Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/1988 E. 2026/1547 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
6. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/1988
Karar No
2026/1547
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/756 E., 2025/301 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/827 E., 2024/92 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/713 Esas sayılı dosya ile daha önce görülmekte olan eser sözleşmesinden kaynaklı tazminat davası açtıklarını, yerel mahkemece taraflar arasında yazılı bir eser sözleşmesi olmadığı gerekçesi ile işin yapıldığı tarihte davacı müvekkilinin KDV dahil alacağının 1.361.384,88 TL'den — 605.000,00 TL ödeme mahsup edildiğinde; müvekkilinin dava tarihi itibarı ile 756.384,88 TL alacaklı olduğu kanaatine varılarak davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 10.000,00 TL alacak bedelinin dava tarihinden itibaren, 745.384,88 TL alacak bedelinin ise ıslah tarihi olan 18.04.2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verildiğini, Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/713 E., 2022/406 K. sayılı ilâmının istinaf incelemesi neticesinde davanın kısmen reddedilen kısım yönünden kaldırılarak davanın tam kabulüne karar verilmesi istemiyle istinaf edildiğini, yerel mahkeme ilamı müvekkilinin taleplerinde haklı olduğunu tasdik etmişse de küresel anlamda yaşanan ekonomik kriz ve özellikle inşaat malzeme ve işçiliklerinde yaşanan astronomik enflasyon sebebi ile müvekkilinin zararı karşılanmamış olup, davalının ödemesini zamanında yapmayarak müvekkilini büyük anlamda mağdur ettiğini, aşkın zarar olarak da nitelenen bu zarar sebebi ile işbu davanın açıldığını, aşkın zararın, temerrüt faizini aşan zararları ifade ettiğini, aşkın zararın, yalnızca para alacaklarından kaynaklandığını, temerrüde düşen borçlunun, temerrüde düşmekte hiçbir kusuru olmadığını ispat ederse, aşkın zararı tazmin borcundan kurtulduğunu, (TBK md 122, BK md 105) aşkın zararın, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının durumu ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki fark olduğunu, aşkın zarar, borçlunun temerrüt tarihi ile fiili ödeme tarihi arasındaki doğmuş zararı ifade ettiğini, müvekkili davacının zararını Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/719 Esas sayılı talep edilen ve mahkemece hükmedilen alacak bedelinin karşılanmadığını ileri sürerek, zararın tahsili için ileride inşaat birim fiyatındaki artışın değerlendirilmesi suretiyle yapılacak hesap sonrası arttırılmak üzere şimdilik 30.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin kusurunun ve zarar ile kusur arasındaki illiyet bağının davacı tarafça somut delillerle ispat edilmesi gerektiğini, davacı taraf, her ne kadar küresel ekonomik krizi ve maliyetlerdeki artışı gerekçe göstererek işbu davayı açmış olsa da bu hususun kabulü mümkün olmadığını, Yargıtay’a göre, enflasyon ve devalüasyon artışlarının varlığı, ekonomik kriz, maliyetlerin artması gibi durumların aşkın zararın ispatlandığı anlamına gelmediğini, davacı tarafın soyut beyanları ile göstermiş olduğu sebeplerle munzam zarar talep etmesinin mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacı vekili, davacıdan olan alacağın tahsil edilememiş olması nedeniyle, müvekkilinin kendisine ait arsası üzerine projelendirmiş olduğu villa inşaatına başlayamadığını, kredi kartı borçlarının asgari tutarlarını bile ödemekte zorlandığını, 3. kişilerden borç aldığını, kredi çekerek yüksek oranda faiz borcu altına girdiğini beyan etmiş olup, çekildiği iddia olunan ihtiyaç kredisine ilişkin yalnızca sözleşme öncesi bilgi formu ekinin sunulmuş olduğu, kredinin çekilip çekilmediği, çekildiyse de bu kredinin davacının, davalıdan olan asıl alacağının muaccel olduğu tarihten sonra çekildiğine ilişkin beyan ve bilginin bulunmadığı, yine kredi kartı borcunun ödenemediğinin ve yüksek faiz ödemek zorunda kalındığının veya kat ihtarı yapıldığının sunulan delillerden anlaşılamadığı, yine cüzi miktarlarda borç açıklamasıyla davacıya gönderilen paralara ilişkin dekont örneklerinin sunulduğu, ancak bu miktarların daha fazlasıyla 3. kişilere ödendiğine ilişkin delil sunulmadığı gerekçesiyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafından Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/713 E., 2022/406 K. sayılı dosyasıyla eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedeli alacağına hükmedilmesi için dava açıldığı, mahkemece davacı alacağının, işin yapıldığı tarih itibariyle 1.361.384,88 TL olduğunun, bu bedelden yapılan ödemeler düşürüldüğünde 756.384,88 TL alacağının bulunduğunun tespit edilerek davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 10.000,00 TL alacak bedelinin dava tarihinden, 745.384,88 TL'ye ıslah tarihi olan 18.04.2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verildiği, kararın istinaf edilmesi üzerine Dairenin 2022/1250 E., 2022/1410 K. sayılı kararıyla kaldırılmasına karar verildiği, Kayseri 2. Asliye Ticret Mahkemesi'nin 2022/1069 E., 2024/783 K. sayılı dosyasıyla yargılamaya devam edildiği, 17.09.2024 günlü karar ile davanın kısmen kabul kısmen reddine, 10.000,00 TL alacak bedelinin dava tarihinden, 893.128,00 TL 'ye ıslah tarihi olan 18.04.2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verildiği, hükmün taraflarca istinaf edilmesi üzerine Dairenin 2024/1772 Esasına kaydedildiği, bu tarih itibariyle henüz istinaf başvurusunun incelenmediği, bu nedenle hükmün kesinleşmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay ilgili hukuk dairesi emsal kararları doğrultusunda munzam zararın soyut olarak da ispatlanabilecek olmasına rağmen taraflarınca munzam zararın somut yöntem ile de ispatlandığını beyan etmektedir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, taraflar arasında düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanan munzam zarar nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.

Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavramların açıklanması gerekmektedir;

Aşkın Zarar (Munzam Zarar): Para borçlarında borçlunun temerrüdünün bir sonucu niteliğindeki munzam (aşkın) zarar TBK. m. 122 (B.K.105) hükmünde düzenlenmektedir. Söz konusu hükmün ilk fıkrasına göre, "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür". Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.11.1999 tarihli, 1998/13-353 E., 1999/929 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere munzam zarar, sorumluluğu kusura dayanan borçlu temerrüdünün hukukî bir sonucudur ve alacaklının zararının faizi aşan bölümüdür. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlanabilir.

MUNZAM ZARARIN TAZMİNİNİN ŞARTLARI: Yukarıda anlatılanlardan anlaşılacağı üzere, alacaklı temerrüt faizini isteme hakkı bakımından avantajlı bir konuma sahiptir. Oysa, aynı durum munzam zararın tazminini isteme hakkı bakımından geçerli değildir. Alacaklı, ancak aşağıda açıklanan şartların bir arada bulunması halinde borçludan munzam zararın tazminini isteyebilir.

a. Bir Para Borcunun Bulunması Munzam zararın tazmininin istenebilmesi için borcun bir para borcu olması gerekir. Zira, munzam zararın istenmesi her türlü borç bakımından değil, sadece para borçları için mümkündür. Para borcunun kaynağı ise önemli değildir.

Munzam zararın tazmini sadece tüketim ödüncü sözleşmesine münhasır değildir. Meselâ, sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme veya vekâletsiz işgörmeden ... para borcunda munzam zararın tazmini söz konusu olabilir. Bunun için her şeyden önce borçlunun temerrüde düşmüş olması gerekir.

b. Borçlunun Temerrüdü Türk Borçlar Kanunu'nun 117. maddesi uyarınca davalı borçlunun usulüne uygun olarak temerrüde düşürülmesi gerekir. Borçlu temerrüde düşürülmemişse borçlu hakkında yapılan icra takip tarihinde veya dava açılmışsa dava tarihinde borçlunun temerrüdü oluşur.

c. Munzam Zarar Munzam zararın tazmini için aranan şartlardan üçüncüsü zarardır. Nitekim, bu şart "temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa" ifadesi ile TBK'nın m. 122/1 hükmünde açıkça belirtilmektedir. Ancak, söz konusu hükümde zararın türü ve niteliği konusunda açıklık yoktur. Bununla beraber munzam zarar da zarar teorisindeki genel esaslara uygun biçimde anlaşılmalıdır.

