verdiği, 13.01.2021 tarihli ve 2020/66 Esas, 2021/20 Karar sayılı kararı ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

Mahkemenin 13.01.2021 tarihli bu kararına karşı ise süresi içinde davalı vekilinin temyiz başvurusunda bulunması üzerine, Dairemizin 24.05.2022 tarihli, 2021/4089 Esas, 2022/2782 Karar sayılı kararı ile taraflar arasındaki sözleşmenin ekinin YİGŞ olduğu, fazla imalata ilişkin bedelin hesaplanmasında şartnamedeki şartların ve hesaplama yönteminin benimsenmesi gerektiği ancak mahkemece bu hususun gözden kaçırılarak eksik inceleme ile karar verdiği gerekçesiyle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. 3. Mahkemenin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının fazla imalat bedeline ilişkin alacağı hesaplatılmış olup, dava tarihinde talep edilen 3.000,00 TL'nin verilebileceği, davacının davasını kısmi dava olarak açtığı ve ıslah tarihinde zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle ıslah edilen kısım yönünden zamanaşımından ret kararı verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; ıslah tarihinde zamanaşımının dolmadığını ve dava dilekçesinde belirsiz alacak denilmese bile davada talep edilen alacağın belirlenebilir olmadığının açık olduğu davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığının kabulünün gerekeceğini beyan etmektedir.

2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde; hükmedilen faiz türünün yanlış olduğunu, kendisinin tacir olmadığını ticari faize hükmedilmemesi gerektiğini beyan etmektedir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe 1.Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanan sözleşme dışı iş bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz eden taraf vekillerinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz karar harcının temyiz edene yükletilmesine, Davalı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.02.2026 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. (Muhalif) (Muhalif)

