Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/1287 E. 2026/749 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/1287
- Karar No
- 2026/749
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/223 E., 2025/95 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/365 E., 2022/907 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davaya konu seranın da içinde bulunduğu taşınmazı dava dışı ... Tar. Gıda Hay. İnş. Tic. Ltd. Şti'den satın alarak, dava dışı satıcının davalı ile yaptığı sera yapımına dair sözleşmedeki tüm hak ve alacaklarını da 10.08.2016 tarihli alacağın temliki sözleşmesi ile temlik aldığını, temlik sözleşmesi ile davacının tarafı haline geldiği ... sözleşmesi gereği davalı yüklenicinin eksik ve ayıplı yaptığı sera nedeni ile davacının hem seranın eksik ve ayıplı imalâtından kaynaklı imalât zararlarının bulunduğunu, hem de eksik ve ayıplı imâl edilen seradan kaynaklı ürün zararlarının bulunduğunu ileri sürerek, eksik ve ayıplı imalât bedelinin tahsili ile domates fidelerinin zarar görmesi sebebiyle uğranılan zararın tazminini talep etmiştir.
Karşı davada davacı vekili karşı dava dilekçesinde; sera imalâtı ile ilgili olarak sözleşme dışı ek imalâtlar yapıldığını, iş sahibinin sözleşmeye uymaması nedeni ile sözleşmenin revize edildiğini, ödemelerin geç yapılması sebebiyle müvekkili açısından vade farkı alacağının doğduğunu belirterek, ödenmeyen sözleşme dışı imalâtların bedelinin tahsili ile sözleşmenin revize edilmesi ve ödemelerdeki gecikmelerden kaynaklanan vade farkı alacağının tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafın ... sözleşmesi bedelini ödemede sürekli geciktiği için sözleşmenin revize edilmesi gerektiğini, sera yapım işinin eksiksiz ve ayıpsız olarak teslim edildiğini, serada işinin ehli kişilerin çalışmaması nedeni ile sisteme hatalı müdahaleler sonucu arızaların meydana geldiğini, düzeltilmesi için yeni malzeme alınması gerektiği halde iş sahibinin kabul etmeyerek eldeki malzemelerle tamir yolunu direttiğini, sinek tüllerinin cam sera uygulamalarına ve bu konudaki bilimsel tekniklere uygun şekilde montajlandığını, sinek tüllerindeki montaj gecikmesinin yine iş sahibinin ödeme yapmamasından kaynaklandığını, serada yaşanan sehim ve çekmelerin yine iş sahibinin seranın kapasitesinin üstünde ekim yapmasından kaynaklandığını, bitki tellerinin yüksekliği konusunda iş sahibinin ısrarcı müdahalesinin bulunduğunu, bunun sonucunda bitki üretimindeki zayiatın tamamen kullanıcı hatası olduğunu, sineklerin verdiği zararların da teknik olarak seraya rüzgarla, insan eliyle ya da pek çok yolla girebilme ihtimalinden kaynaklandığını, bu olayın yükleniciye atfedilemeyeceğini, davacı tarafın delil tespiti raporuna bu yönden de itiraz edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Karşı davada davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı yüklenicinin ekonomik sıkıntıda olduğu ve malzeme temininde sorunlar yaşadığını beyan ve talep etmesi üzerine yükleniciye verilen vadeli çeklerin geri alınarak peşin ödemelerin yapılması için sözleşmenin revize edildiğini, kredi çekilerek davalı yükleniciye peşin ödeme yapıldığını, iki adet taşınmazın devrinin de yapıldığını, ilk sözleşmeye göre 20.03.2016 tarihinde başlayacak ilk ödeme ile 20.06.2016 tarihinde sona erecek 1.120.560,00 TL bedelli ödemenin revize edilen sözleşme ile peşin hale getirildiğini, toplamda 1.700.000,00 TL'nin 20.03.2016 tarihine kadar davalıya ödenmesine ve bunun ancak kredi çıkınca yapılacağını bilmesine rağmen ödemelerin geciktirilmesinden bahsedilmesinin iyiniyetli olmadığını savunarak, karşı davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; asıl dava yönünden davacı tarafça yaptırılan delil tespitinde çatıda bulunan havalandırma pencerelerinin hiçbirine sinek tülünün takılı olmadığının tespiti edildiği, davacının domates fidelerini dava dışı ... Fide Üretim.. A.