Türk-İsviçre Hukuku'nda zarar daha ziyade dar anlamda, yani maddî zararı ifade etmek için kullanılır. Eksilmenin malvarlığında ortaya çıkması halinde maddî zarardan bahsedilir. Malvarlığındaki eksilme, alacaklının, zarar veren davranıştan sonra malvarlığının mevcut hali ile bu olay meydana gelmeseydi göstereceği hal arasındaki farkı ifade eder. Bu tanım çerçevesinde munzam zarar da bir tür maddî zarardır. Bu zarar gerek doktrinde gerekse Yargıtay içtihatlarında (müspet) olumlu zarar olarak nitelendirilmektedir. Munzam zarardan söz edebilmek için temerrüt faizini aşan bir zararın meydana gelmesi gerekir. Şu halde, munzam zarar hesaplanırken, bundan temerrüt faizinin çıkarılması gerekir. Munzam zarar çeşitli tarzlarda ortaya çıkabilir. Alacaklı, borçlunun kendisine para borcunu ödememesi sonucunda üçüncü kişiye olan borcunu ifa edemediği için temerrüde düşmüş ve kendisinin aldığı temerrüt faizinden daha yüksek bir temerrüt faizini ödemek zorunda kalmış olabilir. Alacağını zamanında tahsil edemeyen alacaklı şirket, üçüncü kişiye olan ve vadesi gelmiş borcunu ödemek için ihtiyacı olan krediyi 3. kişilerden sağlaması nedeniyle malvarlığında meydana gelen eksilmeden dolayı da munzam zararı oluşabilir.

d. Uygun İlliyet Bağı Munzam zararın tazmini için söz konusu zararla borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının varlığı aranır. Buna göre, alacaklının temerrüt faizini aşan zararı ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Şayet alacaklının uğradığını iddia ettiği zararla borçlunun temerrüdü arasında hiçbir illiyet bağı yoksa borçlu munzam zarardan sorumlu tutulamaz, Alacaklının uğradığı munzam zarar objektif bir şekilde genel hayat tecrübelerine ve olayların normal akışına göre borçlunun temerrüde düşmüş olmasının sonucu sayılabilirse borçlu aşkın zarardan sorumlu tutulur. Yani, borçlunun temerrüdü böyle bir zarara yol açmaya elverişli olmalıdır. Aksi takdirde, alacaklı munzam zararın tazminini isteyemez.

Genel esas, burada da geçerlidir. Bu itibarla, munzam zarar ile fiil arasındaki uygun illiyet bağının var olduğunu gösteren tüm olguları ispatlaması gereken taraf davacıdır. Dolayısıyla, alacaklı uygun illiyet bağının bulunduğunu ortaya koyan vakıaları ve bunların dayanağı olan delilleri mahkemeye sunmalıdır.

e. Kusur Borçlunun temerrüde düşmesi veya temerrüt faizi ödemesi için kusur şart değildir. Munzam zararın tazmini ise temerrüdün kusura bağlı sonuçlarından biridir. Gerçekten de, kusur, munzam zarar istemi bakımından mutlaka bulunması gereken bir unsurdur. TBK. m. 122/1 gereğince "borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe" faizi aşan zararı da tazmin etmekle yükümlüdür. Kusurun derecesi ise sorumluluğun doğması bakımından önemli değildir; borçlu her türlü kusurundan sorumludur. Borçlu hafif ihmali sonucunda temerrüde düşmüş olsa bile temerrüt sebebiyle ... ve faizle karşılanamayan munzam zararı tazmin etmek zorunda kalır. TBK. m. 112 hükmüyle uyumlu olarak TBK. m. 122 hükmünde de alacaklı yararına bir kusur karinesi kabul edilmiştir. Buna göre, alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir; borçlunun kusurlu olduğu varsayılmaktadır. Borçlunun sorumluluktan kurtulması için kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispatlaması gerekir.

Borçlu temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu çeşitli şekillerde ispatlayabilir. Meselâ, alacaklıya zamanında ulaşacak şekilde gönderdiği paranın kendi kusurundan kaynaklanmayan bir sebeple geciktiğini ispatlayan borçlu munzam zararı tazmin yükümlülüğünden kurtulabilir. Aynı esas, alacağın varlığından haberdar olmadığını ve bunda bir kusurunun bulunmadığını ya da ödemeyi zamanında yapmamasının beklenilmeyen bir halden kaynaklandığını ispatlayan borçlu için de geçerlidir.

MUNZAM ZARARIN İSPATI: Munzam zararın hesaplanmasında somut ve soyut yöntemler dikkate alınır.