MUHALEFET ŞERHİ

Değerli çoğunlukla aramızdaki uyuşmazlık konusu; eser sözleşmesinden kaynaklı fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla açılan tazminatın tahsiline yönelik davada, ıslah edilen kısım bakımından zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine ilişkindir. Dava açılmasının sonuçlarından en önemlisi; dava açılmasıyla birlikte zamanaşımının kesilmesidir (TBK m. 154/I-b. 2, TMK m. 714, 777/3). Kısmi veya belirsiz alacak şeklinde açılan bir davada; davacının gerçekte, biri fazlaya ilişkin hakkı saklı tutularak istediği bir miktar alacak, diğeri ise asıl alacak miktarının tespit edilmesi olmak üzere iki talebi söz konusudur. Dolayısıyla, bir davanın açılması ile birlikte bu taleplerin tümü açısından zamanaşımı kesilmiş olmaktadır. Bununla birlikte; uyuşmazlığın ıslah hukuki müessesesi ile doğrudan ilgili olması nedeniyle, Yargıtay’ın ıslahla ilgili uygulamalarına göre, alacağın ıslah edilen kısmı bakımından zamanaşımı sorununun geçmişte ne şekilde çözülmeye çalışıldığına, uygulamanın hangi aşamalardan geçtiğine değinmekte yarar vardır. Bilindiği üzere, yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı HUMK’ un 87. maddesinde; “... Müddei ıslah suretiyle müddeabihi tezyit edemez” hükmü yer almaktaydı. Bu yasaklama nedeniyle fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak kaydıyla açılan davanın yargılaması sırasında davacının tazminat veya alacak tutarının belirlenmesi halinde ancak ek dava açılmak suretiyle alacağın fazla olan kısmı istenebilmekteydi. Böyle bir durumda, doğal olarak ek dava ile talep edilen kısmın zamanaşımına uğraması ve zamanaşımı def’i ile karşılaşılması hâlinde, ek davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmekteydi. Bu düzenleme Anayasa Mahkemesinin 20.07.1999 tarih, 1999/1E, 1999/33K sayılı kararıyla iptal edildi. İptalden sonra ek dava yerine kısmi ıslah suretiyle müddeabih artırılarak uygulamaya devam edildi. Ne var ki, ıslah ile arttırılan kısım bakımından sanki ortada bir ek dava varmış gibi zamanaşımı yönünden de iptal öncesi eski uygulamaya devam edilmiştir. Diğer bir anlatımla, “maddi tazminat isteğinin ıslah yolu ile artırılması yeni bir dava niteliğinde” kabul edilerek bu kez zamanaşımına ilişkin süreler yönünden ıslah tarihi esas alınmıştır (Örneğin; Y. 4. H.D.’nin, 09/10/2008 tarih, E: 2008/1009-K: 2008/11376, 14/12/2009 tarih, E: 2009/2469-K: 2009/140 96... /03/2011 tarih, E: 2010/3617-K: 2011/2427 ... sayılı kararları). Yargıtay’ca önceki uygulamaya devam edilmekle birlikte; bir süre, önceki uygulamalardan vazgeçildiği, alacağın ıslah ile artırılması işleminin yeni bir dava niteliğinde olmadığı görüşü doğrultusunda, ıslah edilen kısım bakımından da asıl dava tarihi itibariyle zamanaşımının kesildiği kabul edilerek zamanaşımı savunmalarının (zamanaşımı def’ileri) ret edilmesi gerektiği yönünde kararlar verilmiştir (Örneğin; Yargıtay. 4. H.D.’nin,13.5.2015 t, 2014/8157e, 2015/6129k,- 26.1.2015t, 2014/3804e, 2015/896k,- 16.12.2014 t, 2014/5780e, 2014/17282k,- 15.12.2014t, 2014/2324e, 2014/17159k,-6.11.2014t, 2013/18979e, 2014/14634k,- 9.4.2013t,2013/2846e,2013/6598k, 3.4.2012t, 2011/2245e, 2012/5545k,- 28.3.2012t, 2011/1872e, 2012/5105k,- 29.2.2012t, 2010/14910e, 2012/3119k,- 7.12.2011t, 2011/13864e,2011/13114k, v.b ... sayılı kararları). Ancak, hemen belirtmek gerekir ki daha sonra, “alacağın ıslah ile arttırılması işleminin yeni bir dava niteliğinde” olmadığına ilişkin görüşten vazgeçilip tekrar eski uygulamaya dönülerek alacağın ıslahla artırılan kısmı açısından zamanaşımının işlediği benimsemiştir (Örneğin; Y. 4. H.D.’nin, 13/06/2016, E: 2016/3774-K: 2016/77 93... /06/2016 tarih, E: 2015/11319-K: 2016/7830 ... sayılı kararları). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu uygulamasına gelindiğinde; bir çok kararda tam ıslah için, ilk dava açılmakla alacağın tamamı bakımından zamanaşımının kesildiği kabul edilirken aynı kararda kısmi ıslah bakımından zamanaşımının işlemeye devam edeceği belirtilmiştir (Örneğin, 16.3.2016 tarih, E: 2014/4-896E-K: 2016/332K). Şüphesiz bu apaçık bir çelişkidir. Görüldüğü üzere; ıslahla alacağın miktarının artırılmasına ilişkin konularda, Yargıtay’ca farklı uygulamalara gidildiği anlaşılmaktadır. Islah ile ilgili uygulamalardan kısaca söz ettikten sonra, bu konuya ışık tutacağına ve uygulamaya yeni bir bakış açısı getirip yeni bir yön vereceğine inandığımız, 24.05.2019 tarih, 2017/8E- 2019/3K sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’na (YİBK) değinmekte yarar vardır. Davacının, dava dilekçesinde faiz talep etmekle birlikte, ıslah dilekçesinde faiz istememesi nedeniyle ıslah edilen kısım için de faize hükmedilip hükmedilemeyeceği içtihadı birleştirmeye konu olmuş; sonuçta, “... Bir miktar para alacağının faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin talep edildiği kısmî davada, dava konusu miktarın kısmî ıslahla faiz talebi belirtilmeksizin arttırılması hâlinde, arttırılan miktar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedilecektir.”