Ş'ye sipariş vererek ürettirdiğinin dosyada bulunan 26.05.2016 tarihli fatura ile belirlendiği, hükme esas alınan bilirkişi raporunda 50.025 adet domates fidesinin teslim alındığı tarihten sonra bekletilemeyeceği, sera havalandırmalarına sineklik tülü takılmasının beklenmesi halinde fide kayıplarının yaşanacağı, bu sayıdaki domates fidesinin yeniden üretilmesinin beklenmesi durumunda da sezonun kaçırılacağı düşünülerek domates fidelerinin seradaki eksikliklere rağmen dikildiği, davacının bu konuda fide üretimi yapan firmalara bağlı olduğu düşünüldüğünde başka seçeneğinin bulunmadığı yönünde görüş belirtildiği, bilirkişi raporları ile davacının serasında davalı yanca zamanında takılmayan havalandırma tülleri nedeniyle seraya sarı tepe kıvırcık virüsünün tek yayılma kaynağı olan beyaz sinekler yolu ile bulaştığı ve toplamda 10.000 adet fidenin sökümüne neden olduğu, son alınan bilirkişi raporunda her ne kadar Altes F1 domates çeşidinde her bitkiden üretim sezonu boyunca 28-30 salkım domates elde edileceği ve her salkımda 5 adet meyve oluştuğu, sökülen 10.000 adet bitkiden 2 dal ile çift verim alınacağının önceki bilirkişi raporlarında gözden kaçtığı belirtilerek yapılan masraflar düştükten sonra dava tarihindeki net zararın 1.292.954,06 TL olduğu belirlenmiş ise de; davacının önceki bilirkişi heyeti raporlarında bu değerin 440.000,00 TL olarak belirlenmesine itiraz etmediği, bu belirlemeyi kabul ettikleri yönünde beyanda bulunmuş olması karşısında, bu tazminat yönünden ıslah edilen kısım reddedilerek, fide sökümünden kaynaklı zararın 440.000,00 TL olduğu, bilirkişi raporu ile eksik ve ayıplı makine, elektrik ve inşaat imalâtı tespit edildiği, davacı tarafından gönderilen 29.06.2016 tarihli e-mail ile seradaki eksik ve ayıplar ile gönderilen mesajda eksiklerin giderilmesi için kesin süre verilmediği gibi herhangi bir mali veri yazılmadığından, davalının dava tarihi itibariyle temerrüde düşürüldüğü gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulü ile davacı - karşı davalının, eksik ve ayıplı makine imalâtı nedeniyle 51.800,00 TL, eksik ve ayıplı elektrik imalâtı nedeniyle 1.360,00 TL, eksik ve ayıplı inşaat imalâtı nedeniyle 49.000,00 TL, fide sökümü nedeniyle uğradığı zarar olan 440.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyen ticari reeskont faizi ile birlikte tahsiline, davacı - karşı davalının dava dilekçesinde eksik ve ayıplı makine ve elektrik imalâtı için açtığı davanın 38.840,00 TL'lik kısmının esastan, ıslah ile artırılan tazminat miktarının karşı tarafın zamanaşımı itirazı nedeniyle esastan reddine, karşı dava yönünden ise davacının 69.320,75 TL vade farkı alacağına yönelik talebinin, taraflar arasındaki sözleşmede davalının vade farkından kaynaklı alacak talep edebileceğine dair bir hüküm bulunmadığı, karşı davacının ek işler ve vade farkı için düzenlediği faturaların davalı yanca iade edildiği, yine