Somut yöntemde; davacı alacaklının munzam zarar kaleminin oluştuğunu somut bir biçimde ispatlaması gerekir. Örneğin borcunu zamanında tahsil edememesi nedeniyle kredi borçlanması yaptığını veya 3. kişilere borcunu zamanında ödeyememesi nedeniyle temerrüd faizi ödediğini, cezai şart gibi ödemelerde bulunduğunu, yine dövizle yapmış olduğu borçlanmadan dolayı borcunu zamanında ödeyememiş olması nedeniyle kur farkından kaynaklanan zararı olduğunu, ödemekle yükümlü olduğu vergi, sosyal sigorta prim ödemeleri gibi ödemeleri zamanında ifa edememesi nedeniyle gecikme faizi ödemek zorunda kaldığını iddia ederek bu zararını ispatlayabilir.

Soyut yöntemde; yaşayan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler başka bir deyişle Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde belirtilen genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı lehine değerlendirilir. Ülkemizde seyreden hiper enflasyon nedeniyle bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için çaba ve girişimlerde bulunmak, örneğin en azından vadeli mevduat, altın, devlet tahvili, döviz gibi yatırımlarda değerlendirmesi olayların normal akışına, hayat tecrübesine uygun bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Enflasyonist ortamda yaşayan normal makul bir insanın parasını atıl bir biçimde tutmayacağı, gelir getirecek bir yatırıma yatıracağı bilinen bir gerçektir. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 232 (TBK 187, madde de belirtildiği üzere herkesçe bilinen vakıalarla ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz). Yasal deyimle bu maruf ve meşhur vakıaların ispatına gerek yoktur.

Yüksek Enflasyon Dönemlerinde; Sürekli ve yüksek enflasyonun görüldüğü ülke ekonomilerinde para borcunun zamanında ödenmemesi halinde alacaklının borçluyu temerrüde düşürmesi, borcun ifasının uzun süre alması nedeniyle alacaklı her zaman zarara uğrar. Bu zararın bazı ispat kolaylıkları ile de olsa ispat edilmesi gerekir. Paranın değer kaybetmesi alacaklının mal varlığında bir eksilmeye yol açması halinde alacaklının zararının bulunduğu kabul edilmelidir.

Normal Enflasyon Döneminde; Normal enflasyon dönemlerinde temerrütten sonra ifa anına kadar paranın değer kaybetmesi kural olarak zararın varlığını göstermez. Enflasyon ülke ekonomisinde süreklilik ve yükseklik arzetmiyorsa bu durumda alacaklının somut olaylarla zararını ispatlaması gerekir. 20.10.1989 gün ve 1988/4 Esas, 1989/3 Karar sayılı İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında “para her zaman kullanılması mümkün ve temettü meta olduğundan geç ödenmesi halinde zararın varlığı kesindir” denilerek para borcunu ödemekte geciken borçlunun bu eyleminden dolayı alacaklının zararının doğacağı kabul edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru no.lu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması Anayasa Mahkemesi'nin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı gözönünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir.

Yine Anayasa Mahkemesi'nin 2017-24810 başvuru numaralı 27.11.2019 tarihli kararında da aynı ilkelere temas edilmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 57031/12 başvuru no.lu ... /Türkiye hakkında verilen kararda da munzam zararın talep edilebileceği belirtilmiştir.

Yukarıda belirtilen kararlar uyarınca kişinin mal varlığında meydana gelen azalmanın mülkiyet hakkının ihlâli niteliğinde olduğu munzam zarar ispatı konusunda katı ispat kurallarına bağlı kalındığında ihlâl kararları verildiği ve tazminata hükmedildiği yine yüksek enflasyonist dönemlerde borçlunun borcunu ödemeyerek düşük temerrüt faizinden yararlanarak haksız kazanç elde ettiği ve borçlunun borcunu ödememesi, direngen durumda olması nedeniyle mahkemelerdeki dava sayısının hızla arttığı görülmektedir. Bu nedenle yüksek enflasyonist dönemde soyut yöntemin dikkate alınması tüm bu sakıncaları ortadan kaldıracak, adaletin gerçekleşmesini sağlayacaktır. Her somut olayın özelliği de dikkate alınarak bulunulacak zarar miktarının TBK'nın 50... . maddeleri (mülga BK'nın 42... md) kapsamında değerlendirilerek belirlenmesi gerekir.