şeklinde içtihatların birleştirilmesine karar verilmiştir. Faizle ilgili olan bu karar, zamanaşımı konusuyla doğrudan ilgili değilse de, içtihadı birleştirme kararları; konularıyla sınırlı, sonuçlarıyla bağlayıcı, kararda belirtilen gerekçeleriyle yol gösterici nitelik taşırlar. Bu YİBK’nda açıkça; ıslahın yeni bir dava olmadığı, dava dilekçesinde bir miktar para alacağının faiziyle birlikte istenmesi hâlinde, ıslah dilekçesinde faize yer verilmemiş olsa bile ıslahla artırılan alacak miktarı yönünde de faize hükmedileceği kararlaştırılmıştır. Diğer yandan, ıslah edilen kısım bakımından zamanaşımı meselesi Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru konusu olmuş, Mahkeme, kararlarında istikrarlı bir şekilde; “... Yukarıda yer verilen tespitler ışığında başvuruya konu olay değerlendirildiğinde başvurucunun ıslaha konu dava değerinin artırılan kısmı yönünden davanın zamanaşımından reddedilmesine ilişkin uygulamanın başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçla karşılaştırıldığında orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. ... Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir” şeklinde kararlar vermiştir (12.07.2023 tarih,2019/37411Bir. Başvru ve 23.3.2023 tarih, 2019/430 Bir. Başvuru). Anayasa Mahkemesi yine 27.11.2019 tarih, 2016/9312 Bir. Başvuru kararında da açıkça; “... Somut olayda destekten yoksun kalma tazminatının ıslahla artırılan kısmının dava zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesinin başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği açıktır.” demek suretiyle hak ihlali kararı vermiştir. Bu konu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) de taşınmış, Mahkeme, özetle ; ek dava yoluyla ilk talebini arttırma hakkının olayın koşulları altında etkisiz bırakıldığını ve davacının bütün zararı bakımından tazminat talep edemediğini belirterek Sözleşmenin 6/1.maddesi gereği mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. (Doğu/TÜRKİYE . B.Baş.v. no:16312/10, 27.2021trh.) Adalete erişim hakkı en temel haklardandır. Temel hak ve hürriyetler ancak yasayla kısıtlanabilir. Fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak süresinde dava konusu edilen ve yargılamanın devamında alacak miktarının ıslahla artırılan kısmı için zamanaşımının geçtiğine yönelik bir yasal düzenleme de yoktur. TBK 154/2 maddesi gereği dava açılmakla zamanaşımının kesileceği hüküm altına alınmıştır. Yukarıda bahsedilen İçtihadı Birleştirme Kararında da alacak miktarının artırılmasıyla ilgili kısmi ıslahın yeni bir dava olmadığı açıkça belirtilmiş olmasına göre artık ıslahla artırılan alacak miktarı için dava açılmakla birlikte zamanaşımının kesilmediğinden bahsedilemez. Bir başka ifadeyle fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması halinde tüm alacak (tazminat) bakımından zamanaşımı kesilmiştir. Ayrıca ıslahın; “... Tarafların yaptıkları usul işlemlerinde düşebilecekleri yanlışlıkları düzeltmeye, bırakabilecekleri eksiklikleri tamamlamaya ve böylece adaletli karar verebilmesini sağlamaya yönelik bir yol” (Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Islah, genişletilmiş 5. baskı, s. 48). olduğunu da unutmamak gerekir. Yukarıda yapılan açıklamalar, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları, ilgili mevzuat, ıslahın tanımına ilişkin akademik görüş hep birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki sonuçlara ulaşmak mümkündür. 1. Başlangıçta ıslah ile dava konusunun (müddeabihin) artırılması mümkün değilken, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile mümkün hale gelmiştir. 2. Islah, yeni veya ek bir dava değil, usulü bir hatanın düzeltilmesi veya eksikliğin tamamlanmasıdır. 3. Islah ile arttırılan kısmın bir ek dava olmadığı YİBK ile kabul edilmiştir. 4. Islah edilen kısım bakımından zamanaşımının devam edeceğine ilişkin yasal bir düzenleme yoktur. 5. Tam ıslah yapılması halinde, yeni davanın zamanaşımına uğramayacağı kabul edilmişken, kısmi ıslahta zamanaşımının kabul edilmesi, izahı güç, çelişkili bir durumdur. 6. Islah edilen kısma ilişkin talebin zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddedilmesi, başta Anayasa’nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1.maddesinde belirtilen hak arama hürriyetini engellemekte, sonuçta hak ihlalleri doğurmaktadır. Uygulamanın bu şekilde devam etmesi hâlinde de yeni hak ihlallerinin doğması kaçınılmaz olacaktır. Yukarıda açıklanan sebeplerle; kısmi ıslahın, ıslah edilen miktar bakımından yeni bir dava olmadığı dikkate alınarak asıl davanın açılmasıyla zamanaşımının tüm alacak (tazminat) bakımından kesildiğinin kabul edilmesi gerekir. Bu gerekçeyle kararın bozulması düşüncesinde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun onama görüşüne katılmıyoruz.

Atıf: Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2025/780, K. 2026/468, T. 11.02.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-6-hukuk-dairesi-2025-780-e-2026-468-k-e835c4228b37