fazla imalât bedeli yönünden yaptığı alacak talebi için hava fotoğrafları kullanarak düzenlenen bilirkişi raporları ile sözleşme dışında yaptığı fazla imalâtın 10.240,00 TL olduğu gerekçesiyle karşı davanın kısmen kabulü ile 10.240,00 TL fazla imalât bedelinin karşı dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline, fazlaya ilişkin talebinin reddine, vade farkı alacağı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacı-karşı davalı vekili asıl ve karşı dava yönünden temyiz dilekçesinde; asıl dava yönünden gerekçeli karar ile hüküm fıkrasının çelişkili olduğunu, mahkemenin zirai açıdan oluşan zararların tespitinin yapıldığı bilirkişi raporuna bu yönden itiraz etmediği için usuli kazanılmış hak doğduğu yönündeki tespitinin hatalı olduğunu, yüklenicinin zirai zararın doğmasından sinek tüllerini takmaması nedeniyle sorumlu olduğunun tespitine dair bilirkişi raporunun sadece değerlendirme kısmına katılmanın sonuç kısmındaki zarar miktarını onaylamak anlamına gelmediğini, ayrıca bu zararla ilgili gerekçede usuli kazanılmış haktan, hüküm fıkrasında ise zamanaşımından reddedildiğinin yazılı olduğunu, ayrıca yüklenicinin ağır kusuruyla sözleşmeyi hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi halinde zamanaşımından yararlanamayacağını, temerrütle ilgili değerlendirmenin hatalı olduğunu, yüklenicinin eksiklerden haberdar edildiği tarihte temerrüde düştüğünü, karşı dava yönünden ise eksik ve ayıplı imalât yapan yüklenicinin fazla imalât yaptığından bahsedilemeyeceğini beyan etmektedir.
2.Davalı-karşı davacı vekili asıl ve karşı dava yönünden temyiz dilekçesinde; istinaf sebepleri yönünden verilen kararda gerekçenin yer almadığını, uzman görüşü raporu sunulmasına rağmen incelenmediğini, mahkemece görevlendirilen bilirkişiler arasında bitki hastalıkları alanında uzman bilirkişi bulunmadığını, istinaf dilekçesi ile sunulan uzman raporu ile bilirkişi raporunun çelişkili olması durumunda çelişkinin giderilmesi gerektiğini, asıl dava yönünden sözleşme gereği davacının fide dikimine başlamasının işi eksiksiz ve ayıpsız teslim aldığını gösterdiğini, mahkemenin asıl sözleşmeyi nazara alıp, revize sözleşmeyi gerekçesinde tartışmadığını, işin teslimi, garanti süresi gibi hususlarda hep ilk sözleşmeyi nazara aldığını, revize sözleşmeyi yok saydığını, e-mail yolu ile yapılan bildirimin TTK anlamında ihtar kabul edilemeyeceğini, ayıp ihbarının süresinde yapılmadığını, fide dikiminin işin teslimi anlamına gelmesi sebebiyle ayıp ihbarı süresinin bu tarihten başlayacağını, fidelerle ilgili zararın yüklenici tarafın kusurundan kaynaklandığına dair açık bir rapor veya tespitin bulunmadığını, ödemelerin eksik yapılması nedeni ile tamamlanmayan seraya fide dikimi yapılmasının iş sahibinin kusuru olduğunu, mekanik ve inşai raporların birbirine tamamen zıt olmasına rağmen bu çelişkilerin giderilmediğini, karşı dava yönünden ise fazla imalâtın hatalı belirlendiğini, bilirkişi raporuna itirazlarının dikkate alınmadığını, vade farkı ile ilgili mahkeme kanatinin hatalı olduğunu, yemin delilinin hatırlatılmadığını, karşı dava yönünden vekalet ücretinin de hatalı hesaplandığını beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Asıl dava, ... sözleşmesinden kaynaklanan eksik ve ayıplı imalâtlardan kaynaklı alacağın tahsili ve fidelerde meydana gelen zararın tazmini, karşı dava ise ilave iş bedeli ve vade farkı alacağının tahsili istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde asıl ve karşı davaya ilişkin ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1. maddesi hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı harçların temyiz eden taraflara yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.03.