Munzam zararın hesap yönteminde dikkate alınacak ekonomik veriler;

1. Her yıl itibariyle gerçekleşen TEFE- TÜFE, oranı,

2. Bankaların 3 aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları,

3. Devlet tahvillerine verilen faiz oranları,

4. Döviz kurlarındaki Amerikan Doları ve Euro değişim oranları, 5. Asgari ücret artışı,

6. Altın fiyatlarındaki artış

Sepetteki bu verilerin ortalamasının mahkemece zararın hesaplanmasında dikkate alınması gerekir. Öte yandan, alacağın devri ile devredenin kişiliğine özgü olanlar dışındaki öncelik hakları ve bağlı haklar da devralana geçer. Asıl alacakla birlikte işlemiş faizler de devredilmiş sayılır. (TBK. m. 189.) Bağlı haklardan maksat, alacağın teminatı olan ayni veya şahsi (kefalet) teminatlar. Yenilik doğuran haklar, örneğin, seçimlik bir borçta alacaklıya geçmiş olan seçim hakkı, ihbar ile alacağı muaccel kılma hakkı, ifayı talep yerine ondan vazgeçerek tazminat talep etme hakkı gibi haklar ile nafaka alacağı gibi alacaklının şahsına bağlı olmayan İcra ve İflas Kanunu ve diğer kanunlarda belirtilen hacze iştirak alacağını iştirak eden diğer alacaklılardan öncelikle alabilme hakları, temlik alana intikal eder. TBK’nın 189. maddesinde düzenlenen alacağın devrinde, devrin kapsamı sayılmak suretiyle belirlenirken “munzam zarar” ifade edilmemiştir. Dolayısıyla alacağın devri sözleşmesinde açıkça “munzam zarar” devredilmemişse alacağın ilk sahibi, borçludan temerrüt tarihinden tahsil tarihine kadar geçen süre için munzam zarar isteminde bulunabilecektir.

Tüm bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince, taraflar arasında davalının işyerinde tadilat ve dekorasyon işlerinin yapılmasına ilişkin sözlü olarak eser sözleşmesi konusunda anlaştıkları ancak davalının iş yapılmış olmasına rağmen bedeli ödemediği, yapılan iş ve imalatların tespiti için Kayseri 3. Sulh Hukuk mahkemesinde dava açıldığı ve 1.500.000,00 TL davacının harcama ve diğer alacağı olduğunun anlaşıldığını belirterek şimdilik 10.000,00 TL alacağın tahsili amacıyla Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/713 Esas numarasıyla dava açıldığı, davanın kısmen kabulü kısmen reddi ile, 10.000,00 TL alacak bedelinin dava tarihinden itibaren, 746.384,88 TL alacak bedelinin ise ıslah tarihi olan 18.04.2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline karar verildiği anlaşılmıştır.

Davacı dava dilekçesinde; munzam zarar talebini iki nedene dayandırmıştır. Bunlar; ekonomik gelişmeler, enflasyon, döviz, altın vs. fiyatlarının artışı nedeniyle uğradığı munzam zarar, diğeri ise alacağını zamanında tahsil edememesi nedeniyle bankalardan çektiği krediler nedeniyle ödediği faiz ve masraflardır.

Yukarıda açıklandığı üzere, munzam zarar hesabında soyut ve somut yöntem olmak üzere iki yöntem söz konusu olup, zarara uğrayanın her iki yönteme birden dayalı olarak tazminat talep etmesi mümkün değildir. Zira, böyle bir durumda mükerrer tazminata hükmedilmiş olacaktır. Örneğin yüksek enflasyon sebebine dayalı olarak soyut yöntemle munzam zararın hüküm altına alınmış olması halinde, zarara uğrayanın alacağını zamanında tahsil etmiş gibi bir hukuki sonuç ortaya çıkacağından, ayrıca bir de somut yönteme dayalı olarak bankadan çektiği krediler nedeniyle uğradığı munzam zararın hüküm altına alınması mümkün değildir. Burada zarara uğrayan için en fazla giderim sağlayan yöntem tercih edilmelidir.

Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan alınacak raporla, belirtilen ekonomik unsurlar dikkate alınarak oluşturulacak sepet hesabına göre, davacı alacaklının, munzam zarar hesabının yapılması gerektiği de gözetilerek, temerrüt faizini aşan bir zarara uğrayıp uğramadığı tespit edilerek, varsa bu zarar miktarından davacı tarafından tahsil edilen temerrüt faiz miktarı da çıkartılmak suretiyle tespit edilecek munzam zarar alacağının tahsiline karar verilmesi gerekirken, Dairemizin munzam zarar alacağına ilişkin yukarıda açıklanan ilkelerine aykırı olarak, yanılgılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.

VI. KARAR Yukarıda çıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,16.04.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2025/1988, K. 2026/1547, T. 16.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-6-hukuk-dairesi-2025-1988-e-2026-1547-k-cb1dfc880c8e