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Değerli çoğunlukla aramızdaki uyuşmazlık konusu; ... sözleşmesinden kaynaklı fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla açılan tazminatın tahsiline yönelik davada, ıslah edilen kısım bakımından zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine ilişkindir. Dava açılmasının sonuçlarından en önemlisi; dava açılmasıyla birlikte zamanaşımının kesilmesidir (TBK m. 154/I-b. 2, TMK m. 714, 777/3). Kısmi veya belirsiz alacak şeklinde açılan bir davada; davacının gerçekte, biri fazlaya ilişkin hakkı saklı tutularak istediği bir miktar alacak, diğeri ise asıl alacak miktarının tespit edilmesi olmak üzere iki talebi söz konusudur. Dolayısıyla, bir davanın açılması ile birlikte bu taleplerin tümü açısından zamanaşımı kesilmiş olmaktadır. Bununla birlikte; uyuşmazlığın ıslah hukuki müessesesi ile doğrudan ilgili olması nedeniyle, Yargıtay’ın ıslahla ilgili uygulamalarına göre, alacağın ıslah edilen kısmı bakımından zamanaşımı sorununun geçmişte ne şekilde çözülmeye çalışıldığına, uygulamanın hangi aşamalardan geçtiğine değinmekte yarar vardır. Bilindiği üzere, yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı HUMK’ un 87. maddesinde; “... Müddei ıslah suretiyle müddeabihi tezyit edemez” hükmü yer almaktaydı. Bu yasaklama nedeniyle fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak kaydıyla açılan davanın yargılaması sırasında davacının tazminat veya alacak tutarının belirlenmesi halinde ancak ek dava açılmak suretiyle alacağın fazla olan kısmı istenebilmekteydi. Böyle bir durumda, doğal olarak ek dava ile talep edilen kısmın zamanaşımına uğraması ve zamanaşımı def’i ile karşılaşılması hâlinde, ek davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmekteydi. Bu düzenleme Anayasa Mahkemesinin 20.07.1999 tarih, 1999/1E, 1999/33K sayılı kararıyla iptal edildi. İptalden sonra ek dava yerine kısmi ıslah suretiyle müddeabih artırılarak uygulamaya devam edildi. Ne var ki, ıslah ile arttırılan kısım bakımından sanki ortada bir ek dava varmış gibi zamanaşımı yönünden de iptal öncesi eski uygulamaya devam edilmiştir. Diğer bir anlatımla, “maddi tazminat isteğinin ıslah yolu ile artırılması yeni bir dava niteliğinde” kabul edilerek bu kez zamanaşımına ilişkin süreler yönünden ıslah tarihi esas alınmıştır (Örneğin; Y. 4. H.D.’nin, 09/10/2008 tarih, E: 2008/1009-K: 2008/11376, 14/12/2009 tarih, E: 2009/2469-K: 2009/140 96... /03/2011 tarih, E: 2010/3617-K: 2011/2427 ... sayılı kararları). Yargıtay’ca önceki uygulamaya devam edilmekle birlikte; bir süre, önceki uygulamalardan vazgeçildiği, alacağın ıslah ile artırılması işleminin yeni bir dava niteliğinde olmadığı görüşü doğrultusunda, ıslah edilen kısım bakımından da asıl dava tarihi itibariyle zamanaşımının kesildiği kabul edilerek zamanaşımı savunmalarının (zamanaşımı def’ileri) ret edilmesi gerektiği yönünde kararlar verilmiştir (Örneğin; Yargıtay. 4. H.D.’nin,13.5.2015 t, 2014/8157e, 2015/6129k,- 26.1.2015t, 2014/3804e, 2015/896k,- 16.12.2014 t, 2014/5780e, 2014/17282k,- 15.12.2014t, 2014/2324e, 2014/17159k,-6.11.2014t, 2013/18979e, 2014/14634k, 9.4.2013t,2013/2846e,2013/6598k, 3.4.2012t, 2011/2245e, 2012/5545k,- 28.3.2012t, 2011/1872e, 2012/5105k,- 29.2.2012t, 2010/14910e, 2012/3119k,- 7.12.2011t, 2011/13864e,2011/13114k, v.b ... sayılı kararları). Ancak, hemen belirtmek gerekir ki daha sonra, “alacağın ıslah ile arttırılması işleminin yeni bir dava niteliğinde” olmadığına ilişkin görüşten vazgeçilip tekrar eski uygulamaya dönülerek alacağın ıslahla artırılan kısmı açısından zamanaşımının işlediği benimsemiştir (Örneğin; Y. 4. H.D.’nin, 13/06/2016, E: 2016/3774-K: 2016/77 93... /06/2016 tarih, E: 2015/11319-K: 2016/7830 ... sayılı kararları).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu uygulamasına gelindiğinde; bir çok kararda tam ıslah için, ilk dava açılmakla alacağın tamamı bakımından zamanaşımının kesildiği kabul edilirken aynı kararda kısmi ıslah bakımından zamanaşımının işlemeye devam edeceği belirtilmiştir (Örneğin, 16.3.2016 tarih, E: 2014/4-896E-K: 2016/332K). Şüphesiz bu apaçık bir çelişkidir. Görüldüğü üzere; ıslahla alacağın miktarının artırılmasına ilişkin konularda, Yargıtay’ca farklı uygulamalara gidildiği anlaşılmaktadır. Islah ile ilgili uygulamalardan kısaca söz ettikten sonra, bu konuya ışık tutacağına ve uygulamaya yeni bir bakış açısı getirip yeni bir yön vereceğine inandığımız, 24.05.2019 tarih, 2017/8E- 2019/3K sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’na (YİBK) değinmekte yarar vardır. Davacının, dava dilekçesinde faiz talep etmekle birlikte, ıslah dilekçesinde faiz istememesi nedeniyle ıslah edilen kısım için de faize hükmedilip hükmedilemeyeceği içtihadı birleştirmeye konu olmuş; sonuçta, “... Bir miktar para alacağının faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin talep edildiği kısmî davada, dava konusu miktarın kısmî ıslahla faiz talebi belirtilmeksizin arttırılması hâlinde, arttırılan miktar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedilecektir.”şeklinde içtihatların birleştirilmesine karar verilmiştir. Faizle ilgili olan bu karar, zamanaşımı konusuyla doğrudan ilgili değilse de, içtihadı birleştirme kararları; konularıyla sınırlı, sonuçlarıyla bağlayıcı, kararda belirtilen gerekçeleriyle yol gösterici nitelik taşırlar. Bu YİBK’nda açıkça; ıslahın yeni bir dava olmadığı, dava dilekçesinde bir miktar para alacağının faiziyle birlikte istenmesi hâlinde, ıslah dilekçesinde faize yer verilmemiş olsa bile ıslahla artırılan alacak miktarı yönünde de faize hükmedileceği kararlaştırılmıştır. Diğer yandan, ıslah edilen kısım bakımından zamanaşımı meselesi Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru konusu olmuş, Mahkeme, kararlarında istikrarlı bir şekilde; “... Yukarıda yer verilen tespitler ışığında başvuruya konu olay değerlendirildiğinde başvurucunun ıslaha konu dava değerinin artırılan kısmı yönünden davanın zamanaşımından reddedilmesine ilişkin uygulamanın başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçla karşılaştırıldığında orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. ... Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir” şeklinde kararlar vermiştir (12.07.2023 tarih,2019/37411Bir. Başvru ve 23.3.2023 tarih, 2019/430 Bir. Başvuru). Anayasa Mahkemesi yine 27.11.2019 tarih, 2016/9312 Bir. Başvuru kararında da açıkça; “... Somut olayda destekten yoksun kalma tazminatının ıslahla artırılan kısmının dava zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesinin başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği açıktır.” demek suretiyle hak ihlali kararı vermiştir. Bu konu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) de taşınmış, Mahkeme, özetle ; ek dava yoluyla ilk talebini arttırma hakkının olayın koşulları altında etkisiz bırakıldığını ve davacının bütün zararı bakımından tazminat talep edemediğini belirterek Sözleşmenin 6/1.maddesi gereği mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. (.../TÜRKİYE . B.Baş.v. no:16312/10, 27.2021trh.) Adalete erişim hakkı en temel haklardandır. Temel hak ve hürriyetler ancak yasayla kısıtlanabilir. Fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak süresinde dava konusu edilen ve yargılamanın devamında alacak miktarının ıslahla artırılan kısmı için zamanaşımının geçtiğine yönelik bir yasal düzenleme de yoktur. TBK 154/2 maddesi gereği dava açılmakla zamanaşımının kesileceği hüküm altına alınmıştır. Yukarıda bahsedilen İçtihadı Birleştirme Kararında da alacak miktarının artırılmasıyla ilgili kısmi ıslahın yeni bir dava olmadığı açıkça belirtilmiş olmasına göre artık ıslahla artırılan alacak miktarı için dava açılmakla birlikte zamanaşımının kesilmediğinden bahsedilemez. Bir başka ifadeyle fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması halinde tüm alacak (tazminat) bakımından zamanaşımı kesilmiştir. Ayrıca ıslahın; “... Tarafların yaptıkları usul işlemlerinde düşebilecekleri yanlışlıkları düzeltmeye, bırakabilecekleri eksiklikleri tamamlamaya ve böylece adaletli karar verebilmesini sağlamaya yönelik bir yol” (Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Islah, genişletilmiş 5. baskı, s. 48). olduğunu da unutmamak gerekir. Yukarıda yapılan açıklamalar, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları, ilgili mevzuat, ıslahın tanımına ilişkin akademik görüş hep birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki sonuçlara ulaşmak mümkündür.
1. Başlangıçta ıslah ile dava konusunun (müddeabihin) artırılması mümkün değilken, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile mümkün hale gelmiştir.
2. Islah, yeni veya ek bir dava değil, usulü bir hatanın düzeltilmesi veya eksikliğin tamamlanmasıdır.
3. Islah ile arttırılan kısmın bir ek dava olmadığı YİBK ile kabul edilmiştir.
4. Islah edilen kısım bakımından zamanaşımının devam edeceğine ilişkin yasal bir düzenleme yoktur.
5. Tam ıslah yapılması halinde, yeni davanın zamanaşımına uğramayacağı kabul edilmişken, kısmi ıslahta zamanaşımının kabul edilmesi, izahı güç, çelişkili bir durumdur.
6. Islah edilen kısma ilişkin talebin zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddedilmesi, başta Anayasa’nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1.maddesinde belirtilen hak arama hürriyetini engellemekte, sonuçta hak ihlalleri doğurmaktadır. Uygulamanın bu şekilde devam etmesi hâlinde de yeni hak ihlallerinin doğması kaçınılmaz olacaktır. Yukarıda açıklanan sebeplerle; kısmi ıslahın, ıslah edilen miktar bakımından yeni bir dava olmadığı dikkate alınarak asıl davanın açılmasıyla zamanaşımının tüm alacak (tazminat) bakımından kesildiğinin kabul edilmesi gerekir. Bu gerekçeyle kararın ıslah edilen kısım bakımından zamanaşımı nedeniyle reddine ilişkin kısmının bozulması düşüncesinde olduğumdan, sayın çoğunluğun onama görüşüne katılmıyorum.